Kemal CAN



Bookmark and Share

Mazbata hakların diyeti olmamalı


14.4.2019 - Bu Yazı 228 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Seçim sonrasındaki ikinci haftayı da tamamlıyoruz. Mazbataların verilmemesi, bazı seçim sonuçlarının tanınmaması, haklı itirazların dikkate alınmaması, uydurma itirazlarla sürdürülen örgütlü mızıkçılık, işe yarar bir malzeme bulunması için her şeyin seferber edilmesi ve bu umutsuz uzatmanın dayanaksız biçimde beklenmesi gibi açık ihlallere, YSK’nın KHK’lılara mazbata verilmeyeceği ve kaybedenleri başkan ilan etme kararı eklendi. Sadece seçim etrafında dönen baskın gündem nedeniyle de, mesele yoğun ama ağırlıklı olarak seçimle bağlantılı olarak konuşuluyor. Hiçbir mahkeme tarafından haklarında verilmiş herhangi bir kısıtlılık kararı olmaksızın insanların seçilme hakkının gasbı çok önemli bir seçim ihlali. Ayrıca, konu sadece seçilme hakkıyla ilgili de değil. Çünkü, aday olabilecekleri aynı YSK tarafından onaylanmış adaylara oy verenlerin seçme hakkı da gasp edilmiş oluyor.

Yetmezmiş gibi, herhangi bir dayanağı olmaksızın mazbataların binlerce oy geriden gelen ikinci adaylara verilmesi, seçimleri düzenlemeye yetkili yargı organının eliyle örgütlü hile yapılması demek. AKP’nin Ahmet Türk’e sağlık gerekçesiyle mazbata verilmemesi talebi de ahlaki seviyeyi gösteriyor. Verilen dilekçede, Türk’ün sağlık gerekçesiyle hapishaneden çıktığı, eğer sağlık sorunu yoksa içeriye atılması gerektiğine dair bir gönderme bile mevcut. Bütün bunlar, İstanbul Büyükşehir Belediye’sinde yaşananların çok çok üzerinde bir sandık-seçim ilgası, imhası ama bir yandan da ağır siyasi düşüklük, seçim usulsüzlüğünden çok fazlası demek. İktidar, uygulanan rejimin adını kendi koymaya cesaret gösteremediği, niyet ettiği fütursuzluğun sorumluluğundan kaçtığı için yargıyı kullanmaya, zorlamaya devam ediyor. Ama artık iktidarın seçtiği yolun doğrudan kendisiyle ilişkilenmesini engelleyecek sınır çoktan aşıldı.

KHK’lılara mazbata verilmemesinin seçimle ilgili kısmını şimdilik bir kenara bırakarak, meselenin bu ülke vatandaşları arasında uygulamaya konulan açık ayrımcı hukuk haline gelmesini konuşmak, bu meseleye İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasından daha çok itiraz etmek gerekiyor. Zira mesele çok temel bir hak meselesi. Ali Duran Topuz Gazete Duvar’daki dünkü “Açlık grevleri hakkında bir yazı”da KHK’lılara ilişkin uygulamaları yurttaşın ve kamuoyunun yok edilişi olarak tanımlıyor. Osmanlı’daki köle, reaya hukukunu örnek vererek yaratılan zeminin neleri ortadan kaldırdığına işaret ediyor. Gerçekten de, KHK’lılarla ilgili uygulamalar demokrasiden de önceki bir meseleyle, eşit yurttaşlık hakkıyla ilgili.

Darbe gerekçesiyle çıkartılmış olağanüstü hal kararnameleriyle -üstelik olağanüstü hal gerekçesiyle ilgisi olmadan- işlerinden çıkartılmış kamu görevlileri özel bir etiketlemeyle, yasal dayanağı olmaksızın pek çok hakkı kullanamaz hale getirildi. Hepsi hukuksuz uygulamalar olarak: İşleri ellerinden alındı, başka bir işe girmeleri, mesleklerini yapmaları engellendi, pasaportlarına el konularak yurtdışına çıkışları yasaklandı, yasal hak arama yolları kapatıldı, kısıtlılıkları aile fertlerine kadar genişletildi. Bu uygulamaların bir kısmı fiili idari kararlarla, bir kısmı da -YSK’nın son verdiği kararda olduğu gibi- yargı organlarınca hayata geçirildi. Bunun benzetilebileceği durum, Afrika’da sistematik ırk ayrımı politikası olan apartheid düzenidir. İnsanların siyasi erkin belirlediği özel etiketler (renk, ırk veya KHK kararı) nedeniyle bazı haklarının ellerinden alınabilmesi ve bazı haklarının kullandırılmamasını içeren açık ayrımcılık rejiminin ilanıdır.

İktidarın seçim kampanyasında kendisini desteklemeyen herkese karşı kullandığı dil nedeniyle, ilerde verilen oyların bile sorgulama konusu yapılabileceğine dair distopik benzetmeler yapılmıştı. Büyükçekmece’de polis eliyle sürdürülen soruşturmalarda bunun gerçekleştiğine şahit olduk. Kapıları çalıp insanlara hangi partiye oy verdiğini, neden bir partinin sandık görevlisi olduğunu soran polisler gördük. Yetmedi, İstanbul’un görevi teslim edecek olan belediye başkanı ünvanını taşıyan ve Erdoğan’ın “kendim kadar inanırım” dediği Mevlüt Uysal, “soyadından AKP’ye oy vereceği anlaşılan seçmenler”den bahsetti. Eğer bu doğruysa, tersini de tespit etme yeteneği var demektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan -kanunsuz ve hukuksuz fişleme belgeleri olan ve seçimden önce de iktidar yanlısı medyanın kullandığı- GBT’lerin hazırda beklediğini, zamanı gelince uygulamaya konulacağını söyledi. Ardından YSK’nın KHK’lılar kararı koptu geldi: KHK’lılar yurttaşların sahip oldukları hakların dışında bir grup olarak tanımlandı.

Seçim vesilesiyle kontrolsüz biçimde ortalığa dökülen bütün bu acayiplikleri, çeşitli alanlarda ve özellikle de yargıda bir süredir devam eden çifte standart ve çoklu hukuk tavrıyla birleştirince, yeni bir aşamaya gelindiği anlaşılıyor: Artık, ülkenin insanlarını yerli-milli ve diğerleri şeklinde ayırmaktan, bu ayrıma göre bir etiketleme geliştirerek farklı muamele görmesinin mümkün olduğunu kabul ettirme aşamasına doğru gidiliyor. Yani sorun, bir hukuk ve demokrasi meselesinden de önceye dayanan eşit yurttaşlık hakkıyla ilgili. İktidar, bir grup insanı siyasi tutumları nedeniyle sorunlu görmekten, ötekileştirmekten daha ileri giderek; onlara farklı bir hukuk uygulanabileceği bir düzen kurmak istiyor. “Medeni ölüm” meselesini genişletiyor. İmamoğlu’nun mazbata almasıyla çözülemeyecek bir mesele bu. “Ne bekliyordunuz, hukuk ve demokrasi mi kaldı?” denilerek de etkili bir karşılık üretilmiş olmuyor.

Geçtiğimiz gün Berat Albayrak tarafından açıklanan ekonomik programa TÜSİAD ve TOBB eliyle “tam destek” açıklaması yapan Türkiye sermayesinin iddia edildiği gibi demokratik kaygılarla temas edecek ilgisi veya cesareti olmadığının görülmesinde şaşırtıcı bir taraf yok. Yıllardır olup biteni “kaygıyla” izleyerek sonuçsuz gürültü çıkartan Batı dünyası da benzer durumda. KHK’lıları uyduruk komisyon oyalamasına mahkum bırakan AİHM de, açık hukuksuzluk ve hak ihlallerinin sadece seyircisi değil artık ortağı ve destekçisi kabul edilebilir. Demokrasinin, hukukun değil, eşit yurttaşlık hakkının bile ilga edilmesi karşısında kendine güç vehmeden veya yaptırım yeteneği atfedilen bütün odaklar, havaya bakarak ıslık çalıyor. Böyle olması da son derece beklenir bir hal zaten. Böylesi anormallikleri normalleştirme, sadece kabullenmekle değil, yapılacak bir şey, söylenecek söz kalmadığı iddiasıyla da devam ediyor.

Fakat daha önemli bir tehlike, bütün aksi iddialara, bütün baskı ve zorlamalara karşın önemli bir siyasal direnç ortaya koyan, en sert otoriter uygulamalar yürürlükteyken iktidar sahiplerine yenilgi yaşatan taze dinamiğin bir avuntuyla söndürülmesi ihtimali. 31 Mart, yıllardır yerleşikleştirilmeye, kabul ettirilmeye çalışılan baskıcı düzenin, sahiplerince pornografik bir açıklık kazanmasına hizmet etti. Seçimlerin iktidar değişmesine değil ama zafiyetinin apaçık görünmesine yarayacağı öngörüsü sonuç verdi. Ancak, İmamoğlu’na verilecek -eğer verilirse- mazbatanın, bir mücadele kazanımı olan başlangıç gibi görülmeyip normalleşmeye dönüş olarak algılanması -dokunulmazlık olayından sonra- düşülecek en uyduruk tuzak olacak. KHK kararının ve bu saçma uzatmaların altında imzası olan YSK’nın demokrasiyi kurtaran kurum ilan edilmesi de, parçası olanlar için silinemeyecek bir leke olmaya aday. 31 Mart’ta çıkan sonuç ve sonuca yapılan muamele ile iktidarın elinden çıkardığı sandık kalkanını bir imkan değil de güvence olarak görmek, muhalefet için büyük hata olur. İktidarı daha geriletmenin vesilesi olabilecek İstanbul mazbatası, bütün hakları tekrar talep etmenin diyeti haline gelmemeli. Mazbata ile tüm haklar takasına girilmemeli.

Facebook Yorumları

reklam
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Düzce Satılık ve Kiralık Emlaklar Emlak8.net