Kemal CAN



Bookmark and Share

(Yeniden)* Hassasiyet tartışması


11.09.2019 - Bu Yazı 89 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Yüzlerce filmden, bir o kadar hikayeden bir parça, neredeyse bütün yerli dizilerdeki tanıdık bir sahne: Ailenin babası (zaman zaman otoriter kadın karakterler için de yazıldığı olur ama çoğunlukla erkek), aksi bir ebeveyn, boğazındaki damarlar şişmiş biçimde höykürmekte. Çocuklar çil yavrusu gibi dağılmış, bir köşeye sinmiş, belki de korkudan titriyor. Ailenin tüm fertleri, normalde saygı odağı sayılacak evdeki yaşlı başlı insanlar bile sessiz. Karşısındaki sessizlik uzadıkça, adamın sesi daha bir yükseliyor, gümbürtülü bir otorite şovuna dönüşüyor. Belli ki hoşuna gitmeyen bir şey söylenmiş. Belki gerekli bir şeyi sormaya kalkan çıkmış, bir şey istemiş. Yaptığının yanlış olabileceği ima edilmiş. Her şey olabilir. Özeti, hoşlanmadığı, rahatsız olduğu bir durum var. Biraz haklılık payı olsa bile, olanla gösterdiği reaksiyon arasındaki oransızlık çok bariz, hatta sonradan da kullanışlı olması için altı özellikle çizilmek, doz abartılmak isteniyor. Yaşanan bu hezeyan, bütün kabalığına rağmen tam zıt bir duyguya, “hassasiyete” oturtuluyor. Çok hassas olduğu için büyük bir kabalık yapma hakkı kazanıldığına inanılıyor.

Bu anormal -ama bir o kadar da sıradan- sahneyi, yaşanan öfke krizini, tahakküm arzusunu, daha fazlasını ima eden şiddet gösterisini “hassasiyetle” bağlayan söz çok basit: “Damarıma basmayın, benim sigortalarımı attırmayın, sabrımı zorlamayın.” Peşin bir meşruiyet, sağlam haklılık gerekçesi (kullanışlı hafifletici neden), patronun kim olduğunun açık vurgusu ve sonraya dair de kuvvetli bir tehdit. Her şeyi anlatan ve halleden, müthiş cümlenin sağladığı mutlak iktidar. Ortalamayı, kalabalık olanı, baskın çıkanı, geçerli sayılanı, gücü, otoriteyi temsil eden; tahakkümü, şiddeti, baskıyı, yasak koymayı kendisine hak gören, karşısındaki herkesi kendi çizdiği sınırlara tabi kılmaya mecbur eden “sağlam irade”. Bu pozisyon konusunda çok hassas ve bu hakka yönelecek tehdit karşısında vereceği tepkide son derece net. Ortaya koyduğu güç gösterisinin gerekçesi, rasyonellik, hakkaniyetli ve makul olmak, hatta bir kurala bağlı olmak zorunluluğundan kurtaracak ölçüde kuvvetli. En muğlak alanda kurulan soyut bir “hassasiyet” iddiası yeterli. O öyle istediği, onun işine öylesi geldiği için değil de, damarına basıldığı, duyarlılığı incindiği, değerleri hasar aldığı için böyle yapmakta. Haklılığı garantili bir gerekçeden daha güçlü tahakküm aracı olabilir mi?

Tecavüz üzerine bir de cinayet işledikten sonra, kravatını takıp “Erkekliğime laf etti” diyerek mahkemeden indirim talep edenin, kullandığı bir “hassasiyet” var. Çocuğunun önünde annesini öldürerek “namusunu koruduğunu” iddia edenin de basılan bir damarı var. Atatürk’ün evini yakmışlar diye haber duyup, kamyonetlere atlayıp Ermeni, Yahudi dükkanı yağmalamaya gidenleri harekete geçiren duyarlılıklar olduğunu söyleyenler de çıkıyor. Çocukların cinsel istismara uğradığı tarikat yurtlarına laf edenleri, “eşcinseller için özgürlük istiyorsunuz ama” diye suçlamaya kalkanların bazı değerleri olduğu söyleniyor. Hakimler, yasalar bu değerleri dikkate alarak indirim öngörüyor, bunun dışında duranlara, çıkma cüretine cezalar veriyor. Ne hayatın gerçeğine, ne olayların hakikatine uymayan bahanelere yaslanan palavra kırılganlıklara saygı gösterilmesi telkin ediliyor, kesmiyor mecburiyet olarak işaret ediliyor. Söylenenin de, inananın da yalan olduğunu bildiği şeyler, infiallere neden olmuyor, ihtiyaç duyulan saldırganlık için, “hassasiyetlerden” gerekçe uyduruluyor. Kabul ettirilmiş hassasiyetler için sürekli üretilen kadar, devamlı tekrarlananlar yalanlar bulunuyor.

Tanıl Bora, iki yıl önce Birikim’de, (daha sonra da “Zamanın Kelimeleri”nde “hassasiyetlerimizin” siyasi kullanımı üzerine şunları yazmıştı: “Carî politik söylemde, hassasiyetin Arapça-Osmanlıcadaki “alıngan”, Batı dillerindeki “aşırı duyarlı” anlamları baskın, kısacası. Hassasiyet, dümdüz “kırmızı çizgi” anlamına geliyor. Sözü bitiren, aslına bakarsanız politikayı iptal eden bir anlam… Bu söylemde hassasiyet, etrafı düşünmeye boş veren, ayrıntıları ve özel durumları gözetmeye gerek görmeyen, ince eleyip sık dokumayı men eden, kısacası aslında hassasiyetini kaybetmiş bir tavrın şiârıdır. Almanca polisiye yazarı Rita Falk, bir romanında, meşhur ‘porselen dükkânına girmiş fil’ imgesini, ‘fillerin dükkânına düşmüş porselen’ diye agrandize etmişti. O derece bir hassasiyet kaybı… Türkiye’nin carî politik söyleminde hassasiyetin, bir de tabulaştırıcı ve sırlı bir havayla geçiştirici tınısı, ‘susturucu’, vetocu bir işlevi var. Tanıl Bora’nın aynı yazıda referans verdiği Polat Alpman da, 2016 yılındaki yazısında, “Bu ülkede çok fazla hassasiyet var ve herhangi birinin hassasiyeti, bir diğerinin üzerinde tahakküm malzemesine dönüştürmek konusunda çok maharetli” diyordu.

Ne kavram yeni ne bu amaçla siyasi kullanımı ne de hakkındaki tartışmalar. Fakat son zamanlarda hassasiyet meselesi, yeniden ve biraz daha çeşitlenmiş çevreler tarafından fazla sık kullanılmaya başlanınca, konuyu tazelemek gerekti. Sağ popülist siyaset dilindeki haliyle biraz karikatürize edilirse, şöyle bir tablo söz konusu: Her şeyin kendisine göre biçimlenmesi konusunda sınır tanımayan, biraz ayrıksı gördüğü herkese karşı kaba ve saldırgan olmakta sakınca görmeyen çoğunluk, aslında donmuş gül yaprakları kadar kırılgan. O çok kudretli, astığı astık, kestiği kestik yöneticiler, “kusura bakmayın” deyip insanların hayatını kabusa çeviren iktidar sahipleri, en küçük olumsuzluk isnadından sarsılabilecek ölçüde alıngan. Biraz daha abartırsak, milliyetçi-muhafazakar kalabalığın bütün gününü duyarlılık nöbetleriyle titreyerek, dirayetli yöneticilerin de bütün gecelerini sarsıla sarsıla ağlayarak geçirdiğini düşünmek mümkün. Kadınlar öldürülüyor, insanlar linç ediliyor, baskılar yaşanıyor olabilir ama bunların hepsi de hassasiyetten. Ayrıca bu “kötü şeylere” ilişkin laf söylerken de çok dikkatli olmak lazım, çünkü hassasiyetlere dokunan yeni hassasiyetler ortaya çıkabilir.

Hassasiyet, alınganlığı siper etmiş saldırganlığın, mağduriyet kılığında tahakkümün sihirli kavramı. Ölçüsüz hareketlerin de, yerinden kıpırdamamanın da meşruiyet kaynağı. Hem kılıç hem kalkan. Hem sebep hem bahane. Hem doping hem müsekkin. Bu kadar anlamından uzak, bu kadar hedefe sabitlenmiş, bu kadar ahlaksızca ve fütursuzca kullanılan hassasiyet, aslında gerçekliği kolay belirlenebilecek bir hal. Belki birilerinin sahiden hassas olup olmadığını anlamak çok zor, kırılganlığını veya alınganlığını ölçmek de öyle ama nelere karşı hassas davrandığını, duyarlı yaklaşıp yaklaşmadığını görmek aslında çok kolay. Herkes yaptıklarını, talep ettiklerini, hassasiyetiyle açıklıyor. Yaptıklarının gerekçesi haline getirdiği hassasiyet için ne yaptıkları, ne gibi fedakarlıklar yaptıkları, nasıl çabaladıkları sorulduğunda ise, makyaj birden dökülüveriyor. Hassasiyet ifrazatı yalanları söyleyenler de bunu her seferinde ilk kez duyuyormuş gibi alkışlayanlar da bunu seyredip hak verenler de “büyük oyunun” gayet farkında. Tahakküm aracı yaptıkları hassasiyetlerini insanlara dayatanlar kadar bunları önemsemeyi politik uyanıklık sayanlar da gerçek hassasiyetleri çürüten bir asit havuzunu dolduruyor.

(*) Sevgili arkadaşım Tanıl Bora’nın “Zamanın Kelimeleri* kitabını bir daha anarak.

Facebook Yorumları

reklam
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
25.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
7.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
10.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
19.06.2019
'Son kırılma'
12.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
8.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive