Kemal CAN



Bookmark and Share

Zayıfa şahin tüccar kahramanlar


3.1.2019 - Bu Yazı 470 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Küresel sistemin her cephede süreklileşen krizlerinin ve yerine gelecek olan henüz netleşmeden dağılan dengelerin yanında, bu dönemin ürettiği iktidar ve lider prototipi de, yöntemin yaygınlaşmasında son derece etkili. Öngörülemez çıkışlar yapabilmeleri; Trump örneğinde görüldüğü gibi güçlü yönetim geleneklerine uymama lüksleri; kabalığı açık sözlülük, fırsatçılığı zeka, keyfiliği devrim diye pazarlayabilmeleri; her türden düşmanlığı kışkırtmaktan hiç endişe duymamaları; çatışma ve savaş lafını dillerinden hiç düşürmemeleri ortak özellikler.

Yeni bir yıla girerken, en azından ilk günlerinde daha umutlu hissetmek, daha iyimser şeyler duymayı (elbette yazmayı) istemek çok doğal. İşte bu yüzden yılın ilk yazısını yazmak, “gidiyor işte” diye sıyrılma imkanı veren yılın son yazısını yazmaktan çok daha zor. Geçen yılı kapatırken hazırlanan almanakların hiçbiri, pek parlak bir bilanço ortaya koymadığı gibi, gelen yıla dair de çok iyimser beklentiler müjdelemedi. Sadece yılbaşı gecesi yaşananlar -Taksim’deki Suriyeliler üzerinden çıkan tartışmalar- bile kutuplaştırmanın ne kadar derinleşmeye, yayılıp saçaklanmaya müsait olduğunu gösterdi. Eğlenmesi zorlaştırılan, sokakları yasaklanan, mutlu olması suç haline getirilen, ekmeği/hakkı küçültülen ve huzurlu olmasına izin verilmeyen insanların, bu sıkışmışlığın yarattığı öfkeyi nasıl da işaret edilmiş ötekilere çevirebildiğine tanık olduk. Durumdan duyulan rahatsızlığın, neden olanlara gösterilemeyen (sonuç alamayan) tepkinin, nasıl da başka mağdurların/kurbanların üzerine çevrilerek rahatlatılmaya çalışıldığını gördük. Herkesin nasıl dişine göre düşman seçmeye, kolay/tehlikesiz hedeflere yönelmeye teşne olduğunu izledik. Irkçılığın, nefret dilinin, faşist aklın yeri geldiğinde nasıl ödünç alınarak kullanıldığını, kullanılırken de bambaşka gerekçelerle açıklandığını dinledik.

Memleket ahvalinden konuşmaya devam edince, yılın ilk yazısı için katlanılabilir bir kötülük- karanlık bulmak zorlaşacak. Dünya açısından da, ne geçen yılın, ne gelecek yılın bir iyimserlik imkanı sağlamadığı ortada. Ama dünya meselelerinden konuşmak, ne kadar yanıltıcı da olsa, uzaktaki şeylerden bahsetmek gibi geldiği, aslında ne kadar içeride olduğu görmezden gelinebildiği için, hep daha az rahatsızlık verir. O yüzden, yılın ilk yazısı zorluğunu dünya meseleleri üzerinden atlatmayı denemek fena bir fikir değil. 2018’i doğrudan içinde olduğumuz bölgeyi yakından ilgilendiren ve birçok süreci de derinden etkileyecek bir gelişmeyle tamamlamıştık: ABD Başkanı Trump’ın Suriye’den çekilme kararı. Bunun, pek çok alanda askeri varlığını ve güvenlik hizmetini paralı bir servis gibi görmekte olduğunu açıkça söylemeye başlayan ABD’nin içine kapanması anlamına gelip gelmeyeceği halen tartışılıyor. Ancak, dünyada askeri, ekonomik ve siyasi blokların, dengelerin ve ilişkilerin önemli ölçüde başkalaştığı ortada. Dış politika ve ulusal çıkar meselelerinin, daha tanımlı ve süreklilik arz eden karakterinin değiştiği, artık bu konudaki ezberlerin pek açıklayıcı olmadığı görülüyor. Belirsizliğin, öngörülemezliğin ve giderek kısalan vadelerdeki geçici pozisyonların daha belirleyici olduğu izleniyor.

Belirsizlik, öngörülemezlik ve kısa vadeli fırsatlara göre hareket edilmesi, çok genel anlamda sürpriz çatışmalara imkan veren, risklerin ve gerilimlerin arttığı bir zemin yaratır, yaratması beklenir. Oluşan istikrarsız alanda, üretilen yüksek gerilimin etkisiyle beklenmedik çatışmalar yaşanması büyük olasılıktır. Ancak, bazen de belirsizlik ve öngörülemezlik, kısa vadede gerçek ve sert çatışma olasılıklarını düşüren, radikal hamleleri durduran bir durum yaratabiliyor, hatta zaman zaman geçici bir kararlı denge bile üretebiliyor. Süreklilik kazanan belirsizlik, çeşitli yeni fırsat kapılarını açabildiği için pozisyon zenginliği sağlayabiliyor. Bu işleyişin yarattığı esneklik de, pazarlıkta sert, eylemde gevşek ara dönemler üretiyor. Son yıllarda dünya üzerindeki birçok gerilim alanında böyle bir süreç işledi. Özel olarak hayli yakınımızda yaşanan ve büyük ölçüde her açıdan içinde olduğumuz Suriye meselesinde de bunun sayısız örneğine tanık olundu. Suriye’de uygulanan vekalet savaşları da, asıl aktörlerin doğrudan çatışmasını engelleyen bir faktör olarak devredeydi. Çok kabalaştırarak söylersek: Suriye, her aktörün kendi dişine göre bir düşmanla doğrudan girmediği ama yönetebildiği çatışmalar sayesinde oyunda kalabildiği, pozisyon üretebildiği bir alan oldu. Tabloya her aşamada belirlilik, süreklilik atfedenler ise kaybetti.

Başta yöntemin laboratuvarı olan Suriye olmak üzere, dünyadaki birçok çatışma noktasında belirsizliğin bir yönetme biçimine dönüşmesi dönemin ruhuyla da çok ilişkili. Küresel sistemin her cephede süreklileşen krizlerinin ve yerine gelecek olan henüz netleşmeden dağılan dengelerin yanında, bu dönemin ürettiği iktidar ve lider prototipi de, yöntemin yaygınlaşmasında son derece etkili. Öngörülemez çıkışlar yapabilmeleri; Trump örneğinde görüldüğü gibi güçlü yönetim geleneklerine uymama lüksleri; kabalığı açık sözlülük, fırsatçılığı zeka, keyfiliği devrim diye pazarlayabilmeleri; her türden düşmanlığı kışkırtmaktan hiç endişe duymamaları; çatışma ve savaş lafını dillerinden hiç düşürmemeleri ortak özellikler. Bütün bunlar daimi bir gerilim ve bütün gerilim alanları için öngörülemez bir zemin sunuyor. Hep düşmanlar, tehlikeler, büyük tehditler ve onlara karşı acımasızca -acınırsa acınacak hale düşülecek- yürütülmesi gereken bir mücadeleye ihtiyaç var. Ancak, bu iktida/lider üslubunun bir başka özelliği de, kimi mafyatik, kimi bezirgan, kimi de düzenbaz olarak sınıflanacak olsa da, hemen hepsinin dış politikaya “tüccar” aklıyla yaklaşmaları. Dış politikada “çıkar” meşruiyetinin daha eski bir tarihi var elbette, ama zaman zaman “çıkarın” kap-kaç seviyesine kadar düştüğü izlenebiliyor. Ve bu tüccar aklı bazen de gerçek bir çatışmayı/kapışmayı da engelliyor.

Dünyanın içinde bulunduğu atmosfer, belirsizlikler ve çatışma potansiyelindeki artışın gösterdiği yön konusunda canlı bir tartışma devam ediyor. Kimileri oluşan uluslararası şartları geçen yüzyılın başındaki durumla kıyaslayarak 3. dünya savaşı olasılığından bahsediyor. Bazı yorumcular, artık savaş konseptinin de değiştiğini ve bu yüzden başlamış olan bir paylaşım savaşının içinde yer aldığımızı söylüyor. Küresel krizler ve iklim değişikliği nedeniyle yeni bir kavimler göçünün eşiğinde olduğumuza ve bu yüzden kuvvetli bir içe kapanma dönemine girileceğine dair öngörüler de mevcut. Sonu konusunda farklı yaklaşımlar olsa da, mevcut veya bilinen dengenin çatırdadığı genel bir kabul haline geldi. Geçen yüzyılın başıyla benzerlikler kuran yaklaşımlara dönersek, bu dönemin maceracı liderlerinin, geçen yüzyıldakiler gibi tetikleyebilecekleri çatışmalar konusunda uyarılar gündeme geliyor. Fakat, bu devrin lider profilinin -tüccar aklının uzantısı olarak- fazlasıyla bugünle ilgili olması, bir gelecek dair risk iştahlarını düşürüyor. Önceki yüzyılda kazanmayı istedikleri savaşlar için bütün dünyayı uçuruma sürükleyenlerin yerinde şimdi sadece kazanabilecekleri savaşların pazarlık gücüyle en fazlasını kazanmaya çalışanlar var. Gücünü denk ve üstün güçlerle sınamak yerine, zayıfların üzerinde göstermeyi tercih edenler. Dolayısıyla şimdilik açık çatışmaları durduran bu durum, ezilen halklar için bir züğürt tesellisi yaratmaya yetmiyor.

Facebook Yorumları

reklam
10.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
19.06.2019
'Son kırılma'
12.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
8.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive