Hüseyin ÇAKIR

cakir.56@gmail.com



Bookmark and Share

Adalet Yürüyüşü sonrası her şey aynı kalabilir mi?


9.7.2017 - Bu Yazı 145 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 9 Temmuz 2017 Maltepe Mitingi, Adalet Yürüyüşü’nün finali olarak noktalanıyor.

Bu yürüyüş, son yılların en sıcak günlerinin yaşandığı memlekette serinletici duş etkisi yaptı dersek abartmış olmayız. 

Maltepe Mitingi, Türkiye’nin içine hapsedildiği kabuğu kırmak için zihinsel dönüşümle birlikte, demokratik yolla değişim talebinin dışa vurduğu günün başlangıcı olabilir.

Çok iddialı bir cümle olduğunun farkındayım.

Toplumun epeyce bir çoğunluğunun uzunca bir süredir umuda ihtiyacı vardı.

İktidarın ve çevresinin kendinden olmayanlara karşı kibirli, aşağılayıcı dili her kesimden kalp kırdı, azımsanmayacak kesimde nefreti körükledi. Bu durumdan iktidar yetkilileri pek rahatsız da olmadılar. Yıllarca devletin ve geleneksel orta sınıfın gadrine uğramanın acısını çıkartıyorlardı!  Bu dil, bu nedenle AKP’liler ve oy verenler tarafından sempatiyle bile karşılanıyordu.

Muhafazakâr mütedeyyinler AKP iktidar ve devlet etrafında yeni bir “biz” kimliği oluşturduklarına inanıyorlar ve kendilerini devletin esas sahibi olarak görmeye başlamışlardı. Menzil ortaklığı da bu süreçte oluştu.

“Biz demek devlet, devlet demek biz” halini almaya başladı.

Bir bakanın  “bizim yaptığımız yollarda yürüyorsunuz” kibirli sözü gibi kendini dev aynasında gören sözü ne Menderes, ne Demirel ne de Erbakan söyledi. 

Bu vatanın sahibi biziz havası ve benim millet dediğim milletdir gibi ayrıştırıcı sözler, hareketler ve uygulamalar, laik, cumhuriyetçi geleneksel orta sınıfında dışlanmışlık duygusu ve öfke yarattı.

Aynı zamanda, muhafazakâr, mütedeyyin kentli orta alt sınıflar ve iktidarın nimet dağıtımından yararlanmayan/yararlanamayan bu kesimler kendileri doğrudan siyasal olarak mağdur olmasalar da, çevrelerinde gördükleri haksızlık, adaletsizlikler karşısında nefessiz kalmaya başlamışlardı.

İktidara yakın olanların kibri, devletçi, milliyetçi üstencilikleri muhaliflerin de ötesine geçerek AKP’ye oy vermiş, yöneticilik yapmış olanlara da yönelmesiyle “biz böyle olsun diye mi yola çıktık”  sözü çok değişik yerlerden gelmeye başladı. Taşgetiren ve Dilipak gibi  “esastan” eleştiri yapanlar “derin bir AKP” oluştuğunun farkındalar ve  Perinçek ile çevresinin çizgisine gelmeyi içlerine sindiremiyorlar.

Kürtler ise tepeden tırnağa adaletsizlik bataklığının içindeler. Seçtikleri Milletvekilleri, Belediye Başkanları ya içerdeler ya da görevlerinden alındılar.
Bilen var mı?  Görevden alınan tutuklanan Belediye Başkanları hakkında iktidarın önde gelenlerinin siyaseten söyledikleri, yolsuzluk, teröre destekle ilgili hazırlanmış fezlekelerde ne kanıtlar var? Kaç kişi bu suçlardan yargılandı hüküm giydi?

İşten atılan, tutuklanan akademisyenler, gazeteciler-yazarlar… bütün bunlar gözümüzün önünde oluyor.

İktidar medyasının önüne gelene çamur atarak karalamaları hızını alamayarak kendi içine doğru döndü.

Toplumun her kesimi için,  dışa vurulan-vurulamayan sıkıntılı koşullarda Kemal Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü çok değişik kesimlerin sembolik veya geniş katılım desteği verdiği, sempati duyduğu, içini soğutan bir çıkış oldu.

Bu yürüyüşün belki de en belirgin niteliği “doğrudan iktidarı hedef almadan iktidar eleştirisi” içermesi.
Kılıçdaroğlu’nun  “Yarın Adalet, bugün adaletsizlik yapanlara da lazım olacaktır” sözü vicdanlara seslenen bir söz.

Bu anlamda destek verenlerin Adalet talebi ile CHP’yi özdeşleştirmediler.  Kılıçdaroğlu ile yan yana yürümekten rahatsız olmadılar.

Cumhurbaşkanı ve başbakanın yürüyenleri ve destekleyenleri teröre destek vermekle suçlayan açıklamalarına çevremizdeki tanıdık AKP’liler bile yüzlerini ekşitiyorlar.

Adalet Yürüyüşü ve mitingi sonrası siyaseten işi en kolay ve en zor olan CHP olacak.

CHP için yeni bir durum ortaya çıkmış oldu. Bu duruma göre hem içe hem dışa yönelik yeni söylem ve yapılanma kaçınılmaz olacak.

Ya da hiçbir şey olmamış gibi yola devam edilirse, gelen dalga PASOK veya

Fransız Sosyalist Partisini silip süpürdüğü gibi CHP’yi de aynı yere göndermesi kaçınılmaz olacaktır.

Bunun için: Birincisi değişmeden yola devam edilemez.

İkincisi, bu yürüyüş  “hak temelli”  talebin herkesi kucakladığını göstermiş oldu. Hiçbir seçmen yurttaş hiçbir partinin tapulu malı, otomatik oy makinesi değil, seçmeni kazanmak için sürekli iç içe olunması gerektiğini kanıtlamış oldu.

Bu süreç devam ederse bu muhalif hareket kendi dilini de kuracak ve artık “İzmir ve 10. Yıl marşı”  vb. tarih müzesinde yerini alacaktır.

 

İKTİDAR ADALET YÜRÜYÜŞÜ DOĞRU OKUYAMAZSA MHP'LİLEŞİR

 

Ankara-İstanbul Adalet Yürüyüşü ve 9 Temmuz mitingi öncesi ve sonrası ne iktidar ne muhalefet aynı şekilde devam edemez.

Cin şişeden çıktı diye uçuk şeyler söylemek de gerçeği ifade etmez.

Muhalefet ve muhalifler açısından olumlu bir kırılma denilebilir ama bu bile erken.

Bu süreç, CHP- HDP ana omurgasında, sivil toplum ve bütün muhalif kanat önderleriyle ilişki ve diyalog sürekli kılınabilirse, bunun yaratacağı Adalet ve demokrasi talep eden hegemonya iktidara ya geri adım attırır… Ya da AKP-MHP koalisyonu bütün köprüleri yakarak, sistemi daha da otoriterleştirerek, kutuplaşmayı derinleştirebilirler.

AKP yönetimi MHP ile birlikte böylesi bir çılgınlığa yönelebilir mi? Suriye’de barış sağlanmadığı ve Suriye Kürtleri  “dış ve iç tehdit”  olarak görüldüğü sürece AKP-MHP koalisyonu devam eder, içte ve dışta her türlü macera sürpriz olmaz.

Sonuç da her şeye rağmen iktidar Adalet Yürüyüşü sonrası höt, zöt siyasete devam edemez; her eleştiriyi teröre, güvenlikçiliğe havale ederse hem siyaset hem toplumsal destek olarak radikalleşir,  MHP’lileşir.

Başbakan şöyle bir açıklama yaptı: “Adaletin zamanında gelmesi için gayret edelim ancak bunun yeri yollar değil, Meclis'tir. Bir araya geleceğiz, konuşacağız. İşleri daha iyi hale nasıl getiririz, bunun çaresine bakacağız” dedi. Bu uzlaşma sinyali mi, şirin görünmek mi siz karar verin.  Gerçi cümlenin devamında  “Artık kabak tadı vermeye başladı. Bu işi burada bitirmek lazım” diyerek “emredici” lafını da söylemiş oldu.

İyi niyetli bir yorumla bu yürüyüşün ve mitingin başbakanı bu noktaya getirdiğini söyleyebilmek için, Başbakanın bu söylediklerinin devamının gelmesi lazım. Bunu da 9 Temmuz mitingine katılım ve Kılıçdaroğlu’nun önereceği yol haritası gösterecek gibi.

Yürüyüşün başladığı ilk günlerdeki sert tepki ilerleyen günlerde küçümsemeye, lümpen yorumlara dönüştü. İktidar ve MHP içeriye  “belirlenen kişilerden başka konuşma olmayacak” demiş olmalı ki, aşağı yukarı aynı kişiler açıklama yaptı. Parti yetkilileri yerine iktidar medyasında “atış serbest” babında mangalda kül bırakmayan yorumlar yapıldı.

Evlere şenlik komplo teorileri gırla gitti.

Sonuç olarak:  Adalet Yürüyüşü barışçıl eyleminin yarattığı sempati, iktidarın söylem hegemonyasını geriletti. İktidar önde gelenlerinin çatışmacı, kutuplaştırıcı, kriminalize edici suçlayıcı, küçümseyici açıklamalarına karşılık verilmediği için bu sözler havada asılı kaldı.  Döndü dolaştı kendi üstlerine yapıştı.

AKP’nin yaptırdığı anket sonuçlarına göre, AKP’ye oy verenler arasında Adalet talebi ve yürüyüşe sempatinin arttığı ortaya çıkmış.

Adalet talebinin yaratmış olduğu söylem üstünlüğü ve ideolojik, siyasal ve değişik sosyal kimliklerin bir araya gelmesinin ortaya çıkarttığı enerji ve hegemonya karşısında hükümet, başbakanın söylediği gibi “İşleri daha iyi hale nasıl  getiririz”  noktasından mı hareket edecek yoksa  “Demokrasi Nöbeti” çağrısı ile Adalet Yürüyüşünü gölgeleyecek!  bir Güç gösterisine mi dönüştürecek.

İnşallah böyle olmaz. 

Facebook Yorumları

reklam
9.7.2017
Adalet Yürüyüşü sonrası her şey aynı kalabilir mi?
2.7.2017
Emir komuta içinde olan adalete karşı ADALET İçin yürünür
26.6.2017
Her şeyin devlete tabii olduğu rejim mi demokrasi?
18.6.2017
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz meselesi: Hakikaten ne oldu, neler oluyor?
11.6.2017
Kurtarıcılardan kurtulmak
4.6.2017
Bütün iktidar AKP’nin olmalı ne demek?
28.5.2017
Dijital Dönüşümve Birden Çok Kapitalizm Modeli (2)
21.5.2017
Dijital-küresel dünyada politika (1)
14.5.2017
Muhaliflik ve muhalefet sorunu!
30.4.2017
Süreçlere müdahale eden muhalefet
23.4.2017
Sorulacak çok soru aranacak çok yanıt var
16.4.2017
İkili iktidardan mutlak tek iktidara…
9.4.2017
Herkes kendi referandumunu yapıyor
3.4.2017
Hayır ve Evet’in önü arkası
26.3.2017
“Gerçekçi ol imkânsızı iste”*
19.3.2017
Yeni! Bir “Biz” ve Sistem İnşa Edilmek İsteniyor
15.3.2017
Evet diyen eski “yoldaşlar
18.2.2017
Evet diyen eski “yoldaşlar
8.10.2016
BEHİCE BORAN’SIZ 29 YIL
15.8.2016
Hakikisini anlat!
2.8.2016
Yeni sayfaya! yurttaşlık referansıyla başlamak
20.7.2016
Darbe geleneği! ilk kez topluma tosladı... Ama...
6.7.2016
Güvenlikçi politikalar, özgürlüğü yok ediyor/ rejimler otoriterleşiyor
12.4.2016
İkinci tekrar Cumhuriyet
17.10.2015
Her şey muhafazakârları bloke etmek için…
11.9.2015
Bu kafayla gidilirse askerî darbeye davetiye çıkartılır
29.5.2015
HDP toplumun vicdanına ve aklına dokunuyor
06.04.2015
Seçimler barış süreçleri için zorlu dönemlerdir
27.01.2015
Tarihsel Blok ve Kimlikler Üstünden Politika…
11.01.2015
Baskı ve şiddeti meşrulaştırma aracı olarak terör
05.01.2015
"Değişim!" yeni iktidar bloku yarattı
26.12.2014
“28 Şubat Bin Yıl Sürecek” denilmişti!: Nihayet ilk yıllarına girdik galiba
26.10.2014
Türkiye kapitalizminin değişimi ve AKP
07.10.2014
“Yeni Türkiye!”de: Askeri sanayi büyürse, sonra ne olur (1)
04.10.2014
Bizim demokrasi! hangi demokrasi
27.08.2014
Parti devleti- Devlet Partisi rejimine doğru mu?
27.07.2014
Yeni Türkiye nerede başlıyor, eski Türkiye nerede bitiyor
15.07.2014
Fiili başkanlık ve cumhurbaşkanlığı seçimi
03.07.2014
Öğrenilmiş çaresizlik
04.06.2014
Cumhurbaşkanı mı, rejim mi seçeceğiz
18.05.2014
Görünmez kaza(lar) takdiri ilahi!
30.04.2014
İki muhafazakâr(lık)
13.04.2014
Modern muhafazakârlık kazandı!
20.03.2014
Kutuplaşma sınırı aşılıyor...
08.03.2014
Vesayetin devamlılığı için filtre değiştiriliyor
27.02.2014
‘Yalan, kişiyi haddi aşmaya götürür’
17.02.2014
Olup bitenlerin ‘ötesi’nden bakmak
07.02.2014
Fikrimiz iktidarda, biz hapisteyiz’
25.01.2014
Asıl kavga ‘yeni derin devlet’le cemaat(ler) arasında
16.01.2014
Cemaat aslında derin devlet- Gladio mu
06.01.2014
‘Pasif devrim’ bitti, Ergenekon’la barış başladı!
04.01.2014
“Pasif devrim” bitti, Ergenekon’la barış başladı!
26.12.2013
Değişen Türkiye ve demokrasi yolu buraya kadar mı
07.12.2013
‘Gizlice’ hakkımızda neler yapılıyor acaba
28.11.2013
Ne olacak şimdi: Kardeşlik hukuku mu, 12 Eylül hukuku mu
21.11.2013
Diyarbakır’da doğru söyler, Bismil’de şaşar
14.11.2013
‘Başbakan’ı yıpratmayalım!’ Ama o her şeyimize karışsın!..
07.11.2013
‘Parti olmayan parti’ HDP
30.10.2013
HDP, denenmişlerden ‘yeni’ bir deneme mi
21.10.2013
Askeri sanayi ne işe yarar!
09.10.2013
Tam demokrasinin 2023’e kadar yolu mu var!
02.10.2013
Paketten yeni paketlet çıktı, demokratikleşmeye devam
30.09.2013
Bu paket son paket mi acaba
19.09.2013
Ateşi düşürüp normalleşmek
13.09.2013
İslamcı kimlik merkezli yeni ‘biz’ ve ‘onlar’
07.09.2013
Barış için savaş! Öyle mi...
29.08.2013
İnsani değerler: Biz ve onlar
22.08.2013
Sivil toplum, cemaat, sol
15.08.2013
Sivil toplum, cemaat, siyaset ve STK’lar
08.08.2013
BDP’yi Türk soluyla birleştirmek, Kürtleri ideolojik tercihe zorlar
31.07.2013
Kürtler ve BDP, reformları sırtladılar...
25.07.2013
Başbakanı eleştirmek ya da eleştirmeyenleri eleştirmek
17.07.2013
Eski devletin eski kurumları ‘kitle’ örgütleri: Ve sivil- gri alan
11.07.2013
60 yıllık iktidar-muhalefet tablosu değişir mi
03.07.2013
İslamcı- muhafazakâr blok ve muhalefet
26.06.2013
Gezi’den yeni bir siyasi hareket çıkar mı
23.06.2013
Allah affetsin ama...
20.06.2013
‘Benim Türkiye’m!’ ve iki Türkiye!
16.06.2013
Kritik 24 saat...
12.06.2013
Şimdi her şeyi yeniden düşünme zamanı...
06.06.2013
Taksim isyanının önü ve arkası
03.06.2013
Her isyan, her devrim ama... huzur getirmiyor mu?
29.05.2013
Evet, değiştik; değişmeye de devam ediyoruz...
16.05.2013
Türkiye, Suriye’nin açık hedefi mi oldu
09.05.2013
Bir gazete: Demokratlık, demokrasi ve tartışmanın özü
22.04.2013
Türkiye, Kürt sorununu çözerken kendi modelini yaratıyor
21.03.2013
Barış demeyelim! Ölümler dursun diyelim
17.03.2013
16 Mart 1978: 35. yıl
22.02.2013
CHP’ye karasevda aşkı mı, nefret mi?
11.02.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
19.01.2013
“Acıyı bal eyledik”
12.01.2013
Barışı hedef alan derin cinayetler
11.01.2013
Şimdi, duygu ile aklın dengeleme zamanı
08.01.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
29.11.2012
“Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi”: Farkı ne olacak?
16.10.2012
Taraf’taki tartışma: Nasıl bir Demokratlık
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları