Hidayet Şefkatli TUKSAL

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Kutuplaşma üzerine bir muhasebe


7.1.2017 - Bu Yazı 934 Kez Okundu.
Yorum : 1 - Onay Bekleyenler : 0

 Kutuplaşmış toplumsal yapımızın muhasebesini yapıyoruz bu günlerde… Neden kutuplaşıyoruz, nasıl kutuplaşıyoruz ve bunun faturasını nasıl ödüyoruz? Pek çok kez, kutuplaşmanın AK Parti iktidarıyla ortaya çıktığı yolundaki söylemlere itiraz ettim, çünkü öyle değildi. Cumhuriyetin kuruluşundan beri, kutbun seküler tarafı yukarıda, muhafazakâr tarafı aşağıdaydı, tahterevallinin iki ucu gibi; aşağıda olanlar işin talihsizliğinin farkındayken, yukarıdakiler için hava hoştu, onları yukarıda tutan her şey normal ve âdildi, düzenin böyle devam etmesi gerekiyordu. Ama olmadı, düzen (kısmen) değişti; aşağıdakiler yukarı çıkınca, yukarıdakiler aşağıya düştü. Tabii o zaman anlaşıldı ki, bu aşağıda olma hali hiç normal değilmiş, hele hele bir zamanlar yukarıda olanların aşağı düşmesi onlara daha da korkunç geldi. Bu yüzden biraz empati yaparak eski günahlara tövbe etmek, hatâları tamir edici bir tutum takınmak ve rasyonel bir muhalefet politikası üretmek yerine, şımarık, kibirli, öfkeli bir intikamcılıkla, eski statüko güçlerine ve Batıdaki dostlara da güvenilerek, toptan karalayıcı, yıkıcı, istemezükçü  bir dil ve üslupla muhalefet üretildi. Sonuç ortada… Tahterevalli bir türlü dengeye gelemedi; kutuplar arasındaki açı bir türlü düzelmedi, acılarımız ve öfkelerimiz dinmedi, sosyal medya arenasındaki kanlı güreşlerimiz devam ediyor.

Reina’daki saldırının bir “yaşam tarzı” saldırısı olduğu ve sıradan Müslümanların, Diyanetin ve hükümetin bu saldırıdan sorumlu olduğu iddiaları da toptancı maalesef.  Bu iddialarda bulunanlar, IŞİD’in sadece sekülerlerin değil, pek çok kendi halinde dindar insanın da kanını dondurduğunun farkında değiller mi acaba? Üstelik Diyanetin yılbaşı kutlamaları hakkında, iddia edildiği gibi kışkırtıcı bir hutbesi de yok. Ama meselâ Noel Babanın başına silah dayayan gençlerin o eylemi neden medyada kendisine yer buldu? Haydi medya sorumsuz davrandı; neden adalet mekanizması devreye girip de düpedüz nefret suçu sayılabilecek böyle bir eylemi ânında cezalandırma girişiminde bulunmadı? Neden bir hükümet yetkilisi, böyle bir görüntüyü önemli sayıp, reddedici, uyarıcı ve tel’in edici bir açıklama yapmadı? Ya o şişme Noel Baba bıçaklamaları, yumruklama pankartları? Bunlar bence düpedüz suç. Ama bakıyoruz, Barbaros Şansal’ı ânında Kıbrıs’tan sınır dışı ettiren, aprona militan sokup hukuktan önce cezalandırmaya yeltenen ve hemen hapse gönderen bir irade, Noel Babanın şahsında onu sevenlere yapılan saygısızlığa aynı serilikle ve aynı kararlılıkla müdahale etmiyor. Bu bir ayrımcılık değil mi? O yüzden “yaşam tarzı” tartışmaları da temelsiz değil.

Sayın Cumhurbaşkanı bu tartışmaların ucunun kendisine dokunmuş olmasından rahatsız ki, muhtarlar toplantısında, kendisinin bazı açıklamalarının kişisel görüş beyanı olduğunu, hukuki anlamda bir ayrımcılık yapmadıklarını ısrarla belirtme ihtiyacı duydu. Ancak, unutmuş göründüğü bir şey var: Kendisi etkisi sınırlı bir muhalefet lideri değil; her şeye müdahale eden partili bir cumhurbaşkanı. Henüz hukuken bu konum tanınmış olmasa da fiiliyatta bunun böyle olduğunu hepimiz biliyoruz. Böyle bir durumda, kişisel görüş beyanı bile, bürokratik kurumlar ya da sıradan vatandaşlar tarafından bir yönlendirme gibi algılanabilir, nitekim algılanıyor da… Bu yüzden, kendisi bu tür beyanlarda bulunduğunda, bazı yurttaşlar da kendilerini ve yaşam tarzlarını tehdit altında görebiliyor.

AB’den ümidimizi kestiğimiz günden beri toplumsal yaşamımızda uzlaşma, demokratikleşme ve özgürleşme iddialarından vazgeçtik. “Bizi AB’ye almazlarsa Kopenhag kriterleri yerine Ankara kriterleri deyip yola devam ederiz!” diyen irade, dediğini yapamadı maalesef. Ya da ironik bir biçimde söylersek, Ankara kriterleri dedi sonunda, ama o Ankara ile kastedilen bu Ankara değildi; tam tersine bir şeydi. Ne oldu; başladığımız noktaya önce yavaş yavaş, şimdilerde daha hızlı bir şekilde bir geri dönüş süreci yaşadık, yaşıyoruz.

AK Parti geçmişin acıları üzerine kuruldu, bu acıları tedavi etmek ve bir daha yaşanmasını engellemek için yola çıktı, bu yüzden de büyük bir destek aldı. İktidar olup da henüz yeterince muktedir olamadığı dönemlerde, çok cesur hamleler yaptı demokratikleşme adına… Ama bu iradeyi devam ettiremedi. Ülke dışındaki odakların yanı sıra FETÖ’cü yapılanma, eski devletçi klikler, istemezükçüler bu iradenin önündeki dış engeller ise, AK Partinin çoğulcu yapısının kırılması da en büyük iç engel oldu bana göre.

Kutuplaşma siyaseti geçmişte bizi ne kadar yaraladıysa, bugün de o kadar yaralıyor, parçalıyor, birbirimize düşman ediyor. Bu konuda yapılan yanlışlara son vermek, toplumsal barış ve uzlaşmayı sağlayıcı, onarıcı politikalara dönüş yapmak öncelikle iktidarın sorumluluğunda. Muhalefet de üzerine düşeni yaparsa, geçmişteki hatalardan gerçekten ders almış ve böylece daha güçlenmiş olarak yolumuza devam etme şansı yakalayabiliriz.

Facebook Yorumları

reklam
6.3.2017
MEB müfredat taslakları konusunda değerlendirmeler ve öneriler (IV)
24.2.2017
MEB müfredat taslakları konusunda değerlendirmeler ve öneriler (III)
13.2.2017
OHAL’de hukuka riayet
31.1.2017
MEB müfredat taslağı konusunda değerlendirmeler ve öneriler (II)
29.1.2017
MEB müfredat taslağı konusunda değerlendirmeler ve öneriler (I)
22.1.2017
Adalet bekliyoruz!
7.1.2017
Kutuplaşma üzerine bir muhasebe
30.12.2016
İmam-hatipler hâlâ bir halk hareketi mi?
19.12.2016
Öyle olsun Allahım; lütfen, öyle olsun!
16.12.2016
Daha fazla kahramanlık, daha fazla şehit değil, barış istiyoruz!
9.12.2016
Diyanet mi, cemaatler mi?
28.11.2016
Bir milletin rüyası ya da kıyameti
1.11.2016
Cumhuriyetin gözü yaşlı çocukları
20.10.2016
Adalet arayışları bağlamında yeni bir oluşum: Adalet Zemini
15.10.2016
İmam hatip liseleri Anadolu Gençlik Vakfı’nın arka bahçesi mi?
6.10.2016
(+18) meselesi ve FETÖ’cü Türkiye/normal Türkiye
29.9.2016
“İyi Haberler” gazetesinin ilk haberi: Şefkat-Der
21.9.2016
Ben yanacağıma o yansın!
13.9.2016
15 bin ÖYP’liye yapılan akla ziyan bir durum; kazanılmış hak hiçe sayılıyor
6.9.2016
Artık çözüm yok mu?
25.8.2016
'Değerli yalnızlık' zoraki vuslatlara evrilirken
15.8.2016
Artık kimse o kadar güçlü değil!
7.8.2016
Evet, biz hatâ yaptık!
31.7.2016
Yazmasam olmaz
25.7.2016
'Onlar bizim öğretmenimiz değil!' (Aliya İzzet Begoviç)
23.07.2014
Ayeleth Şaked’in suretine bürünmek
19.05.2014
Soma ateşi ve 16 Ton
03.05.2014
Sınırsız Kardeşlik İnisiyatifi’nin Mısır bildirisi
25.03.2014
‘Başörtülü bacı’ edebiyatı
19.03.2014
Star’dan nasıl ayrıldım? Gerçekler ve yalanlar
03.03.2014
Hükümetin sorumluluğu
28.02.2014
‘Şey’ edebiyatının sahiciliğe delâleti
25.02.2014
Sözü dinlenen birisi olmak üzerine…
20.02.2014
Zehra Develioğlu vakasının düşündürdükleri
15.02.2014
Cemaatsel sosyolojik vasatımızın düşündürdükleri
31.01.2014
Yerel seçimler, medya ve partilerin ‘kadın’ karnesi
28.01.2014
‘Sekülerizm, dindarların tartışmalarından meydana geldi’
23.01.2014
Masum değiliz, hiçbirimiz!
12.01.2014
En uzun 15 günüm
24.12.2013
Allah’ın yakasından düşün, kozunuzu kendi üzerinizden paylaşın!
17.12.2013
Küfür, şal ve ötesi
14.12.2013
Kadın örgütlerinin inkâr politikası
11.12.2013
“Affedilmişliği” affetmeyen kızlar
08.12.2013
Kadınlar ve fitne söylemi
05.12.2013
Fitne kelimesi ve hatırlattıkları
30.11.2013
O kadar sevinmeyin…
23.11.2013
Nepal’de “aydınlanma”
20.11.2013
Beton medeniyetinden toz, toprak ve nehir medeniyetine…
15.11.2013
Başbakan ne için özür dileyecek?
11.11.2013
Çok sesli, farklılıklara saygılı, dayanışmacı bir ekiple karşınızdayız
24.09.2013
Keşke Siz de Zerdüşt Olsaydınız
02.05.2013
Şimdi sizin sınavınız başlıyor!
25.04.2013
23 Nisan, 24 Nisan
18.04.2013
Kutlu doğum ve zamanın ruhu
11.04.2013
Cezaevinde unuttuklarımız
28.03.2013
Kutsal nefretimizden vazgeçebilecek miyiz
21.03.2013
Barış sürecinde lider kültü
14.03.2013
Feminizmin cennetinde 8 Mart
07.03.2013
Kadınların Taraf’ı
28.02.2013
Görünmez insanlar
21.02.2013
İhtilafta rahmet ve Taksim
14.02.2013
‘Malan Barkirin’
07.02.2013
En büyük kast
31.01.2013
Kadın sorunundan ‘rahatsız erkekler’e
24.01.2013
Kendilerine yakışanı yaptılar!
17.01.2013
İmanlı ve vicdanlı insanlara çağrı!
10.01.2013
Barışmazsak ne olur
03.01.2013
Roboski yükü
27.12.2012
Gelecek yılın son haftası
20.12.2012
Eksik de olsa...
13.12.2012
Bir taciz soruşturmasının serencamı
06.12.2012
YÖK ‘görevsizlik kararı’ verebilir mi
29.11.2012
Kör nokta
22.11.2012
Bölünmemek için Kürtleşmek zorundayız
15.11.2012
BİZ’e güvenip de kavga ediyorsanız...
08.11.2012
Ölenler ölmüş olsa da...
01.11.2012
Yeniden umutlanalım diye
25.10.2012
Alın silahlarınızı ve ...
18.10.2012
Okulda cinsel taciz
11.10.2012
İnsanlar ve isimler
04.10.2012
Tek adamlığın vebali
27.09.2012
Keşke olmasaydı!
20.09.2012
Tanrı, vatan, aile
13.09.2012
Üç konu
06.09.2012
Terör, trafik ve eğitim meselemiz
30.08.2012
‘Milat’ gazetesi ‘Yeni Akit’in neyi olur
1 0
Ad Soyad Giriniz... 7.1.2017 - 02:24:01
Hidayet Hanim gercegi korkmadan yazan yurekli bir insansiniz. Tesekkurler.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%52,94
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları