Kemal CAN



Bookmark and Share

Siyasette değişen ve değişmeyen


4.12.2019 - Bu Yazı 229 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye siyasetinde uzunca bir süredir devam eden bir tartışma –veya sık başvurulan argümanlar- var: Normalde olması gerekenler olmuyor. Yaşananlar beklenen sonuçları getirmiyor. Aslında her şey değişmeden aynı kalıyor. Bu genel yaklaşım, meselenin profesyonellerinden ev-kahve sohbetlerine kadar çok geniş bir alanda, farklı düzeylerde gündeme getiriliyor. Bazen araştırma verileriyle destekleniyor bazen devresel depresyonlar şeklinde kendini gösteriyor. Hangi veri setinin hangi bağlamda kullanıldığına bağlı olarak, hangi alanlarda hangi gelişmelerin dikkate alındığına göre, çok haklı veya altı boş önermeler haline gelebiliyor. Bazen doğru ve açıklayıcı, bazen saçma ve duygusal ama her durumda kullanışlı oluyor. Çünkü kanaat ifade eden cümlelerin içindeki sıfatlar ve fiiller için geniş bir gri alan mevcut. “Normal” veya beklenen gelişme ya da bunun doğru dozu nedir? Değişmesi istenen ya da değişme denilecek olan ve bunun fark edilir olmasının ölçüsü nedir? Bir şeylerin değişip değişmediğine, kendi içindeki devinimine, diğer şeylerle –ve bizimle- ilişkisine göre mi karar vereceğiz?

Türkiye için bu “değişmezlik” meselesi çok güncel bir tartışma değil. “Böyle gelmiş böyle gider” kalıbıyla ifade edilen – Aziz Nesin’in “gitmez” diye cevap verdiği- yerleşik inanış, neredeyse yarım yüzyıldır çok acayip değişim ve dönüşümlerin hemen yanı başında hiç istifini bozmadan yürümeye devam edebildi. Siyasetle ilgilenmeye, okuyup dinlemeye başladığım zamanlar boyunca, çok olağanüstü değişmeler yaşandığı tespitiyle hiçbir şeyin asla değişmeyeceği iddiasını hep yan yana duydum. Her ikisinin de sadece ikna edici değil çok doğru olduğuna inandığım zamanlar oldu. İyimserlik veya kötümserlik olarak yorumlanabilecek duygusal dalgalanmalar dışında, sağlam analizlerde de bu yaklaşımın versiyonları karşımıza çıktı. Öznesi, fiili, bağlamı yerine oturunca her biri akla yakın geldi hatta ufuk açtı. Dönemlere göre duygusal savrulmalara kendimizi bırakmayı istediğimiz zamanlar oldu. “Bir şeyler değişiyor” fikrinin iyimserlikle veya kaygıyla dile getirilmesi, “bir şeyler aynı kalıyor” düşüncesinin dirençle ya da umutsuzlukla ilişkilenmesi bambaşka anlamlar kazandı.

İnsan doğası, hayatta kalma –tutunma- arzusu, tehlike ve risk oluşturan değişimler yerine kontrol edilebilir, tanıdık koşulları -daha kötü olsalar bile- tercih etmeye yatkın. Çocukları olanlar veya evcil hayvan besleyenler bunu çok daha kolay gözlemleyebilir. Şartların değişmesinin -başta bir heyecan verse bile- nasıl huzursuzluk yaratabildiğini, alışılmış (tanıdık) olandan uzaklaşılıp yabancı olanla temas edildikçe endişelerin ne kadar büyüdüğünü izlemek mümkün. Siyasal davranış ile siyasal değişim dinamikleri de, ekonomik (sınıfsal) karakterinin yanında insanın psikolojik ve kültürel kodlarıyla fazlasıyla ilişkili. Müesses nizam, hazır ve kuşatıcı kimliklere (milliyet, din gibi) sınıfsal tercihleri ve rasyonel dinamikleri bozan veya bastıran bir fonksiyon kazandırma konusunda çok becerikli. Sağın temsil ettiği çıkar ve iddialardan daha geniş bir yaygınlıkta olmasının sırrı burada. Bu çerçevede insanların “değişim” meselesine mesafelerini yönetebilmek de çok önemli. “Değişmezliği” bir güvence olarak ortaya koyarak (muhafazakarlık) destek konsolidasyonunu artırmak, “değişimi” imkansız bir uzaklığa yerleştirerek (neoliberalizm) değişim dinamiklerini zayıflatmak mümkün. Bir haliyle “siyasetin çocukluk halinin” istismarı, bir başka haliyle siyasi “devri daim makinesi”.

İstismar, eşitsiz bir pozisyondan temin edilen kötücül bir imkan. Ancak süreklileşmiş istismarın biriktirdiği rahatsızlığı kontrol etmek, istismarı devam ettirebilmek kadar kolay olmayabilir. Aynı şekilde dışarıdan enerji –veya enerjiye çevrilebilir madde- yüklenmeden sonsuza kadar çalışacak bir devri daim makinesi henüz icat edilmedi. Türkiye’de bir siyasi değişim beklenip beklenmeyeceği konusu, son beş yılda artan bir grafik izliyor. 7 Haziran 2015 ve 31 Mart 2019 seçim sonuçlarından ilhamla, değişim meselesi partilere destek yüzdeleri ama özellikle de iktidarın desteğinin devam edip etmeyeceğine sıkıştırıldı. Meşruiyet ve güç kaynağı olarak seçimleri kullanan iktidar bir yandan, her seçimi bir motivasyon hamlesine çevirmeye çalışan muhalefet diğer yandan bu süreci besledi. Hem hızlı –veya kaçınılmaz- bir değişim ihtimali hem de değişimin zor olduğu tezi yine yakın aralarla birlikte koşuyor. Referandum, genel seçim ve yerel seçim serisiyle devam eden üç yıllık periyotun sonunda, alışık olduğumuz üzere iki tezin de kuvvetli işaretleri ve güçlü duygudaşları oluştu. Endişe-beklenti parantezine sıkışan bu gerilim yüzünden, olabilecekleri beklerken zaten yaşanmakta olan ve belki de daha önemli değişim gözlerden kaçabiliyor.

Şimdi yeni partilerin ortaya çıkmasıyla nelerin değişebileceği üzerine çok tartışılıyor. Yavaş yavaş ortaya çıkan rakamlar önemli hareketlenme yaratacak bir potansiyel olduğunu gösteriyor. Fakat bu ilk görüntünün ardından kadim tartışma yine gündemi işgal ediyor: “Tamam da Erdoğan gider mi?” Bunun biraz dışına çıkarak tabloya bakmak denendiğinde, “aynılık perdesinin” arkasında daha farklı bir resim görünüyor. Çok geniş tartışmalar açacak niteliksel değişim derinliklerine girmeden sayısal tabloya bir bakalım: 2010 yılında mevcut iktidar yaklaşık yüzde elli oy almıştı, kendisini indirecek bir alternatif aktör de görünmüyordu. Akıl almaz olayların, çok önemli yapısal ve konjonktürel değişimlerin yaşandığı neredeyse on yıl geçti. İktidarın yine aşağı yukarı aynı seviyelerde bir destek bulabiliyor olduğu görünüyor. Pek bir şeyin değişmediğinin gayet kuvvetli kanıtı. Peki aralarında 10 yıl bulunan bu iki 50, sahiden aynı sayı mı? Aynı olmadığını söylersek –ki böyle söyleyecek olan bulmak iktidar çevrelerinde bile kolay değil- sayısal denkliğin hiç önemi kalmıyor. İster niceliksel ister niteliksel bir değişimi ölçmekten bahsediyor olalım, değişimi hangi parametrelerle ve neye göre tarif ettiğimiz, sonucu tamamen değiştiriyor. Değişmiyor gibi görünmenin ağır bir değişim maliyeti olabilir.

Facebook Yorumları

reklam
4.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
2.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
30.11.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
27.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
19.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
16.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
13.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
9.11.2019
O kadar önemli değiliz
6.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
30.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
26.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
23.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
19.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
16.10.2019
Özne sapıtması
12.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
2.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
30.09.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
25.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
7.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
10.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
19.06.2019
'Son kırılma'
12.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
8.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive