Hüseyin ÇAKIR

cakir.56@gmail.com



Bookmark and Share

Dijital-küresel dünyada politika (1)


21.5.2017 - Bu Yazı 66 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Toplumu ve toplumun yeni gerçeklerini, bilgi ve iletişimin ortaya çıkarttığı/ yarattığı değişimi anlamak, içselleştirerek yaşamak yoluyla kafalarımızı değiştirebiliriz. Ne var ki, kafalarımızdaki düşünce kalıplarını irdelemeye açık olmazsak, bu gerçekleri görmemize engel olacaktır.

Kavga eden, her şeye öfke ile yaklaşan, sorunları şiddet yoluyla çözme yöntemini aşamayanlar, geçmişin girdabında dolanıp dururlar.

İkincisi arayışa pusulasız ve kendi başımıza girişirsek yine yanılırız. Her şeyi bilen, hakikatin bilgisine tek ben sahibim bilgiçlik zihniyeti, Nasrettin Hoca’nın söylediği gibi “Dünya ayaklarımı bastığım yer” sanmaktır. Bütün kötülükleri bu zihniyet beslemektedir.

Değişimi slogan haline getirmek, değişime karşı gizli direniştir.  Senden farklı düşünenlerin de gerçeğin bir parçasını ifade ettiklerinden hareket ederek, farklı düşüncelerden öğrenme içselleştirilmeye başlandığında değişim için adım atılmış olur. Bu ilk adımın devam edebilmesi, öncelikle kendi düşüncene kuşku ile yaklaşmak, gerektiğinde en önemli hatta ilkesel kabul edilen düşüncelerden vazgeçmeyi, kaybetmeyi de göze almaktan geçiyor.

Sosyalist sol ve CHP “muhafazakâr” lıktan kurtulamadığı için değişim sürecine de giremedi. Kaybetme riski ortaya çıktığında içe dönülüp, ya geçmişten gelen ideoloji, değerler ve simgelere sarılıyorlar ya da, değişiyor’muş’ gibi yapıp, söylem ve biçimsel değişlikler yapılıyor, öze ilişkin köklü ne özeleştiri, ne muhasebe yapılıyor. Hal böyle olunca, toplumla, seçmenle kurulan ilişki kimlikler, değerler ve simgeler veya çatışma üstünden oluyor.

Herkes kendi mahallesinin çevresini dikenli telle örüyor, teller kaldırıldığında ise, “benim gibi ol, benim gibi düşün, benim kurallarıma uyarsan gel” diyorlar. Bu nedenle 50 yıldır siyasal yelpazede geleneksel muhafazakârları oyu % 65-70 laik, modern, cumhuriyetçi, sol, sosyalistlerin oyu (Kürt seçmenlerin sahneye çıkmasıyla da birlikte de) % 30-35. Bilim teknoloji, küreselleşme, 4. Sanayi devrimi, dijital dünya gibi değişimlerin yanında, kır nüfusu % 70’lerden, %30’lara metropol ve sanayi kentlerinin nüfusu 15-20 kat artmışken, okur yazar oranı, üniversite mezunlarının artan sayısı, kadınların toplumsal ve iş hayatına yoğun katılımı gibi nesnel sosyolojik değişimler olmuşken, değişmeyen, değişime direnen siyaset,   kavga ve kutuplaşma ile yerinde sayıyor.

Referandumda ortaya çıkan %49 Hayır, yukarıda ifade edilen sosyolojik değişim olarak okunmadığı zaman ki: Kendilerine ‘Hayır Cephesi’ diyenler, Kominternce, 1928’de alınan “cephe” kararını, bugün hala  ‘cephe’ terminolojisi ile siyaset yapanlar  “Ağ dünyası” içinde yaşayanlarla ve yeni kuşakla  nasıl iletişim kuracaklar? Bu zihniyet durumu anlamak yerine sonucu paylaşma kavgasına tutuşmanın ötesine geçemiyor. Her zamanki gibi kendi pozisyonlarını çok önemseyip, kendi içlerine konuşuyorlar. Referandum sonucunu değerlendirenlerin hemen hemen hepsi  “işçiler, emekçiler, yoksullar, işsizler Hayır dedi” diyorlar. Peki, %51 içinde “işçiler, emekçiler, yoksullar, işsizler yok mu?”

Sloganlarla gerçeklik analiz edilemez.  Hele ki, dar ideolojik sloganlar değişime direniş, sosyolojik gerçekliği görmemektir.

Tümüyle umutsuz bir durum yok. Bugünün dünyasının içinde yaşayan, geçmişle bugünün sentezinden yeni bir gelecek kurgulayanların olması umutlu olmamızın güvencesi. Birincisi tükenen, ikincisi yükselen eğilimdir. İnişli, çıkışlı bu ara geçiş dönemi neredeyse 30 yıldır devam ediyor.

Bu iki eğilim, iktidar muhalefet, toplum ve devlet için kâh çatışarak, kâh uzlaşarak “egemenlik” kavgası içinde. Bu durum sürdürülebilir değil. Değişimin karşısında, yasalarla, yasaklarla, şiddet yoluyla durulamayacağını, aklını yitirmeyen herkes bilir.


NASIL BİR DÜNYADA YAŞIYORUZ VE NEREYE GİDİYORUZ?

Yeni Türkiye, yeni bir politikacı ve politikalarla olabilir. Zamanın ruhu denilen düşünce, politika alanında belirleyici aktör olabildiği zaman hakiki anlamda  “yeni” olanı tanıyacağız ve yaşayacağız.

Türkiye olarak,  1.2.3 sanayi devrimini ıskaladık.  Bu nedenle,  bu üç sürecin, ne sosyal ne sınıfsal ne kültürel ve politik yapıları, ne de ideolojileri gerçek anlamda oluşamadı.

Türkiye birçok zamanı aynı anda yaşayan “çok yapılı” bir ülke. Hal böyle olunca siyaset dünyası tarihsel ve toplumsal çok yapılılık çelişkilerini kullanarak siyaseti bunun üstünden kuruyor. Bu kâh din, kâh milliyetçilik, kâh imparatorluk… oluyor.  Bunların hiç birisi gelecek hikâyesini,  senaryosunu, ütopyasını… anlatmıyor.

Bugün ve gelecek için dijitalleşme,  4. Sanayi devrimi ve küreselleşen dünyanın kavramlarının, sosyal, siyaset bilimi içine girmesi ve üstüne düşünülmesi ve tartışılması gerekiyor.

Felsefenin bugün soracağı çok soru ve arayacağı çok yanıt var. Marx’ın 11. Tezde  “Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir” demişti. Filozofların bugünün dünyasını yeniden yorumlamasına acil ihtiyaç var. Bu arada, bunu yorumlayacak kaç filozof var diye de sormak gerekiyor.

Bu dünyanın öne çıkan bilim adamları:  Matematikçiler, mühendisler, fütürüstler… Mekanik neden- sonuç düşüncesi yerine,  kuantum teorisiyle düşünerek dünyayı değiştirecek fikirler geliştiriyorlar ve teknoloji üretiyorlar.

Dijitalleşmeyle birlikte görülen değişim sadece iş yapış şekilleriyle sınırlı kalmıyor. Bütün yöneticilerin ve çalışanların da bu değişime ayak uydurmaları, kendilerinin de değişmesi gerekiyor.

Zamanımızın soru sorma, sorun çözme, bilgi ve akıl yönetme yöntemleri:

-Bulut demokrasisi;

-Dijital akıl;

-Fütürist akıl;

-İşbirlikçi ve rekabetçi akıl;

- Algoritmik düşünme;

Bugünkü dünyamız yazılım ve kodlamalarla yönetiliyor ve yönlendiriliyor. Akıllı evler, TC kimlik numarasıyla bitirilen işler.

Şu anda internetteki her sitenin, telefondaki her uygulamanın ve ‘akıllı’ diye adlandırdığımız her cihazın arka planında milyonlarca kod var. Bir devinim halinde çalışıp birbirini etkileyen kodlar, yazılımcılar tarafından belki 10 dakikada, belki 10 saatte yazılıyor.

Karar vericiler, siyasetçiler, muhalifler… hasılı, toplum, insan, insanlık, ekonomi vs. adına işe soyunanların bugün ve gelecekte işleri zor.

Facebook Yorumları

reklam
21.5.2017
Dijital-küresel dünyada politika (1)
14.5.2017
Muhaliflik ve muhalefet sorunu!
30.4.2017
Süreçlere müdahale eden muhalefet
23.4.2017
Sorulacak çok soru aranacak çok yanıt var
16.4.2017
İkili iktidardan mutlak tek iktidara…
9.4.2017
Herkes kendi referandumunu yapıyor
3.4.2017
Hayır ve Evet’in önü arkası
26.3.2017
“Gerçekçi ol imkânsızı iste”*
19.3.2017
Yeni! Bir “Biz” ve Sistem İnşa Edilmek İsteniyor
15.3.2017
Evet diyen eski “yoldaşlar
18.2.2017
Evet diyen eski “yoldaşlar
8.10.2016
BEHİCE BORAN’SIZ 29 YIL
15.8.2016
Hakikisini anlat!
2.8.2016
Yeni sayfaya! yurttaşlık referansıyla başlamak
20.7.2016
Darbe geleneği! ilk kez topluma tosladı... Ama...
6.7.2016
Güvenlikçi politikalar, özgürlüğü yok ediyor/ rejimler otoriterleşiyor
12.4.2016
İkinci tekrar Cumhuriyet
17.10.2015
Her şey muhafazakârları bloke etmek için…
11.9.2015
Bu kafayla gidilirse askerî darbeye davetiye çıkartılır
29.5.2015
HDP toplumun vicdanına ve aklına dokunuyor
06.04.2015
Seçimler barış süreçleri için zorlu dönemlerdir
27.01.2015
Tarihsel Blok ve Kimlikler Üstünden Politika…
11.01.2015
Baskı ve şiddeti meşrulaştırma aracı olarak terör
05.01.2015
"Değişim!" yeni iktidar bloku yarattı
26.12.2014
“28 Şubat Bin Yıl Sürecek” denilmişti!: Nihayet ilk yıllarına girdik galiba
26.10.2014
Türkiye kapitalizminin değişimi ve AKP
07.10.2014
“Yeni Türkiye!”de: Askeri sanayi büyürse, sonra ne olur (1)
04.10.2014
Bizim demokrasi! hangi demokrasi
27.08.2014
Parti devleti- Devlet Partisi rejimine doğru mu?
27.07.2014
Yeni Türkiye nerede başlıyor, eski Türkiye nerede bitiyor
15.07.2014
Fiili başkanlık ve cumhurbaşkanlığı seçimi
03.07.2014
Öğrenilmiş çaresizlik
04.06.2014
Cumhurbaşkanı mı, rejim mi seçeceğiz
18.05.2014
Görünmez kaza(lar) takdiri ilahi!
30.04.2014
İki muhafazakâr(lık)
13.04.2014
Modern muhafazakârlık kazandı!
20.03.2014
Kutuplaşma sınırı aşılıyor...
08.03.2014
Vesayetin devamlılığı için filtre değiştiriliyor
27.02.2014
‘Yalan, kişiyi haddi aşmaya götürür’
17.02.2014
Olup bitenlerin ‘ötesi’nden bakmak
07.02.2014
Fikrimiz iktidarda, biz hapisteyiz’
25.01.2014
Asıl kavga ‘yeni derin devlet’le cemaat(ler) arasında
16.01.2014
Cemaat aslında derin devlet- Gladio mu
06.01.2014
‘Pasif devrim’ bitti, Ergenekon’la barış başladı!
04.01.2014
“Pasif devrim” bitti, Ergenekon’la barış başladı!
26.12.2013
Değişen Türkiye ve demokrasi yolu buraya kadar mı
07.12.2013
‘Gizlice’ hakkımızda neler yapılıyor acaba
28.11.2013
Ne olacak şimdi: Kardeşlik hukuku mu, 12 Eylül hukuku mu
21.11.2013
Diyarbakır’da doğru söyler, Bismil’de şaşar
14.11.2013
‘Başbakan’ı yıpratmayalım!’ Ama o her şeyimize karışsın!..
07.11.2013
‘Parti olmayan parti’ HDP
30.10.2013
HDP, denenmişlerden ‘yeni’ bir deneme mi
21.10.2013
Askeri sanayi ne işe yarar!
09.10.2013
Tam demokrasinin 2023’e kadar yolu mu var!
02.10.2013
Paketten yeni paketlet çıktı, demokratikleşmeye devam
30.09.2013
Bu paket son paket mi acaba
19.09.2013
Ateşi düşürüp normalleşmek
13.09.2013
İslamcı kimlik merkezli yeni ‘biz’ ve ‘onlar’
07.09.2013
Barış için savaş! Öyle mi...
29.08.2013
İnsani değerler: Biz ve onlar
22.08.2013
Sivil toplum, cemaat, sol
15.08.2013
Sivil toplum, cemaat, siyaset ve STK’lar
08.08.2013
BDP’yi Türk soluyla birleştirmek, Kürtleri ideolojik tercihe zorlar
31.07.2013
Kürtler ve BDP, reformları sırtladılar...
25.07.2013
Başbakanı eleştirmek ya da eleştirmeyenleri eleştirmek
17.07.2013
Eski devletin eski kurumları ‘kitle’ örgütleri: Ve sivil- gri alan
11.07.2013
60 yıllık iktidar-muhalefet tablosu değişir mi
03.07.2013
İslamcı- muhafazakâr blok ve muhalefet
26.06.2013
Gezi’den yeni bir siyasi hareket çıkar mı
23.06.2013
Allah affetsin ama...
20.06.2013
‘Benim Türkiye’m!’ ve iki Türkiye!
16.06.2013
Kritik 24 saat...
12.06.2013
Şimdi her şeyi yeniden düşünme zamanı...
06.06.2013
Taksim isyanının önü ve arkası
03.06.2013
Her isyan, her devrim ama... huzur getirmiyor mu?
29.05.2013
Evet, değiştik; değişmeye de devam ediyoruz...
16.05.2013
Türkiye, Suriye’nin açık hedefi mi oldu
09.05.2013
Bir gazete: Demokratlık, demokrasi ve tartışmanın özü
22.04.2013
Türkiye, Kürt sorununu çözerken kendi modelini yaratıyor
21.03.2013
Barış demeyelim! Ölümler dursun diyelim
17.03.2013
16 Mart 1978: 35. yıl
22.02.2013
CHP’ye karasevda aşkı mı, nefret mi?
11.02.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
19.01.2013
“Acıyı bal eyledik”
12.01.2013
Barışı hedef alan derin cinayetler
11.01.2013
Şimdi, duygu ile aklın dengeleme zamanı
08.01.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
29.11.2012
“Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi”: Farkı ne olacak?
16.10.2012
Taraf’taki tartışma: Nasıl bir Demokratlık
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.