Kemal CAN



Bookmark and Share

Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?


25.05.2019 - Bu Yazı 64 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Erdoğan, “Atı alan Üsküdar’ı geçti” lafını 2017 referandumundan hemen sonraki tartışmalar sırasında söylemişti. YSK o zaman da kritik bir rol oynadı, milyonlar seviyesinde mühürsüz oy geçerli sayıldı, ciddi itirazlar dikkate alınmadı. Yine Erdoğan’ın söylediği oldu ve anayasa değişikliği onaylanmış kabul edildi. İktidar, fiili duruma acil bir anayasal çerçeve ve kalıcı bir ezici destek yaratma peşindeydi. 2015 yılında blok tercihini açıklayan Bahçeli’nin sağladığı “mutlak ve daimi çoğunluk” garantisiyle, azınlıkta kalacak herkesi sonsuza kadar itaate mecbur bırakacaklarına inanıyorlardı. Kafa kafaya biten referandumdan sonra, seçmenin anayasa değişikliğini onayladığı, artık başka türlü yönetileceğimizi kabul ettiğimiz söylendi. Zaten uygulamada olan kişiselleşmiş, merkezileşmiş anti-demokratik sistem ve anti-politik zemin tescil edilmiş ilan edildi.

Fakat “evet için artı bir oy bile yeter” ve “atı alan Üsküdar’ı geçti” denmesine neden olan, ihtiyacın ikinci kısmında, yani ezici toplumsal destek arayışında işlerin hesaplandığı gibi gitmemesiydi. Muhalefetin gayreti sandıkta sonucu kopartmaya yetmedi belki ama iktidar partilerinin oylarını alt alta toplamanın da bir siyasi karşılığı olmadığı anlaşıldı. 2013 yılındaki Gezi protestoları sırasında, “yüzde 50’yi evde zor tutuyorum” diyen Erdoğan, sadece kendi partisinin iki yıl önce aldığı oyu kastediyordu. 2017 referandumundan sonra atı alıp Üsküdar’ı geçmesini sağlayan yüzde 50 + 1 oy ise ittifak, Allah’ın lütfu darbe girişimi, olağanüstü hal, YSK ve daha pek çok zorlama ile güçlükle sağlanabilmişti (hatta sağlanamamıştı).

2017 Referandumunun sayısal sonuçlarını hatırlamak, yenilenecek İstanbul seçimiyle ilgili öngörüler açısından önemli. Koç Üniversitesi’nden Nezih Onur Kuru, 2017 referandumunun önceki sandık sonuçları arasında en doğru karşılaştırma zemini olduğunu söylüyor ve blok potansiyellerinin bu verilerle daha açıklayıcı olduğunu iddia ediyor. Evet-hayır oyları üzerinden Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu’nun sınırlarının daha doğru çizilebileceğini ileri sürüyor. 2017’de katılımın yüzde 88.7 olduğu İstanbul’da, evet oyları 4 milyon 480 bin, hayır oyları da 4 milyon 730 bin civarındaydı. 31 Mart seçimlerinde yüzde 84 civarındaki katılımla iktidar da muhalefet de, 4 milyon 160 bin ile bu oyların epey altında kalmış durumda. Soru, bu potansiyel seviyeleri bulup bulamayacakları.

Oy verme nedenleri ve seçmen motivasyonu açısından 31 Mart ile önemli benzerlikleri olan referandumdaki evet ve hayır oylarını baz alarak yapılacak bir projeksiyon, gerçekten 23 Haziran olası seçim sonucu hakkında daha sağlıklı fikir verebilir. Mesela, yine Kuru’nun yaptığı karşılaştırmaya göre, İmamoğlu’nun yoksul semtlerde hayır potansiyeline daha fazla yaklaştığı görülüyor. Yine önemli bir tespit: 31 Mart’ta seçime katılmayanların büyük çoğunluğunun iktidar seçmeni olduğu görüşünün de doğru olmadığı. Bu konuda ayrıntı için Medyascope.tv’deki programı öneririm.

31 Mart sonuçlarının iktidar tabanındaki tercihler açısından 2017 referandumuna daha çok benziyor olmasının en önemli sebebi, ikisinde de “kim” sorusuna değil “nasıl” sorusuna cevabın önde olması. Burada bir parantez açarak bir yanlış anlaşılmayı peşinen engellemem gerekir: İmamoğlu’nun kişisel performansıyla seçmende yarattığı etki de, “kim” sorusundan çok “nasıl” sorusuyla ilgili. İmamoğlu’nun duruşu, kim olduğundan -veya ait olduğu çevreden- çok nasıl bir politik aktör istendiğine referans veriyor. Onu sevenler veya alerjik bulmayanlar, aynı zamanda nasıl bir kişilik ve duruş beklediklerini söylüyorlar. 2017 referandumunda da seçmenin -özellikle de iktidar tabanının- bir kısmı kimlik ve siyasi aidiyetinden nispeten bağımsızlaşarak tercih yaptı. Oysa 2011’den itibaren seçimlerin çoğu, Bekir Ağırdır’ın söylediği gibi kimlik sayımı şeklindeydi.

 

Referandum, bir kimlik seçimini zorlamadığı için bir grup iktidar seçmeni hangi blokta yer alması gerektiğini değil de, aklına yatmayana, iyi görünmeyene, hoşuna gitmeyene göre karar verdi. Kimin yönetmesini istediğine değil, nasıl yönetilmek istemediğine göre pozisyon aldı. İstanbul özelinde düşünürsek, referandumda evet oyu 4 milyon 480 bin civarında ve hayır oylarının yaklaşık 250 bin gerisindeydi. İktidarı muhalefetin gerisine düşüren, anlattıklarına ikna olmayan tabanındaki küçük ama etkili tavır değişikliğiydi. Cumhur ittifakı bir yıl sonraki 24 Haziran seçimlerinde ise oylarını 200 bin (yaklaşık yüzde 2) artırarak 4 milyon 640 bine çıkarttı. Çünkü Erdoğan ve İnce’nin yürüttüğü kampanya, seçmeni yeniden “kim” sorusuna cevap vermeye zorlamıştı. İktidar seçmeni, ekonomik kriz riskine, iyileşmemiş ve iyileşme umudu artmammış tabloya rağmen kimlik alanına, blok tavrına geri döndü.

31 Mart seçimini referandumla ya da 24 Haziran ile karşılaştırmak hangi dinamikleri ölçmek istediğinize göre farklı sonuçlar verebilir. Eğer kimlik blokları arasındaki kaymalara ve katılığa bakılırsa, çok haklı olarak ciddi -neticeyi değiştirecek- bir oy hareketi olmadığı sonucu çıkartılabilir. Ancak, oy verme davranışları ve seçmenlerin karar süreçlerindeki değişimi anlamak istiyorsanız, bloklar arasındaki oy hareketlerinden daha fazlasını görmeye çalışmak gerekir. Bu yüzden, kimlik sayımından kaçma imkanı veren, başka parametrelerin devreye girebildiği, pasif tutumla ders verme refleksleri gösterilen referandum gibi, yerel seçim gibi teraziler başka ağırlıkları tartabilir.

Referandumda önemli bir direnç potansiyeli ile karşılaşmış olmasına rağmen, 24 Haziran’da aldığı “güven verici” sonuçla konsolidasyon kabiliyetine ve yöntemine inancı tazelenen iktidar, 31 Mart kampanyasında kendi seçmenine ve muhalefete bir homojenlik atfederek girdi. Yıllardır iktidar ve muhalefetin birbirleri için yaptığı toptancılığı sürdürmeyi tercih etti veya mecbur kaldı. Kendi seçmeninde hangi kimlik evrenine ait olduğundan başka soruların oluşmaya başladığını görmedi, görmezden gelebileceğini düşündü. Hakkı Özdal’ın gazeteduvar’daki “İmam hatip bahçesinde Manuş Baba” yazısı iktidar seçmenini oluşturan yüzde 50’nin blok içinde önemli bir çatışma ve değişim yaşadığını gösteriyor.

İktidar bloku yüzdeler üzerinden sapasağlam yerinde duruyor gibi görünürken, kimyası hızla bozuluyor. Söylenen her söze, atılan her adıma, arkadan gelen tefsir ve tevil ile takviye yapmak artık yetmiyor. Zaten bunu yapabilecek donanımda bir ekip de kalmadı. Ekonomik kriz, sadece maddi şartlar veya “mide” üzerindeki etkisiyle değil, ilişki ve ilişkilenme biçimi açısından da sıkıntı üretiyor. “Yüzde 51 alan her istediğini yapar” düşüncesi, “yüzde 51’i veren her yaptığımızı onaylar” diye tamamlamaya kalkılınca çözülme hızlanıyor. Bu anlamda 31 Mart, referandumda itiraz ettiklerini yapmakta ısrarlı olanlara bir cevap. Ve kıyas yine böyle kurulursa iktidarın şansı daha düşük.

Facebook Yorumları

reklam
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Düzce Satılık ve Kiralık Emlaklar Emlak8.net