Hüseyin ÇAKIR

cakir.56@gmail.com



Bookmark and Share

Devletin iktidarını-iktidarın devletini kurarken…


19.3.2018 - Bu Yazı 163 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kenan Evren ve Turgut Özal, Türkiye’nin insan hakları, işkence, demokrasi, özgürlükler gibi temel sorunları hakkında yurt dışına giderken uçakta gazetecilere “bu münferit olaylar artık olmayacak” diye açıklamalar yaparlardı.

Bir iki, üç, beş… derken yalancı çoban hikayesine dönmüştü bu sözler.

Hasan Pulur mu, Aziz Nesin mi birisi mealen şöyle yazmıştı: “Uçakta ayakları yerden kesilince havada söylenenler havada kalır diye düşünüyorlar her halde mangalda kül bırakmıyorlar.” 

Bu zamanlarda ise, sistem ve rejim değişikliğine dair en temel konular ya toplu açılışlarda, Muhtar toplantılarında o veya bu genel kurulda, sempozyumda ya da cami çıkışında dile getiriliyor. Hani tartışılsın üslubuyla falan değil, emir kipiyle sanki TBMM yokmuşçasına, karar organı kararıymış gibi ilan ediliyor. Gündeme getirilen konu hangi Bürokratı ve Bakanı ilgilendiriyorsa, buyruk ve emir telakki ediliyor.

Bu yönetim yönteminin demokratik yönetim sistemiyle ne ilgisi ne de alakası var. Siyasal literatürde ve pratik uygulamalarda bu sistemin adı otoriter sistem.

AKP-MHP ittifakının niyeti 2019’da bugün uygulanan pratiği önce yönetim sistemi, sonra rejim olarak tescillemek. Bu amaç hâsıl olursa bu rejim ve sistem AKP-MHP siyasi rejimi olur, devlet de toplumun devleti olmaz AKP-MHP devleti olur.

Bu anlamda ittifak rejimi ne siyasal ne de toplumsal istikrar getirebilir. Toplumsal çoğulcu mutabakata dayanmayan bu değişiklik, siyasal ve sosyal istikrarsızlığın derinleşmesini ve kutuplaşmayı sertleştirir.

Dünya örneklerinden de görüldüğü gibi böylesi durumlarda rejim daha sertleşir, özgürlükler ve demokratik alan fermuarı rejim tarafından kapatılır, özgürlük ve demokrasi talebiyle, baskı ve otorite karşıtlığı, çelişkisi iki yanı keskin bıçak gibi toplumun tüm kesimlerini yaralar. Yeni sistem daha doğmadan, daha derin bir bunalım girdabının içine doğru sürüklenir. Öyle görünüyor ki Cumhur ittifakı bütün bunları göze almış, gözü kararmış şekilde yola çıkmış bulunuyor.

Devlet yeniden yapılanmalı ama böyle değil

Bugünün dünyasında yükselen aşırı sağ, muhafazakâr popülizm dalgası Türkiye’de Cumhur ittifakı olarak şekillendi. Türkiye’nin Suriye iç savaşının içinde askeri (siyasi değil) aktör olarak yer almasıyla yükselen milliyetçi-militarist dalgayı fırsat bilerek, toplumsal sözleşme (Anayasa) yapmadan, toplumdaki, farklı kimlikler, farklı dünya görüşleri, inançlar ve yaşam tarzlarını yok sayarak otoriter sistem ve rejim kurma hevesi sürdürülebilir olamaz. Üstünde tepinilen beka, beka diye feryat edilen korku sendromu, AKP-MHP ittifak zihniyetindeki rejimin dünya ile kavgalı hali dış karışmalara kapı aralar hale gelecektir.

AKP’ye ve MHP’ye oy veren muhafazakar, milliyetçi sağ duyu sahibi seçmenlerin, toplumun yarsının rızasının olmadığı sistem değişikliğinin yaratacağı kırgınlıklara, dışlanmışlığa gözlerini kapatacaklarını sanmıyorum.

Dışlanmış olmanın ne demek olduğunu bilen mütedeyyinlerin vicdanı bu kadar adaletsizlik ve haksızlığı kaldırmaz her halde.

Muhafazakâr-mütedeyyinler de bir değişim olsun istiyorlardı. Ama: Biz devlet olalım, bizden olanlar, olmayanlar diye toplumu ayrıştıralım düşüncesinde değillerdi herhalde. Evet, Cumhuriyet kurulurken toplumun önemli siyasal ve toplumsal kesimini dışlamıştı. Devletin kurguladığı insan-yurttaş-modeline uymayanların uymaları için hemen her yol, yöntem denenmişti. Kapsayıcı, kucaklayıcı bir devlet yerine, itaat edilmesini emreden bir devletten demokratik bir devlete geçiş ve değişim için köklü, derin reformların yapılması gerekliliği uzun zaman tartışıldı.

Yeni anayasa yapma süreci bunlardan birisiydi. Araya iyi sıhhatte olsunlar mı girdi ne olduysa! Rabia ile bozkurt kan kardeşliğinden post Abdülhamitçilik ve Kızılelma yolculuğu çıkıverdi.

Yeni anayasa ile ideolojik vesayetçi devletten, demokratik devlete geçme tartışmaları yapılıyorken 1930’lar ideolojik dünyasına rahmet okutan durumla karşı karşıya gelindi.

Oysa, Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu tarihsel, ideolojik, toplumsal ve sosyolojik koşullar değişti, dünya da değişti. Devletin toplumun ihtiyaçlarını esas alarak, insan hak ve özgürlükleri, evrensel hukuk temelinde siyasal alanın çoğulcu, katılımcı, ademi-merkeziyetçi yeniden yapılanması gerekiyor. 

Bu değişim tespiti tek başına yeterli olmuyor, aynı zamanda toplumsal talep olarak ortaya çıkmalı ve siyasal talebe dönüşmeli. Durumu değiştirecek toplumsal böyle bir talep maalesef yok.

Geçmişte var mıydı? Cumhuriyet tarihi boyunca 1960’lı yıllarda siyasal olarak Türkiye İşçi Partisi ve toplumsal olarak 15-16 Haziran direnişi dışında değişim talebi çok güçlü biçimde Kürtlerden geldi ve devleti paradigma değişimine zorladığını not düşelim. Bu deneyi daha geniş boyutla başka bir yazıda ele almak lazım.

Sol değiştirici güç olamadı

Şunu da not düşmek gerekir. Türkiye’de değişim talebi öyle veya böyle bir biçimde hep sol tarafından tespit edildi ve toplumsal talebe dönüştürülmeye çalışıldı.

Sosyalist solun değişimden anladığı sosyalizm kurmaktı. Ancak bu talep bırakalım çoğunluğun talebi olmayı, işçi sınıfı, çalışanlar ve yoksulların bile doğru dürüst talebine dönüşemedi.

Solun teorik olarak ya hep ya hiç politikası, mevcut durum ile nihai amaç arasında bir “ara boşluk” vardı. Bu alan demokrasi alanıydı, sol bu alanı yok saydı burjuva demokrasisi olarak küçümsendi; bu zihniyet dolayısıyla seçimler “boş iş” olarak görüldü ve çoğu seçim boykot edildi.

Sol bu “ara alan”a anlam ve değer vermediği için demokrasi mücadelesi sözleri de boş laf ötesine geçemedi; demokrasi ve demokratik değer ve kazanımların korunması taktik söylem olarak kaldı.

Bu ara alan nihayetinde hayatın kendisi, devlet ve siyasi karar vericilerin at koşturduğu alandı ve genel olarak solun bir kesimi bu alana dışarıdan bakarak, sosyalizmle kıyaslama yapıp bu alan için gericilik hatta sürekli faşizm vs. gibi teorik çıkarsamalar yaptı. Sol, sürecin meşruiyetini kabul edip içinde yer alarak değiştirmek yerine, yıkıp yeniden kurmayı politik amaç belledi.  

Oysa bu ara alan devletin nizam ve intizam verdiği bir alan. Bu ara alanın içinde olunmadığı zaman, sürece müdahale etme olanağı da ortadan kalkıyor. Toplumla veya sınıf (lar)la ilişkiler soyutlaşıyor, saha ve oyun dışı kalınıyor. Bu bağlamda ne 27 Mayıs, ne 12 Mart, ne 12 Eylül, ne 28 Şubat darbeleri ile devlet-ordu ve rejim ilişkisi doğru dürüst anlaşılamadı. Devleti ele geçirerek sosyalizm kurma hayali, devlete tapınma aşkına dönüştü ve bu zihniyet solun hatırı sayılır kesimini milliyetçi-ulusalcı ve militarizmi savunma noktasına taşıdı. Demokrasi esas amaca ulaşmak için taktik olarak görüldü ve hep dışsal kaldı, demokrasi kültürü içselleşemedi.

Sivil toplum ancak demokrasi alanı içinde var olabilir, demokrasi ve sivil toplum birbirinin alanını genişletir. Demokrasi ara alanı yok sayıldığı için, sivil toplum alanı sol örgütlerin cemaat yapılarına dönüştü ve esas amaca aracı olarak kullanıldı.

Demokrasi uğrunda mücadele verilmesi gereken bir değer olmadığı zaman iktidar hedefinin yolu ya darbe ya da her şeyi bilen lider oluyor. Yaratılan lider kültü ve tapıncı toplumu veya politik taraftarı etkisiz-pasif öznehaline getiriyor. Solu etkisiz hale getiren buydu. Bu sol geleneklerden gelen ve Erdoğancı olanlara bu bağlamdan bakınca bir tutarsızlık görünmüyor. Zihniyet aynı, özneler değişiyor. Putin’le-Stalin, Milosoviçle-Hitler, Doğu Avrupa’daki otoriter liderler içinde benzer bağlam kurulabilir.

Devlet ne istiyorsa o oluyor

Demokrasi geleneği ve kültürü yetersiz olunca zorunlu olarak gündeme gelen değişimi yapmak için devlet ve onun makbul kabul ettiği siyasi aktörlere kalıyor. Elbette bu değişim toplumun ihtiyaçları, evrensel değerler olmuyor. Önce devlet, her şey devlet için oluyor. Devletin bütün ideolojik aygıtları buna göre biçimlendiriliyor. Eğitim sistemi, cami, tarikat, cemaat, dil, sosyal, siyasal tarih…

Hara güre içinde, onu mu demek istedi, bunu mu demek istedi diye güncelin içinde boğuşanlar, devlette büyük değişim ve dönüşümü göremiyorlar veya anlayamıyorlar.

Muhafazakârların devletle sorunu hep oldu ancak çok güçlü değişim talebi olmadı. ANAP istisna. ANAP ve Özal, devletin ekonomideki rolünü ortadan kaldırarak, küresel kapitalizmin parçası olmak için ekonomide ve siyasal alanda liberalleşme değişimine gitti. Ekonomide düşünülenler belki yapıldı ama Kürt meselesine azıcık girildi ve devletin duvarına toslandı.
Bugünün muhafazakârlarının çoğu 15 Temmuz sendromu içindeler. İktidarın ve devletin karşısına başka değişim talepleriyle çıkmaya cesaret edemiyorlar. Çünkü FETÖ’cü damgası yemekten korkuyorlar.

CHP stratejik muhalefet olarak ortaya çıkıp yeni bir sistem öneremiyor veya önermek istemiyor. Anayasanın Başlangıç’ı ve ona atfeden ilk üç maddeyi problem görmediği için, devletin mevcut durumundan memnun herhalde. CHP’de, devleti AKP yerine CHP’nin yönetmesi ile sorunların ortadan kalkacağı kanaati hâkim herhalde.

Cumhurbaşkanlığı seçimini CHP kazansa ne olacak? Nasıl bir sistem öneriyor belli değil ve böylesi büyük stratejik program ortaya konamadığı için “Boykot” gibi bir çaresizlik, çare olarak gündeme getirilebiliyor.

Facebook Yorumları

reklam
27.5.2018
Vaatlerinizi sözleşme olarak imzalayın…
21.5.2018
Seçmeni 'salak' yerine koyanlar hep kaybetti
13.5.2018
Demokratik sistem için HDP ile stratejik işbirliği yapılmalı
6.5.2018
'Koruma görmeyen' HDP’ye barajlı seçim
29.4.2018
“Toprak milliyetçiliği” iktidar ve muhalefet
22.4.2018
200 yıllık sistem değişikliği hikayesinde yeni durum
8.4.2018
Otoriter rejim altında muhalefet!
1.4.2018
CHP’nin Ok’undan yeni bir sistem alternatifi çıkar mı? (2)
25.3.2018
CHP’nin Ok’ları nereyi gösteriyor (1)
19.3.2018
Devletin iktidarını-iktidarın devletini kurarken…
11.3.2018
Başkanlık sistemi postmodern vesayet
4.3.2018
İttifakla güçlü lider ve güçlü iktidarın sonuna doğru
25.2.2018
Milli ve yerlinin sağı solu
11.2.2018
HDP’siz yeni sistem kurmak!
5.2.2018
Altı ok yerine Rabia ideolojisi
28.1.2018
Kürtler ve dış Kürtler etrafında dönen ‘dünya’
22.1.2018
İktidarda ve muhalefette sol popülizm
14.1.2018
Sol, sosyalist popülizm tarihi
7.1.2018
Türkiye’de sol popülizm öncesi popülizm
26.12.2017
'Gayri resmi milis'leşmeye kapı mı açılıyor?
24.12.2017
Yerli ve milli popülizm (2)
17.12.2017
Popülizm ve yükselen sağ popülizm (1)
10.12.2017
Sistem değişirken ana muhalefet hala konjönktürel muhalefet
4.12.2017
'Kamuculuk' kamusal alanı yok ediyor
26.11.2017
Milliyetçiliği / ulusalcılığı yükseltmek çok kolay
12.11.2017
Atatürkçülük ile Sistem Değişikliği Menkıbesi
5.11.2017
Ekim Devriminin 100. Yılı ve Devlet
29.10.2017
Devletin bekası sendromundan ne zaman kurtulacağız?
22.10.2017
Tek parti dönemi bazı hatırlatmalar
18.10.2017
İslamcı-Milliyetçilik veya Yeni Abdülhamitçilik
8.10.2017
Ateş çemberine girerken ve içindeyken
1.10.2017
Kürtler yok iken Dış ve İç Kürtler oluverdi!
24.9.2017
Aydınların taraflılığı ve muhalefet
11.9.2017
10 Eylül 1920 TKP’nin kuruluşu ve Dönüşler hikâyesi…
3.9.2017
Sistem değişirken! muhalefet ne yapıyor ne yapabilir?
20.8.2017
Yüzde 50 artı bir: Kurtuluş mu kâbus mu?
13.8.2017
Yoksa ikinci Cumhuriyet (!) mi kurulacak?
6.8.2017
Yurttaş mıyız Millet miyiz…?
30.7.2017
Hakikat hangisi: Davacı siyaseti mi demokratik siyaset mi? (2)
9.7.2017
Adalet Yürüyüşü sonrası her şey aynı kalabilir mi?
2.7.2017
Emir komuta içinde olan adalete karşı ADALET İçin yürünür
26.6.2017
Her şeyin devlete tabii olduğu rejim mi demokrasi?
18.6.2017
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz meselesi: Hakikaten ne oldu, neler oluyor?
11.6.2017
Kurtarıcılardan kurtulmak
4.6.2017
Bütün iktidar AKP’nin olmalı ne demek?
28.5.2017
Dijital Dönüşümve Birden Çok Kapitalizm Modeli (2)
21.5.2017
Dijital-küresel dünyada politika (1)
14.5.2017
Muhaliflik ve muhalefet sorunu!
30.4.2017
Süreçlere müdahale eden muhalefet
23.4.2017
Sorulacak çok soru aranacak çok yanıt var
16.4.2017
İkili iktidardan mutlak tek iktidara…
9.4.2017
Herkes kendi referandumunu yapıyor
3.4.2017
Hayır ve Evet’in önü arkası
26.3.2017
“Gerçekçi ol imkânsızı iste”*
19.3.2017
Yeni! Bir “Biz” ve Sistem İnşa Edilmek İsteniyor
15.3.2017
Evet diyen eski “yoldaşlar
18.2.2017
Evet diyen eski “yoldaşlar
8.10.2016
BEHİCE BORAN’SIZ 29 YIL
15.8.2016
Hakikisini anlat!
2.8.2016
Yeni sayfaya! yurttaşlık referansıyla başlamak
20.7.2016
Darbe geleneği! ilk kez topluma tosladı... Ama...
6.7.2016
Güvenlikçi politikalar, özgürlüğü yok ediyor/ rejimler otoriterleşiyor
12.4.2016
İkinci tekrar Cumhuriyet
17.10.2015
Her şey muhafazakârları bloke etmek için…
11.9.2015
Bu kafayla gidilirse askerî darbeye davetiye çıkartılır
29.5.2015
HDP toplumun vicdanına ve aklına dokunuyor
06.04.2015
Seçimler barış süreçleri için zorlu dönemlerdir
27.01.2015
Tarihsel Blok ve Kimlikler Üstünden Politika…
11.01.2015
Baskı ve şiddeti meşrulaştırma aracı olarak terör
05.01.2015
"Değişim!" yeni iktidar bloku yarattı
26.12.2014
“28 Şubat Bin Yıl Sürecek” denilmişti!: Nihayet ilk yıllarına girdik galiba
26.10.2014
Türkiye kapitalizminin değişimi ve AKP
07.10.2014
“Yeni Türkiye!”de: Askeri sanayi büyürse, sonra ne olur (1)
04.10.2014
Bizim demokrasi! hangi demokrasi
27.08.2014
Parti devleti- Devlet Partisi rejimine doğru mu?
27.07.2014
Yeni Türkiye nerede başlıyor, eski Türkiye nerede bitiyor
15.07.2014
Fiili başkanlık ve cumhurbaşkanlığı seçimi
03.07.2014
Öğrenilmiş çaresizlik
04.06.2014
Cumhurbaşkanı mı, rejim mi seçeceğiz
18.05.2014
Görünmez kaza(lar) takdiri ilahi!
30.04.2014
İki muhafazakâr(lık)
13.04.2014
Modern muhafazakârlık kazandı!
20.03.2014
Kutuplaşma sınırı aşılıyor...
08.03.2014
Vesayetin devamlılığı için filtre değiştiriliyor
27.02.2014
‘Yalan, kişiyi haddi aşmaya götürür’
17.02.2014
Olup bitenlerin ‘ötesi’nden bakmak
07.02.2014
Fikrimiz iktidarda, biz hapisteyiz’
25.01.2014
Asıl kavga ‘yeni derin devlet’le cemaat(ler) arasında
16.01.2014
Cemaat aslında derin devlet- Gladio mu
06.01.2014
‘Pasif devrim’ bitti, Ergenekon’la barış başladı!
04.01.2014
“Pasif devrim” bitti, Ergenekon’la barış başladı!
26.12.2013
Değişen Türkiye ve demokrasi yolu buraya kadar mı
07.12.2013
‘Gizlice’ hakkımızda neler yapılıyor acaba
28.11.2013
Ne olacak şimdi: Kardeşlik hukuku mu, 12 Eylül hukuku mu
21.11.2013
Diyarbakır’da doğru söyler, Bismil’de şaşar
14.11.2013
‘Başbakan’ı yıpratmayalım!’ Ama o her şeyimize karışsın!..
07.11.2013
‘Parti olmayan parti’ HDP
30.10.2013
HDP, denenmişlerden ‘yeni’ bir deneme mi
21.10.2013
Askeri sanayi ne işe yarar!
09.10.2013
Tam demokrasinin 2023’e kadar yolu mu var!
02.10.2013
Paketten yeni paketlet çıktı, demokratikleşmeye devam
30.09.2013
Bu paket son paket mi acaba
19.09.2013
Ateşi düşürüp normalleşmek
13.09.2013
İslamcı kimlik merkezli yeni ‘biz’ ve ‘onlar’
07.09.2013
Barış için savaş! Öyle mi...
29.08.2013
İnsani değerler: Biz ve onlar
22.08.2013
Sivil toplum, cemaat, sol
15.08.2013
Sivil toplum, cemaat, siyaset ve STK’lar
08.08.2013
BDP’yi Türk soluyla birleştirmek, Kürtleri ideolojik tercihe zorlar
31.07.2013
Kürtler ve BDP, reformları sırtladılar...
25.07.2013
Başbakanı eleştirmek ya da eleştirmeyenleri eleştirmek
17.07.2013
Eski devletin eski kurumları ‘kitle’ örgütleri: Ve sivil- gri alan
11.07.2013
60 yıllık iktidar-muhalefet tablosu değişir mi
03.07.2013
İslamcı- muhafazakâr blok ve muhalefet
26.06.2013
Gezi’den yeni bir siyasi hareket çıkar mı
23.06.2013
Allah affetsin ama...
20.06.2013
‘Benim Türkiye’m!’ ve iki Türkiye!
16.06.2013
Kritik 24 saat...
12.06.2013
Şimdi her şeyi yeniden düşünme zamanı...
06.06.2013
Taksim isyanının önü ve arkası
03.06.2013
Her isyan, her devrim ama... huzur getirmiyor mu?
29.05.2013
Evet, değiştik; değişmeye de devam ediyoruz...
16.05.2013
Türkiye, Suriye’nin açık hedefi mi oldu
09.05.2013
Bir gazete: Demokratlık, demokrasi ve tartışmanın özü
22.04.2013
Türkiye, Kürt sorununu çözerken kendi modelini yaratıyor
21.03.2013
Barış demeyelim! Ölümler dursun diyelim
17.03.2013
16 Mart 1978: 35. yıl
22.02.2013
CHP’ye karasevda aşkı mı, nefret mi?
11.02.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
19.01.2013
“Acıyı bal eyledik”
12.01.2013
Barışı hedef alan derin cinayetler
11.01.2013
Şimdi, duygu ile aklın dengeleme zamanı
08.01.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
29.11.2012
“Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi”: Farkı ne olacak?
16.10.2012
Taraf’taki tartışma: Nasıl bir Demokratlık
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları