Kadri GÜRSEL

Cumhuriyet



Bookmark and Share

Hızlı ve geçici iktidar


15.7.2018 - Bu Yazı 211 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Sahibinin “Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi” diye adlandırdığı iktidar durumu, Osmanlı ve Cumhuriyetin 200 yıllık sorunlu reform ve devrim süreçlerinde biriktirdiği negatif toplumsalsiyasal enerjinin boşalmasıdır.

Durum yeni değildir aslında. Reaksiyon, 2010’dan beri şiddetini artırarak sürüyor. Vardığı yer, sonunda varabileceği yerdir; kendi zirvesidir.

Bu “durum”u Recep Tayyip Erdoğan, tarihin çok özel ve ilginç bir kavşağında eriştiği müstesna güç sayesinde, karşısına çıkarılan engelleri aşarak meydana getirdi. Durum, Erdoğan’ın fıtratı ve arzusuna göre biçimlendi. Bugünkü “iktidar durumu” Erdoğan’ın kendisi için özel olarak diktirdiği bir siyaset giysisidir.

Erdoğan kendisine “Başkan” denilmesini istiyor. Başkan’ın siyasi ömrü her siyasetçininki gibi nihayete erince, geride bıraktığı “kaftan” kimsenin üzerine oturmayacak ve iktidar durumu o andaki haliyle devam edemeyecektir. Mesele bu kadar basittir. Mevcut iktidar durumunun toplumsal, sınıfsal ve idari ittifakları, payandaları, bu rollerini çıkarları icabı sürdürmek isteseler de boşlukta kalacaklar. Her ittifak, “orta direğinin” gücü ve sağlamlığı nispetinde yükselir ve ayakta durur. Orta direk, Başkan Erdoğan’dır. Sonrası, fetret devridir.

Bu iktidar, siyasi parti muhalefetinin çapsızlığı, güçsüzlüğü ve beceriksizliğinden bağımsız olarak kendi çıkmazının içinde yaşıyor.

En yakın ve büyük çıkmaz, ekonomidir.

Bakınız, küçümsediğimiz ve hatta bugünlerin yolunu açtı diye telin ettiğimiz eski siyaset sınıfı bile, en zayıf ve acınacak halde oldukları 2001’de dahi ülkemizi, içine sürükledikleri ekonomik krizlerden çıkarmak için yeterli haslet ve kapasiteye sahip olabildiğini göstermişti.

AKP, hükümetinin ilk yıllarında onların ekmeğini bol bol yedi.

Ya şimdi?

İktidar çoğunun gözüne çok güçlüymüş gibi görünüyor ama ortada yiyecek “ekmek” yok.

İktidarın ekonomi-politiği, velhasıl kamu kaynaklarını kullanmak ve paylaşmak üzere meydana getirdiği ittifak yapısı, yakın eşikteki mukadder ekonomik krizin vurmasından sonra ülkeyi düzlüğe çıkarmak için gereken acil tedbirleri ve reform kararlarını almaya müsait değil. Bu ittifak, tabiatı gereği nitelikli, rekabetçi üretimi ve istihdamı dışlıyor. Dolayısıyla iktidarın mevcut halde alabileceği yegâne sözde tedbir, kendi yanlışını tahkim edip, küresel piyasa gerçekliğine karşı mevzilenmek oluyor. Piyasa güçlerine karşı savaşmak, yel değirmenleriyle savaşmaya benziyor.

Nitekim, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” kabinesinde ekonominin sevk ve idaresi hususunda kilit önemde olan makamlara yapılan atamalar negatif tabloyu daha da netleştirdi. Erdoğan’ın damadı olan Berat Albayrak’ın “Hazine ve Maliye Bakanı” yapılması dünyada ve Türkiye’de ekonomi yönetimine duyulan güvensizliği artırdı ve TL dramatik değer kayıplarının bir yenisini yaşadı.

“Sistem” diyorlar ya, ortada bir sistem falan yok. Futboldan mülhem özeti şu: “Bütün toplar Erdoğan’a”...

Kararlar da hızlı alınacakmış... Güya toplar hızlı kullanılacak.

Aslında işin gerçeği şu: Başkan, öncelik verdiği konularda istediği kararları hızlı alabilecek.

Ve tek karar verici kendisi olduğu için başkaca karar da alınamayacak.

Bir de başkanın keyfi icabı aldığı hızlı kararların aynı zamanda kendi mantığı içinde doğru olması gibi bir de lüzum var, malum.

Lakin başkanlık rejimlerinde iktidarın yanlış yapmasını önlemek için düzenlenmiş denge ve denetleme mekanizmalarının hiçbiri bizdeki durumda yok. Geriye kalıyor sözde “meşveret”, yani danışma... O da boş, çünkü “Reis”e maruzat arz edecek bir babayiğidin olmadığı ve çıkmayacağı da biliniyor.

Bütün bunlar keyfi yönetimden başka bir durumu tarif etmiyor. Devlet idaresinde “sistem” bütünüyle ortadan kaldırılıyor. Gerçek bir anayasal düzenin varlığından söz etmek imkânsız. 80 milyonluk koskoca, karmaşık ülke böylesine basit biçimde yönetilmek isteniyor.

Tek tesellimiz, bu iktidar durumunun şu an içinden geçen tarihsel döneme özgü sürdürülemez bir acayiplik olması...

Dolayısıyla, Türkiye’nin yarınlarına olan güvenimizi korumaya mecburuz.

Facebook Yorumları

reklam
15.7.2018
Hızlı ve geçici iktidar
6.7.2018
Muhalefetin bir numaralı sorunu medyadır
30.6.2018
24 Haziran’ın sürprizi MHP değil, ‘münafıklar’
25.6.2018
Bu seçimin galibi halktır
23.6.2018
24 Haziran’ın dört kesin sonucu
21.6.2018
‘Oylarınızı çaldırmayacağız’
19.6.2018
Mantar tabancası patlasa da sandığa
12.6.2018
İnce, Erdoğan’ı iktidardayken ‘indiriyor’
8.6.2018
Korkan iktidar korkutarak oy istiyor
5.6.2018
Erdoğan, ‘Bay Kemal’den neden vazgeçemiyor?
1.6.2018
Muharrem İnce fenomeni
29.5.2018
24 Haziran’da iktidarın işi artık daha zor
26.5.2018
Türk Lirası’nı kim çökertti?
16.5.2018
Üç yıl sonra HDP yine anahtar
11.5.2018
Dinamizm tamam Umutlar tamam Moraller tamam
8.5.2018
Muharrem İnce’yle bozulan mezhepçilik oyunu
4.5.2018
Basın özgürlüğü neden alerji yapıyor?
2.5.2018
Atı alan Üsküdar’a geçecek mi?
20.4.2018
İç ve dış krizlerden önce baskın seçim
17.4.2018
Cihatçılar da Türkiye’ye havale
16.4.2018
Saldırı sınırlı, Ankara’nın pozisyonu etkilenmez
14.4.2018
Şimdiki mesele kimyasal silah değil
4.4.2018
Hürriyet’e veda ve teşekkür
2.4.2018
AK Parti’nin kendi orta sınıfı da rahatsız
24.3.2018
Doğan Grubu’nun imhası, ana akım medyanın sonu
21.3.2018
Afrin ve ötesi
7.3.2018
Arkadaşlarımızı hapiste tutarak hiçbir şey kazanamazsınız
24.2.2018
İdlib’e dikkat
13.2.2018
TSK Suriye’den neden çıkmaz?
23.1.2018
Afrin savaşının öteki cephesinde durum
17.1.2018
Zor, Suriye’de oyunu bozar mı?
5.1.2018
Türkiye-ABD: Krizin kara yılı başladı
2.1.2018
İran örneği: Çok bastırırsan patlar
29.12.2017
Siyaseten lince yargı koruması imkânsızdır
19.12.2017
Necip Fazıl merkezli matbuat kriterleri
15.12.2017
Işıklı küre’deki Kudüs gerçekleri
13.12.2017
ABD, Atilla’ya neden karşı?
8.12.2017
Korkunç ikili: Trump-Netanyahu
1.12.2017
17 Aralık operasyonu New York’ta sürüyor
28.11.2017
Mısır, Türkiye’deki boşluk ve IŞİD
24.11.2017
Rusya ile imkânsız ittifak
21.11.2017
Osman Kavala neden hapiste?
17.11.2017
Mehter marşıyla gelip İzmir Marşı’yla gitmek
14.11.2017
Türkiye ve ABD: Çatışmalı boşanma
10.11.2017
Durun gitmeyin, daha yaşanacak çok şey var
8.11.2017
FETÖ’cülük suçlamasının serencamı
3.11.2017
Dünya dönüyor
13.1.2017
Hakikat avcısı
4.11.2016
Kadri Gürsel'in köşesini arkadaşları boş bırakmadı
29.10.2016
Trump kazansaydı Ankara çok sevinirdi
26.10.2016
AKP rejimi neden ayakta kalamaz?
21.10.2016
El Nusra için adres belli, YPG’ninki belirsiz
19.10.2016
Bildiğimiz IŞİD, başladığı yerde bitiyor
15.10.2016
Önce demokrasi, sonra anayasa
12.10.2016
Türkiye’yi dönüştüren katliam
9.10.2016
‘Şiiler Musul’a girmesin’ demekle yetinince de mezhepçi olunuyor
7.10.2016
Musul’u almak için savaşa mı gidiyoruz?
4.10.2016
OHAL, iktidarın yakalandığı ‘hız tuzağı’
1.10.2016
Fırat Kalkanı’nda neden otosansür var?
27.9.2016
Kaydıraklı Anıtkabir’in kısa ve acı tarihi
23.9.2016
Gazetecilik çölündeki vaha: Cumhuriyet
22.9.2016
Piyade Suriye batağına mecbur girecek
14.9.2016
Asıl ‘sübliminal mesaj’ı rejim veriyor
9.9.2016
Rakka’da şey yaparken sonra şey olmasın!
7.9.2016
Başkanlık sloganı: Çözüm mözüm yok
3.9.2016
‘Yenikapı ruhu’ bitti, Türkiye normalleşiyor!
31.8.2016
‘Fırat Kalkanı’na ABD müdahalesi
26.8.2016
Suriye’de ‘üst akıl’ operasyonu
24.8.2016
YouTube’a o videoları Cemaat mi yüklüyordu?
17.8.2016
Olumsuz algılanmak iktidarın kaderidir
13.8.2016
Rusya’yla uçak krizi öncesine dönülemez
9.8.2016
Yenikapı eski yola açılır
6.8.2016
Erdoğan, ‘Rabbim bizi kurtarsın’ demeliydi
27.7.2016
Bütün kötü gazeteciler darbeci midir?
22.7.2016
Darbeciler yenildi ama bu gelen demokrasi değil
13.7.2016
Erdoğan babamız olmak istiyor
9.7.2016
Tayyip Kaptan’ın gemisi şimdi nereye gider?
5.7.2016
Ufuktaki tehdit: Muhacir vatandaş sorunu
2.7.2016
IŞİD daha ne yapsın?
29.6.2016
İsrail’le anlaşmaya dair yalanlar ve gerçekler
25.6.2016
Türkiye’yi görmeyen devekuşu Avrupa’sı
22.6.2016
Erdoğan’ın Gezi planında boş yok
15.6.2016
Türkiye’nin dibi maalesef yok
11.6.2016
Rejim PKK’yi neden saklıyor?
8.6.2016
‘Büyük Nusaybin zaferi’ ülkeye ne vaat ediyor?
3.6.2016
Dış politikada dört parmak hesabı
1.6.2016
Gezi’den ne kalmadı, ne kaldı?
25.5.2016
Nazi siyaset teknolojisinin Türkiye mümessili: AKP
24.5.2016
AKP’nin vücut dili, Nazizmin ruhu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.