Halil BERKTAY

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Aman ne hoş, ne güzelmiş BBC gibi yalan söyleyebilmek


18.8.2015 - Bu Yazı 5759 Kez Okundu.
Yorum : 2 - Onay Bekleyenler : 0

 Bu makalenin İngilizce orijinali, 11 Ağustos 2015’te Dulce et decorum est to be able to lie like the BBC başlığıyla yayınlanmıştı.

[11 Ağustos 2015] Kırk yılda bir, önce İngilizce yazacak, sonra (zaman bulabilirsem) kendi makalemi Türkçeye çevireceğim.

Zira Batı medyasının Türkiye konusunda yalan üstüne yalan ve gene yalan söylemek konusunda gösterdiği hayasız inattan olsun, bunun için geliştirdikleri (imâ, ihsas, ihmal, görmezlikten gelme, doğrudan atlama, gerçeği hafifçe bükme, ya da olayların sırasını alenen çarpıtma gibi) sofistike yöntemlerden olsun, Adam McConnel gibi benim de giderek canıma tak dedi.

Başlığımı İngiliz Birinci Dünya Savaşı şiirlerinin belki en büyüğünden, Wilfred Owen’ın  

Dulce et decorum est’inden aldım. “Hoş ve güzeldir” veya “Ne kadar hoş ve güzeldir” diye tercüme edilebilir. Aslında Romalı şair Horatius’tan bir alıntı ve tamamı Dulce et decorum est pro patria morişeklinde: “[Ne kadar] hoş ve güzeldir, insanın ülkesi uğruna can vermesi.” Yüz küsur yıl boyunca, Owen’ın kendi nesli dahil İngiliz seçkinler zümresine mensup kimbilir kaç çocuk, Yunan-Roma Klasikleri derslerinde bunu Latince orijinalinden öğrenmiş ve ezberlemiş olmalı. 

Kendisi de sâf-derûn bir yurtsever olarak yola koyulan, ama o kadar da sâkin olmayan Batı Cephesinin siperlerinde üç yıl geçirince kızgın, acılı bir savaş aleyhtarına dönüşen Owen, klor gazı yediği için kanlı ciğerlerini parça parça kusmakta olan bir yoldaşlarını yerleştirdikleri arabanın arkasında yürümektedir. Savaş tahrikçisi nutukları nedeniyle bütün milliyetçi demagoglara karşı duyduğu çaresiz öfkeden içi yanarcasına, isimsiz, soyut (ama sanki Erich Maria Remarque’ın 1928’de, kendi Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok [Im Westen nicht Neues] romanında canına okuyacağı lise tarih öğretmeni Kantorek’i haber veren) bir “sen… dostum”a seslenir. Kederle soluk alıp veren mısralar boyu fısıldarcasına, böyleleri, der, savaş meydanlarının gerçek dehşetini yaşayacak olsa,   

                … o kadar heyecanla tekrarlayıp durmazdınız

                umutsuz şan ve şeref düşkünü çocuklara

                o eski yalanı: Dulce et Decorum est

            Pro patria mori.

Veya, Latince bölümünü de Türkçeleştirirsek,

 

… o kadar heyecanla tekrarlayıp durmazdınız

                umutsuz şan ve şeref düşkünü çocuklara

                o eski yalanı: Ne kadar hoş ve güzeldir,

                insanın ülkesi uğruna can vermesi.

Dolayısıyla, evet, Owen örneğinde, “insanın ülkesi uğruna ölmesinin hoş ve güzel olduğunu” tekrarlayıp durmak eski bir yalandan başka bir şey olmayabilir. Ama başka bazı durumlarda, muhteva değiştiği halde bizatihî bütün yazma veya konuşma tarzı, üslûbu, kulağa hoş ve güzel gelen bir yalancılıktan ibaret kalabilir.  

On beş gün içinde ikinci defa bana bunu düşündürten,Owen’ın kulağımdaki tınısıyla “ne hoş, ne güzel yalan söylüyorlar” dedirten şey, son dönemde Kürt savaşının yeniden canlanmasından kimin sorumlu olduğu noktasında BBC’nin izleyicisini nasıl aldattığı ve yanlış bilgilendirdiğini görmek oldu. 27 Temmuz’da, örneğin, “Türkiye’yi değiştiren hafta” (The week that changed Turkey) başlıklı özetinde BBC, bir dizi olayı aktarırken iki ayrı dil kullandı. Bazılarını tartışmasız gerçek, bazılarını ise en azından şüpheli gibi yansıttı. Bu çerçevede, Suruç’ta IŞİD bağlantılı militanların patlattığı bombanın 32 kişiyi “öldürdüğü” (are killed), ya da sınırda görevli bir Türk askerinin gene IŞİD militanlarınca “vurulup öldürüldüğü” (shoot dead), kısa ve kesin, hiçbir tereddüde yer bırakmayacak ifadelerle vurgulandı. Fakat sonra sıra, “Bu arada PKK’nın, Suruç’a misilleme olarak iki Türk polisini öldürdüğü söyleniyor” ya da “öldürdüğü doğrultusunda haberler alınıyor” (Meanwhile the PKK reportedly kills two Turkish police officers in retaliation for Suruç…) gibi tuhaf bir cümleye geldi. PKK’nın yaptığı konusunda en küçük bir şüphe yokken, nitekim askerî kanadı HPG’nin web sitesinde olayı açıkça ve iftiharla üstlenmişlerken, acaba neden “söyleniyor” ya da bu doğrultuda “haberler alınıyor” (reportedly) dendi? Ve neden, “Suruç’a misilleme” veya “Suruç’un intikamı” ifadesi doğrudan doğruya HPG’nin “eylem raporu”nda yer aldığı halde, BBC bu sözleri doğrudan doğruya PKK’ya izafe etmedi de yoruma açıkmış gibi bıraktı? İki gün sonra (ve üç satır aşağıda anlatıldığı gibi), Türkiye Suriye’deki IŞİD hedeflerinin yanısıra Irak’taki PKK hedeflerini de vurmaya başladı. Peki, BBC bu bombardımanları neden o iki polisin öldürülmesine bağlamadı? Son iki buçuk yılın fiilî çatışmasızlık hali, (“Apo’nun Fedaileri”ne mensup bir timin gece geç vakit lojmanlara sızıp iki polisi susturuculu silâhlarla enselerinden vurarak öldürdüğü) bu iki bilinçli, kasıtlı, soğukkanlı cinayetle hemen oracıkta sona ermemiş miydi? BBC neden bunu böyle yazmak yerine, ancak bombardıman başladıktan sonraPKK’nın “artık ateşkesi sürdürme koşullarının kalmadığını açıkladığı” (Turkey strikes IS and PKK targets in Syria and Iraq; the PKK says the conditions are no longer in place to observe a ceasefire) şeklinde bir özeti tercih etti? Bütün bu kapalı ve dolambaçlı ifadelerin altında ne yatıyordu? Artıları eksileri toplayıp çıkardığınızda, hepsi PKK’nın tekrar “silâhlı mücadele” başlatmada gösterdiği son derece reel insiyatifin üstünün örtülmesi ve kabahatin hükümete aktarılması anlamına gelmiyor muydu? Yanlı ve manipulative habercilik, işte tam bu değilse neydi? -- Bunlar hemen ertesi günSerbestiyet’e yazdığım alaycı, mizahî bir yazıda sorduğum sorulardan bazılarıydı (28 Temmuz:Kompozisyon ödevi (BBC’nin örnek dil kullanımı)).        

Üzerinden tamı tamına iki hafta geçti. Dün, yani 10 Ağustos’ta, PKK şiddetinin tırmanışını BBC daha geniş olarak haberleştirme gereğini duydu. İngilizce ifade bakımından son derece sakat, eğreti bir başlık seçtiler: Turkey attacks: Deadly violence in Istanbul and Sirnak. Neden eğreti ve sakat? İkinci kısmında sorun yok: “İstanbul ve Şırnak’ta ölümcül saldırılar” (kimden geldiği belirtilmese de). Ama ilk kısmı, en azından bazı okuyucular tarafından, “Türkiye’de saldırılar” değil de “Türkiye saldırıyor” gibi anlaşılabilecek nitelikte. Geçelim. Öyle veya böyle; PKK’nın Şırnak’ta patlattığı bombayla dört polisin öldüğünü, PKK’nın askerî bir helikoptere yaptığı roketatar saldırısıyla da bir askerin öldüğünü, İstanbul’un Sultanbeyli ilçesinde gene PKK’nın yerleştirdiği bomba yüklü bir aracın patlamasıyla da üçü polis on kişinin yaralandığını tek tek sıralamışlar.

Ne ki, bundan sonra sıra yorum faslına, yani okuyucuların bu olayların arka planı ya da aralarındaki bağlantılar hakkında bilgilendirilmesine, neden cereyan etmekte olduklarının açıklanmasına geldiğinde, işler gene karışıyor. Bu yazının “başlık resmi” yerine aldığım alıntılar bununla ilgili. Durup bir bakın lütfen. (a) Aynen 27 Temmuz özetinde olduğu gibi, çatışmasızlık halinin “Türkiye’nin kuzey Irak’taki PKK kamplarını bombalamaya başlamasıyla” sona erdiğini iddia ediyorlar. (b) Bu bombardımana neyin yol açmış olabileceği, en azından Türkiye’nin bunu nasıl açıkladığı konusunda ise tek bir şey, gerçekten tek bir şey söylemiyorlar. (c) Bunun yerine, sadece PKK liderlerinden Cemil Bayık’ın sözlerini aktarmak suretiyle, okuyucularına yalnızca PKK’nin izah tarzını sunuyorlar. (d) Bayık’a bakılırsa, Türkiye sırf IŞİD’e  yardım amacıyla PKK’ya saldırmaya koyulmuş. Anlaşılan, PKK’nın kendisi Türkiye’ye dönük hiçbir şey yapmaz ve öyle dururken, “PKK’nın IŞİD’e karşı verdiği savaşı kısıtlamak için” saldırıya geçmişler; “Türkiye IŞİD’I koruyor”muş (They are doing it to limit the PKK’s fight against IS. Turkey is protecting IS). (e) BBC bu pisliği alıntılamakla kalmıyor; sonraki iki yorum cümlesinde destekleme ve pekiştirmeye de girişiyor: PKK dahil Kürt savaşçıları IŞİD’le savaşıyor ve zaferler kazanıyormuş. Gelgelelim, ne tuhaftır ki anlaşılmaz birtakım nedenlerle Türkiye, PKK’yı hâlâ terrörist bir örgüt saymaya devam ediyormuş.

Yakın zamanda, Türkiye’nin yerli basınının tek-yanlı bir AKP düşmanlığına boğulmuş kesimi dahil hemen hiçbir yerde, bundan daha kaba bir dizi yalan ve çarpıtma okumadım diyebilirim. Hürriyet veSözcü’de dahi, PKK’yı çatışmaların tekrar başlamasına ilişkin her türlü sorumluluktan bu denli aklayan herhangi bir yoruma rastlamakta zorlanırsınız; Türkiye’nin sırf IŞİD’i korumak ve desteklemek için PKK’ya saldırdığı iddiasına gelince, özellikle bunu yalnızca PKK veya HDP medyasında bulabilirsiniz. İşin gerçeği şu ki, BBC’nin Avrupa servisinden en yukarıdaki editor ve yayın yönetmenlerine kadar birileri, bu saygın kuruluşu muazzam bir dolduruşa getirmiş ve halen de getirmekte. Kim satmış olabilir bu büyük yalanı? Belki de gene BBC’nin Türkçe ve/ya Türkiye servisleri -- kendileri son derece AKP ve Erdoğan düşmanı kesildikleri için, ya da bir zamanların Türk solunun miadını doldurmuş bir “devrimci şiddet” fetişizmi yüzünden PKK’nın eleştirisiz kuyrukçuları haline gelmiş kalıntılarıyla peydahladıkları duygusal yakınlık gereği, nesnel haberciliğin profesyonel icaplarını unutup, İngiliz ve genel olarak Batı kamuoyundan şu alenî ve aşikâr gerçekleri saklama noktasına varıncaya kadar: 

(1) PKK’nın ve çeşitli kollarının üzerinde yükselen kucaklayıcı çatı örgütü olarak KCK, 11 Temmuz’da, bundan böyle Kürt bölgesindeki her türlü yol, baraj veya kalekol yapımı faaliyetine “askerî amaçlı” olduğu gerekçesiyle ve kuvvet kullanarak müdahale edeceğini açıkladı. Dahası, (KCK/PKK’dan gelecek) bu müdahalelere karşı güvenlik güçlerinden gelebilecek her türlü tepki ve müdahaleye misillemede bulunacaklarını duyurdu.  Türkiye kamuoyunda bu, iki buçuk yıllık fiilî çatışmasızlık döneminin sona erdiğinin ilânı olarak yorumlandı.

(2) Nitekim KCK açıklaması yayınlanır yayınlanmaz, Doğu ve Güneydoğu illerinin çeşitli noktalarında PKK yol kesmeye, kimlik kontrolü yapmaya, TIR yakmaya, iş makinelerini ateşe vermeye; bu ve benzeri yöntemlerle kendini bölgenin tartışmasız biricik hâkimi olarak empoze etmeye girişti.

(3) Cemil Bayık’la birlikte KCK’nın iki eşbaşkanından biri olan Bese Hozat, 15 Temmuz’da Kürt hareketinin yasal günlük gazetesi Özgür Gündem’de yayınlanan yazısında, “yeni bir  devrimci halk savaşı süreci”nin başladığını açıkladı ve savundu.  

(4) Dört gün sonra, yani 19 Temmuz’da, KCK’nın diğer eşbaşkanı Cemil Bayık, Kürt halkını “öz savunma” amacıyla silâhlanmaya, hattâ Vietkong örneğinde olduğu gibi bütük köylerin altına tüneller kazmaya çağırdı.

(5) Hemen ertesi gün, yani 20 Temmuz’da Suruç patlaması meydana geldi. Tek bir intihar bombacısı kalabalık bir solcu gençler grubunun ortasına girip kendini havaya uçurdu ve toplam 32 kişi öldü. Herşey IŞİD’e işaret ediyordu.

(6) Ne ki, bunun da ertesi günü, yani 21 Temmuz’da, Özgür Gündem’de gene Bese Hozat’ın bu sefer “Pirsus [Suruç] katliamının sorumlusu AKP’dir” başlıklı bir yazısı yayınlandı. Yazı, başka hiçbir kanıt göstermeksizin, PKK’nın son bir yıl boyunca Batı’yı Türkiye’ye karşı provoke etmek amacıyla tekrarlayıp durduğu, bütünüyle temelsiz “AKP = IŞİD” denklemi üzerine kuruluydu.   

(7) Bese Hozat’ın yazısını gerçeğin saf ve mutlak ifadesi sayan PKK, ertesi gün, yani 22 Temmuz’da, Ceylanpınar cinayetini gerçekleştirdi (pardon, gerçekleştirdiği “söyleniyor”). O iki polisi uykularında öldürdü ve eylemin Suruç katlimına misilleme teşkil ettiğini HPG web sitesinde açıkladı.

(8) O âna kadar, PKK’nın çatışmasızlık halini defalarca ihlâl etmesine ve nihayet artık böyle bir şey kalmadığını dahi (11 Temmuz’da) küt diye açıklamasına karşın, hükümet PKK’ya karşı herhangi bir silâhlı eyleme girişmemiş, tek bir saldırıda bulunmamıştı. Ancak iki polisin öldürülmesinde somutlanan açık, çıplak ve görmezlikten gelinmesi olanaksız meydan okumadan sonradır ki, 23 Temmuz’dan itibaren Türk hava kuvvetleri Kandil’i ve kuzey Irak’taki diğer PKK kampları ile üs bölgelerini bombalamaya başladı.

(9) Belki şu söylenebilir: (a) PKK’nın bu derece güçlü bir karşılık beklememiş ve biraz hazırlıksız yakalanmış olması mümkün. Herhalde bunun da ardında (b) IŞİD’e karşı savaşıyor olması nedeniyle, özellikle ABD tarafından müttefik sayılmaya devam edeceği, dolayısıyla Batı’nın bir şekilde müdahale edip Türkiye’nin elini kolunu bağlayarak PKK’yı çok ağır bir karşı-darbeden koruyacağı varsayımı yatıyordu. Oysa bu tamamen yanlış, hayalci bir düşünce tarzıydı, çünkü bir, ABD’nin bir müttefik olarak PKK’yı Türkiye’den daha fazla önemseyeceği fantezisine dayanıyor; iki, Türkiye’nin ABD önderliğindeki koalisyona katılıp IŞİD’e karşı doğrudan askerî eyleme geçmesinin olası sonuçlarını zerrece hesaba katmıyordu. Nitekim, IŞİD’in sınırda devriye gezen bir Türk askerini vurmasının ardından, Türkiye, artık kendi angajman kurallarının da cevaz verdiği şekilde, ânında IŞİD’i de bombalamaya başlayıp, bir de İncirlik üssünü Amerikan ve genel olarak koalisyon savaş uçaklarının kullanımına açtığında, boşlukta inşa edilen bütün bu kağıttan şatolar darmadağın oluverdi.

(10) Ancak bundan sonra ve bu yüzdendir ki, gerek kendi lideri Cemil Bayık, gerekse piyonu, HDP eşbaşkanı Selâhattin Demirtaş aracılığıyla PKK, biraz acıklı, acındırıcı bir havaya bürünerek, Türkiye’nin sırf zavallı masum gerillalar olanca erdemleriyle IŞİD’e karşı savaşmaktan başka bir şey yapmadıkları için PKK’ya saldırdığından yakınmaya koyuldu. Bu, özellikle Batı’da tüketilmek için hazırlanmış bir kokteyl. Nitekim BBC de beğenip biraz fazla kaçırdığından olacak, hafiften kafayı bulmuş, çakırkeyif olmuşu andırıyor.

Geriye sadece, neden diye sormak kalıyor. Ama belki de bunu, asıl BBC editörleri ve üst yöneticilerinin, yanlarına Avrupa servisini de alıp, Türkçe/Türkiye servisine sormaları lâzım: Acaba özellikle yukarıda 1.-8. maddelerde yer alan noktaları neden şimdiye kadar doğru sırasıyla bildirmemiş, haber yapmamışlar? Başka bir deyişle, bu ve benzeri hususlar neden şimdiye kadar BBC bültenlerinde yer almamış? Türkiye servisi bu noktalardan haberdar değil miymiş? Onlar mı doğru haber yapmamış ve gelen bilgileri yukarıya aktarmamış, yoksa daha üst kademelerin editoryal müdahalelerinin mi kurbanı olmuşlar? Son tahlilde, çatışmasızlık durumunun nasıl, tam ne zaman, hangi gerekçeyle ve kim tarafından sona erdirildiğine, koskoca BBC nasıl da bigâne kalabilir veya doğru teşhis koymayabilir? Sadece PKK görüşünü aktarıp Türkiye hükümetinin pozisyonuna en azından bir atıfta bulunmamayı nasıl açıklayabilirler? Cemil Bayık’ın, Türkiye’nin sırf IŞİD’le savaşıyorlar diye PKK’ya karşı harekete geçtiği iddiası, nasıl olur da bu tür bir editoryal destek bulabilir?    

Ateşkesi Türkiye’nin sona erdirdiği konusunda ilk 27 Temmuz’da yazıp 10 Ağustos’ta tekrarladıklarını düşündüğümde, şahsen beni bütün bu yanlış bilgilendirme ve haberleştirmelerin kasıtlı olmadığına ikna etmelerinin çok, ama çok zor olacağını ifade etmek isterim.

Facebook Yorumları

reklam
23.1.2017
Yeni gergedanlar
19.1.2017
Buharin’i anlamak
17.1.2017
Sözün bittiği yer
11.1.2017
Kassandra (ya da, doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar)
10.1.2017
Marx: bazen devrim (belki), ama bazen de toptan yıkım
8.1.2017
“Pirus zaferi” (ve Helenistik Çağ üzerine notlar)
5.1.2017
Tarih tekerrür etmez; felâket hep farklı kılıklarda çıkagelir
2.1.2017
Reina’ya sevinmek
1.1.2017
Belirsizlik
20.12.2016
“Tanrının oyun sahası” (God’s playground)
14.12.2016
“Evde tek başıma”
8.12.2016
Trump’ın dış politikası (3) Çin’e ve Putin’e direnecek mi?
5.12.2016
Trump’ın dış politikası (2) belirsizlik ve tuhaflıklar sürüyor
24.11.2016
Trump’ın dış politikası (1) en genel yeryüzü, insanlık ve ideoloji sorunları
19.11.2016
Bilinmeyene doğru (4) “o duvar”ın neresinde duracak?
17.11.2016
Bilinmeyene doğru (3) gelen gideni aratır mı?
13.11.2016
Bilinmeyene doğru (2) şimdi ne yapacak?
12.11.2016
Bilinmeyene doğru (1) neden ve nasıl kazandı?
1.11.2016
(4) Kant’ı hangi köyden kovdular?
30.10.2016
(3) “Gerçeğe mecbur” olup olmamak
26.10.2016
Siyaset ve ahlâk (2) İdeoloji, politika ve birey ayırımları
24.10.2016
Orhan Berktay (1926-2016)
20.10.2016
Siyaset ve ahlâk (1) Külter’in düşündürdükleri
6.10.2016
“Devrim sonrası”na örnekler (2) Mustafa Kemal ve Çanakkale
1.10.2016
Tarihten “devrim sonrası” örnekleri (1) Abraham Lincoln ve Amerikan İç Savaşının sonu
27.9.2016
“Devrim sonrası durum”da, AK Parti’yi rayından çıkarıp ulusalcılığa çekme arayışları
23.9.2016
Öküzün (pardon, üçüncü köprünün) altında buzağı aramak
18.9.2016
Tekrar Kürt sorunu (3) “Silâhların Tahtı”nın Türkiye’ye söyleyeceği bir şey var mı?
16.9.2016
Karışık düşünceler (2) Tarih, sanat ve edebiyatta Kürt savaşı?
15.9.2016
Karışık düşünceler (2) Tarih, sanat ve edebiyatta Kürt savaşı?
13.9.2016
İmralı’ya giden yolda (1) Kameranın son iki yılda yakaladıkları
5.9.2016
Soykırım tartışması (2) Solcuların yeni dâvâlar arayışı
30.8.2016
Bir ek daha: 89-90’da da mı sokağa çıkmazdık, Doğu Avrupa demokratikleşirken?
28.8.2016
Ek’in eki: Murat neden sokağa çıkamamış?
24.8.2016
Soykırım tartışmasına ek (1) Devrimin yuttuğu alanlar
22.8.2016
Darbe olsa da olmasa da, soykırım soykırım kalacak
15.8.2016
Kürtler ve Fethullahçılar
12.8.2016
Ya Türkiye’deki darbe girişimi başarıya ulaşsaydı?
10.8.2016
İdama da, idam söylemine de esastan karşıyım
8.8.2016
Dört konu, dört mücadele alanı
4.8.2016
İkinci Cumhuriyet’ten, Yeni Türkiye’ye
29.7.2016
Halil İnalcık (1916-2016)
21.7.2016
Fox News’dan, başarısız darbeye hayıflanma kılavuzu
15.7.2016
Nâzım ve Botticelli (Venüs, Meryem, Emine)
14.7.2016
Hangi Türkiye? Nâzım’ın 75 yıl geride kalan memleketi
12.7.2016
Devrimci şiddet: Nâzım’ın Ali Kemal’e bakışı
7.7.2016
(2) Bir tweet’in düşündürdükleri
4.7.2016
(1) Kolombiya: nereden nereye
2.7.2016
Belgesel (10) MBK, 14’ler ve idamlar
28.6.2016
Belgesel (9) DP’nin hatâları; Türkiye’nin 1950-60 arası demokrasi dersleri
26.6.2016
Belgesel (8) Emperyalizmi doğru anlamak
25.6.2016
Belgesel (7) Amerikancı İnönü, bağımsızlıkçı Menderes
18.6.2016
Belgesel vesilesiyle (6) 1946-50’nin dış dinamikleri
14.6.2016
Belgesel vesilesiyle (5) sağın ve solun sandıkla imtihanı
10.6.2016
Menderes belgeseli (4)
8.6.2016
Menderes belgeseli (3) “Üst akıl” ve yeni milliyetçiliğin komplo teorileri
3.6.2016
Tuhaf bir Menderes belgeseli (2) Tarihçilikte olgu ve yorum sorunları
30.5.2016
Tuhaf bir Menderes belgeseli (1) Ben ne dedim, kim ne anladı?
28.5.2016
Aziz Yıldırım
26.5.2016
Gerçek ve gerçek
16.5.2016
Bir zamanlar...
11.5.2016
Son kriz
9.5.2016
Yalancı
30.4.2016
Laiklik tartışmaları
25.4.2016
Alman kanalı ne yapmış; onu da var mı soran?
17.4.2016
(4) Avrupa Parlamentosu nerede, 1128’ler nerede
13.4.2016
(3) Sol ve “barış” geleneği
11.4.2016
(2) “Barış” davulunu kimler çalmış geçmişte?
5.4.2016
(1) “Olmayan” savaşın “barış” bildirisi
28.3.2016
Somut siyasî eleştiriye karşı, dogmatik, apriorist bir savunma
24.3.2016
Olmadı, imzalamadım
21.3.2016
Nelerden geçiyoruz
17.3.2016
Bireysel ahlâk sorunu
12.3.2016
Antagonistleşmemek, fraksiyonlaşmamak
9.3.2016
Savunulamaz olanı savunmaya kalkmamak
7.3.2016
Üç önemli yazının düşündürdükleri
2.3.2016
Anayasa Mahkemesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan
27.2.2016
Uzundu, usuldu dedemin boyu
24.2.2016
Katliam mı? Hayır, direniş. Kâtil mi? Hayır, kahraman.
15.2.2016
(3) Önce beştiler; derken dört, sonra üç, iki ve bir kaldı...
13.2.2016
(2) Resimler, 'çizgi'ler, kaybolan siyasî komiserler
11.2.2016
Hazır, lâf resimden, 'çizgi'lerden ve Stalincilerden açılmışken (1)
8.2.2016
Aydınlar ve dar çizgiciler
1.2.2016
“Çizgi” nedir? “Dar” ve “geniş” çizgiler neye yarar
24.1.2016
Yemekten sonra
20.1.2016
O son, üçüncü bildiriye ben de imza atardım
17.1.2016
Voltaire ve Mill’den özgürlük dersleri (2008’den 2016’ya)
15.1.2016
Aykırılık ve demokrasi
4.1.2016
Milliyetçiliği 'burjuvazi'siz düşünememek: Teorisist, arkaik, anakronik bir yaklaşım
29.12.2015
Bakur-Rojava yolunda (2) PKK savaş kararını nasıl aldı?
21.12.2015
Ful ası atıp beş benzemeze kalmak
14.12.2015
Yerli muhalefet liderliğinden, Bakur-Rojava başbakanlığına (1)
12.12.2015
Bir metin şerhi denemesi (Demirtaş’ı okuma kılavuzu)
7.12.2015
Tahir Elçi’yi kazara vuran, PKK değil polis mi?
3.12.2015
Tekrar Tahir Elçi, normalleşme ve iktidarın sorumluluğu
30.11.2015
Tahir Elçi’yi kaybetmek; solu ve HDP’yi anlamak
28.11.2015
Bu “şey” nasıl tarif edilebilir?
26.11.2015
Bir “ahlâkî tahribat” hatırası
22.11.2015
'İç dinamikler' ve 'ideolojik mücadele'
15.11.2015
Diyarbakır, Suruç, Ankara, Paris: Bir cehenneme uyanmak
12.11.2015
Mayakovsky ve Atatürk
8.11.2015
'Mahalle' insanı nasıl yanıltır?
6.11.2015
Konya’ya sürülmek
3.11.2015
Hak yerini buldu
28.10.2015
Klişeler: BTÖ, soykırım, sözde soykırım
22.10.2015
Demokrasi ve meşruiyet için
20.10.2015
Neden olamaz?
13.10.2015
Ahlâksız Teklif (Indecent Proposal)
11.10.2015
Bir felâkete sürükleniyoruz
9.10.2015
Ara yüz, ancak böyle böyle olacak
6.10.2015
Çifte standarda sıfır tolerans (3) Hürriyet ve Ahmet Hakan saldırıları üzerine
4.10.2015
Nefes nefese
27.9.2015
Çifte standarda sıfır tolerans (2) Yenikapı tartışmaları
24.9.2015
Çifte standarda sıfır tolerans (1) Geçmişte yazdıklarım
13.9.2015
Türkiye, 12 Eylül’e nasıl sürüklendi
8.9.2015
Şimdi Erdoğan mı sevinsin, Kılıçdaroğlu mu kahrolsun?
1.9.2015
Bu “özerklik” o özerklik; bu “özyönetim” o özyönetim mi?
29.8.2015
Kaçınılmaz bir çatlağın aleniyet kazanması
23.8.2015
Muhalefet seçimi boykota meyledebilir mi?
20.8.2015
Dengir Mir Fırat’ın mektubu
18.8.2015
Aman ne hoş, ne güzelmiş BBC gibi yalan söyleyebilmek
16.8.2015
Kyrgios ve Demirtaş
7.8.2015
En basit soru: PKK’nın istediği tam nedir?
2.8.2015
Bitirme tezi (olgun, yaratıcı, ahlâklı tarihçi)
27.7.2015
Suruç’un ardından (3) HDP ile kısa ve beyhude bir tartışma
26.7.2015
Suruç’un ardından (2) PKK’nın yeni karşı-devrimci iç savaşı
22.7.2015
Suruç’un ardından (1) Ortadoğu’nun 'Cenevre'si nerede?
10.7.2015
IŞİD sırf Batı’nın meselesi mi?
6.7.2015
AKP Kürt oylarını sırf 'mahalle baskısı'yla mı kaybetti?
2.7.2015
İftardan izlenimler 2
30.6.2015
İftardan izlenimler 1
21.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali
14.6.2015
Devrimci belleğin hayaleti, kumdaki son ayak izleri
12.6.2015
Zaman geçer, fırsat kaçar; Kobani’ye dönemezsin
9.6.2015
Erdoğan’ın sorumluluğu; AKP’nin eleştiri ihtiyacı
6.6.2015
Diyarbakır önlenebilmeliydi
6.6.2015
Sorular (II) Aydınlar Bildirisi’nde bombalar ve güvensiz seçim
4.6.2015
Sorular (I) Fetih Şöleni ve Ermeni soykırımı
31.5.2015
Geçmişten bugüne, düello mantığı ve düşman kültürü
26.5.2015
19 yaşımdaydım
25.5.2015
Obama’nın ilk tweet’ine ırkçı nefret tepkileri
22.5.2015
Ölüm, idam, Gezi zekâsı, mağlupların nefreti
19.5.2015
Küçük bir düzeltme
17.5.2015
Sol, Markar ve Etyen’de neyi hazmedemiyor?
14.5.2015
Evren, Gülen ve Degülenizasyon sorun
12.5.2015
Türkiye’nin meczup 'Altın Şafak' faşisti
9.5.2015
Gandi kim, Kılıçdaroğlu kim?
29.4.2015
Akıncı’nın değil, Erdoğan’ın hatâsı
25.4.2015
Arınç’a yanıt: Talât Paşa bilerek yaptık diyor
23.4.2015
Soykırımı kabul ettirme-etmeme çatışmasında son durum
22.4.2015
Davutoğlu’nun 1915 mesajı ve ‘âdil hafıza’ arayışı
17.4.2015
Taziye’nin özgürlüğü Papa’yı kapsamıyor mu?
15.4.2015
Eski yanlışlar sökün etti
13.4.2015
'Amaç barışsa, evet, her şey mübah' mıdır?
11.4.2015
Bebek, katil, karanlık
7.4.2015
Fenerbahçe saldırısının ardından DHKP-C çıksa?
06.04.2015
Dün Hıristiyanlık ve komünizm; bugün İran
02.04.2015
Affedersiniz, sizin IŞİD’den nedir farkınız?
31.03.2015
‘Medenî beşeriyet’ ve ‘büyük insanlık’
28.03.2015
‘Bizim’ değil, asıl ‘onların’ iktidarında
24.03.2015
Batı ve Müslümanlık; Gürbüz Özaltınlı ve Murat Belge
21.03.2015
Pornografik neo-oryantalizm ve Müslüman kadınlar
15.03.2015
Padova’da üç gün
10.03.2015
Şimdi serinkanlılıkla, şu türbe meselesi
23.02.2015
Büyük teoriler, küçük hayatlar
16.02.2015
‘9 Mart’larla iktidara gelmek?
13.02.2015
Babam öleli beri
20.01.2015
Mallarmé’den Hrant’a
18.01.2015
Amerikan futbolunun ‘ruhsuz beyaz’ oyun kurucuları
15.01.2015
Demokratik hak; siyasal sorumsuzluk ve ahmaklık
12.01.2015
İslâmi terör
05.01.2015
Eğitim Şurası (4) Osmanlı Türkçesinin serüveni
29.12.2014
Eğitim Şurası (3) Hangi Osmanlı?
26.12.2014
Eğitim Şurası (2) Osmanlıca sembolizmi
17.12.2014
Neymiş, zorunlu din dersinin, ibadete zorlamaktan farkı?
15.12.2014
Eğitim Şurası (1) Zorunlu din dersleri
11.12.2014
Öylesine bir makale çevirisi (Isaiah Berlin)
1.12.2014
Öylesine bir şiir çevirisi (Tennessee Williams)
04.11.2014
Birleşip parti kursunlar
04.10.2014
Türkiye bu savaşa girmek ve Kobane’yi kurtarmak zorunda
30.09.2014
Kuşbakışı
01.09.2014
Etyen ‘anti azınlık’ mı? (Hrant da öyle miydi?)
31.08.2014
Üçünün de altına imzamı atarım
17.08.2014
Geleceğe bakış (1) Devrim planları olmayan bir dünya
09.08.2014
Kediler, öfkeler, hayaller
07.08.2014
Siyaset ve kültür; Arınç ve Erdoğan
04.08.2014
İlkçağa sığınmak; güncelliğe uyanmak
23.07.2014
İsrail’in Madam Nhu’ları, Kemalist Aysun’ları, Yeni Akit muadilleri
19.07.2014
İşte Şekil 1 önünüzde
17.07.2014
Bir mektup vesilesiyle, Türkiyeli Yahudilerin endişeleri
10.07.2014
İktidar İsrail’leşse, PKK Hamas’laşsa çok mu sevineceksiniz?
07.07.2014
Zeki, çevik, ahlâksız (Suarez ve Zuniga)
06.07.2014
Üç İsrailli genç, sonra bir Filistinli genç…
29.06.2014
Geçtiğimiz günler, haftalar…
13.06.2014
Neo-con’ların lâneti
04.06.2014
‘Anti-anti-AKP’
26.05.2014
27 Mayıs, 1960 – 2014
23.05.2014
15 yaşında bir kız çocuğunun ‘Menemen’i yakacak lider’ özlemi
22.05.2014
Kemalist Aysun’un ‘mütevazı öneri’si: Madenlerde yalnız türbanlıları çalıştırmak
20.05.2014
Genç bir avukat kadının Soma bedduası üzerine düşünceler
18.05.2014
‘Dağdaki çobanın değersiz oyu’ndan, ‘ölüme müstahak’ kömür madencisine
11.05.2014
Bu özgürlük beratının peşinatını Hrant hayatıyla ödedi
06.05.2014
Soykırım panelinde (4) bir soru: AKP’yi inkârcılıktan Gezi mi vazgeçirecekti?!
03.05.2014
Soykırım panelinde (3) son engel — nasıl aşılır(mış)
29.04.2014
Meaningful World soykırım panelinde(2) söylediklerim: İnkâr inadı nereden kaynaklanıyor?
25.04.2014
Büyük bir adım, tarihî bir dönüm noktası
23.04.2014
‘Meaningful World’ soykırım panelinde (1) söyleyemediklerim: 1915’te ne oldu?
20.04.2014
Chicago havaalanında, Serbestiyet, ekmek ve şarap
17.04.2014
Yazamıyorum, çünkü…
08.04.2014
Hayal ve gerçek hakkında 11 paragraf
30.03.2014
‘AKP’nin gizli anketi’ (nelere inanıyorlar)
25.03.2014
İzmir mitingi, Cemil Koçak ve ‘kara kalabalıklar’
25.03.2014
Karanlığın yüreği, karanlık kıta
24.03.2014
Ruhunuzun aynası
23.03.2014
İçimden geldiği gibi
18.03.2014
Berkin ve başbakan
03.03.2014
Kasetler, kutular, torbalar
24.02.2014
Soruyu ‘yanlış’ sorarsan…
21.02.2014
Koşullar değişince (3) Savaşta Collins (ve aynasında Öcalan)
16.02.2014
Koşullar değişince (2) ‘Savaş bitti’ (mi)
15.02.2014
Koşullar değişince (1) ‘Ölümüne direnme’nin en aşırı halleri
10.02.2014
‘1920 ruhu’ neydi
29.01.2014
Hırçınlıklarımıza dair
26.01.2014
Serbestiyet’teki farklar ve tartışmanın tanımı
20.01.2014
Bir ölümün gölgesinde başlamak
15.01.2014
Meğer 4 – yeni HSYK bu olacakmış
13.01.2014
Meğer 3 – Yolsuzluk ve kapitalizm taşlamak
11.01.2014
Meğer 2 – Gezi, ütopya, ayaklanma
08.01.2014
Meğer 1 (‘Bir elitin ölümü’nden devam)
06.01.2014
“Çok sağlam bir tahlil”
02.01.2014
Atatürk’ün izinde, jingle bells all the way
23.12.2013
“Bir elitin ölümü”
20.12.2013
Cemaat + İsrail + Amerikan neo-con’ları
17.12.2013
Atatürkçülüğün sanal âlemi: “Zalim AKP diktatörlüğü”
13.12.2013
Hayatın anlamı (3) Steve Biko ve “dünyanın en mutlu polis devleti”
10.12.2013
Hayatın anlamı (2) Ghetto, Bantustan, Kürdistan
08.12.2013
Hayatın anlamı (1) Mandela ve Atatürk Ödülü
06.12.2013
Madiba 1918-2013
1.12.2013
Ya Kızıl Ordu (1946-47’de) Fransa’ya kadar gitseydi
30.11.2013
İstiklâl Mahkemeleri ve Moskova Duruşmaları; Kemalist terör ve Stalin terörü
25.11.2013
Oldu mu sayın Arınç, yaptığınızı beğendiniz mi
22.11.2013
Haklı ve haksız muhalefet
20.11.2013
Gönüllü emeği unutanlar
18.11.2013
“Sizden Atatürkçü çocuklar bekliyoruz”
11.11.2013
Altı buçuk ay olmuş
18.06.2013
16 HAZİRAN 2013, PAZAR: SAAT 17-20 ARASI NİŞANTAŞI, VALİKONAĞI
17.06.2013
Bir soru: AKP kendi kitlesini sokağa ve Taksim'e dökerse ne olur?
01.05.2013
632. Buraya kadarmış
27.04.2013
İknacı bir yol haritası
25.04.2013
Tarihsel gerçek, neden hukuktan daha önemli
24.04.2013
1915’in abc’si: soykırım sorunu
20.04.2013
Seyir defteri (3)
18.04.2013
Seyir defteri (2)
17.04.2013
Seyir defteri (1)
13.04.2013
Çatalhöyük
11.04.2013
Faşizan bir spor kültürü ve Fatih Terim
10.04.2013
‘Bir zamanlar kardeştiler’
08.04.2013
Yeniden birleşirken
08.04.2013
Başbakan kürk giyenlere tepki gösterdi
03.04.2013
’Ankara’nın ihtiyarları’
30.03.2013
Tarihsel Marx
28.03.2013
Evvel zaman içinde
27.03.2013
Noktayı Newroz koydu
23.03.2013
Gelinen noktaya ilişkin, bir özet daha
21.03.2013
Hakan Erdem’den bir açıklama (ve yorumum)
20.03.2013
Engin Ardıç yüzünden, kerhen, tekrar Torosyan
16.03.2013
Devrimin yeni formülü
14.03.2013
Kim birleştirir, kim böler
13.03.2013
Bernstein’ın günahı
09.03.2013
Hayat, tarih ve revizyonizm korkusu
07.03.2013
‘Hareket’ ve ‘nihaî amaç’
06.03.2013
Sadece Öcalan
02.03.2013
‘Ezilen’in irredantizmi de mi haklı olur
28.02.2013
Tekelci bir milliyetçilik, nerede durabilir
27.02.2013
Arabayı atın önüne koşmamak
23.02.2013
Barış, Türkiye’den başka nerede aranabilir
21.02.2013
Değinmeler (2) Aydın Engin’e birkaç itiraz
20.02.2013
Edebiyattan kopya çeken hayat
16.02.2013
Boris’ler, Suphi’ler, Musa Anter’ler
14.02.2013
Organize suç olarak savaş, devletin doğuşu ve PKK
13.02.2013
Değinmeler (1)
09.02.2013
Tatilden (son) ABD’nin ve TC’nin Cumhuriyetçileri
07.02.2013
Hâlâ tatilden (5) Münih’te bir müze sohbeti
06.02.2013
Hâlâ tatilden (4) Charles Rosen
02.02.2013
Tatilden (3) Kahramanlar ve olağanüstülükler
31.01.2013
Tatil notları (2) Atatürk, Lincoln ve demokrasi
30.01.2013
Tatil notları (1) Lincoln’ın ve Atatürk’ün tiz sesi
26.01.2013
Detoks
24.01.2013
Erdoğan’ın kafasındaki Türk-Kürt nüfus sorunu
19.01.2013
Empedokles’in ve Hrant’ın pabuçları
17.01.2013
10) Muzaffer Albayrak: Paşa Kudüs’te; mühürde yanlış, sahtecilik kanıtı
16.01.2013
(9) Tasdiknâme; Osmaniye nişanı; yarı ümmî kâtip; rütbe ve imza ‘mosmor’
12.01.2013
8) Edhem Eldem: her iki belgeyi aynı acemi yazmış
10.01.2013
7) Sahte belgeler: ikisinin de içeriği uydurma
09.01.2013
(6) Dedenin hayatının tanığı, torunu olabilir mi
05.01.2013
Cevaplar (5) Temel bir algı ve idrak sorunu
03.01.2013
Cevaplar (4) En gülünç apoloji: Torosyan ‘tarihçi değil’miş
02.01.2013
Cevaplar (3) Gerçeğe ‘partizan’ yaklaşım
29.12.2012
Cevaplar (2) Velev, şey oğlu şey olsam...
27.12.2012
Taner Akçam’a cevaplar (1) Konu neydi ve (ah o mahut soru) ‘neden/şimdi’
26.12.2012
Taner Akçam’ın keşfettiği muhteşem komplo
22.12.2012
Harley-Davidson’cılar
20.12.2012
Hani nerede bilim ahlâkı
19.12.2012
Öksüz-yetim kalmışlık
15.12.2012
Hakan Erdem’in görüp sordukları (2)
13.12.2012
Bunlar da Hakan Erdem’in görüp sordukları (1)
12.12.2012
Torosyan’ın kimliği açığa çıkınca, sorun halloldu mu
08.12.2012
Bir metnin ‘iç kritiği’ ne demektir
06.12.2012
Tartışmanın geniş çerçevesi
05.12.2012
Tartışmanın dar çerçevesi
01.12.2012
Bu da Fazıl Say’ın ‘kültürel diktatörlük’ özlemi
29.11.2012
TTK’ya yeni işlev: dizi komiserliği
28.11.2012
Bir yanda Fazıl Say, bir yanda Tayyip Erdoğan
24.11.2012
Gazze ve Kürdistan
22.11.2012
Aşiret ve devlet
21.11.2012
Walter Mitty’nin Gizli Hayatı
17.11.2012
Hem yutmuş, hem tahrif etmiş, hem telâşa kapılmış
15.11.2012
Paradigmatik körlük, olursa bu kadar olur
14.11.2012
Çevir kazı, yanmasın
10.11.2012
Biraz fazla hasar, bir ‘batık zırhlı’ eder mi
08.11.2012
Strateji dehası Torosyan, kara harekâtını bilmiyor
07.11.2012
Aktar’ın hiç değinmediği bazı aşikâr palavralar
03.11.2012
Ne yapsın, inanmış bir kere
01.11.2012
Bu ‘tasdiknâme’nin içeriği gerçek dışı
31.10.2012
‘Masa başı’ tarihçileri ve tarihçiliği hiç bilmeyenler
27.10.2012
Çanakkale’de ne oldu, ne olmadı
25.10.2012
Bilvesile, Halil Namık Bey
24.10.2012
İki buçuk yıl sonra tekrar, Torosyan’ın masalları
20.10.2012
‘Bak, kimlerle berabersin’
18.10.2012
Taraf, Bolşevik Partisi mi
17.10.2012
Kavgaymış; girsem mi acaba
14.10.2012
Eric Hobsbawm ve Komünizm Romansı
13.10.2012
En temel bazı noktalar
11.10.2012
İki büyük tarihçiyi birlikte anmak
06.10.2012
Uçurumun kıyısında
04.10.2012
İletişim özürlü bir yargı, demokrasiyi diri tutamaz
03.10.2012
Mahkeme politik değil, apolitik ve bürokratikti
02.10.2012
Eric Hobsbawm [1917-2012] yazdı geçti bu dünyadan
29.09.2012
Lidersiz, cuntasız, kararsız, bir de geveze darbeciler
27.09.2012
‘Kin ve intikam’mış
26.09.2012
Ben ‘ama’sız memnunum; bu çok gerekliydi
22.09.2012
Her ‘ideolojik çatı’nın kendi ‘birlik andı’ var
20.09.2012
Demokrasiye karşı, Liberalizme vurmak
19.09.2012
‘Liberal avı’na Marksizmin katkısı
15.09.2012
Breivik ve Azerbaycan
13.09.2012
Bela Biszku
12.09.2012
Bir çapsızlık öyküsü
08.09.2012
Nasıl hem vatan haini, hem milliyetçi olunur
06.09.2012
Nelerle uğraşıyoruz, uğraştırıyorlar
05.09.2012
Yalanlarınızı gördüm, ikiyüzlülüğünüzü gördüm
01.09.2012
Aslan amcam
30.08.2012
‘Normal’ savaşın türevi vahşet; ‘anormal’ vahşetin kökeni savaş
29.08.2012
Bu çığlık hakiki,bu çığlık çoğalacak
25.08.2012
Şiddet, yalan ve ‘Kürt özgürlük hareketi’
23.08.2012
Akşam-sabah iki CHP vak’ası
22.08.2012
Olimpiyatlardan, Hüseyin Aygün’le uyanmak
28.07.2012
İki taşra estetiği : Texas neo-con’ları ve AKP
26.07.2012
İki tarz-ı hükümet
25.07.2012
Sosyalistlere siyaset neden çok zor geliyor
21.07.2012
Bolu-Ankara hattı
19.07.2012
Birleşik cepheler
18.07.2012
Gene berbat bir ülke
14.07.2012
Hükümet ve Diyanet
12.07.2012
Anti-telesiyej
11.07.2012
Kosova korkusu; lânet olası parçacık
30.06.2012
Ve ecnebi mürebbiyeler
28.06.2012
Beynelmilel orospular, millî anneler
27.06.2012
Uygar ve güvenilir kadın; Kemalizm ve AKP
23.06.2012
Nüfus, İttihatçılık ve Ermeni soykırımı
21.06.2012
Aile, kürtaj ve Stalinizm
20.06.2012
Aile ve annelik madalyaları
16.06.2012
Aile, kürtaj ve Nazizm
14.06.2012
Marksizm ve Kemalist sonderweg (özel patika)
13.06.2012
Nâzım ve Nihal Atsız : bir karşılaştırma
09.06.2012
Yan pistin yan pisti : Nâzım ve kadınlar
07.06.2012
‘Fuhşiyat’ın ardındaki özgür kadın korkusu
06.06.2012
Evinç ve Mekin Dinçer
02.06.2012
Büyük (ve saf) bir nüfus arayışı
31.05.2012
Erdoğan, proto-faşizm içinden konuşuyor
30.05.2012
Özet ve yol haritası
26.05.2012
İki tür tanıklık
24.05.2012
Kamyonetimi isterim ! Amerikalılarımı isterim !
23.05.2012
Celâlettin Can’dan, Mustafa Yalçıner’e
19.05.2012
İkrarın böylesi
17.05.2012
Tertip için iki olasılık : (2) dışarıdan saldırı
16.05.2012
Tertip için iki olasılık : (1) içerden provokasyon
12.05.2012
Acele işe şeytan karışır
10.05.2012
Ulusalcılar ve 19 Mayıs, solcular ve 1 Mayıs
09.05.2012
İyi ki konuşmuşum
05.05.2012
(4) Nâzım Hikmet
03.05.2012
2) Liebknecht’ten (3) Hasan Tahsin’e
02.05.2012
Liebknecht (ve Luxemburg) üzerine bazı düşünceler
28.04.2012
Liebknecht, Reichstag önünde
26.04.2012
Sosyalist tanıklıklar (2) : Karl Liebknecht
25.04.2012
Sosyalistler ‘büyük yalan’a karşı (1) : Jean Jaurès
21.04.2012
‘Akademi ayağı’ olursa böyle olur
19.04.2012
Bernard Lewis, Çevik Bir ve ASMEA
18.04.2012
Şah ve mat
14.04.2012
(Hangisi benim köklerim, asıl memleketim)
12.04.2012
‘Führer ilkesi’ ve Kızılelma
11.04.2012
Floransa’dan Kürdistan’a
05.04.2012
Milliyetçi mistisizm ve güçlü lider arayışı
04.04.2012
Nazizm, Führer’in yetkileri, Hitler selâmı
31.03.2012
Abdülhamit, Evren, Öcalan
29.03.2012
Komünist ‘kişi kültleri’ ve anayasaları
28.03.2012
Mutlakiyeti de, parti diktasını da aşıyor
24.03.2012
(Dönüş: Greko’ya Rapor)
22.03.2012
(Çeşme, değirmen, yaşlı çınar ağacı)
21.03.2012
(Girit’te dört gün)
17.03.2012
4. soruma, 11. madde (yani hamsi reçeli)
15.03.2012
Stalin aynasında Öcalan
14.03.2012
‘Haklı şiddet’, iç şiddet ve Stalin’in kedi-fare oyunu
10.03.2012
İlk iki soru, ilk iki cevap
08.03.2012
Antropologun tarihsiz, zaman dışı totemi
07.03.2012
‘24’ün ‘işkenceden başka çare yok’ totemi
03.03.2012
Öğretim sorunları
01.03.2012
Asıl epistemolojik kopuş, hangisi
29.02.2012
Yozlaşma (3) : Özentiler, ASALA, Winnie Mandela
25.02.2012
Nasıl yozlaştı (2) : silâhlı mücadele enflasyonu
23.02.2012
Nasıl yozlaştı (1) : ‘Haklı şiddet’ ve Üçüncü Dünya
22.02.2012
Dinden, Marksizme
18.02.2012
‘Haklı şiddet’ nasıl başladı
16.02.2012
Sol, devrim, şiddet (ek notlar)
15.02.2012
Yeni blok denemeleri
11.02.2012
İkinci iddia : 12 Eylül’de Solun sorumluluğu yok mu
09.02.2012
Evetler, hayırlar
08.02.2012
En samimiyetsiz iddia : ‘yersiz’ ve ‘zamansız’
04.02.2012
Bir Nabi Yağcı özeti
02.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (2)
01.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (1)
28.01.2012
Millî Güvenlik’ten, Vatandaşlık dersine
26.01.2012
Voldemort’un Horcrux’u
25.01.2012
Gerçek, arkadaşlıktan önemlidir
21.01.2012
Judt, Hrant, karmakarışık
19.01.2012
Açılmak, açılmamak; okumak, okumamak
18.01.2012
Sol Reform Partisi
14.01.2012
Mazower ve Hobsbawm
12.01.2012
Bir örnek : İngiliz Marksist tarihçileri
11.01.2012
Hayır, sorun ‘political correctness’ değil
07.01.2012
Her şey, ilelebet “Marksizm” olabilir mi ?
05.01.2012
Neler gitti, neler kaldı
31.12.2011
O sosyalizm yok artık
29.12.2011
Temel tanımlar: Sol, Marksizm, sosyalizm
28.12.2011
Ne demiş olabilirim, ne demem gerekirdi
24.12.2011
Teorik apriorizm itirafı
22.12.2011
(Murat’a iki küçük itiraz)
17.12.2011
‘La Guerre est Finie’
15.12.2011
Bir bahtsız, bir akılsıza demiş ki...
10.12.2011
Tartışmanın özeti (2) : Roni Margulies
08.12.2011
Tartışmanın özeti (1) : Murat Belge
03.12.2011
Devrim, Dersim, normalite
01.12.2011
Dersim, özür, şaşkınlık
26.11.2011
Solun hayal perdesi ve reel Kürt hareketi
24.11.2011
Eski-yeni ayrışmalar
19.11.2011
4) Kürt sorunu ve Kürt hareketi sorunu
17.11.2011
Nerede duruyorum (3) : Yalan ve utanmazlık
14.11.2011
Nerede duruyorum (2) : Kürtler, PKK, KCK
10.11.2011
Nerede duruyorum (1) : ‘ideolojik çatı’ sorunu
07.11.2011
Soran olmadı ama, hayır, ben BDP’de ders vermek istemiyorum
05.11.2011
İğrenç şeyler
03.11.2011
Korkunç şeyler
29.10.2011
(IV) Solculuk ve kötülük
27.10.2011
(III) KKK : Küçük ve katıksız kötüler
22.10.2011
(II) Kültür ve kötülük
20.10.2011
Kötülük üzerine (I) : Salt kötülük
15.10.2011
Militanlık, bağımsızlığa karşı
13.10.2011
Aşırı angajmandan, eleştirel bağımsızlığa
08.10.2011
Rousset (1949): Taraf ve Karayılan (2011)
06.10.2011
Taraf, Tacitus, Cicero ve Lenin
01.10.2011
Aydın ve partisel yalan
29.09.2011
Parti, gelenek, enternasyonal
24.09.2011
Cesaret ve korkaklık, vefa ve vefasızlık
22.09.2011
Muhalif Marksizmden iktidar Marksizmine
17.09.2011
Parti ve aydın
15.09.2011
‘Benim aydınım’
10.09.2011
Fay hattı
08.09.2011
‘Millî süzgeç’ ve Murat Belge
03.09.2011
400. yazı: ‘millî süzgeç’ ve kendi hayatım
01.09.2011
Sansür ve oto-sansür
27.08.2011
Hikâye-i Emerik (2)
25.08.2011
Hikâye-i Emerik (1)
20.08.2011
Öyle ağırdı ki eli
18.08.2011
Bilim ve bağlılık yemini
13.08.2011
Anahtar, süzgeç, filtre
11.08.2011
‘Tartışma’nın sınırları
06.08.2011
Lider direktifiyle tarih
04.08.2011
Hep devletin gölgesinde
30.07.2011
Devlet eliyle tarih
28.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (3)
23.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (2)
21.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (1)
16.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün görüşleri
14.07.2011
Mektup ilginç de, kitap bir tuhaf
09.07.2011
Sansürün sansürü
07.07.2011
94. Sone
02.07.2011
Tepedeki’nin bildiği ve bilmediği
30.06.2011
‘Küçük Baba’ ideolojisi
25.06.2011
Şaka gibi
23.06.2011
Hünkâr mı büyük, ‘Muhammed Efendi’ mi
18.06.2011
Geçişler ve ‘uluç’lar dünyası
16.06.2011
Devletin sesi, toplumun gizli yaşamı
11.06.2011
Akıl ve Tarih yanlıları
09.06.2011
Tekrar Aydınlanma; felsefe ve tarih
04.06.2011
Kiminle birlik
02.06.2011
Ayrı dünyalar
28.05.2011
Arrow’un kararı
26.05.2011
Kenan ve Dragan
21.05.2011
Saraybosna Çellisti
19.05.2011
Kaybolduğum haftalar...
14.05.2011
Aydınlanma ve Ortaçağ
12.05.2011
Ortaçağ ve tarih
07.05.2011
Hangi Aydınlanma
05.05.2011
Üç altın çağ
30.04.2011
Nabi’ye notlar (4)
23.04.2011
Nabi’ye notlar (2)
21.04.2011
Nabi’ye notlar (1
16.04.2011
Ergenekon, yaşıyor hâlâ
14.04.2011
Buradan, nereye...
09.04.2011
Kimin Kürdü
07.04.2011
“Sivil itaatsizlik”
02.04.2011
Maksimalizm: nereye kadar
31.03.2011
PKK’nın AKP sorunu
26.03.2011
Hegemonya ve “psikolojik savaş”
24.03.2011
PKK’nın barış ve şeffaflık sorunları
19.03.2011
PKK ve Taraf
17.03.2011
“Sol”un haset ve nefreti
12.03.2011
İki faktör : ‘Taraf’ ve AKP
2 0
Hrac Madooglu 19.8.2015 - 01:53:58
Berktay Hoca kizacak baska sey bulamamis, BBCye kizmis. Bu arada Erdogan "Turkiye'de rejim degisti, simdi bu degisikligi mesrulastiran yasalar cikarilacak" diyerek diktatorlugunu ilan etti ama ona kizmiyor. Asker cenazelerine gidip "ne mutlu size" diye zirvaliyor Erdogan, ona da kizmaca yok. Varsa yoksa Demirtas, BBC, Bati Medyasi, Solcular, Ayse Hur, Avustralyali Rum tenisci, damda miyavlayan kedi, vs vs. Dikkati mi dagilmis yoksa insanlarin dikkatini mi dagitmaya calisiyor, belli degil...
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%47,62
Ad Soyad Giriniz... 17.8.2015 - 17:48:04
BBC yalan soylemis diye cok kiziyorsunuz ama Erdogan'in soyledigi yalanlara, yaptigi anti demokratik islerle hem barisi, hem koalisyonu, hem de cozum surecini mayinlamasina hicbir kizginliginiz, hosnutsuzlugunuz yok. Ya AK Parti medyasinin yazdigi yalanlar? Hergun 5-6 gazetede ayni yalanlar, ustelik ayni kelime ve cumlelerle yayinlaniyor bu ulkede. BBCnin tarafsiz oldugunu veya PKKnin hakli oldugunu iddia etmiyorum. Bilakis, ISiDle mucadele edebilen tek orgut PKK ve Suriyedeki uzantisi oldugu icin dunya kamuoyunda sempati topladi ve oyle goruluyor ki bunu kullanmak istiyor. Fakat, cozum surecinde Erdoganin isteksiz davranmasinin ve sonunda kendi siyasi cikari icin tumuyle vaz gecmesinin en onemli sebep oldugunu inkar etmek mumkun degil.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%67,80
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları