Kadri GÜRSEL



Bookmark and Share

İktidarın basını etkisiz, baskısı etkili


4.07.2019 - Bu Yazı 159 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 31 Mart yerel seçimleri ve 23 Haziran İstanbul tekrar seçiminin sonuçları, iktidarın yaşadığı ve yaşattığı tam teşekküllü krizin ‘medya ayağı’nı teşhir etti. Matbaaları, dağıtım şirketleri, gazeteleri, haber ajansları ve TV kanallarıyla medya endüstrisinin tamamının üzerine çökmenin seçim kazanmaya artık yetmediği görüldü. İktidar, medyanın yüzde 90’ından fazlasına sahip ve buna rağmen kaybediyor. Demek ki bugün krizdeki Türkiye’de medya üzerinde totaliterliği andıran bir hegemonya kurmak seçim başarısını garantilemiyor. Medyası, iktidarın arzuladığı etkiyi üretemiyor.

Bu iddiayı destekleyen somut veri, TV kanallarının reyting kaybı ve gazetelerinin düşen satış rakamları.  

İktidarın 24 Haziran 2018 seçimlerinden üç ay önce Doğan Grubu’na el koyarak ana akım medyayı çökertmesinin nedeni, kaybetme riskini minimuma indirmekti. İktidar 24 Haziran 2018’de kaybetmedi ama 31 Mart ve 23 Haziran’da tarihsel bir yenilgiye uğradı.

İki seçim arasında değişen neydi? 24 Haziran 2018’de iktidar medyası seçim kazandırma işini güya becerirken 2019’da beceremez mi olmuştu?

Türkiye’de 24 Haziran 2018 seçimi ile 23 Haziran 2019 seçimi arasındaki bir yıl içinde en önemli değişken ekonomik kriz faktörüdür. 

Türkiye’ye OHAL şartlarında dayatılan ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ hukuksuzluğu ve keyfi yönetimi kalıcılaştırdığı için ekonomik ve idari kriz üretiyor; ülke yönetilemez hale geliyor. Böyle devam ettikçe durumun maliyeti de artıyor. Kendi kendisini mahvetmeye programlanmış bu sistem, iktidarın medyasına da büyük bir maliyet çıkarmıştır. Sahibinin siyasi hedefleri doğrultusunda yeterli iş görmediği halde muazzam kaynak israfına yol açan bir medya… Üstelik, harcanan kaynak, kamunun parası.

İktidar, muhalefetin medyaya erişimini alabildiğine kısıtlayıp medyanın bağımsızlığını yok edince seçimler adil olmuyor; iktidarın lehine aşırı bir dengesizlik ortaya çıkıyor, ama işte 23 Haziran’da görüldüğü gibi bu adaletsizlik bile iktidarı kurtarmaya yetmeyebiliyor. Çünkü günümüzün dünyasında baskı rejimleri artık 20’nci yüzyılın ilk yarısında olduğu gibi kitleleri medya aracılığıyla gerçek dünyadan yalıtma kudretine sahip değiller. Bu, Hannah Arendt’in de zamanında yazdığı gibi ancak hayatın tüm dokusunun bir ideolojiye göre organize edilmesiyle mümkün. Hedef kitlenin dünyanın bütün enformasyon kaynaklarından tam anlamıyla uzakta tutulması 20’nci yüzyılda ancak bir totaliter rejim altında olanaklı kılınabilecek bir durum iken, 21’nci yüzyılda bunu Çin’de bile başarmak artık imkansız.

Nitekim bizdeki iktidar da kitlesini ilelebet kendi TV kanallarına mahkum edemiyor. Ancak anlatacak bir hikayesi varsa bu olanaklı. Ve bu hikayenin minimum düzeyde bir inandırıcılık ve tutarlılığa sahip olması şart. 

2011’den beri Türkiye’nin hiçbir esaslı sorununu çözemeyen, sorunlara yenilerini ekleyen ve mevcut olanları daha da karmaşıklaştıran iktidarın ise bu tür başarı hikayelerini üretme kapasitesi neredeyse hiç kalmadı. 

Bu nedenledir ki basit bir propaganda aygıtına dönüştürdükleri medyaları aracılığıyla, yerel seçimler öncesinde iç tutarlılığı olan bir yalancı dünya yaratarak kendi kitleleri üzerinde egemen olmayı beceremediler. 31 Mart öncesinde ‘illet-zillet-beka’propagandalarıyla Makyavelizmin ucuz örneklerinden birini sergileyen iktidar, başarılı olamayınca bu kez HDP’nin Kürt seçmenini İmamoğlu’na oy vermekten caydırmak için 23 Haziran öncesindeki son haftada ‘Abdullah Öcalan mektubu’na tevessül etti. Böylece iktidarın milliyetçi seçmeni asıl meselenin ‘ülkenin bekası’ olmadığını anladı. Sonuçta iktidar, iç tutarlılık ve ikna edicilikten yoksun propagandalarını muazzam medya bombardımanı ile yapmanın bedelini önemli oranda oy kaybederek ödedi. 

Türkiye’nin sorunları yıllardır büyür ve büyütülürken iktidarın medya üzerindeki egemenliğinin de büyümesi, bir siyasal iletişim felaketinin hazırlayıcısı… ‘Öcalan mektubu’ ve benzeri propaganda fiyaskolarının seçmen üzerindeki olumsuz etkisi, kullanılan medyanın büyüklüğü nispetinde artarak iktidara büyük zarar veriyor. 

İktidar medyasının büyüklüğü, aslında iktidarın çapsızlığını büyütüyor, onu daha görünür kılıyor. 

Bu, madalyonun bir yüzü.

İktidarın tükenmişliği medyasını da tüketiyor. Türkiye’nin büyük medya boşluğunun gerçek ve bağımsız gazetecilik yapan mecralar tarafından doldurulması ise iktidar tarafından engelleniyor.

İktidar medyası çok büyük olmasına rağmen etkisiz ve fakat iktidarın bağımsız medya ve gazetecilik üzerindeki baskısı çok etkili. Türkiye’deki muazzam gazetecilik açığının nedenidir bu aynı zamanda.

Facebook Yorumları

reklam
13.07.2019
SETA vesikası: İktidarın itirafnamesi
4.07.2019
İktidarın basını etkisiz, baskısı etkili
27.06.2019
Erdoğanizma sisteminin çözülüşü
22.06.2019
İktidarın çaresizliği, ülkenin felaketi olmamalı
18.06.2019
Erdoğan 23 Haziran’ın galibini açıkladı
28.3.2019
15 Temmuz Döneminin Son Seçimleri
29.1.2019
Bir Tersyüz Etme Vakası olarak “Madura”
30.12.2018
2019: Büyük Belirsizlikler, Cevabı Zor Sorular
25.12.2018
“Yerel Seçimler” Neden Yerel Değildir?
2.12.2018
Ana Akım Medyanız Nasıl Olsun?
12.11.2018
Sınırsız, Hadsiz, Hukuksuz Türkiye
30.10.2018
Her Şey Dağılır, Merkez Tutamaz Bahçeli’yi
8.9.2018
İdlib’de yüzleşmek
1.9.2018
Osman Kavala’nın sakin mağduriyeti
18.8.2018
Türkiye’nin tam teşekküllü krizi
4.8.2018
24 Haziran’daki ‘uçan mürekkepli mühür’ palavrasını en çok kim yaydı
15.7.2018
Hızlı ve geçici iktidar
6.7.2018
Muhalefetin bir numaralı sorunu medyadır
30.6.2018
24 Haziran’ın sürprizi MHP değil, ‘münafıklar’
25.6.2018
Bu seçimin galibi halktır
23.6.2018
24 Haziran’ın dört kesin sonucu
21.6.2018
‘Oylarınızı çaldırmayacağız’
19.6.2018
Mantar tabancası patlasa da sandığa
12.6.2018
İnce, Erdoğan’ı iktidardayken ‘indiriyor’
8.6.2018
Korkan iktidar korkutarak oy istiyor
5.6.2018
Erdoğan, ‘Bay Kemal’den neden vazgeçemiyor?
1.6.2018
Muharrem İnce fenomeni
29.5.2018
24 Haziran’da iktidarın işi artık daha zor
26.5.2018
Türk Lirası’nı kim çökertti?
16.5.2018
Üç yıl sonra HDP yine anahtar
11.5.2018
Dinamizm tamam Umutlar tamam Moraller tamam
8.5.2018
Muharrem İnce’yle bozulan mezhepçilik oyunu
4.5.2018
Basın özgürlüğü neden alerji yapıyor?
2.5.2018
Atı alan Üsküdar’a geçecek mi?
20.4.2018
İç ve dış krizlerden önce baskın seçim
17.4.2018
Cihatçılar da Türkiye’ye havale
16.4.2018
Saldırı sınırlı, Ankara’nın pozisyonu etkilenmez
14.4.2018
Şimdiki mesele kimyasal silah değil
4.4.2018
Hürriyet’e veda ve teşekkür
2.4.2018
AK Parti’nin kendi orta sınıfı da rahatsız
24.3.2018
Doğan Grubu’nun imhası, ana akım medyanın sonu
21.3.2018
Afrin ve ötesi
7.3.2018
Arkadaşlarımızı hapiste tutarak hiçbir şey kazanamazsınız
24.2.2018
İdlib’e dikkat
13.2.2018
TSK Suriye’den neden çıkmaz?
23.1.2018
Afrin savaşının öteki cephesinde durum
17.1.2018
Zor, Suriye’de oyunu bozar mı?
5.1.2018
Türkiye-ABD: Krizin kara yılı başladı
2.1.2018
İran örneği: Çok bastırırsan patlar
29.12.2017
Siyaseten lince yargı koruması imkânsızdır
19.12.2017
Necip Fazıl merkezli matbuat kriterleri
15.12.2017
Işıklı küre’deki Kudüs gerçekleri
13.12.2017
ABD, Atilla’ya neden karşı?
8.12.2017
Korkunç ikili: Trump-Netanyahu
1.12.2017
17 Aralık operasyonu New York’ta sürüyor
28.11.2017
Mısır, Türkiye’deki boşluk ve IŞİD
24.11.2017
Rusya ile imkânsız ittifak
21.11.2017
Osman Kavala neden hapiste?
17.11.2017
Mehter marşıyla gelip İzmir Marşı’yla gitmek
14.11.2017
Türkiye ve ABD: Çatışmalı boşanma
10.11.2017
Durun gitmeyin, daha yaşanacak çok şey var
8.11.2017
FETÖ’cülük suçlamasının serencamı
3.11.2017
Dünya dönüyor
13.1.2017
Hakikat avcısı
4.11.2016
Kadri Gürsel'in köşesini arkadaşları boş bırakmadı
29.10.2016
Trump kazansaydı Ankara çok sevinirdi
26.10.2016
AKP rejimi neden ayakta kalamaz?
21.10.2016
El Nusra için adres belli, YPG’ninki belirsiz
19.10.2016
Bildiğimiz IŞİD, başladığı yerde bitiyor
15.10.2016
Önce demokrasi, sonra anayasa
12.10.2016
Türkiye’yi dönüştüren katliam
9.10.2016
‘Şiiler Musul’a girmesin’ demekle yetinince de mezhepçi olunuyor
7.10.2016
Musul’u almak için savaşa mı gidiyoruz?
4.10.2016
OHAL, iktidarın yakalandığı ‘hız tuzağı’
1.10.2016
Fırat Kalkanı’nda neden otosansür var?
27.9.2016
Kaydıraklı Anıtkabir’in kısa ve acı tarihi
23.9.2016
Gazetecilik çölündeki vaha: Cumhuriyet
22.9.2016
Piyade Suriye batağına mecbur girecek
14.9.2016
Asıl ‘sübliminal mesaj’ı rejim veriyor
9.9.2016
Rakka’da şey yaparken sonra şey olmasın!
7.9.2016
Başkanlık sloganı: Çözüm mözüm yok
3.9.2016
‘Yenikapı ruhu’ bitti, Türkiye normalleşiyor!
31.8.2016
‘Fırat Kalkanı’na ABD müdahalesi
26.8.2016
Suriye’de ‘üst akıl’ operasyonu
24.8.2016
YouTube’a o videoları Cemaat mi yüklüyordu?
17.8.2016
Olumsuz algılanmak iktidarın kaderidir
13.8.2016
Rusya’yla uçak krizi öncesine dönülemez
9.8.2016
Yenikapı eski yola açılır
6.8.2016
Erdoğan, ‘Rabbim bizi kurtarsın’ demeliydi
27.7.2016
Bütün kötü gazeteciler darbeci midir?
22.7.2016
Darbeciler yenildi ama bu gelen demokrasi değil
13.7.2016
Erdoğan babamız olmak istiyor
9.7.2016
Tayyip Kaptan’ın gemisi şimdi nereye gider?
5.7.2016
Ufuktaki tehdit: Muhacir vatandaş sorunu
2.7.2016
IŞİD daha ne yapsın?
29.6.2016
İsrail’le anlaşmaya dair yalanlar ve gerçekler
25.6.2016
Türkiye’yi görmeyen devekuşu Avrupa’sı
22.6.2016
Erdoğan’ın Gezi planında boş yok
15.6.2016
Türkiye’nin dibi maalesef yok
11.6.2016
Rejim PKK’yi neden saklıyor?
8.6.2016
‘Büyük Nusaybin zaferi’ ülkeye ne vaat ediyor?
3.6.2016
Dış politikada dört parmak hesabı
1.6.2016
Gezi’den ne kalmadı, ne kaldı?
25.5.2016
Nazi siyaset teknolojisinin Türkiye mümessili: AKP
24.5.2016
AKP’nin vücut dili, Nazizmin ruhu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive