Doç. Dr. Burak Bilgehan Özpek: Türk dış politikası çalışmalarının krizi

12.12.2016 - Bu Yazı 427 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Doç. Dr. Burak Bilgehan Özpek: Türk dış politikası çalışmalarının krizi

 Son yıllarda Türk dış politikasını kavramsallaştırmak oldukça meşakkatli bir mesele olmaya başladı. Bu sıkıntı elbette ki, televizyon ekranlarında sıkça gördüğümüz, herhangi bir dış politika gündemini bir çırpıda yorumlamayı başaran ve kendi fantezi dünyasını ulusal çıkar olarak pazarlamaya teşne aydınımsıların sorunu değil. Mevcut durumun karmaşıklığından muzdarip olan Uluslararası ilişkiler disiplininin öğrencilerinden bahsediyorum. Onların açıklamaya çalıştıkları ülke, Soğuk Savaş döneminin konforlu tekdüzeliğini ve 1990’lı yılların kolaylıkla tanımlanabilen ve sınıflandırılabilen olgularını terk etmiş görünüyor. Bir yandan, Türkiye’nin maruz kaldığı ve muhatap olduğu uluslararası alanın hızlı bir dönüşüm geçirdiğini diğer yandan da ülke içindeki aktörlerin ulusal güvenlik tanımlamalarını da içeren siyasal pozisyonlarının ve bu doğrultuda birbirleriyle kurdukları istikrarsız ittifak ilişkilerinin baş döndürücü bir hızla değiştiğini gözlemliyoruz. Bu durumun yarattığı kavramsallaştırma problemi kendisini iki alanda gösteriyor.

Birincisi, Türk dış politikasının dönemsel tasnifini yapmak gittikçe zorlaşıyor. Mesela, Soğuk Savaş’ın devam ettiği yıllara özgü bir dış politika davranışını kavramsallaştırmak ve özetlemek mümkündür. Ya da, bu dönem içerisinde yaşanan Küba füze krizi, Kıbrıs çıkartması veya SSCB’nin Afganistan’ı işgal etmesi gibi kırılma noktalarını hesaba katarak, Soğuk Savaş periyodunu kendi içinde sınıflandırmak işimizi kolaylaştırabilir. Her bir dönem için, Türk dış politikasına dair bir davranış kalıbı tespit edebiliriz. Üstelik, dış politika kararlarını belirli bir paradigma içinde tutan Milli Güvenlik Kurulu gibi yapıların varlığı bizlere konforlu bir analiz alanı sunar.

Türk dış politikasını kavramsallaştırırken karşılaştığımız sorunlardan biri güvenlik tehdidi olarak tanımlanan aktörlerin tutarlı şekilde muhafaza edilememesi.

Benzer şekilde, Türk dış politikası çalışan akademisyenler, 1990’lı yılları, içinde taşıdığı bütün alt üst oluşlara rağmen, kavramsallaştırmayı başarmışlardır. Türkiye’nin iç politikası kuşku kabul etmeyecek bir şekilde renklenmiştir ve bu durum disiplin öğrencileri için önemli bir meydan okuma yaratmıştır. Öte yandan, uluslararası sistemin yapısı değişmiş, çift kutuplu yapı çökmüştür. Ortaya çıkan tek kutuplu sistem sayesinde devletler, dış politika alanında daha fazla tehdit ve fırsat ile muhatap olmaya başlamışlardır. Dolayısıyla, iç politika gelişmeleri ile dış politika alanı birbiriyle etkileşime geçmiştir ve birbirlerinden bağımsız alanlar olarak gelişmemiştir. Buna rağmen, Türk dış politikası çalışanlar, gerçeği keşfetmek için mistik bir yolculuğa çıkmak zorunda kalmamışlardır. MGK tarafından tanımlanan iç tehditlerin net bir şekilde ortaya konulması onları rahatlatmıştır mesela. İrtica ve Kürt ayrılıkçılığı olarak tanımlanan bu tehditler, Türk dış politikası için bizlere önemli ipuçları vermektedir. Bu sayede, 1990’lı yıllarda Türkiye’nin Ortadoğu’da İsrail ile kurduğu ilişkilerin doğasını anlayabilir ve Irak, Suriye ve İran gibi komşu ülkelere yönelik politikasını açıklayabiliriz.

DÖNEMSEL TASNİF ZORLAŞTI

Öte yandan, Soğuk Savaş sonrasında yaşanan adaptasyon sorununa rağmen, Türkiye batı oryantasyonunu kaybetmemiştir. Bu yüzden, yaşadığı çalkantılarına rağmen Avrupa Birliği üyelik sürecinin neden devam ettiğini bilebiliriz ve bu ilişkilerin demokratikleşme ve insan hakları gündemlerinden hem etkilendiğini hem de bu gündemleri etkilediği sonucuna ulaşabiliriz. Günün sonunda, bizlere, Soğuk Savaş sonrası dönemi kavramsallaştırma yeteneğini bahşeden güç, dış politika amaçlarının ve güvenlik kaygılarının tutarlı bir şekilde tanımlanmış olmasıdır. Mamafih, geldiğimiz noktada, Türk dış politikası çalışan akademisyenler için benzer bir tasnifi yapmak artık çok zordur. Zira, dönemsel analiz yapabilmek için ihtiyacımız olan tutarlılık ve netlik yerini baş döndürücü bir hızla değişen gündemlere bırakmıştır. Bu değişim, dış politika amaçlarından ve tehdit/çıkar tanımlamalarından bağımsız değildir. Daha öncede bahsedildiği gibi, savrulma olarak da nitelendirebileceğimiz bu hızlı değişimler, hem Arap Baharı, Rus yayılmacılığı ve Avrupa’da yükselen aşırı sağ akımlar gibi dış politika alanını ilgilendiren radikal değişimler ile hem de iç politikada yaşanan siyasal çalkantılar ve dış politika alanını algılama biçimi ile alakalıdır. Ve dönemsel bir tasnif yapmayı zorlaştırmaktadır.

Türk dış politikasını kavramsallaştırırken karşılaştığımız ikinci sorun ise, güvenlik tehdidi olarak tanımlanan aktörlerin ve konuların tutarlı bir şekilde muhafaza edilememesidir. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’nin dış politikasını etkileyen konuların tarihselliğini kaybetmiş olması ve bu yüzden, mevcut konuların gelecekte de var olma ihtimalinin ortadan kalkmasıdır. Bu durumu, iki şekilde açıklamak mümkündür. Belirli bir güvenlik gündeminin aniden ortaya çıkması veya ortadan kaybolması, karar verici kurumların inisiyatifi dışında değerlendirilebilir. Hatta, yaşanan dönüşümler, koşulların getirdiği gündemlere uyum sağlama çabası olarak da görülebilir ve takdir edilesi bir hal alabilir. Bu açıdan bakan birisine göre, karar vericiler, ulusal çıkar tanımlamalarını sabit tutarak dinamik gündemlere direnmekle hiçbir şey kazanamazlar. Dolayısıyla, tehdidin ve çıkarın tarihselliğe sahip olmak gibi bir zorunluluğu yoktur.

Öte yandan, kısa zamanda değişen çıkar ve tehdit tanımlamalarının, Türkiye’nin diğer devletler ve devlet dışı aktörlerle olan ilişkisini dengesiz bir zemine oturttuğunu iddia edenler de olacaktır. Onlara göre, bir ülkenin dış politikada karşılaştığı ekosistem karşısında takındığı tutum sadece edilgen olma zorunluluğuyla açıklanamaz. Zira, çevreye uyum sağlama çabası aynı zamanda çevrenin yapısını da değiştirir. Yani, yapı ile birim arasında hiyerarşik bir ilişkiden ziyade birbirini karşılıklı olarak etkileyen bir ilişki modeli vardır. Diğer bir ifadeyle, değişen dış alan Türkiye’nin yaptığı tercihleri etkilediği kadar, Türkiye’nin değişen tercihleri de dış alanı etkilemektedir. Dolayısıyla, Türkiye yaptığı tehdit ve çıkar tanımlamalarını çevresel bir dayatmanın sonucu olarak değil, bambaşka bir ihtiyaçtan, kendi içinde yaşadığı kopuş ve kutuplaşmalardan, dolayı formüle etmektedir. Bu ise, Türkiye’nin karşısına devamlı olarak sorunlar üreten bir dış alan getirmekten başka bir işe yaramamaktır.

MAVİ MARMARA, AB...

Türk dış politikasının son 15 senesini analiz eden bir uluslararası ilişkiler disiplini öğrencisi, bahsi geçen sorunlar ile ziyadesiyle boğuşmaktadır. Ve yaşanan son 15 seneyi, bütüncül bir dönem şeklinde analiz etmesi neredeyse imkansızdır. Öte yandan, her hangi bir dış politika meselesinin de, ve bu meseleyle ilişkili olan aktörlere karşı sergilenen tutumun da, baş döndürücü bir hızla dönüşümüne şahitlik edecektir. Mesela, Avrupa Birliği ile kurulan ilişkinin sivil-asker ilişkilerinin doğasını değiştirdiğini ve bu sayede Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarını konsolide edebildiğini görecek fakat 2013 senesinden sonra Türkiye ile Avrupa Birliği arasında özcü bir karşıtlık zemininde ilerleyen tartışmanın başladığına da şahit olacaktır. Benzer şekilde, İsrail-Türkiye ilişkilerinin, Mavi Marmara baskını sonrası aniden bozulduğunu ve geri dönmeyi zorlaştıran keskin söylemlerle bu bozulmanın gündemde tutulduğunu okuyacak ancak 2016 senesine gelindiğinde iki ülkenin sessiz sedasız barıştıklarını öğrenecek ve aradan geçen zaman zarfında iki ülkenin neden zıtlaşmayı seçtiklerini anlamaya çalışacaktır. Yine aynı öğrenci, 2015 Şubat’ında yapılan Şah Fırat operasyonu sırasında işbirliği yapılan aktörün neden aynı yılın yaz aylarında ulusal güvenliği tehdit eden bir aktör olarak tanımlandığı üzerine kafa yoracaktır.

Türk dış politikasının son 15 yılını analiz eden bir uluslararası ilişkiler disiplini öğrencisinin bu dönemi bütüncül bir şekilde analiz etmesi neredeyse imkansız.

Türk dış politikası çalışmaları, zor bir dönemden geçmektedir. Bahsedilen sıkıntıları aşmak için yapılan analizler ise disiplin öğrencilerini iç politika aktörlerinin yaptığı politik manevraların mantığına vâkıf olmaya itmektedir. Yani, anlamaya çalışmak oldukça yoruma ve tartışmaya açık bir denizin sularına bizleri çağırmaktadır. Bu durum ise, Türk dış politikası çalışan akademisyenler için ideolojik angajmanlarla özdeşleştirilmek ve tabiri caizse yaftalanmak riskini beraberinde getirmektedir. Bir akademisyen için, tanık olduğu gerçeği kavramsallaştırmak ile akademik itibarını korumak arasında seçim yapmak zorunda olmak ise yukarıda bahsettiğim zorlukları perçinlemektedir.

KARAR

Facebook Yorumları

0 0
reklam
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
  
Prof. Dr. Ömer Çaha: Bahçeli’nin anayasa hamlesinin perde arkası
Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ö...
  
Kabaoğlu: ‘Şu andan itibaren hodri meydan’
Marmara Üniversitesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanlığı görevinden ihraç edilen Prof. Dr. İbrah...
  
Burak Bilgehan Özpek: Gerçeklere niçin ihtiyacımız yok?
Gerçek ile ideal arasındaki uyumsuzluk, felsefi ve akademik çevrelerde cazibesini koruyan bir mesele...
  
İdris Baluken gözaltı sonrasını anlattı: Bazı mizansenler de özel olarak hazırlanmış
Beş gün önce tahliye olan HDP Bingöl Milletvekili İdris Baluken, gözaltına alınma, tutuklanma ve ce...
  
HDP'li İdris Baluken'e tahliye!
Eski HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken hakkında tahliye kararı çıktı....
  
Burak Bilgehan Özpek: Keep Calm and Enjoy Kemalism
2002 senesinde AKP'nin içeriden ve dışarıdan bulduğu desteğin bir benzeri, bu sefer AKP'nin karşısın...
  
Aydın Selcan: Trump, Benisadr, referandum
Trump, Obama’ya hatta belki ondan daha fazla Hillary’ye tepki olarak seçildi. Obama da G.W. Bush’a t...
  
CHP'den hodri meydan: Bir rejim değişikliğine kalkışmaktansa erken seçim teklifine 'evet' diyoruz
CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin erken seçim imasından sonra ...
  
CHP'li Tezcan: KHK'yla adres bildirimi yapmadan oy kullanma getirildi; sandık güvenliği ortadan kalkıyor
AKP, anayasa değişikliği önerisini 15 gün içerisinde Genel Kurul'dan geçirmeyi planlarken olası ref...
  
Dr. Cenk Yiğiter: KHK listesine adımı AKP Siyaset Akademisi hocası Erkan İbiş yazdı
Dr. Cenk Yiğiter 7 maddede nasıl ihraç edildiğini yazdı...
  
Prof. Dr. İskender Öksüz: Türkiye’nin Nobel’i niçin az?
‘Niçin’ kitabının yazarı Prof. Dr. İskender Öksüz, ülkelerin geri kalmışlığı ile halkın IQ’su arasın...
  
Kadri Gürsel'e götürülen palto, 'düğmeleri cezaevi şartnamesine uygun değil' denerek alınmadı!
Ertuğrul Özkök: En bilgili, en dürüst gazetecilerden birinin hikâyesi......
  
Prof. Dr. İştar Gözaydın da gözaltına alındı
İzmir başsavcılığının yürüttüğü ‘FETÖ/PDY’ soruşturması kapsamında başlatılan operasyonda Prof. Dr. ...
  
Doç. Dr. Burak Bilgehan Özpek: Türk dış politikası çalışmalarının krizi
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyes...
  
Doç. Dr. Mücahit Bilici yeni kitabı,'İslamda Savaş Bitmiştir' çıktı
Doç. Dr. Mücahit Bilici ile yeni çıkan İslamda Savaş Bitmiştir kitabı üzerine konuştuk....
  
İdris Baluken’e ağırlaştırılmış müebbet istemi!
HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken için ağırlaştırılmış müebbet istendi....


EN ÇOK OKUNANLAR