Kemal CAN



Bookmark and Share

'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?


24.4.2019 - Bu Yazı 279 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Resmi ağızlardan verilen açık desteklerle, sosyal medyada örgütlenen zorlama kampanyalarla Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırı, ülkeye yayılan geniş bir ruh halinin sonucuymuş gibi bir hava estiriliyor. Çok değil daha birkaç yıl önce birbirlerine en ağır hakaretleri yapmış, sonra hepsini yutmuş ve unutulduğunu sanan koca koca adamlar, hafızadan, asla unutmayan halktan bahsediyorlar. Kendi ifadesinde, cenazesi kaldırılan askerle bir akrabalığı olmadığını, siyasilerin ve medyanın söylemlerinden etkilendiğini, olay anında birilerinin arkasından vursana diye bağırdığını söyleyen saldırgan hakkında olmadık hikayeler kuruluyor. İnanılması istenen kurguya göre: HDP’li seçmenin CHP’li adayları desteklemiş olması nedeniyle vatandaşta bir öfke var. HDP’liler oy verdi diye CHP Genel Başkanı asker cenazelerinden sorumlu tutuluyor, acılı insanlar da buna tepki gösteriyor. İddiaya göre; HDP PKK ile arasına yeterli mesafeyi koyamıyor; CHP de mesafe sorunlu HDP’den kendisine gelen oyların birleştirme tutanaklarından silinmesi için YSK’ya başvurmuyor; o zaman Kılıçdaroğlu askerlerin ölümünden sorumlu. Böyle bir mantık zincirini kurmak, kendiliğinden kuran bulmak zaten tuhaf ama ortalıkta böyle bir ruh halinin hakim olduğunu iddia etmek daha özel bir durum. 6-7 Eylül olaylarına katılanlar arasında, Selanik’te Atatürk’ün evinin yakılmış olduğuna inananlar olsa da, yakmaya çalıştıkları Yahudi düğmecinin bunu yapmış olacağını düşünen olmadığı açık değil mi?

Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırının sadece yaşandığı andaki değil, öncesini ve sonrasını da kapsayan bir hazırlığın ve zorlamanın ürünü olduğuna kuşku yok. Bütün seçim kampanyası boyunca kurulan dil, onun taşıyıcısı medya, bu saldırının da doğrudan sorumlusu elbette. Fakat, bu üretilmiş tepki konusunda muhalefet çevrelerinde kolayca etkili olan bir endişe dalgası oluşuyor: Sahiden böyle bir tepki olabilir mi? Bu haksız kışkırtmalar karşılık üretiyor mu? Tepkinin doğal olduğu, kendiliğinden geliştiği düşünülmese bile, kışkırtmanın sahici bir sonuç vermesi olasılığı haklı bir tedirginlik yaratıyor. “Sürdürülen nefret diliyle yaratılan atmosfer” sorumlu gösterilirken, farkına varılmadan, bu zorlamayı yapanlar için ucuz bir başarıdan da söz edilmiş oluyor. Bu yüzden, saldırının hemen ardından Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu’nun yaptığı türden, dünyadaki benzer örneklerde gösterilen ve gösterilmesi önerilen tepki daha sağlıklı: “Bu yaşanan şeyin gerçek durum ve hissiyatla bir ilgisi yok, dolayısıyla bundan çıkartılacak bir ders olamaz”. Bu yaklaşım sahici dinamiklere gözünü kapatmak veya olup biteni algılayamamak anlamına gelmiyor. Her türlü kışkırtma girişimi, yarattığı sonuca değil, doğrudan kendisine karşı ne yapılacağı ile karşılanmalı. Çünkü, sadece kışkırtmanın sonuçlarıyla ilgili olunması, hazırlanan provokasyonun ana amaçlarından biridir ve yaratabildiği endişe ile kendisine meşruiyet yaratır. Dolayısıyla, ilkesel olarak kışkırtmanın neticelerinden çok, sonuçsuz kalan, sonuç alamayan ve alamayacak olan bir kışkırtmadan bahsetmek daha önemlidir.

İlkesel tutum almayı bir kenara bırakıp yaşananların gerçekliğine bakınca, iktidar sözcülerinin söylediği gibi bir “tepkinin” izleri görülüyor mu? Saldırının gerekçesi olduğu iddia edilen “tepki” -aslında yıllardır ama- aylardır süren seçim kampanyasının ana temasıydı. Bugün saldırıyı meşru bulanlar, seçim kampanyası sırasında meydan meydan gezerek, yalan haberler yaptırarak, hatta bazı mizansenlerle hep bu “tepkiyi” çağırdılar, bütün sermayelerini buna yatırdılar. Buna fazla teşne olanların bir kısmında belki bir karşılık bulmuş olabilirler ama seçimin sonuçları bu çağrıların büyük bir teveccühle karşılandığını, yayılıp etkili olduğunu söylemiyor. Ankara’yı, İstanbul’u, Antalya’yı, Adana’yı, Mersin’i muhalefete geçiren, hemen her yerde iktidarı gerileten oy hareketi, iktidarın çağırdığı, kışkırttığı “tepkinin” yükselen bir dalga oluşturmadığını gösteriyor. İktidara yakın medyanın bir kısmında, AKP içindeki bazı çevrelerde ve yine iktidara yakın olduğu bilinen araştırmacıların içinde de çeşitli dozlarda bu gerçeğin itiraf edildiği değerlendirmeler görülüyor. Değil genel kamuoyunda iktidarın kendi seçmeni içinde bile bu saldırgan dilin, kışkırtmaların destek görmediği gibi, tepki de aldığı, başarısızlığın sebeplerinden olduğu daha yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. Ayrıca seçim sürecinde, alanda ve bire bir temas halinde bir kampanya yürüten muhalefetin -çok tepki biriktirdiği iddia edilen CHP adaylarının- birkaç tezgahlanmış mizansen dışında protesto edildiğini, ciddi bir tepkiyle karşılaştığını da duymadık. Erdoğan’ın bahsettiği “gaz sıkışması” daha çok sonuç alınamamış “gaz verme” halinde kaldı.

Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıyı meşrulaştırmak için, bir toplumsal tepki havası yaratma, varmış gibi davranma, bunu imal etme gayretini, daha önce pek çok linç organizasyonunun önünde ve arkasında gördük. Bu ülke, linç güruhları yaratma konusunda çok çeşitli örneklerle zengin bir deneyim, kabarık bir sicil sunuyor. “Linç, en aşikâr medeniyet kaybıdır. Lincin sıradanlaştığı, kolektif bir utanç yaratmadığı, infiâl uyandırmadığı bir toplum, toplum olma vasfını yitirir” diyen Tanıl Bora’nın “Türkiye’nin Linç Rejimi” kitabı bu resmi gayet açık biçimde çiziyor. “Vatandaşın tepkisi büyük” denilerek teşvik edilen, meşrulaştırılan, organize edilen saldırıları mesaja, tehdide, hatta imhaya çevirmenin sayısız örneği yaşandı, görüldü. Ve aslında bu örneklerin hemen hepsinde -en azından büyük çoğunluğunda- sahici bir tepkinin, tırmandırılması veya yönlendirilmesinden çok, imal edilmiş güruh ve motivasyonların daha belirleyici olduğunu da gördük. Çünkü, sahici tepkileri sivriltmek, örneğin “artık ölümler olmasın, kimse ölmesin” gibi gerçek bir talebi desteklemek, linç organizatörlerinin istemediği dinamikleri de serbest bırakabileceği için elverişli bulunmuyor. Sahicileşen tepki, gerçek sorumluların da hedefe konulması riskini taşıyor. Saldırılarda görevlendirmeyle veya kendi hevesiyle yer alanlar için resmi otorite nezdindeki kabul ve destek görmek çok önemli, hatta daha önceki örneklerde gördüğümüz gibi başkalarına da bulaşabiliyor. Türkiye’de buna teşne bir toplumsal vasat ve kullanışlı bir insan malzemesi de mevcut. Bu nedenle, daha sonra da bu malzemeyi kullanmayı düşünenlerin, linç faillerini asla yalnız bırakmadıklarını, açıktan olmasa bile -bu sefer fazla açıktan- örtülü desteklerini esirgemediklerini biliyoruz. Ancak, saldırıları, saldırganlığı haklı gösterme çabasındaki asıl motivasyon, görünür failleri korumak değil, kışkırtmayı yapanların kendilerinin ihtiyaç duyduğu meşruiyetle alakalı. Bu yüzden, ileri sürülen bahaneleri toptan reddetmek, gerilim ve kışkırtma ile yaratılmak istenen atmosfere temelden karşı durmak çok daha önemli. Çok haklı olarak kışkırtmalardan duyulan büyük endişenin panzehiri de burada.

Facebook Yorumları

reklam
7.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
10.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
19.06.2019
'Son kırılma'
12.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
8.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive