Kadri GÜRSEL



Bookmark and Share

Bir Tersyüz Etme Vakası olarak “Madura”


29.1.2019 - Bu Yazı 458 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Tersyüz etmek, içini dışına çıkarmak ya da tersi, dışını içine sokmak... İktidarın öteden beri, üstelik sonuç alarak uyguladığı bir siyasal iletişim taktiği böyle de tarif edilebilir. 

Türkiye’nin kötü yönetilmesinden kaynaklanan, kökü içeride olan yerli bir sorunu, sorumluluğundan kurtulmak için tersyüz etmek... Misal, ülke ekonomisinin dış güçler tarafından hedef alındığını, Türkiye’ye karşı bir dış komplo kurulduğunu iddia ederek yapılmak istenen, seçmenin indinde iktidarı ekonomik krizin mesuliyetinden kurtarmaktır. Böylece bir iç sorunun üzerlerindeki siyasi ve moral yükünü onu dışsallaştırarak azaltmayı deniyorlar. Türkiye’nin içini dışına çıkarıyor, tersyüz ediyorlar.

Türkiye’nin dışını içine sokup tersyüz etme davranışına örnek olarak, artık mazide kalmış bulunan “Hamas odaklı dış politika”yı ve Suriye’deki rejimi devirmek için 2016’ya kadar izlenen çökmüş siyaseti gösterebilirim. Her iki durumda da iktidarın medyası ve sözcüleri olayların Türkiye’de geçtiği sanrısını yaratmaya çalışmışlar, çatışmaların bir tarafıyla koşulsuz özdeşlik, diğer tarafıyla da aynı nispette düşmanlık tesis etmişlerdi. 

Dışarıdan içeriye tersyüz etme vakalarının şahikası, Mısır’da Müslüman Kardeşler’in Genelkurmay Başkanı General Abdülfettah El-Sisi tarafından iktidardan indirildiği 3 Temmuz 2013 darbesiydi. AKP iktidarı bu askeri müdahaleyi kendisine karşı yapılmış gibi yaşadı ve yaşattı. Bugün artık içeriği değiştirilerek “AKP selamı” haline getirilmiş olan “dört parmak”, ilk önce o dönemde Recep Tayyip Erdoğan tarafından devrik Cumhurbaşkanı Mursi ve Müslüman Kardeşler’le dayanışmanın ötesine geçen bir özdeşleşmenin işareti olarak kullanılmıştır. 

“Dört parmak”, Müslüman Kardeşler taraftarlarının darbeye karşı direnmek için toplandığı Kahire’deki Rabiatül Adeviyye Meydanı’nın adındaki “rabia”nın Arapçada “dört” anlamını taşımasından hareketle, buradaki mukavemeti simgeliyordu; ardından anlam değişikliğine uğratılarak “tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” şiarının sembolü yapıldı. 

Türkiye’nin elbette kayıtsız kalamayacağı ama birincil önceliği de olmayan dış meseleler tersyüz etme yoluyla içselleştirildi. Kısacası, iktidarın dış politikayı kutuplaştırıcı bir iç politika enstrümanı olarak kullanmasındaki amaçlarından biri ve belki de en önemlisi, daha fazla güç elde ederek ülkenin siyasi kültüründe arzuladığı dönüşümü gerçekleştirmekti. 

Yukarıda verdiğim üç örnekteki çatışmalarda AKP iktidarının içselleştirme yoluyla kendisini ve Türkiye’yi özdeşleştirdiği taraflar bir ortak paydada buluşuyorlardı: İhvancılık-İslamcılık-Sünni ümmetçilik...

AKP Türkiye’sinin ve onun reisinin artık Ortadoğu’da bu İslamcılık ekseninde iddialı bir politika izlemesinin koşulları yok. Bu politika yukarıda adlarını zikrettiğim vasıta ve zeminleriyle birlikte çöktü.

Lakin tersyüz etme davranışı bir alışkanlık olarak baki kaldı.

Ve işte bugünlerde yeni bir tersyüz etme vakasıyla karşı karşıyayız. 

İktidarın sözcüleri ve medyası Türkiye’nin dışını yine içine sokuyorlar, fakat bu kez özdeşleştirilmek istendiğimiz ülke ve kişi coğrafi olarak “çok uzakta” ve üstelik ne bu ülkenin ne de kişinin ümmetçilik ya da İslamcılıkla bir alakası mevcut. Ülke, Latin Amerika’daki Venezuela ve kahramanımız da bir sol popülist otokrat: Nicolas Maduro. Başını ABD’nin çektiği, belli başlı Latin Amerika ve Avrupa ülkelerinin de içinde olduğu bir uluslararası geçici ittifak, Maduro rejimini devirmek için bir dizi diplomatik, siyasi ve ekonomik yaptırımı şiddet ve yoğunluğunu artırarak uyguluyor.

ABD bu doğrultuda gerginliği tırmandırıyor. Dışişleri Bakanı Mike Pompeo 26 Ocak’ta ülkesinin girişimiyle toplanan BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada “Şimdi her ülkenin tarafını seçmesinin zamanıdır... Ya özgürlük güçlerinin safında durursunuz ya da Maduro ve onun yarattığı kargaşayla birlik olursunuz” dedi.

Bu yazının konusu Maduro’nun söz konusu ittifak tarafından neden devrilmek istendiği ya da Rusya, Çin ve Küba gibi ülkelerin Maduro’yu neden iktidarda tutmaya çalıştıkları değil. 

Konumuz, AKP Türkiye’sinin neden Maduro’nun tarafını seçtiği...

Bu tercihin birçok nedeni var.

Yüzeysel, taktiksel ve konjonktürel olandan başlayıp derinlere doğru inelim.

Birinci neden 31 Mart Yerel Seçimleri.

Venezuela krizi, başta ABD olmak üzere Batılı güçlerle seçim öncesi faydalı bir karşıtlık yaratmak için fırsat sunuyor. Türkiye’yle ABD’yi karşı karşıya getiren kontrollü bir kutuplaşma AKP tabanına dinamizm aşılayabilir. Toplumun çok geniş kesimleri Amerikan karşıtı milliyetçi söylemlerin alıcısıdır. Venezuela eksenli bir kriz mühendisliği dikkatlerin artan ekonomik sıkıntılardan varsayılan dış tehdide kaymasına ve dolayısıyla oy kaybının bir nispette engellenmesine yarayabilir...

İkincisi, Türkiye’nin ekonomik krizini tersyüz edip dışsallaştırmakla ilgili. Malumunuz ABD, dışişleri bakanlığının sitesindeki ifadeleriyle “Venezuela’daki durum”dan sorumlu tuttuğu özel ve tüzel kişilere 2015’ten bu yana genişleterek sürdürdüğü ekonomik yaptırımlar uyguluyor. 

Amerikan yaptırımları, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip Venezuela’da, esas nedeni ülkenin yıllardır fevkalade kötü biçimde yönetilmesi olan tam teşekküllü çöküş halinin baş sorumluluğunu ABD’ye yansıtmakta kullanılıyor. Bu yansıtmanın neticesinde Maduro’da kalan, mağduriyet oluyor. 

Türkiye ve ABD’nin bir de Venezuela nedeniyle karşı karşıya geldiği bir yerel seçim sath-ı mailinde, “Amerikan emperyalizmi tarafından mağdur edilen Maduro ve ekonomisi çökertilen Venezuela” anlatısından Türkiye’nin hissesine de bir mağduriyet algısı düşer. Trump’ın “Ekonominizi mahvederiz” diye tweet atıp Türkiye’yi alenen tehdit edebildiği bir dünyada, yerel seçime gidilirken ekonomik sıkıntılar daha da ağırlaşırsa bunların dış tehditlerden kaynaklandığına seçmeni ikna etmek kolaylaşacaktır.   

Bir de “krizleri fırsata çevirme” düsturu var. İçeride ve dışarıda her krizin kendi zenginlerini yarattığını bilecek kadar usta bir aktör, büyük güçlerin izole ettiği ülkelerle iş yapmak ister. Bir misal, Sudan.

Böylece hem egemenlerin dünya düzenine meydan okunmuş olur, hem “dünya liderliği” söylemi pompalanır hem de fayda sağlanır.

Venezuela bu nedenlerden dolayı “iç meselemiz” yapılmak istenmektedir. Yanlış olduğunu bile bile Twitter etiketlerinde Maduro’ya “Madura” denmesindeki ısrarın anlamı budur.

Facebook Yorumları

reklam
13.07.2019
SETA vesikası: İktidarın itirafnamesi
4.07.2019
İktidarın basını etkisiz, baskısı etkili
27.06.2019
Erdoğanizma sisteminin çözülüşü
22.06.2019
İktidarın çaresizliği, ülkenin felaketi olmamalı
18.06.2019
Erdoğan 23 Haziran’ın galibini açıkladı
28.3.2019
15 Temmuz Döneminin Son Seçimleri
29.1.2019
Bir Tersyüz Etme Vakası olarak “Madura”
30.12.2018
2019: Büyük Belirsizlikler, Cevabı Zor Sorular
25.12.2018
“Yerel Seçimler” Neden Yerel Değildir?
2.12.2018
Ana Akım Medyanız Nasıl Olsun?
12.11.2018
Sınırsız, Hadsiz, Hukuksuz Türkiye
30.10.2018
Her Şey Dağılır, Merkez Tutamaz Bahçeli’yi
8.9.2018
İdlib’de yüzleşmek
1.9.2018
Osman Kavala’nın sakin mağduriyeti
18.8.2018
Türkiye’nin tam teşekküllü krizi
4.8.2018
24 Haziran’daki ‘uçan mürekkepli mühür’ palavrasını en çok kim yaydı
15.7.2018
Hızlı ve geçici iktidar
6.7.2018
Muhalefetin bir numaralı sorunu medyadır
30.6.2018
24 Haziran’ın sürprizi MHP değil, ‘münafıklar’
25.6.2018
Bu seçimin galibi halktır
23.6.2018
24 Haziran’ın dört kesin sonucu
21.6.2018
‘Oylarınızı çaldırmayacağız’
19.6.2018
Mantar tabancası patlasa da sandığa
12.6.2018
İnce, Erdoğan’ı iktidardayken ‘indiriyor’
8.6.2018
Korkan iktidar korkutarak oy istiyor
5.6.2018
Erdoğan, ‘Bay Kemal’den neden vazgeçemiyor?
1.6.2018
Muharrem İnce fenomeni
29.5.2018
24 Haziran’da iktidarın işi artık daha zor
26.5.2018
Türk Lirası’nı kim çökertti?
16.5.2018
Üç yıl sonra HDP yine anahtar
11.5.2018
Dinamizm tamam Umutlar tamam Moraller tamam
8.5.2018
Muharrem İnce’yle bozulan mezhepçilik oyunu
4.5.2018
Basın özgürlüğü neden alerji yapıyor?
2.5.2018
Atı alan Üsküdar’a geçecek mi?
20.4.2018
İç ve dış krizlerden önce baskın seçim
17.4.2018
Cihatçılar da Türkiye’ye havale
16.4.2018
Saldırı sınırlı, Ankara’nın pozisyonu etkilenmez
14.4.2018
Şimdiki mesele kimyasal silah değil
4.4.2018
Hürriyet’e veda ve teşekkür
2.4.2018
AK Parti’nin kendi orta sınıfı da rahatsız
24.3.2018
Doğan Grubu’nun imhası, ana akım medyanın sonu
21.3.2018
Afrin ve ötesi
7.3.2018
Arkadaşlarımızı hapiste tutarak hiçbir şey kazanamazsınız
24.2.2018
İdlib’e dikkat
13.2.2018
TSK Suriye’den neden çıkmaz?
23.1.2018
Afrin savaşının öteki cephesinde durum
17.1.2018
Zor, Suriye’de oyunu bozar mı?
5.1.2018
Türkiye-ABD: Krizin kara yılı başladı
2.1.2018
İran örneği: Çok bastırırsan patlar
29.12.2017
Siyaseten lince yargı koruması imkânsızdır
19.12.2017
Necip Fazıl merkezli matbuat kriterleri
15.12.2017
Işıklı küre’deki Kudüs gerçekleri
13.12.2017
ABD, Atilla’ya neden karşı?
8.12.2017
Korkunç ikili: Trump-Netanyahu
1.12.2017
17 Aralık operasyonu New York’ta sürüyor
28.11.2017
Mısır, Türkiye’deki boşluk ve IŞİD
24.11.2017
Rusya ile imkânsız ittifak
21.11.2017
Osman Kavala neden hapiste?
17.11.2017
Mehter marşıyla gelip İzmir Marşı’yla gitmek
14.11.2017
Türkiye ve ABD: Çatışmalı boşanma
10.11.2017
Durun gitmeyin, daha yaşanacak çok şey var
8.11.2017
FETÖ’cülük suçlamasının serencamı
3.11.2017
Dünya dönüyor
13.1.2017
Hakikat avcısı
4.11.2016
Kadri Gürsel'in köşesini arkadaşları boş bırakmadı
29.10.2016
Trump kazansaydı Ankara çok sevinirdi
26.10.2016
AKP rejimi neden ayakta kalamaz?
21.10.2016
El Nusra için adres belli, YPG’ninki belirsiz
19.10.2016
Bildiğimiz IŞİD, başladığı yerde bitiyor
15.10.2016
Önce demokrasi, sonra anayasa
12.10.2016
Türkiye’yi dönüştüren katliam
9.10.2016
‘Şiiler Musul’a girmesin’ demekle yetinince de mezhepçi olunuyor
7.10.2016
Musul’u almak için savaşa mı gidiyoruz?
4.10.2016
OHAL, iktidarın yakalandığı ‘hız tuzağı’
1.10.2016
Fırat Kalkanı’nda neden otosansür var?
27.9.2016
Kaydıraklı Anıtkabir’in kısa ve acı tarihi
23.9.2016
Gazetecilik çölündeki vaha: Cumhuriyet
22.9.2016
Piyade Suriye batağına mecbur girecek
14.9.2016
Asıl ‘sübliminal mesaj’ı rejim veriyor
9.9.2016
Rakka’da şey yaparken sonra şey olmasın!
7.9.2016
Başkanlık sloganı: Çözüm mözüm yok
3.9.2016
‘Yenikapı ruhu’ bitti, Türkiye normalleşiyor!
31.8.2016
‘Fırat Kalkanı’na ABD müdahalesi
26.8.2016
Suriye’de ‘üst akıl’ operasyonu
24.8.2016
YouTube’a o videoları Cemaat mi yüklüyordu?
17.8.2016
Olumsuz algılanmak iktidarın kaderidir
13.8.2016
Rusya’yla uçak krizi öncesine dönülemez
9.8.2016
Yenikapı eski yola açılır
6.8.2016
Erdoğan, ‘Rabbim bizi kurtarsın’ demeliydi
27.7.2016
Bütün kötü gazeteciler darbeci midir?
22.7.2016
Darbeciler yenildi ama bu gelen demokrasi değil
13.7.2016
Erdoğan babamız olmak istiyor
9.7.2016
Tayyip Kaptan’ın gemisi şimdi nereye gider?
5.7.2016
Ufuktaki tehdit: Muhacir vatandaş sorunu
2.7.2016
IŞİD daha ne yapsın?
29.6.2016
İsrail’le anlaşmaya dair yalanlar ve gerçekler
25.6.2016
Türkiye’yi görmeyen devekuşu Avrupa’sı
22.6.2016
Erdoğan’ın Gezi planında boş yok
15.6.2016
Türkiye’nin dibi maalesef yok
11.6.2016
Rejim PKK’yi neden saklıyor?
8.6.2016
‘Büyük Nusaybin zaferi’ ülkeye ne vaat ediyor?
3.6.2016
Dış politikada dört parmak hesabı
1.6.2016
Gezi’den ne kalmadı, ne kaldı?
25.5.2016
Nazi siyaset teknolojisinin Türkiye mümessili: AKP
24.5.2016
AKP’nin vücut dili, Nazizmin ruhu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive