Kadri GÜRSEL



Bookmark and Share

Sınırsız, Hadsiz, Hukuksuz Türkiye


12.11.2018 - Bu Yazı 139 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Biz Türkler “sınır” sözcüğünü Yunancadan almışız. Yunancada “Sinoron”muş, “sinor” olmuş ve nihayet “sınır”a dönüşerek dilimize yerleşmiş. Bir de Arapça kökenli olanı var “hudut” diye; o da Arap dilindeki “had”dın çoğulu ama dilimizde galat olmuş, tekili ifade ediyor. Neden bu sözcüklerin Yunanca ve Arapçasına ihtiyaç duymuşuz? Onu etimologlar ve tarihçiler araştırsın. Orta Asya’da konuşulan Türkçelerde ise “sınır”, “ara çek” ya da “çek ara” olarak geçiyor. “Ara”, Türkçe ama bizdeki anlamı farklı: İki nesnenin ortasındaki boş yer, “sınır” değil. Sınır, herhangi bir şeyin bittiği nokta ya da çizgi, son ve ötesi yeni bir başlangıç.

“Sınır” kavramını kullanmadan ne düşünce üretmek, ne beşeri ilişkileri, ne de haklarımızı tanımlamak mümkün. “Sınır” düşünen bir varlık olarak insanın onsuz yapamayacağı bir “tespit edici”...

“Sınır” hakkında haddimi aşarak bu denli malumatfuruşluk etmemin ulvi bir amacı var: “Sınır”ın hayatımızdaki değerini, ülkemiz için anlamını, varlığımızın devamı açısından lüzumunu hatırlatmak.

Şu bakımdan; Türkiye sınırlarını yitiren, sınırları bulanıklaşan bir ülkeye dönüşüyor. 

Hızla. Hem de her bakımdan. Bu etki, fiziki sınırlarında, kurumlar arası işlerliğinde ve kurumların işleyişinde, siyasetinde ve ahlakında görülüyor.

Türkiye son yıllarda bir “ara ülke” haline geldi. 

Türkiye’yi felsefedeki İngilizce tabiriyle “borderline case”den mülhem, “sınırda ülke” olarak da tanımlayabiliriz.

Sınırda ülke: Gri saha, alacakaranlıktaki bölge. 

Bir ülkenin aslında aralarından geçen sınırla ayrılmış olması gereken ve birbirlerini reddeden ve dolayısıyla çatışan iki farklı durumu aynı anda içermesi. Bunun sonucu, sınırları kendi içinde bulanıklaşmış bir Türkiye oluyor, bir halden ötekine geçiliyormuş izlenimini ediniyoruz. Geçilen halin ne olacağını ise öngörmek mümkün değil. Hatta, sonunda bir halin kalıp kalmayacağını da bilmiyoruz. 

Halbuki, sınırlayıcı faktörlere şiddetle ihtiyacımız bulunuyor. Demokrasi mesela, diktatörlüğün sınırlayıcı faktörüdür ve çok iyidir. Kurumsal, laik ve öngörülebilir bir dış politika da ideolojik saplantıların tutsağı olmuş, kişiselleşmiş bir dış politikanın sınırlayıcı faktörüydü. O da iyiydi aslında.

Hukuk nihayet, keyfi ve otoriter yönetimin sınırlayıcısıdır. Hukuk olmayınca, nihayeti de göremiyoruz ve işte bir Osman Kavala gibi hapse atılıyoruz, neyle suçlandığımızı bilmeden, hatta suçlanıp suçlanmayacağımızı bilmeden, tutuklu halde bir yılı aşkın süredir bekletiliyoruz. Çünkü bizi hapsedenlerin “had”di yok.

Osman Kavala’yı hapsedenler, sadece onlar biliyor onu neden içeride tuttuklarını.

“Sınırda ülke”, sınırsız olması gerekeni var gücüyle sınırlıyor, sınırlanması gerekeni ise alabildiğine serbest bırakıyor.

Akademik özgürlük, bilgiye ulaşma imkânı ve düşünce özgürlüğü sınırlandırılıyor. Evrim gerçeği hakkında korkmadan çekinmeden kelam edilemeyen bir “ara ülke”deyiz. 

Oysa ki bilgi sonsuzdur. Ham veriyi bilgiye dönüştüren düşüncedir. Düşünceyi bastırmak, bilgiyi sınırlamaktır.

Boylu boyunca ne kadar duvar örerlerse örsünler, iş işten geçti; “ara ülke”nin fiziki sınırları da bulanıklaştı. Suriye’deki rejimi değiştirip yerine istediklerini koymak için kendi ülkelerinin sınırlarını görmezden gelenler amaçlarında başarılı olamadılar ama bu maceralarının faturası ağır çıktı. Misal, Türkiye’nin bir kısmı Suriyeleşti.

Fantezi âleminde yaşayan bir Pan-İslâmist, evvel zaman içinde yazdığı kitabında “Batı’yı referans alan siyasi kültür değişmedikçe merkez ülke Türkiye bu rolünü oynayamaz” mealinde fikir beyan etmişti. Sonra gün geldi, müellifimiz Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu kitabına uydurmaya yeterli bir güce sahip olduğunu sandı. 

Sonuç ne oldu? Ortadoğu Türkiye’ye girdi.

Son örnek, Cemal Kaşıkçı cinayeti. 

Türkiye’ye fiilen sığınmış muhalifini, İstanbul’daki başkonsolosluğunda ortadan kaldırıvermeleri için katillerini özel uçakla buraya yollayan bir istibdat rejimiyle rekabet ediyoruz ve hunharca cinayetin siyasi arka planında bu çekişme var. 

Bir sınırımız olsaydı, işler bu raddeye gelmezdi.

Gücü sınırsız olsun diye hukuku, adaleti, Meclis, Anayasa Mahkemesi ve Sayıştay denetimini ıskat eden, bağımsız medyayı ortadan kaldıran bir siyasi iradenin “had”sizliği, Türkiye’yi hangi dip noktasına sürükleyecektir?

Dip de “son”dur. Sınır “son” kavramı ile anlamdaş.

Aşağıya doğru son, “sıfır” noktası mıdır?

Sıfırı da Araplardan almışız. Öz Türkçede sayılar “bir”den başlıyor, “dokuz yüz doksan dokuz bin dokuz yüz doksan dokuz”a kadar gidebiliyor. “Milyon” Türkçe değil.

Türkiye’nin dibi var mı? Varsa, Türkiye’nin aşağıya doğru burgusunda bir “son” vardır. 

Yoksa, ki yok, çünkü Türkiye düşüşünü frenleyecek bağımsız kurumlarını ve toplumsal insicamını yitirdi. O halde “sıfır”ın altında neler olabileceğini öngörmeyi deneyelim.

Ben öngöremiyorum, öngörebilen birinin olduğunu da sanmıyorum.

BİRİKİM

Facebook Yorumları

reklam
12.11.2018
Sınırsız, Hadsiz, Hukuksuz Türkiye
30.10.2018
Her Şey Dağılır, Merkez Tutamaz Bahçeli’yi
8.9.2018
İdlib’de yüzleşmek
1.9.2018
Osman Kavala’nın sakin mağduriyeti
18.8.2018
Türkiye’nin tam teşekküllü krizi
4.8.2018
24 Haziran’daki ‘uçan mürekkepli mühür’ palavrasını en çok kim yaydı
15.7.2018
Hızlı ve geçici iktidar
6.7.2018
Muhalefetin bir numaralı sorunu medyadır
30.6.2018
24 Haziran’ın sürprizi MHP değil, ‘münafıklar’
25.6.2018
Bu seçimin galibi halktır
23.6.2018
24 Haziran’ın dört kesin sonucu
21.6.2018
‘Oylarınızı çaldırmayacağız’
19.6.2018
Mantar tabancası patlasa da sandığa
12.6.2018
İnce, Erdoğan’ı iktidardayken ‘indiriyor’
8.6.2018
Korkan iktidar korkutarak oy istiyor
5.6.2018
Erdoğan, ‘Bay Kemal’den neden vazgeçemiyor?
1.6.2018
Muharrem İnce fenomeni
29.5.2018
24 Haziran’da iktidarın işi artık daha zor
26.5.2018
Türk Lirası’nı kim çökertti?
16.5.2018
Üç yıl sonra HDP yine anahtar
11.5.2018
Dinamizm tamam Umutlar tamam Moraller tamam
8.5.2018
Muharrem İnce’yle bozulan mezhepçilik oyunu
4.5.2018
Basın özgürlüğü neden alerji yapıyor?
2.5.2018
Atı alan Üsküdar’a geçecek mi?
20.4.2018
İç ve dış krizlerden önce baskın seçim
17.4.2018
Cihatçılar da Türkiye’ye havale
16.4.2018
Saldırı sınırlı, Ankara’nın pozisyonu etkilenmez
14.4.2018
Şimdiki mesele kimyasal silah değil
4.4.2018
Hürriyet’e veda ve teşekkür
2.4.2018
AK Parti’nin kendi orta sınıfı da rahatsız
24.3.2018
Doğan Grubu’nun imhası, ana akım medyanın sonu
21.3.2018
Afrin ve ötesi
7.3.2018
Arkadaşlarımızı hapiste tutarak hiçbir şey kazanamazsınız
24.2.2018
İdlib’e dikkat
13.2.2018
TSK Suriye’den neden çıkmaz?
23.1.2018
Afrin savaşının öteki cephesinde durum
17.1.2018
Zor, Suriye’de oyunu bozar mı?
5.1.2018
Türkiye-ABD: Krizin kara yılı başladı
2.1.2018
İran örneği: Çok bastırırsan patlar
29.12.2017
Siyaseten lince yargı koruması imkânsızdır
19.12.2017
Necip Fazıl merkezli matbuat kriterleri
15.12.2017
Işıklı küre’deki Kudüs gerçekleri
13.12.2017
ABD, Atilla’ya neden karşı?
8.12.2017
Korkunç ikili: Trump-Netanyahu
1.12.2017
17 Aralık operasyonu New York’ta sürüyor
28.11.2017
Mısır, Türkiye’deki boşluk ve IŞİD
24.11.2017
Rusya ile imkânsız ittifak
21.11.2017
Osman Kavala neden hapiste?
17.11.2017
Mehter marşıyla gelip İzmir Marşı’yla gitmek
14.11.2017
Türkiye ve ABD: Çatışmalı boşanma
10.11.2017
Durun gitmeyin, daha yaşanacak çok şey var
8.11.2017
FETÖ’cülük suçlamasının serencamı
3.11.2017
Dünya dönüyor
13.1.2017
Hakikat avcısı
4.11.2016
Kadri Gürsel'in köşesini arkadaşları boş bırakmadı
29.10.2016
Trump kazansaydı Ankara çok sevinirdi
26.10.2016
AKP rejimi neden ayakta kalamaz?
21.10.2016
El Nusra için adres belli, YPG’ninki belirsiz
19.10.2016
Bildiğimiz IŞİD, başladığı yerde bitiyor
15.10.2016
Önce demokrasi, sonra anayasa
12.10.2016
Türkiye’yi dönüştüren katliam
9.10.2016
‘Şiiler Musul’a girmesin’ demekle yetinince de mezhepçi olunuyor
7.10.2016
Musul’u almak için savaşa mı gidiyoruz?
4.10.2016
OHAL, iktidarın yakalandığı ‘hız tuzağı’
1.10.2016
Fırat Kalkanı’nda neden otosansür var?
27.9.2016
Kaydıraklı Anıtkabir’in kısa ve acı tarihi
23.9.2016
Gazetecilik çölündeki vaha: Cumhuriyet
22.9.2016
Piyade Suriye batağına mecbur girecek
14.9.2016
Asıl ‘sübliminal mesaj’ı rejim veriyor
9.9.2016
Rakka’da şey yaparken sonra şey olmasın!
7.9.2016
Başkanlık sloganı: Çözüm mözüm yok
3.9.2016
‘Yenikapı ruhu’ bitti, Türkiye normalleşiyor!
31.8.2016
‘Fırat Kalkanı’na ABD müdahalesi
26.8.2016
Suriye’de ‘üst akıl’ operasyonu
24.8.2016
YouTube’a o videoları Cemaat mi yüklüyordu?
17.8.2016
Olumsuz algılanmak iktidarın kaderidir
13.8.2016
Rusya’yla uçak krizi öncesine dönülemez
9.8.2016
Yenikapı eski yola açılır
6.8.2016
Erdoğan, ‘Rabbim bizi kurtarsın’ demeliydi
27.7.2016
Bütün kötü gazeteciler darbeci midir?
22.7.2016
Darbeciler yenildi ama bu gelen demokrasi değil
13.7.2016
Erdoğan babamız olmak istiyor
9.7.2016
Tayyip Kaptan’ın gemisi şimdi nereye gider?
5.7.2016
Ufuktaki tehdit: Muhacir vatandaş sorunu
2.7.2016
IŞİD daha ne yapsın?
29.6.2016
İsrail’le anlaşmaya dair yalanlar ve gerçekler
25.6.2016
Türkiye’yi görmeyen devekuşu Avrupa’sı
22.6.2016
Erdoğan’ın Gezi planında boş yok
15.6.2016
Türkiye’nin dibi maalesef yok
11.6.2016
Rejim PKK’yi neden saklıyor?
8.6.2016
‘Büyük Nusaybin zaferi’ ülkeye ne vaat ediyor?
3.6.2016
Dış politikada dört parmak hesabı
1.6.2016
Gezi’den ne kalmadı, ne kaldı?
25.5.2016
Nazi siyaset teknolojisinin Türkiye mümessili: AKP
24.5.2016
AKP’nin vücut dili, Nazizmin ruhu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları