Kemal CAN



Bookmark and Share

Üçüncü yılında 15 Temmuz


17.07.2019 - Bu Yazı 157 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  15 Temmuz’un üçüncü yılını idrak ettik. Hem meclisteki toplantıda, hem Atatürk Havalimanı’ndaki mitingde, hem de aslında her yerde, zaten malum olan bir tablo yine son derece net biçimde ortaya çıktı. Ne kadar aksi iddia edilirse edilsin, “olması gereken” faslından ne kadar ‘mış gibi’ yapılırsa yapılsın, bu tarih bütün ülke insanlarının hafızasında ortak duygu ve düşünce kodlarıyla asla yer almayacak. Herkesin tamamıyla buluştuğu geniş bir ortak paydadan değil, asgari bir benzeşmeden bile bahsetmek zaten yoktu, artık iyice zor. Olayı Allah’ın lütfu olarak görenden kontrollü olduğuna inanana, bir demokrasi dönemeci diye değerlendirenden her şeyi açıklayan sicil varakası haline getirene kadar onlarca farklı pozisyon var ama hiçbiri aynı zemini kullanmıyor. Yaşananın adlandırılması ve anlamlandırılması kadar, nasıl kullanıldığı ve araçsallaştırıldığı da yeni açılar veya mesafeler oluşturuyor. Vakanın kendisi gibi, sonrası da acayipliklerle dolu olduğu için çapaklarından arınmış bir ortalama çerçeve oluşmuyor. Türkiye tarihinin pek çok siyasi vakasında olduğu gibi 15 Temmuz da, resmi ve gayri resmi olarak birbirinden çok farklı yazımlarla kayıtlara girdi.

15 Temmuz vesilesiyle yapılan törenlerdeki iki konuşma, medya ve sosyal medya üzerinden çok tartışıldı. Biri meclisteki oturumda CHP adına konuşan Engin Özkoç’un, yaşananlarda iktidarın payı meselesine özel bir ağırlık vermesi, diğeri de Erdoğan’ın İstanbul’daki toplantıda Kemal Kılıçdaroğlu’nu yuhalatması. Her iki olay da farklı kesimlerce “günün anlamına” pek aykırı bulundu, eleştirildi. Aslında kimsenin fazlaca inanmadığı ortak duygu ve düşünce çerçevesi illüzyonu bir kenara bırakılırsa, olup biten günün anlam ve önemine ters olmak şöyle dursun son derece uygun. Ne olduğu, neden olduğu bir yana, olandan nasıl sonuç çıkartıldığı farklı olunca “günün anlamı” da bambaşka hale geliyor. Dolayısıyla, günün ortak bir anlamı olmadığı için kimse bu anlamın dışına çıkmakla eleştirilemez veya herkes birbirini anlam dışında olmakla kolayca suçlayabilir. Pek çok vakada tekrar edilen zorlama birlik beraberlik görüntüleri, son yılların ikliminde daha kolay dikiş atıyor. Çünkü ne davet edenler, ne de katılanlar sahiden bir arada olmanın gereğine inanıyor, zorlama ve zorlanma bu resimlerin her noktasından sırıtarak bakıyor.

Erdoğan için 15 Temmuz’u Allah’ın lütfu haline getiren kuşkusuz sağlayacağı imkanlardı. Çok eleştirilmesine rağmen bazen başka konularda da yaptığı gibi açık sözlü biçimde olayın ne işe yarayacağını söylemekte sakınca görmemişti. Çok kuvvetli bir mağduriyet kalkanıyla içeride yüksek bir destek konsolidasyonu, dışarıda da ciddi saldırılara dirençli, güçlü liderlik görüntüsü. Pek çok yan faydanın yanında, muhalefetin hareket alanını sınırlama ve kendi tarihinin bir çok negatif kalıntısını temizleyecek bir sıfırlama da, diğer önemli başlıkları oluşturdu. Kağıt üzerinde kolay işleyecek bu avantajların yanında, OHAL ve KHK düzeniyle eşi görülmemiş ve çok zayıf bir dirençle uygulanabilen bir karşı saldırı imkanı da cabası. Çok hızlı ve etkili biçimde bu avantajlar ve hamle fırsatları da devreye girdi. Uzatılmış OHAL zemininde büyük bir tasfiye ve abluka uygulandı, o şartlarda yapılan bir referandumla da kalıcı bir sistem değişikliğine girişildi. Fiili uygulamalarla ilerleyen baskıların alanı genişletilirken, Bahçeli’nin girişimiyle bunlara yasal alt yapı sağlayacak büyük bir adım atıldı. Ancak bu hız ve şiddetle ilerlemek beklenen faydaların hepsini yaratmadı, Allah’ın lütfuyla gelen imkanların etkileri aynı hızda zayıfladı.

Darbe girişimiyle aynı yılda ve hemen ertesi sene referandum öncesinde yapılan kamuoyu yoklamaları, seçmen üzerindeki 15 Temmuz etkisinin beklendiği kadar güçlü ve kalıcı olmayacağının işaretlerini verdi. Bu yüzden, 15 Temmuz rüzgârının dolduracağı yelkenlerin, gelmekte olan seri krizlere yetecek direnci sağlamasından duyulan endişe, aceleyle referandum ve koşarak bir erken seçim gerektirdi. Her iki yoklamada da ortaya çıkan sonuçlar Allah’ın lütfuyla gelen dalganın çok mesafe aldırmadığını gösterdi. 2011 yılında tek başına yüzde 50 oranına çıkan iktidar, ittifakla bile bu seviyeden çok yukarı gidemedi. Abartılı medya taarruzu ve siyasi baskılara rağmen sağlam bir iktidar kalkanı imal edilemedi. Bir grup ulusalcı, Avrasyacı ile muhatap alınmayı kariyer haline getiren bazı simalar dışında taze destek üretilemedi. Yerel seçim sonuçlarıyla da artık destek katılaşmasından değil, hızlı bir çözülmeden bahsedilmesinin zamanı geldiği görüldü. 15 Temmuz iktidar için kuvvetli bir kaldıraç haline gelemedi, etrafında üretilen hikayeden de ne demokrasi bayramı, ne herkesi etkileyen anma günü çıktı.

Erdoğan yaptığı konuşmada, ekonomik krizden dış politikaya kadar bütün sıkışma alanlarından çıkış ve büyüyen çözülme tehlikesi için çekirdek tabanı sıkı tutma işini öne aldığının işaretlerini vermeye devam etti. Yerel seçimden sonra, özellikle de yeni parti girişimleri dolayısıyla hasarın çekirdek tabana bulaşması riski karşısında, bu ihtiyaç daha acil hale gelmiş görünüyor. Destek tabanını genişletme ve muhalefetin bir kısmını bloke etme konusunda hesap edildiği kadar fayda getirmeyen 15 Temmuz, bir milli gün havasından çok, iç motivasyon konusu olarak tazeleniyor. Bu yüzden de, Kılıçdaroğlu’nu yuhalatmak, sahte bir Türkiye ittifakı görüntüsünden daha işlevli, “ümmet” vurgusuyla daha uyumlu duruyor. Türkiye’nin hep birlikte sağladığı demokrasi direncini ve birlik fikrini öne çıkartmak yerine, yedi düvele karşı savaşan iktidara nankörlük edenlerden söz açmak daha işe yarar bulunuyor. 15 Temmuz’un uluslararası alanda dirençli ve sarsılmaz güç görüntüsü yaratma konusundaki etkisinin zayıflaması da, yeni bir meydan okuma görüntüsüyle dengelenmeye çalışılıyor. S-400 lobisinin etkili tazyiki ile geri dönüşü iyice zorlaşmış pozisyon, destek alanını genişleterek değil safları sıklaştırarak, hacmi değil yoğunluğu artırarak sağlanmak isteniyor.

İktidar ve Erdoğan için, “birlik ve beraberliğe çok ihtiyaç olan günler” değil, zayıflamayı dengeleyecek toparlanma zamanı. Muhalefet açısından da, “bize ne derler” baskısının nispeten azaldığı, endişelerin daha az abartıldığı bir dönem açılmış gibi. Bu durumda, kimsenin ortak bir 15 Temmuz’a ihtiyacı yok, aksine herkese kendi 15 Temmuz’u gerekiyor. Oluşması, yaşanması ve sonrası ortak olamayan bir vakanın birleştirici olması da mümkün değil ama ona yüklenen anlamla hala kullanışlı olabileceğini düşünenler var. Ancak daha üçüncü yılında güçlü bir ritüel olma vasfını kaybetmiş ve bütün resmi desteğe rağmen cılız bir etki yaratmış, zaten ilk etkisi de sınırlı ve kısa olan 15 Temmuz’dan yeni bir motivasyon çıkma olasılığının çok yüksek olmadığını gösteriyor. Artık sembolik çıkışlarla, retorik hamlelerle büyük etkiler ve yeni dalgalar üretmek, gidişatı tersine çevirmek o kadar kolay değil. Aynı şekilde pek çok alanda olduğu gibi bu konuda da, geçmişe referanslı ifşa muhalefetinin yaratabileceği yeni bir heyecan bulunmuyor. Aradan geçen üç yılın ardından 15 Temmuz, tarihin en kritik olayı veya asıl meseleyi saklayan mizansen diyenlere de fazla bir şey vadetmiyor

 

Facebook Yorumları

reklam
7.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
10.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
19.06.2019
'Son kırılma'
12.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
8.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive