Hüseyin ÇAKIR

cakir.56@gmail.com



Bookmark and Share

200 yıllık sistem değişikliği hikayesinde yeni durum


22.4.2018 - Bu Yazı 45 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye’de sistem değişikliği 16 Nisan 2017 anayasa referandumuyla yasal olarak başlamıştı. 24 Haziran’da kimin seçilip, kimin seçilmeyeceğinden bağımsız olarak, seçim sonrasında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ve bunun tamamlayıcısı olacak devletin kurumsal/idari yapılanması ve yönetim biçimine geçilmiş olacak.

Gerçeklik bu. Bu kararın devlet kararı olduğunun altını çizelim. Devlet bekası için yapıldığı ileri sürülen bu sistem değişikliği Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan 540 yıl sonra 1839 Tanzimat Fermanı ile başlayıp, 1876 I. Meşrutiyet, Kanuni esasi ve II. Meşrutiyetle devam etti.

Cumhuriyet başka bir sistem paradigmasında kuruldu, fakat Osmanlı yenilenme-modernleşme arayışı sürekliliğini “muasır medeniyet seviyesine ulaşma” olarak önüne koydu. İkinci süreklilik “devletin bekası”, cumhuriyet tarihinin en önemli mottosu oldu. Sistem değişikliği gibi büyük proje ve erken seçim gerekçesi bile devletin bekasına dayandırıldı.

Osmanlı’nın değişim yenilenme arayışının tarihsel koşullarıyla 24 Haziran’da yapılacak seçimler sonunda geçilecek resmi adıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi koşulları arasında 1908 veri alınsa bile 100 yıllık tarihi zaman farkı var.

Birisi İmparatorluk yönetim sistemi, diğeri ise cumhuriyet yönetim sistemi altında “değişim!” yapılıyor.

Benzerlikler, paralellikler var mıdır? Bire bir benzerlik elbette olamaz, olursa Marx’ın dediği gibi “Birincisi trajedi ise, ikincisi komedi olur.” Yukarıda zihinsel iki süreklilik olduğunu belirtmiştim: Devletin Bekası ve Batılılaşma. Bu iki mesele 200 yıldır farklı siyasal yaklaşımlarla çözülmeye çalışılıyor ve siyaset tarafından araçsallaştırılarak ideolojik egemenlik ve iktidar olma aracı olarak kullanılıyor.

Bu nedenle tarih anımsaması ve tarih gezintisi yapmak, olup bitenin, oldubittiye getirilenin önünü arkasını anlamaya yardımcı olacaktır.

24 Haziran’dan sonra hükümet sistemi ve devletin idari, siyasi yönetim biçimi, araçları ve de belki de zihniyeti değişecek. Bu kadar büyük ve radikal değişim yeterince tartışıldı mı? Herkesin bugününü ve geleceğini derinden etkileyecek bu değişim için toplumsal mutabakat sağlandı mı? Cumhur ittifakının şimdiki meclis çoğunluğu “toplumsal mutabakat” kapsamı dışında, “ideolojik mutabakat.”

Toplumsal mutabakat: 2018 Türkiye’sinde sosyal, siyasal, farklı kültürel, farklı inanç dünyaları olanların rıza gösterdiği bir sistem değişikliği mutabakatı söz konusu mu? Hayır.
Bu anlamda önce Osmanlı yenileşme hareketine sonra cumhuriyet dönemi boyunca yapılan yeni sistem ve sistem içi değişimlere bakalım.

Tarihsel anımsama

Osmanlı, devleti ve topraklarını merkez - taşra olarak yönetiyordu. Yönetimin başında padişah bulunuyor ve ülke ile ilgili tek söz sahibi.

Merkeziyetçi özelliğe sahip olan Osmanlı yönetim sistemi, mutlak monarşiydi.. Monarşinin yanında Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı alması ve halifelik makamını elde edilmesiyle yönetim teokratik bir devlet oldu.

Tanzimat’la birlikte başlayan Batılılaşma hareketiyle, eşitlik, özgürlük, vatan ve millet gibi kavramları işleyen, Jön Türk ya da Genç Osmanlılar denilen bir kuşak yetişti. Bu kuşak, Osmanlı Devleti’nin dağılmaması için siya­si yapıda köklü bir değişime ihtiyaç olduğunu ve Anayasal parlamenter sisteme geçmekle birçok önemli sorunun kendiliğinden çözülece­ğine inanıyordu.

Meşrutiyet yanlıları, yeterince reform yapmadığı için Abdülaziz’i taht­tan indirip yerine II. Abdülhamit getirdiler.

II. Abdülhamit’e 23 Aralık 1876’da kabul ettirilen, 119 maddeden oluşan Kanunu Esasi’yi ilan ederek kurulan meşruti monarşinin ömrü iki yıl oldu. 

Kanunuesasi İle Gelen Yenilikler:

  • Padişahın kişiliği kutsaldır.
  • Saltanat Osmanlı ailesinin en büyük erkek evladına aittir.
  • Padişah, eylem ve kararlarından dolayı sorumlu değildir.
  • Osmanlı Devleti’nin dini İslâm’dır.
  • Yasaların din ve Anayasa’ya uygunluğunu Meclisiayan denetler.
  • Şeyhülislam, aynı zamanda Bakanlar Kurulu’nun üyesidir.
  • Meclisiumumi, Heyetiayan ve Heyetimebusan’dan oluşur.

Ayan Meclisi Üyelerinin Özellikleri:

  • Padişah tarafından atanır.
  • Ömür boyu görevde kalırlar.
  • Üye sayısı ve başkanı padişah belirler.
  • Üye olmak için kırk yaşını doldurmak gerekir.

Meclis,  44 Hristiyan; 4 Yahudi;71 Müslüman; 26 Ayan Meclisi üyesinden oluşuyor.

Osmanlı devletinde yenileşme çabaları tarihi:

1808 Senediittfak;

1839 Tanzimat Fermanı’nın ilanı;

1856 Islahat Fermanı’nın ilanı;

1876 I. Meşrutiyet ilanı;

1908 II. Meşrutiyet ilanı.

II. Meşrutiyet Dönemi’nde tüm görüşler siyasal olarak örgütlenmişti ve herkesin imparatorluğu kurtarmak için bir amacı vardı. Bütün Osmanlı tarihinde bu dönem en demokratik, çoğulcu bir dönem olarak kabul edilir. Bu dönemde ortaya çıkan ideolojik, siyasal görüşlerin neredeyse tamamı cumhuriyetin ilk yıllarında yasaklandı, çok partili döneme geçildiği zaman Kürtler, komünistler ve İslamcı görüşlerin örgütlenmeler yasaklandı.

Oysa II. Meşrutiyet döneminde; 1908, 1912, 1914 ve 1919 yılları olmak üzere dört kez genel seçim yapıldı ve yirmi dört hükümet kuruldu. Siyasi istikrar sağlanamıyordu. İmparatorluğun kurtarılması için bugünkü dille toplumsal, o zamanki tabirle teba’nın mutabakatı yoktu.

İttihat Terakki; ordu, bürokrasi ve imparatorluğun her yerinde örgütlüydü ve kendi içinde çok farklı görüşleri savunanlar yer alıyordu. Birinci Dünya Savaşı'yla birlikte İttihat-Terakki içindeki komitacı çekirdek kadro iktidara bütünüyle sahip olmaktan başka çare olmadığı kararına vardı.

Hem kendi içindeki çoğulculuk, hem diğer muhalefet hareketlerinin ellerini kollarını bağladığı düşünülüyor ve 31 Mart ayaklanması gerekçe gösterilerek tasfiye ve fiziki yok etme eylemi başlatılıyor.

İttihat Terakki’nin çekirdek kadrosu Enver-Talat-Cemal ve ekibi önce “Sopalı seçimler” diye bilinen 1912 seçimlerinde çoğunluğu elde etti ancak iktidarı kontrol edemiyorlardı.

Normal yollardan iktidara gelemeyecekleri anlaşılınca hükumete karşı 23 Ocak 1913’de Babıali’ye baskın düzenleyerek iktidara el koydular ve Mahmud Şevket Paşa 11 Haziran 1913’te İttihatçılar tarafından meçhul bir şekilde öldürtüldü. Bu cinayet bahane edilerek bütün muhalefete karşı ittihat terakki terörü başladı ve Enver-Talat-Cemal diktatörlüğü kuruldu, bu aynı zamanda sonun başlangıcı oldu.

1914-1918 yılları arasında devam eden Birinci Dünya savaşında büyük toprak kaybı ve savaşın mağlubiyetle sona ermesi üzerine, 8 Ekim 1918’de sadrazam Talat Paşa istifa etti. İttihat ve Terakki, iktidardan uzaklaştı.

Osmanlı imparatorluğunu kurtarmak amacıyla başlatılan 100 yıllık arayış hikâyesi, İttihat ve Terakki ile son buldu.

İdeolojik alanda Türkçü ve Turancı görüşleri benimseyen İttihat Terakki'nin görüşleri, cumhuriyetin kuruluşundan başlayarak günümüze kadar ideolojik, politik etkisi bütün siyasal partilerin içinde devam etti, ediyor. Aynı zamanda devlet içinde çete, komitacı derin devlet geleneği her zaman varlığını sürdürdü.

Cumhuriyet dönemi sistem değişikliği arayışı

Cumhuriyet öncesi işgal edilen, parçalanan imparatorluğu kurtarma fikri etrafında; İttihat Terakki’nin yurt dışına kaçan liderleri Enver-Talat-Cemal’in Turancı-İslamcı fikri hayaliyle, mandacılığı kabul etmek de dahil Bolşeviklikle İslam Enternasyonali kurmak gibi uçuk fikirlere sahip olanlar Enver İmparatorluğu kurma hayali peşinde koşuyorlardı. Diğer yandan Anadolu’daki İttihatçılar ile Mustafa Kemal ve çevresinde oluşan ekip, işgale karşı direniş örgütlüyorlardı.

İmparatorluğu kurtarmak isteyenler arasındaki farklı görüşler Sakarya savaşından sonra ayrışmaya başladı. M. Kemal ve çevresi devleti kurtarmak değil yeni bir devlet kurma fikrinden yola çıktılar.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu yeni bir durum ve yeni bir süreçti. Cumhuriyet sistemi Osmanlı'nın parlamenter sisteminin bir anlamda devamı olarak kuruldu. Ancak bu parlamenter sistem, çok partili, demokratik bir sistem değildi.

Bu süreç, o günün dünyasının siyasal atmosferi içinde, Bolşevik sempatizanlığından, Hitler, Musollini hayranlığına savrulan tek parti rejimiydi.

Sistem, demokratik olmayan tek parti otoritesi altında parti ile devletin özdeş olduğu bir sistemdi.

Cumhuriyet döneminde sistem değişikliği; birincisi, çok partili hayata geçiş. CHP’nin içinde ortaya çıkan muhalefetin 7 Ocak 1946’da Demokrat Partiyi kurmalarıyla başladı ve 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerle DP % 53 oyla iktidar oldu. 1950-1960 arası dönem II. Meşrutiyet dönemine benziyor. Çok sayıda sol, sosyalist parti, dernek ve sendikalar kuruluyor. Bu demokratik ortam Demokrat Parti'nin, tıpkı İttihat Terakki'nin diktatörlüğüne benzer baskı politikalarıyla sona eriyor. İkincisi, 27 Mayıs darbesiyle yeni sistem değişikliği başlıyor. Bu dönem çok tartışmalı bir dönem oldu. Anayasal demokrasinin kurulması ve özgürlüklerin gelişmesinin önünün açıldığı değerlendirmesinin yanında, askeri vesayet sisteminin siyasal sisteme anayasal olarak monte edilmesi olarak da değerlendirildi.

Üçüncüsü, 12 Mart darbesi. Anayasal hak ve özgürlüklerin devletin bekası için tehlikeli boyutlara geldiği gerekçe gösterilerek, işçi hareketi ve sol harekete karşı “Balyoz Harekâtı” yapıldı.

Üçüncü sistem değişikliği 12 Eylül’le devam etti. Uzun uzun 12 Eylül’ü anlatmayacağım. 12 Eylül anayasası ile başlayan sürecin bugünkü sistem değişikliği arasında doğrudan bir bağlantı bulunuyor.

Ve nihayet dördüncüsü, 24 Haziran sistem değişikliği, “özgürlükler serbestisi devletin bekasını tehlikeye sokuyor, bölünme, parçalanma noktasına gidiliyor.” 

Bütün sistem değişikliklerinde; merkeziyetçilik ile adem-i merkeziyetçilik; daha çok özgürlük daha çok demokrasi ile daha çok güvenlikçilik, daha az demokrasi, daha çok biat; her türlü çoğulculuk ve bir arada yaşama ile merkeziyetçilik etrafında toplanan çoğunlukçuluk karşıtlığı ikilemi üstünden tartışılmıştır. Ve nihayetinde geldiğimiz nokta demokratik katılımcı siyasal ortam yerine tek adam ve otoriter bir rejim ikilemi oldu.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin 200 yıllık değişim arayışlarından en radikal farklılığı parlamenter sistemin terk edilmesidir.

Bitirirken, yeni sistem ne getiriyor, ne götürüyor önümüzdeki hafta.

Facebook Yorumları

reklam
22.4.2018
200 yıllık sistem değişikliği hikayesinde yeni durum
8.4.2018
Otoriter rejim altında muhalefet!
1.4.2018
CHP’nin Ok’undan yeni bir sistem alternatifi çıkar mı? (2)
25.3.2018
CHP’nin Ok’ları nereyi gösteriyor (1)
19.3.2018
Devletin iktidarını-iktidarın devletini kurarken…
11.3.2018
Başkanlık sistemi postmodern vesayet
4.3.2018
İttifakla güçlü lider ve güçlü iktidarın sonuna doğru
25.2.2018
Milli ve yerlinin sağı solu
11.2.2018
HDP’siz yeni sistem kurmak!
5.2.2018
Altı ok yerine Rabia ideolojisi
28.1.2018
Kürtler ve dış Kürtler etrafında dönen ‘dünya’
22.1.2018
İktidarda ve muhalefette sol popülizm
14.1.2018
Sol, sosyalist popülizm tarihi
7.1.2018
Türkiye’de sol popülizm öncesi popülizm
26.12.2017
'Gayri resmi milis'leşmeye kapı mı açılıyor?
24.12.2017
Yerli ve milli popülizm (2)
17.12.2017
Popülizm ve yükselen sağ popülizm (1)
10.12.2017
Sistem değişirken ana muhalefet hala konjönktürel muhalefet
4.12.2017
'Kamuculuk' kamusal alanı yok ediyor
26.11.2017
Milliyetçiliği / ulusalcılığı yükseltmek çok kolay
12.11.2017
Atatürkçülük ile Sistem Değişikliği Menkıbesi
5.11.2017
Ekim Devriminin 100. Yılı ve Devlet
29.10.2017
Devletin bekası sendromundan ne zaman kurtulacağız?
22.10.2017
Tek parti dönemi bazı hatırlatmalar
18.10.2017
İslamcı-Milliyetçilik veya Yeni Abdülhamitçilik
8.10.2017
Ateş çemberine girerken ve içindeyken
1.10.2017
Kürtler yok iken Dış ve İç Kürtler oluverdi!
24.9.2017
Aydınların taraflılığı ve muhalefet
11.9.2017
10 Eylül 1920 TKP’nin kuruluşu ve Dönüşler hikâyesi…
3.9.2017
Sistem değişirken! muhalefet ne yapıyor ne yapabilir?
20.8.2017
Yüzde 50 artı bir: Kurtuluş mu kâbus mu?
13.8.2017
Yoksa ikinci Cumhuriyet (!) mi kurulacak?
6.8.2017
Yurttaş mıyız Millet miyiz…?
30.7.2017
Hakikat hangisi: Davacı siyaseti mi demokratik siyaset mi? (2)
9.7.2017
Adalet Yürüyüşü sonrası her şey aynı kalabilir mi?
2.7.2017
Emir komuta içinde olan adalete karşı ADALET İçin yürünür
26.6.2017
Her şeyin devlete tabii olduğu rejim mi demokrasi?
18.6.2017
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz meselesi: Hakikaten ne oldu, neler oluyor?
11.6.2017
Kurtarıcılardan kurtulmak
4.6.2017
Bütün iktidar AKP’nin olmalı ne demek?
28.5.2017
Dijital Dönüşümve Birden Çok Kapitalizm Modeli (2)
21.5.2017
Dijital-küresel dünyada politika (1)
14.5.2017
Muhaliflik ve muhalefet sorunu!
30.4.2017
Süreçlere müdahale eden muhalefet
23.4.2017
Sorulacak çok soru aranacak çok yanıt var
16.4.2017
İkili iktidardan mutlak tek iktidara…
9.4.2017
Herkes kendi referandumunu yapıyor
3.4.2017
Hayır ve Evet’in önü arkası
26.3.2017
“Gerçekçi ol imkânsızı iste”*
19.3.2017
Yeni! Bir “Biz” ve Sistem İnşa Edilmek İsteniyor
15.3.2017
Evet diyen eski “yoldaşlar
18.2.2017
Evet diyen eski “yoldaşlar
8.10.2016
BEHİCE BORAN’SIZ 29 YIL
15.8.2016
Hakikisini anlat!
2.8.2016
Yeni sayfaya! yurttaşlık referansıyla başlamak
20.7.2016
Darbe geleneği! ilk kez topluma tosladı... Ama...
6.7.2016
Güvenlikçi politikalar, özgürlüğü yok ediyor/ rejimler otoriterleşiyor
12.4.2016
İkinci tekrar Cumhuriyet
17.10.2015
Her şey muhafazakârları bloke etmek için…
11.9.2015
Bu kafayla gidilirse askerî darbeye davetiye çıkartılır
29.5.2015
HDP toplumun vicdanına ve aklına dokunuyor
06.04.2015
Seçimler barış süreçleri için zorlu dönemlerdir
27.01.2015
Tarihsel Blok ve Kimlikler Üstünden Politika…
11.01.2015
Baskı ve şiddeti meşrulaştırma aracı olarak terör
05.01.2015
"Değişim!" yeni iktidar bloku yarattı
26.12.2014
“28 Şubat Bin Yıl Sürecek” denilmişti!: Nihayet ilk yıllarına girdik galiba
26.10.2014
Türkiye kapitalizminin değişimi ve AKP
07.10.2014
“Yeni Türkiye!”de: Askeri sanayi büyürse, sonra ne olur (1)
04.10.2014
Bizim demokrasi! hangi demokrasi
27.08.2014
Parti devleti- Devlet Partisi rejimine doğru mu?
27.07.2014
Yeni Türkiye nerede başlıyor, eski Türkiye nerede bitiyor
15.07.2014
Fiili başkanlık ve cumhurbaşkanlığı seçimi
03.07.2014
Öğrenilmiş çaresizlik
04.06.2014
Cumhurbaşkanı mı, rejim mi seçeceğiz
18.05.2014
Görünmez kaza(lar) takdiri ilahi!
30.04.2014
İki muhafazakâr(lık)
13.04.2014
Modern muhafazakârlık kazandı!
20.03.2014
Kutuplaşma sınırı aşılıyor...
08.03.2014
Vesayetin devamlılığı için filtre değiştiriliyor
27.02.2014
‘Yalan, kişiyi haddi aşmaya götürür’
17.02.2014
Olup bitenlerin ‘ötesi’nden bakmak
07.02.2014
Fikrimiz iktidarda, biz hapisteyiz’
25.01.2014
Asıl kavga ‘yeni derin devlet’le cemaat(ler) arasında
16.01.2014
Cemaat aslında derin devlet- Gladio mu
06.01.2014
‘Pasif devrim’ bitti, Ergenekon’la barış başladı!
04.01.2014
“Pasif devrim” bitti, Ergenekon’la barış başladı!
26.12.2013
Değişen Türkiye ve demokrasi yolu buraya kadar mı
07.12.2013
‘Gizlice’ hakkımızda neler yapılıyor acaba
28.11.2013
Ne olacak şimdi: Kardeşlik hukuku mu, 12 Eylül hukuku mu
21.11.2013
Diyarbakır’da doğru söyler, Bismil’de şaşar
14.11.2013
‘Başbakan’ı yıpratmayalım!’ Ama o her şeyimize karışsın!..
07.11.2013
‘Parti olmayan parti’ HDP
30.10.2013
HDP, denenmişlerden ‘yeni’ bir deneme mi
21.10.2013
Askeri sanayi ne işe yarar!
09.10.2013
Tam demokrasinin 2023’e kadar yolu mu var!
02.10.2013
Paketten yeni paketlet çıktı, demokratikleşmeye devam
30.09.2013
Bu paket son paket mi acaba
19.09.2013
Ateşi düşürüp normalleşmek
13.09.2013
İslamcı kimlik merkezli yeni ‘biz’ ve ‘onlar’
07.09.2013
Barış için savaş! Öyle mi...
29.08.2013
İnsani değerler: Biz ve onlar
22.08.2013
Sivil toplum, cemaat, sol
15.08.2013
Sivil toplum, cemaat, siyaset ve STK’lar
08.08.2013
BDP’yi Türk soluyla birleştirmek, Kürtleri ideolojik tercihe zorlar
31.07.2013
Kürtler ve BDP, reformları sırtladılar...
25.07.2013
Başbakanı eleştirmek ya da eleştirmeyenleri eleştirmek
17.07.2013
Eski devletin eski kurumları ‘kitle’ örgütleri: Ve sivil- gri alan
11.07.2013
60 yıllık iktidar-muhalefet tablosu değişir mi
03.07.2013
İslamcı- muhafazakâr blok ve muhalefet
26.06.2013
Gezi’den yeni bir siyasi hareket çıkar mı
23.06.2013
Allah affetsin ama...
20.06.2013
‘Benim Türkiye’m!’ ve iki Türkiye!
16.06.2013
Kritik 24 saat...
12.06.2013
Şimdi her şeyi yeniden düşünme zamanı...
06.06.2013
Taksim isyanının önü ve arkası
03.06.2013
Her isyan, her devrim ama... huzur getirmiyor mu?
29.05.2013
Evet, değiştik; değişmeye de devam ediyoruz...
16.05.2013
Türkiye, Suriye’nin açık hedefi mi oldu
09.05.2013
Bir gazete: Demokratlık, demokrasi ve tartışmanın özü
22.04.2013
Türkiye, Kürt sorununu çözerken kendi modelini yaratıyor
21.03.2013
Barış demeyelim! Ölümler dursun diyelim
17.03.2013
16 Mart 1978: 35. yıl
22.02.2013
CHP’ye karasevda aşkı mı, nefret mi?
11.02.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
19.01.2013
“Acıyı bal eyledik”
12.01.2013
Barışı hedef alan derin cinayetler
11.01.2013
Şimdi, duygu ile aklın dengeleme zamanı
08.01.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
29.11.2012
“Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi”: Farkı ne olacak?
16.10.2012
Taraf’taki tartışma: Nasıl bir Demokratlık
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.