Hidayet Şefkatli TUKSAL

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Kadınların konuşabildiği günler


2.11.2020 - Bu Yazı 3540 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 12 Ekim’de yayımlanan ‘Makbul olmayan dindar kadınlar’ başlıklı yazımdan sonra, ailece bir covid pozitif dönemi yaşadığımız için, maalesef yazmaya epeyce ara vermek durumunda kaldım, kusura bakmayın lütfen. Öncelikle sağlık ekipleri tarafından sıkı bir şekilde takibe alındığımızı ve bu takibin karantina süreci boyunca devam ettiğini söylemem gerek. Allah’a çok şükür hastaneye yatmayı gerektirecek bir durum oluşmasa da, halsizlik ve öksürük kısmının zorlayıcı olduğunu söyleyebilirim. Kardeşlerimizin, dostlarımızın, akrabalarımızın destek telefonları, eve yemek yapıp göndermeleri, hekim arkadaşlarımızın ihtimamları, komşularımızın kapımıza ihtiyaç duyabileceğimizi düşündükleri gıdalar bırakmaları, genç arkadaşlarımızın eczane, market alışverişlerini yapmaları gibi türlü jestler arasında bu süreci geçirdik. Hâlâ tam olarak iyileşmesek de, hastalıkta önemli bir merhaleyi geride bıraktık. Bu süreçte dinlenmek, ada çayı, C vitamini takviyesi gibi şeylerin yanı sıra, dostların sesi ve duasının da insana çok iyi geldiğini belirtmek istiyorum.

Bu arada, benim için üzücü bir haber de, Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesi için koştururken, bir süre yollarımızın kesiştiği Markar Esayan’ın vefat ettiğini öğrenmek oldu. Hasta olduğunu bilmiyordum, çok üzüldüm. Allah rahmet eylesin, diyorum. Bu vesileyle de, neredeyse her gayrimüslim cenazenin arkasından yapılan “Müslüman olmayanlara rahmet dilenir mi?” tartışmasından artık utandığımı ve usandığımı belirtmek istiyorum. Ölen kişi kendi dininin adetlerine göre anılmak istemişse, ona o şekilde davranmak boynumuzun borcudur. Yani kendisi Müslüman terminolojiden uzak kalmak istiyorsa, saygı duymamız gerekir. Bir Müslüman da, o cenazenin ardından kendi uygun bulduğu şekilde taziyesini dile getirebilir, dua edebilir, ona da bir sözümüz olamaz. Ancak, bu konuda sürekli başkalarına müdahale ederek, yok öyle denmez böyle denir muhabbetini yapanlara, ‘el insaf!’ diyorum artık, ‘el-insaf!’. Markar, ölen kendi Ermeni dostlarına da Allah’tan rahmet dileyen, mekanı cennet olsun diye dua eden biriydi, o yüzden böyle anılmayı ve dualanmayı da isterdi diye düşünüyorum: ‘Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun!’

‘Makbul olmayan dindar kadınlar’ yazımı okuyan ilahiyatçı arkadaşlarımdan destek mesajları aldım, bizi o günlere geri götürdün dediler. Aslında yaşadığımız baskı büyük olsa da, güçlü arkadaşlıklar, gençliğin deli rüzgarları, neşesi ve gamsızlığı belki de ortamın ağırlığını hafifletiyordu diye düşündüm bir yandan da. Kendilerinden beklenen sessiz gölgeler olma rolünü, kız kıza çeşitli dayanışma modelleri oluşturarak kısmen deldiklerini de belirtmem gerek.  Ancak, okulda yaşadığımız şeyi erkek egemen bir tahakküm biçimi olarak okuyabilmek için daha çok ekmek yememiz gerekiyordu. Çünkü feminist literatür bize Antarktika kıtası kadar uzaktı maalesef. Doktora tezim için kadın konulu hadisleri çalışmaya karar verdiğimde bile bu literatürün varlığından haberdar değildim. O yüzden epey uğraşmak, tabiri caizse debelenmek durumunda kaldım.

Tez süremin sonlarına doğru Fatmagül Berktay’ın ‘Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın’ isimli kitabı karşıma çıktığında — hâlâ o kadar sık başvurulan bir kitap ki, neredeyse kadın ve din ilişkisini konu alan her yazıda atıf alıyor — yolum kuvvetli bir ışıkla aydınlanmış oldu. Tabii ki din konusunda farklı duruşlara sahiptik; ancak o kitap sayesinde feminist literatürle tanışmış oldum. Çok hızlı ve sıkı, ama gene de eksik bir okumayla tezimi yeniden şekillendirdim ve yazdım. Çalışmam, tefsir ve hadis literatürünü oluşturan önemli kaynaklarda belirleyici olan ataerkil yorum geleneğini ve bu gelenek içinde kadınların nasıl değersizleştirilip araşsallaştırıldığını ortaya koyan bir teze dönüştü ki, bu bizim için bile sürpriz oldu. Tez danışmanım Mehmet Hayri Kırbaşoğlu hocam, başka ilahiyatlarda çok zor rastlanır etik bir duruşla, tezimi büyük bir özgürlük içinde yazmama olanak tanıdı. Zaten olması gereken bu, diyebilirsiniz; ama kadın konusunda çalışan başka akademisyenlere yapılan müdahaleleri gördükçe, dini akademide işlerin hiç de öyle etik kurallarla işlemediğini ve hocamın bu anlamda gerçekten zor olanı başardığını söylemem gerek.

Tez savunmam büyük anfide yapılmıştı ve neredeyse boş bir koltuk yoktu. Savunma bittiğinde bazı akademisyen arkadaşlarımın bir yandan beni tebrik ederken, bir yandan da ‘tepkisel’ bir tez yazdığımı ileri sürerek, daha bir satırını bile okumadıkları bir çalışmayı gayet küçümseyici ifadelerle eleştirdiklerine şahit oldum. Evet, tezimde yer alan bulgulara, tespitlere ‘yalan bunlar, doğru değil!’ diyemedikleri ve kendi içlerindeki ataerkil tahakkümcü benlikleriyle yüzleşmeye cesaret edemedikleri için, çalışmamı küçümsemeyi, önemsizleştirmeyi, hattâ daha sonraları ‘zamanın ruhuna uygun piyasa işi bir şey’ yapmakla suçlamayı tercih ettiler. Fakat o zamanlar İslamiyat adlı, alanında çığır açıcı dergiyi çıkaran ekipteki arkadaşlarım meselenin farkındaydı ve tezim kitap olarak yayınlandı. İlk heves, merak edip Diyanet Vakfı’nın kitap satış bürosuna gittim, kitabı sordum, yoktu. Daha sonra birkaç kez daha uğradım, gene yoktu. Sonra bu işleri bilen bir arkadaştan bu konuda bir karar alındığını öğrendim, kitabıma ambargo koymuşlardı. Zamanla başkalarının da kitabımı satmadığını öğrendim. Ancak, tezimi basan o zamanki adıyla Kitabiyat yayınevinin oluşturduğu temsilcilikler sayesinde kitap okuyucusuna ulaştı.

Bana ve yayınevine gelen pek çok geri dönüş sayesinde, kadınların kendi dini tecrübelerinde ‘yanlış ve kötü bir şey’ olarak hissettikleri ama adını koyamadıkları o şeyin, yani ataerkil yaklaşımın dini literatürdeki etkilerinin analiz edilmesinden mutlu olduklarını öğrendik. Sonra mesele dallanıp budaklandı tabii ki. Dinin aterkil yorumlarının yanı sıra, dinin ana kaynaklarının ataerkillikle ne şekilde ilişkili olduğu da tartışma konuları arasına girdi. Bu tartışmalar, kadınları din hakkında düşünür, tartışır, itiraz eder konuma getirdiği ve bu açılardan feminizmle de irtibata soktuğu için tekinsiz bulundu ve tehdit olarak algılandı. Ancak 2000’li yıllar, bin yıl sürmesi murad edilen 28 Şubat darbesinin baskılarına rağmen, bugüne kıyasla çok daha fazla şeyin konuşulup tartışılabildiği zamanlardı. Dindar kadınlar da, hem kendi aralarında, hem diğer kadın örgütleriyle birlikte, hem de kamuoyunda pek çok şey konuştular, tartıştılar. Zor ama umutlu olmak bakımından güzel günlerdi; başka bir gün de bu konuşmaları yazarım inşallah…

Facebook Yorumları

reklam
23.11.2020
Periler, periler, periler…
2.11.2020
Kadınların konuşabildiği günler
13.10.2020
Makbul olmayan dindar kadınlar
29.09.2020
Tasavvuf alanının sorunları
21.09.2020
Tarikatlar konusunda kişisel tecrübelerim
13.09.2020
‘Kapatılsın bu şer yuvaları!’ demek çözüm mü?
5.09.2020
Pembe beyazlar ve siyahlar içinde bir Aşûre günü
29.08.2020
Neden ‘kadına yönelik’ şiddet?
15.08.2020
Sözleşmeyi bırakıp, kadınlara silah mı dağıtsak?
6.3.2017
MEB müfredat taslakları konusunda değerlendirmeler ve öneriler (IV)
24.2.2017
MEB müfredat taslakları konusunda değerlendirmeler ve öneriler (III)
13.2.2017
OHAL’de hukuka riayet
31.1.2017
MEB müfredat taslağı konusunda değerlendirmeler ve öneriler (II)
29.1.2017
MEB müfredat taslağı konusunda değerlendirmeler ve öneriler (I)
22.1.2017
Adalet bekliyoruz!
7.1.2017
Kutuplaşma üzerine bir muhasebe
30.12.2016
İmam-hatipler hâlâ bir halk hareketi mi?
19.12.2016
Öyle olsun Allahım; lütfen, öyle olsun!
16.12.2016
Daha fazla kahramanlık, daha fazla şehit değil, barış istiyoruz!
9.12.2016
Diyanet mi, cemaatler mi?
28.11.2016
Bir milletin rüyası ya da kıyameti
1.11.2016
Cumhuriyetin gözü yaşlı çocukları
20.10.2016
Adalet arayışları bağlamında yeni bir oluşum: Adalet Zemini
15.10.2016
İmam hatip liseleri Anadolu Gençlik Vakfı’nın arka bahçesi mi?
6.10.2016
(+18) meselesi ve FETÖ’cü Türkiye/normal Türkiye
29.9.2016
“İyi Haberler” gazetesinin ilk haberi: Şefkat-Der
21.9.2016
Ben yanacağıma o yansın!
13.9.2016
15 bin ÖYP’liye yapılan akla ziyan bir durum; kazanılmış hak hiçe sayılıyor
6.9.2016
Artık çözüm yok mu?
25.8.2016
'Değerli yalnızlık' zoraki vuslatlara evrilirken
15.8.2016
Artık kimse o kadar güçlü değil!
7.8.2016
Evet, biz hatâ yaptık!
31.7.2016
Yazmasam olmaz
25.7.2016
'Onlar bizim öğretmenimiz değil!' (Aliya İzzet Begoviç)
23.07.2014
Ayeleth Şaked’in suretine bürünmek
19.05.2014
Soma ateşi ve 16 Ton
03.05.2014
Sınırsız Kardeşlik İnisiyatifi’nin Mısır bildirisi
25.03.2014
‘Başörtülü bacı’ edebiyatı
19.03.2014
Star’dan nasıl ayrıldım? Gerçekler ve yalanlar
03.03.2014
Hükümetin sorumluluğu
28.02.2014
‘Şey’ edebiyatının sahiciliğe delâleti
25.02.2014
Sözü dinlenen birisi olmak üzerine…
20.02.2014
Zehra Develioğlu vakasının düşündürdükleri
15.02.2014
Cemaatsel sosyolojik vasatımızın düşündürdükleri
31.01.2014
Yerel seçimler, medya ve partilerin ‘kadın’ karnesi
28.01.2014
‘Sekülerizm, dindarların tartışmalarından meydana geldi’
23.01.2014
Masum değiliz, hiçbirimiz!
12.01.2014
En uzun 15 günüm
24.12.2013
Allah’ın yakasından düşün, kozunuzu kendi üzerinizden paylaşın!
17.12.2013
Küfür, şal ve ötesi
14.12.2013
Kadın örgütlerinin inkâr politikası
11.12.2013
“Affedilmişliği” affetmeyen kızlar
08.12.2013
Kadınlar ve fitne söylemi
05.12.2013
Fitne kelimesi ve hatırlattıkları
30.11.2013
O kadar sevinmeyin…
23.11.2013
Nepal’de “aydınlanma”
20.11.2013
Beton medeniyetinden toz, toprak ve nehir medeniyetine…
15.11.2013
Başbakan ne için özür dileyecek?
11.11.2013
Çok sesli, farklılıklara saygılı, dayanışmacı bir ekiple karşınızdayız
24.09.2013
Keşke Siz de Zerdüşt Olsaydınız
02.05.2013
Şimdi sizin sınavınız başlıyor!
25.04.2013
23 Nisan, 24 Nisan
18.04.2013
Kutlu doğum ve zamanın ruhu
11.04.2013
Cezaevinde unuttuklarımız
28.03.2013
Kutsal nefretimizden vazgeçebilecek miyiz
21.03.2013
Barış sürecinde lider kültü
14.03.2013
Feminizmin cennetinde 8 Mart
07.03.2013
Kadınların Taraf’ı
28.02.2013
Görünmez insanlar
21.02.2013
İhtilafta rahmet ve Taksim
14.02.2013
‘Malan Barkirin’
07.02.2013
En büyük kast
31.01.2013
Kadın sorunundan ‘rahatsız erkekler’e
24.01.2013
Kendilerine yakışanı yaptılar!
17.01.2013
İmanlı ve vicdanlı insanlara çağrı!
10.01.2013
Barışmazsak ne olur
03.01.2013
Roboski yükü
27.12.2012
Gelecek yılın son haftası
20.12.2012
Eksik de olsa...
13.12.2012
Bir taciz soruşturmasının serencamı
06.12.2012
YÖK ‘görevsizlik kararı’ verebilir mi
29.11.2012
Kör nokta
22.11.2012
Bölünmemek için Kürtleşmek zorundayız
15.11.2012
BİZ’e güvenip de kavga ediyorsanız...
08.11.2012
Ölenler ölmüş olsa da...
01.11.2012
Yeniden umutlanalım diye
25.10.2012
Alın silahlarınızı ve ...
18.10.2012
Okulda cinsel taciz
11.10.2012
İnsanlar ve isimler
04.10.2012
Tek adamlığın vebali
27.09.2012
Keşke olmasaydı!
20.09.2012
Tanrı, vatan, aile
13.09.2012
Üç konu
06.09.2012
Terör, trafik ve eğitim meselemiz
30.08.2012
‘Milat’ gazetesi ‘Yeni Akit’in neyi olur
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive