Hüseyin ÇAKIR

cakir.56@gmail.com



Bookmark and Share

Milli ve yerlinin sağı solu


25.2.2018 - Bu Yazı 122 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Küreselleşme bilgi-teknoloji toplumu, siber, robotik ve nesnelerin iletişimi dünyası, 4. Sanayi devrimi, algoritmik düşünme gibi bugünü geleceğe taşıyacak konuların konuşulduğu zamanda, şaka gibi ama gerçek: İktidar ve devlet küreselleşen dünyada var olmak için bula bula “yerli ve milli”ciliği buldu.

Türk dil kurumu sözlüğü der ki: Milli (sıfat) milletle ilgili, millete özgü, ulusal. Milli demek o ülkeyi temsil kabiliyetini kazanmış şey demektir.
Yerli: Yurt içinde yapılan veya bir yurdun kendine özgü niteliklerini taşıyan.

Bu tanımın masumiyetinden bakıldığında dünyanın her yerinde aşağı yukarı geçerli bir tanım.

Bu tanımlara ideolojik bağlam yüklendiği zaman milli: Irkçılık, milliyetçilik, şovenizm, militarizm olarak politikleşiyor. Yerliden kasıt coğrafi bölge üstünde yaşayan halk ise, Türklerin Anadolu’daki yerliliği 1000 yıl, tarihi kaynaklar Kürtlerin 5000 yıl, Ermenilerin 3000 yıl, Rumların 2700 yıl, Çerkezler, Arnavutlar gibi Osmanlı toprakları içinde olup imparatorluk parçalandıktan sonra Anadolu’ya göç eden veya göç etmek zorunda kalan halkların yerliliği 100-150 yıl. Yok, yerli: Yerli malı demekse bugünün ekonomik ilişkiler dünyasında üretim girdilerinden sermaye, hammadde, enerji vs… çok uluslu şirketlilerden sağlanıyor. Sonuçta halis yerli bir üretim yapmak mümkün değil. Bunun politika becerisiyle falan ilişkisi yok, dünyanın gerçekliği bu.

Ahmet Kaya’nın şarkısındaki gibi:

İlet tutar yanı yok,

Nerden baksan tutarsızlık,

İmparatorluklar zamanın da milli ve yerli kavramları yoktu. Modern ulus devlet oluşumu başlangıcında millilik, milliyetçilik, yerlilik kavramları ortaya çıktı. İmparatorlukların yıkılışı, burjuva devrimleriyle veya burjuvazi öncülüğünde iç pazar yaratmak, gümrük sınırları oluşturmak için milliyetçiliğin yapıştırıcı unsur olarak kullanılması; ulus devlet simgeleri, tarih ve kültür oluşturma vs. vs. tarihsel olarak yaşandı. 19. ve 20. yüzyılda anti sömürgecilik veya ulus devletler içindeki halklar ayrı devletleri, milliyetçilik veya millilik değerleri üstünden kurdular. Birçok devlet çok kimlikli, çok uluslu olarak birarada yaşama yolunu tercih etti.

100 yıl önce ulus devlet paradigmasıyla kurulan Türkiye Cumhuriyeti tek kimlikli ulus devlet yaratmak için ideolojik, kültürel her yolu denedi, olmadı. Nihayet çok kimliklilik devlet katında kabul edildi.

İyi de oldu.

Fakat iyi olanın arkasından amalar gelmeye başlayınca iyinin içine “şeytan” (Ezidilerden özür dileyerek) kaçıyor. Şekilsel ve küçük küçük olumlu adımlar atılmışken, ideolojik içerikli “yerli ve milli” kavramları gündeme getirilerek milliyetçilik ve ırkçılık kışkırtılıyor. Bir yandan küreselleşen dünyanın içinde yer alırken, öte yandan milli olan küresel olanın karşısına alternatif olarak çıkartılabilir mi? Evet çıkartılabiliyor. Dünyada aşırı sağ ve sağ muhafazakârlar küreselleşmenin karşısına ırkçılığı, milliyetçiliği çıkartıyorlar, bu tarihsel sürecin çelişkileri içinde politik olarak başarılı da oluyorlar.

Milli gayri milli ayrımı ile birarada yaşama iradesi zehirleniyor

İnsan hayatının bütün alanlarında yerel olanlar küreselleşirken, küresel olanların yerel olanla sentezleştiği bir zamanda ideolojik olarak “yerli ve milli”nin karşılığı ne anlama gelir, yerli ve milliden ne beklenir?

Genelleştirmeyi, tarihselliği bir kenara bırakarak, Türkiye’nin bugünkü gerçekliğinde yerli ve milli neden gündeme geldi? Bu soruya iktidar ve ortakları dışında verilen yanıt: 2019’da Recep Tayyip Erdoğan’ın başkan seçilebilmesi için gerekli olan % 50 art 1’i bulabilmek uğruna MHP ile ittifak zorunlu hale gelince AKP yönetimi Alparslan Türkeş’in 9 Işık manifestosundaki yerli ve milli ideolojiyi bekası kabul etti. Yerli ve milli, İslamcılık ve milliyetçilikle harmanlanarak, Milli Görüş ve MHP milliyetçiliğiyle harmanlanan antiemperyalist ideoloji oluverdi.

Solunu, sağını karıştırmış, solun değerlerini Nasyonal sosyalizme indirgeyen eskisi, çakması eski yoldaşlar, ülkücülerden daha yüksek sesle bağırarak “milli ve yerli olmak antiemperyalist duruştur, Suriye’de savaş ABD’ye karşı savaştır” naraları atmaya başladılar. Solculuğu, sosyalistliği millilik/milliyetçiliğe indirgeyen bu zihniyet, Musollini ve Hitler’in Nasyonal sosyalizminden başka nedir ki? Sağın, radikali, merkezinde olanları milliyetçiliği sınıfsal olana karşı ideolojik enstrüman olarak çıkarttılar. Tipik örnek Türkiye’de komünistlerin bir kısmı dışında sağ, ulusalcı sol ve kendini eski solcu sayan Reis’çiler “biz sınıfsız kaynaşmış bir milletiz” tezini savundular, savunuyorlar. Sınıfsal olanı savunanlar, bölücü ve düşman olarak addedildiler.

Evrensel sosyal demokrasi de milli olanı savunur ama milli olanı ideoloji düzeyine çıkartarak milliyetçiliğe ve ırkçılığa kapı aralamaz.

Marx’ı ve Lenin’i de içine alan komünist solun milli ve milliyetçiliğe bakışı ulus-devletçilik olmamıştır, sınıf devletçilik olmuştur. Pratikte bu ne kadar gerçekleşmiştir bu başka bir tartışma konusu.

Marx, milli-ulusal olanı toplumsal tarihin gelişim sürecinde konjonktürel görür ideolojik kavramsallaştırmaya karşı çıkar. Marx için esas olan sınıfsaldır, sınıfların amacı ve çıkarıdır. Bu bağlamda esas olan işçi sınıfının enternasyonal duruşudur. Meşhur sözünde belirttiği gibi “işçilerin vatanı yoktur.” Ulusların çıkarı o ulusun egemen olanı kimse onun çıkarıdır.  İşçiler onların çıkarı adına savaşmazlar. Marx’ın  bu sınıfsal söylemini bugün genişleterek, çalışanlar, emeği ile geçinenler, kentli alt ve orta sınıf olarak okuyabiliriz.

Lenin’in determinist kapitalizm- emperyalizm tezine burada girmemeyim. Şu kadarını söylemek sanırım yeterli olur: Küreselleşen dünya kapitalizminin temel özelliği karşılıklı bağımlılık ilişkisidir.  Bir şirketin merkezi bir ulus devlete kayıtlı olsa da dünya pazarlarında iş yapan ulus üstü şirkettir. Küresel şirket evlilikleri, ortaklıklar dünya pazarına sunulan hisse senetleri gibi araçlar iç içe geçmiş ekonomik yapılanmada katışıksız, arı= milli sermaye veya mal-ürün bulmak mümkün değildir. 
Çok basit örnekle, kullandığınız cep telefonunu, bindiğiniz arabayı, giydiğiniz kot pantolonu vs. üreten şirketlerin ortaklarına bakmak yeterli. İhracat, ithalat yapmadan yaşanılamayacak dünyada yerli ve milli savunmasını politik olarak Kuzey Kore ve Venezüella savunuyor. Bu kısmen doğru kabul edilebilir. Küba da bu kategoride idi Castro sağlığında Küba’yı küresel dünyaya açma adımını attı.

Milli ve yerli meselesini gündeme getirenler aslında Türk Dil Kurumu'ndaki tanımları tahrif ediyorlar, ideolojik anlam yükleyerek toplumu milli ve yerli olan olmayan gibi ikiye ayırıyorlar. Uzunca bir zamandır sürdürülen kutuplaştırıcı dil, politika ve uygulamalar çok tehlikeli. Milli- gayri milli, yerli - yabancı ayrımı yapılmasının her türlü kışkırtıcılığa müsait olduğunu 31 Mart, Kanlı Pazar, Çorum, Sivas… gibi yaşanan gerçeklerden biliyoruz.

Radikal sağın milliyetçi marjinal popülist söyleminin peşine, AKP’ye oy vermiş vicdanlı, erdemli insanların takılacağını sanmıyorum.

Her sabah dükkânını açan yandaki komşusuna, aynı tezgâhta çalışanlar Kürt, Ermeni, Rum, Alevi arkadaşlarına acaba “milli mi, gayri milli mi”  kuşkusuyla bakacaklar.
Gerçek hayatta bu çatışmacı, kutuplaştırıcı dilin karşılığı yok. Ancak bu söylemin alıcı ve kullanıcıları parti militanları ve de derin yapılar, onlar bu yumuşak ve hassas meseleyi provokasyona dönüştürebiliyorlar.  

Her şeye rağmen bu kadar çok bölücü, bölünme lafının kullanılmasına karşın, çok kültürlü, çok kimlikli yurttaşlar birarada barış içinde yaşama iradesinden asla vaz geçmiyorlar. Gerçek anlamda yerli ve milli olandan söz edilecekse o işte bu birarada yaşama iradesidir.

Her şeyin etiği var bir tek siyasetin etiği yok

Üretici ürettiği mala sağlığa zararlı madde koyduğu zaman hem cezası var hem de çevresindekiler sahtekâr, güvenilmez olarak bakarlar. Üretim etiği diye bir şey var. Hemen her konuda etik kurullar var.

Siyasetin ne etik kuralları, ne ahlakı var. İnançlar, değerler siyasal amaçlar uğruna hep araç olarak kullanıldı.

Bundan 1360 yıl önce Hz. Ali’nin halifeliğini kabul etmeyen Şam valisi Muaviye (bin Ebi Süfyan) Sıffın savaşında (657) mızraklarının ucuna Kuran'dan ayetler takarak Hz. Ali'nin ordusundan şüphe ve tereddüt uyandırdılar. Bunun sonucunda Hz. Ali taraftarı Kuran ayetlerine karşı savaşmayacaklarını ilan ettiler. Kirli siyasetin tarihteki tipik örneklerinden birisi.
Her gün, gözünüzün içine baka baka siyasi, hukuki, tarihi… dün söyleneni bugün yok sayan yalanlar söyleniyor.

İdeolojik propaganda ile ruh sağlığınız bozuluyor.

Dini, toplumsal değerleriniz siyasal amaçlar için çarpıtılıyor kullanılıyor ve duygu dünyanız yaralanıyor.

Kışkırtma yapılıyor, buna kapılan gidip suç işliyor. Suçu işleyen ceza çekiyor, kışkırtan rahatsız bile olmuyor.

İktidar veya muhalefet fark etmez, siyasette her şey mubah olabilir mi?

Çoluk çocuk, genç yaşlı herkesin bugünü ve geleceğine maddi manevi karar verme yetkisinde olanların etik, ahlak ve değerlere sahip olması gerekmez mi?

Kalıcı barış, huzur, güven, istikrar için; adaletin, eşitliğin, hakların ve özgürlüklerin sağlanması yolunda herkesin üzerine düşeni yapması istendi. Hep birlikte bu özellikleri taşıyan yeni bir siyasal düzenin kurulması çabası içinde olunması mesajı verildi
Tekçilikten vazgeçilmeli. Tek dil, tek millet değil, ortak vatan, ortak devlet denmeli.
Kalıplaşmış deyimlerden vazgeçilmeli: Türk bayrağı, Türk milleti, ne mutlu Türküm diyene, Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur, Türkiye Türklerindir, bir Türk dünyaya bedeldir gibi.

Bölünme kaygısının yersiz olduğu ifade edildi. Çünkü bölünmenin objektif şartları yok. Bilakis birlikteliğin ve bir arada hareket etmenin gerekleri söz konusu. Hem iç dinamiklerin hem de dış dinamiklerin bölünmeye değil birlikteliğe yönlendirdiği vurgulandı. Bu ülke artık tek din, tek dil gibi söylemleri? Kaldırmıyor.”  Tırnak içindeki bu alıntı 26 Haziran 2013’de Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Dolmabahçe çalışma ofisi'nde Akil İnsanlar Doğu Anadolu Grubu heyetlerinin Başbakan’a sunduğu rapordan kısa bir bölüm.

Sonra ne oldu.

Geldik bugüne.

Yarın bugün gibi devam edebilir mi?

Hem edebilir, hem edemez.

Karar seçmenin…

Facebook Yorumları

reklam
27.5.2018
Vaatlerinizi sözleşme olarak imzalayın…
21.5.2018
Seçmeni 'salak' yerine koyanlar hep kaybetti
13.5.2018
Demokratik sistem için HDP ile stratejik işbirliği yapılmalı
6.5.2018
'Koruma görmeyen' HDP’ye barajlı seçim
29.4.2018
“Toprak milliyetçiliği” iktidar ve muhalefet
22.4.2018
200 yıllık sistem değişikliği hikayesinde yeni durum
8.4.2018
Otoriter rejim altında muhalefet!
1.4.2018
CHP’nin Ok’undan yeni bir sistem alternatifi çıkar mı? (2)
25.3.2018
CHP’nin Ok’ları nereyi gösteriyor (1)
19.3.2018
Devletin iktidarını-iktidarın devletini kurarken…
11.3.2018
Başkanlık sistemi postmodern vesayet
4.3.2018
İttifakla güçlü lider ve güçlü iktidarın sonuna doğru
25.2.2018
Milli ve yerlinin sağı solu
11.2.2018
HDP’siz yeni sistem kurmak!
5.2.2018
Altı ok yerine Rabia ideolojisi
28.1.2018
Kürtler ve dış Kürtler etrafında dönen ‘dünya’
22.1.2018
İktidarda ve muhalefette sol popülizm
14.1.2018
Sol, sosyalist popülizm tarihi
7.1.2018
Türkiye’de sol popülizm öncesi popülizm
26.12.2017
'Gayri resmi milis'leşmeye kapı mı açılıyor?
24.12.2017
Yerli ve milli popülizm (2)
17.12.2017
Popülizm ve yükselen sağ popülizm (1)
10.12.2017
Sistem değişirken ana muhalefet hala konjönktürel muhalefet
4.12.2017
'Kamuculuk' kamusal alanı yok ediyor
26.11.2017
Milliyetçiliği / ulusalcılığı yükseltmek çok kolay
12.11.2017
Atatürkçülük ile Sistem Değişikliği Menkıbesi
5.11.2017
Ekim Devriminin 100. Yılı ve Devlet
29.10.2017
Devletin bekası sendromundan ne zaman kurtulacağız?
22.10.2017
Tek parti dönemi bazı hatırlatmalar
18.10.2017
İslamcı-Milliyetçilik veya Yeni Abdülhamitçilik
8.10.2017
Ateş çemberine girerken ve içindeyken
1.10.2017
Kürtler yok iken Dış ve İç Kürtler oluverdi!
24.9.2017
Aydınların taraflılığı ve muhalefet
11.9.2017
10 Eylül 1920 TKP’nin kuruluşu ve Dönüşler hikâyesi…
3.9.2017
Sistem değişirken! muhalefet ne yapıyor ne yapabilir?
20.8.2017
Yüzde 50 artı bir: Kurtuluş mu kâbus mu?
13.8.2017
Yoksa ikinci Cumhuriyet (!) mi kurulacak?
6.8.2017
Yurttaş mıyız Millet miyiz…?
30.7.2017
Hakikat hangisi: Davacı siyaseti mi demokratik siyaset mi? (2)
9.7.2017
Adalet Yürüyüşü sonrası her şey aynı kalabilir mi?
2.7.2017
Emir komuta içinde olan adalete karşı ADALET İçin yürünür
26.6.2017
Her şeyin devlete tabii olduğu rejim mi demokrasi?
18.6.2017
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz meselesi: Hakikaten ne oldu, neler oluyor?
11.6.2017
Kurtarıcılardan kurtulmak
4.6.2017
Bütün iktidar AKP’nin olmalı ne demek?
28.5.2017
Dijital Dönüşümve Birden Çok Kapitalizm Modeli (2)
21.5.2017
Dijital-küresel dünyada politika (1)
14.5.2017
Muhaliflik ve muhalefet sorunu!
30.4.2017
Süreçlere müdahale eden muhalefet
23.4.2017
Sorulacak çok soru aranacak çok yanıt var
16.4.2017
İkili iktidardan mutlak tek iktidara…
9.4.2017
Herkes kendi referandumunu yapıyor
3.4.2017
Hayır ve Evet’in önü arkası
26.3.2017
“Gerçekçi ol imkânsızı iste”*
19.3.2017
Yeni! Bir “Biz” ve Sistem İnşa Edilmek İsteniyor
15.3.2017
Evet diyen eski “yoldaşlar
18.2.2017
Evet diyen eski “yoldaşlar
8.10.2016
BEHİCE BORAN’SIZ 29 YIL
15.8.2016
Hakikisini anlat!
2.8.2016
Yeni sayfaya! yurttaşlık referansıyla başlamak
20.7.2016
Darbe geleneği! ilk kez topluma tosladı... Ama...
6.7.2016
Güvenlikçi politikalar, özgürlüğü yok ediyor/ rejimler otoriterleşiyor
12.4.2016
İkinci tekrar Cumhuriyet
17.10.2015
Her şey muhafazakârları bloke etmek için…
11.9.2015
Bu kafayla gidilirse askerî darbeye davetiye çıkartılır
29.5.2015
HDP toplumun vicdanına ve aklına dokunuyor
06.04.2015
Seçimler barış süreçleri için zorlu dönemlerdir
27.01.2015
Tarihsel Blok ve Kimlikler Üstünden Politika…
11.01.2015
Baskı ve şiddeti meşrulaştırma aracı olarak terör
05.01.2015
"Değişim!" yeni iktidar bloku yarattı
26.12.2014
“28 Şubat Bin Yıl Sürecek” denilmişti!: Nihayet ilk yıllarına girdik galiba
26.10.2014
Türkiye kapitalizminin değişimi ve AKP
07.10.2014
“Yeni Türkiye!”de: Askeri sanayi büyürse, sonra ne olur (1)
04.10.2014
Bizim demokrasi! hangi demokrasi
27.08.2014
Parti devleti- Devlet Partisi rejimine doğru mu?
27.07.2014
Yeni Türkiye nerede başlıyor, eski Türkiye nerede bitiyor
15.07.2014
Fiili başkanlık ve cumhurbaşkanlığı seçimi
03.07.2014
Öğrenilmiş çaresizlik
04.06.2014
Cumhurbaşkanı mı, rejim mi seçeceğiz
18.05.2014
Görünmez kaza(lar) takdiri ilahi!
30.04.2014
İki muhafazakâr(lık)
13.04.2014
Modern muhafazakârlık kazandı!
20.03.2014
Kutuplaşma sınırı aşılıyor...
08.03.2014
Vesayetin devamlılığı için filtre değiştiriliyor
27.02.2014
‘Yalan, kişiyi haddi aşmaya götürür’
17.02.2014
Olup bitenlerin ‘ötesi’nden bakmak
07.02.2014
Fikrimiz iktidarda, biz hapisteyiz’
25.01.2014
Asıl kavga ‘yeni derin devlet’le cemaat(ler) arasında
16.01.2014
Cemaat aslında derin devlet- Gladio mu
06.01.2014
‘Pasif devrim’ bitti, Ergenekon’la barış başladı!
04.01.2014
“Pasif devrim” bitti, Ergenekon’la barış başladı!
26.12.2013
Değişen Türkiye ve demokrasi yolu buraya kadar mı
07.12.2013
‘Gizlice’ hakkımızda neler yapılıyor acaba
28.11.2013
Ne olacak şimdi: Kardeşlik hukuku mu, 12 Eylül hukuku mu
21.11.2013
Diyarbakır’da doğru söyler, Bismil’de şaşar
14.11.2013
‘Başbakan’ı yıpratmayalım!’ Ama o her şeyimize karışsın!..
07.11.2013
‘Parti olmayan parti’ HDP
30.10.2013
HDP, denenmişlerden ‘yeni’ bir deneme mi
21.10.2013
Askeri sanayi ne işe yarar!
09.10.2013
Tam demokrasinin 2023’e kadar yolu mu var!
02.10.2013
Paketten yeni paketlet çıktı, demokratikleşmeye devam
30.09.2013
Bu paket son paket mi acaba
19.09.2013
Ateşi düşürüp normalleşmek
13.09.2013
İslamcı kimlik merkezli yeni ‘biz’ ve ‘onlar’
07.09.2013
Barış için savaş! Öyle mi...
29.08.2013
İnsani değerler: Biz ve onlar
22.08.2013
Sivil toplum, cemaat, sol
15.08.2013
Sivil toplum, cemaat, siyaset ve STK’lar
08.08.2013
BDP’yi Türk soluyla birleştirmek, Kürtleri ideolojik tercihe zorlar
31.07.2013
Kürtler ve BDP, reformları sırtladılar...
25.07.2013
Başbakanı eleştirmek ya da eleştirmeyenleri eleştirmek
17.07.2013
Eski devletin eski kurumları ‘kitle’ örgütleri: Ve sivil- gri alan
11.07.2013
60 yıllık iktidar-muhalefet tablosu değişir mi
03.07.2013
İslamcı- muhafazakâr blok ve muhalefet
26.06.2013
Gezi’den yeni bir siyasi hareket çıkar mı
23.06.2013
Allah affetsin ama...
20.06.2013
‘Benim Türkiye’m!’ ve iki Türkiye!
16.06.2013
Kritik 24 saat...
12.06.2013
Şimdi her şeyi yeniden düşünme zamanı...
06.06.2013
Taksim isyanının önü ve arkası
03.06.2013
Her isyan, her devrim ama... huzur getirmiyor mu?
29.05.2013
Evet, değiştik; değişmeye de devam ediyoruz...
16.05.2013
Türkiye, Suriye’nin açık hedefi mi oldu
09.05.2013
Bir gazete: Demokratlık, demokrasi ve tartışmanın özü
22.04.2013
Türkiye, Kürt sorununu çözerken kendi modelini yaratıyor
21.03.2013
Barış demeyelim! Ölümler dursun diyelim
17.03.2013
16 Mart 1978: 35. yıl
22.02.2013
CHP’ye karasevda aşkı mı, nefret mi?
11.02.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
19.01.2013
“Acıyı bal eyledik”
12.01.2013
Barışı hedef alan derin cinayetler
11.01.2013
Şimdi, duygu ile aklın dengeleme zamanı
08.01.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
29.11.2012
“Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi”: Farkı ne olacak?
16.10.2012
Taraf’taki tartışma: Nasıl bir Demokratlık
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları