Halil BERKTAY

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

AKP Kürt oylarını sırf 'mahalle baskısı'yla mı kaybetti?


6.7.2015 - Bu Yazı 2940 Kez Okundu.
Yorum : 1 - Onay Bekleyenler : 0

 [4 Temmuz 2015] Kemal İnan’dan hem içerik, hem üslûp bakımından yanlış bulduğum bir yazı geleli neredeyse üç hafta oldu (Kürt oyları ne diyor, 15 Haziran). Birkaç gün sonra, konuyla ilgisiz bir yazımın ilk paragrafında, bu “mânâsız ve mantıksız hırçınlığa” vakit bulunca değineceğimi belirttim (Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali, 19 Haziran). İki hafta daha geçti. Soğudum bu meseleden. Değer mi, dedim kendi kendime. Temel hatâsının zaten çok aşikâr olduğunu; nitekim toplumda muhatap alınması gereken böyle bir görüş bulunmadığını düşündüm. Sonra, şimdilerde “PYD’nin IŞİD’den daha tehlikeli olduğu” hakkında yazılanlara baktım ve acaba mı dedim. Gene de bu satırları biraz istemeye istemeye, bir kere ağzımdan çıktı diye yazıyorum.

Seçim sonrası tartışmalar ve İnan’ın pozisyonu

7 Haziran sonuçlarının ardından, çeşitli değerlendirmeler çıkmaya başladı. Birçok Serbestiyet yazarı AKP’nin 9 puanlık oy kaybının nedenleri üzerinde durdu. (a) Erdoğan’ın herşeye müdahalesi; (b) sürekli gerginlik yaratan ve kutuplaşmayı arttıran söylemi; (c) başkanlık sisteminde gereksiz ve zamansız israrı; ve (d) Kürt sorununa ilişkin hatâlar özellikle vurgulandı.

Özel olarak Kürt sorunu çerçevesinde, daha ayrıntılı olarak şu faktörler üzerinde duruldu: (d1) Uludere/Roboski faciasının nereden kaynaklandığının çözülememesi, hesabının sorulamaması. (d2) Kobani’nin Kürtler için taşıdığı öneme en hafif deyimiyle duyarsız kalınması. (d3) Hattâ, Kuzey Suriye’deki Kürt kantonlaşmasının IŞİD kadar veya daha bile büyük bir tehlike sayıldığının ihsas edilmesi. (d4) Gene en çok Erdoğan’ın, IŞİD’in Kobani’yi ve dolayısıyla Rojava’yı ezmesinden memnun olacağı izlenimi uyandıran, en azından o yöne çekilmeye yatkın sözler sarfetmesi. (d5) Bir kere daha Erdoğan’ın, Dolmabahçe mutabakatına alenen karşı çıkması, “Kürt sorunu yoktur” diyerek müzakere masasını tekmelemesi ve milliyetçi oyları MHP’ye kaptırmamak uğruna “terör örgütü” söylemine rücu etmesi. (d6) Hükümet dahil AKP’nin geri kalanının da bu cumhurbaşkanlığı baskısına karşı duramaması ve yer yer aynı havaya girmesi, “çözüm sürecinin dondurulduğu”nu vurgulaması.

Bu ve benzer hususlar etrafında, Serbestiyet’te Cengiz Alğan, Günay Aslan, Vahap Coşkun ve Oral Çalışlar gibi, güneydoğuyu ve Kürtleri en iyi tanıyan isimleri de içeren, hatırı sayılır bir ağırlık oluştu.  Derken sahneye, 15 Haziran’daki Kürt oyları ne diyor? yazısıyla Kemal İnan çıktı. Tek bir fikir ortaya attı: Hayır, sorumlu AKP ve Erdoğan değildir; AKP’nin özellikle Kürt oylarını HDP’ye kaptırmasının nedeni bunlar değildir. Birincisi, “Erdoğan ve AK Parti karşıtı” bir “küresel kurgu”dur ve ikincisi, bizatihî PKK-HDP’nin bu kurguya da âlet olan özsel kötülüğüdür.  Kemal İnan, kendi ifadesiyle, Kürt halkının  

Erdoğan ve AK Parti karşıtı küresel kurguyu anlayamayacak kadar duyarsız ve bilgisiz olduğuna; HDP ve PKK'nın şiddet ile beslenen ayrılıkçı ve bir miktar da dış güdümlü milliyetçi politikalarına kendi rızaları ile katıldıklarına; sonuçta, AK Parti’nin barış ve refah vaadeden politikalarına kendi özgür iradeleri ile sırt çevirdiklerine

inanmadığını vurguladı. Ona göre tek neden, PKK’nın bölgede uyguladığı, büyük ölçüde silâha ve şiddete dayalı “mahalle baskısı”ydı. Sırf bu faktör, Kürtleri ezerek etkilemiş ve HDP’ye oy vermeye zorlamıştı. Ve bunun çaresi de pek yoktu. Ya benzer araçlarla, yani yerel karşı-terör gruplarıyla karşı koyacaktınız (ki politik bakımdan imkânsızdı), ya da PKK-HDP içinde demokratik bir damarın öne çıkmasını bekleyecektiniz. Aksi takdirde bu bir kaderdi; karşısında hiçbir şey yapılamazdı. 

Yerel baskının boyutları  

Önce olguları, daha doğrusu olguların bir bölümünü konuşalım: PKK ve genel bir anlamda PKK’nın şemsiyesi altında kurulan legal Kürt partileri, bölgede şiddeti de içeren ciddî bir “mahalle baskısı” uyguluyor mu, uygulamıyor mu? Bunun basit cevabı: Uyguluyor, hem de Kemal İnan’ın yazdıklarından çok fazlasıyla! Üstelik bu cebrî hegemonya sürecine, PKK-HDP basınının bilinçli ve kasıtlı yalan neşriyatı da eklemleniyor (bu son konuda, örneğin bkz Oral Çalışlar, Türkiye “terörist devlet”mi? ve Cengiz Alğan, Halkların demokratik kredibilitesi; ikisi de Serbestiyet, 30 Haziran 2015). Hemen sonra ben de İftardan izlenimler 2’de (1 Temmuz 2015) şunları yazdım; gerçeklerin tesbiti konusunda bir yanlış olmasın diye aynen aktarıyorum:

* Kürtler açısından da, geçmişi bilmeyen kuşaklar söz konusu. 2002’den bu yana geçen 13 yılda, sadece yepyeni Türk nesilleri değil, yepyeni Kürt nesilleri de doğup büyüdü. Ve onlar da karşılarında hep AKP’yi gördü, sadece AKP’yi gördü. Ne Tansu Çiller, ne Doğan Güreş, ne JİTEM, ne OHAL, ne falanca albay, filanca yarbay. Devlet onlar için AKP oldu; TC onlar için AKP oldu. Gidin güneydoğuyu gezin, dolaşın, konuşun; OHAL’i de, JİTEM’i de, faili meçhulleri de, işkenceleri de, köy boşaltmaları da hep AKP yapmış; buna inandırılmışlar ve inanıyorlar.

* Buna bağlı olarak, mahalle baskısı. Evet, çok derin, çok büyük boyutlarda. Büyükşehir Belediye Yasası, metropolleri civar köylere teslim ve esir etti. Köyler ya da kırsal alan, şehir merkezleri üzerinde hakimiyet kurdu. Belediyelerden halka “AKP’ye oy çıkarsa hizmet yok” mesajı verildi. Bölgedeki Paralel Yapı yargıçları ve polisi de her noktada AKP aleyhine çalışıyor. Geçmişte fevkalâde Kürt düşmanı oldukları halde, bu seçimlerde bu, HDP’yi kollamak ve maksimize etmek şeklini aldı. Çeşitli yöntemlerle, seçim ve sandık kurullarını HDP’lilere teslim ettiler; ele geçirmelerinikolaylaştırdılar veya göz yumdular. Cemaat CHP’ye girdi ve karşımıza CHP gözlemcileri kılığında çıktı. Bu sıfat ve yetkileriyle de alenen HDP propagandası yaptılar; sandık başında bile “HDP’ye oy ver” telkininde bulundular (bazı yerlerde polis lojmanlarındaki sandıklardan bile HDP çıktı). Öte yandan, neredeyse linç etmeye varan baskı ve tehditler karşısında AKP’li gözlemcilerin yüzde 70-80’i görev yerlerine gidemedi. Bazı propaganda yöntemleri de ilginçti doğrusu. Örneğin çok daha önce ölen ama gömülmeyip bekletilen bazı nâşlar yeni çatışmada ölmüş PKK şehitleri gibi tabutları içinde dolaştırıldı; öte yandan bazı köylerden, ölüler dahil yüzde yüz oy çıktı. Fakat bu arada, işin başka bir boyutu da şu ki özel olarak kadınlara, Erdoğan’a olan sevgi ve sempatileri nedeniyle oy kullandırtmadılar.

Şimdi bölgede AKP’lilik baskı altında. Eskiden, güneydoğuda herkes Kürt hareketine taraftar olduğunu, faraza HADEP’li vb olduğunu söylemeye korkardı. Şimdi herşey tersyüz. AKP’liler AKP’li olduklarını söylemeye korkuyor. Hele Erdoğan taraftarlığını telaffuz etmek çok zor. PKK hegemonyası artık bu boyutlarda.

Dolayısıyla Kemal İnan ile aramızdaki sorun, bir data, veriler, enformasyon ya da faktografi sorunu değil. Bir yorum sorunu. Aslen ideolojiye ve siyasete ilişkin bir sorun. İlk aşamada, insanların başkalarına irrasyonel gözükebilen tercihleri kendi rızalarıyla içselleştirip içselleştirmeyeceklerini kapsıyor. Bunun üzerine bir de, varlığında anlaştığımız türden bir “mahalle baskısı”nın mevcudiyeti halinde dahi, izlediğiniz siyasetlerin doğru mu, yanlış mı olmasının herhangi bir şey farkettirip farkettirmeyeceğini kapsıyor.

Kartezyen bir yaklaşım: “Ya o, ya bu”

Kemal İnan’ın hayli iddiacı bir tarzda sunduğu iddiasında neler eksik veya sakat? Başlıca şunlar: (1) Felsefî açıdan, son derece Kartezyen bir mantık söz konusu. Ak veya kara. Ya biri, ya diğeri. Ya AKP’nin siyasî hatâları (Çözüm Sürecine sırt çevirmesi) yüzünden olmuştur, ya da PKK-HDP’nin şiddete dayalı yerel baskısı. İkisi birden mi? Veya, PKK-HDP’nin olmuş ve olabilecek olanca baskısına karşın, gene de son tahlilde AKP’nin çizgi ve söylem değişiklikleri yüzünden gitmiş olabilir mi 4-5 puan? Tersten söyleyecek olursak; siyasetin görevi kısmen de nesnel koşullardaki olumsuzlukların üstesinden gelmek olduğuna göre, biraz farklı politika ve söylemlerle, o 4-5 puanın gitmesi önlenemez miydi? Anlıyoruz ki İnan’ın bütün bunlara cevabı hayır, ya da kurduğu argüman icabı hayır olmak zorunda. Bu da esneklik ve plastisiteden yoksun, metafizik bir katılığa işaret ediyor.  

Kürt milliyetçiliği nedensiz, temelsiz; her nasılsa havada duruyor

(2) Bir adım aşağıya inelim; siyaset kertesine gelelim. Kemal İnan’ın politika dünyasına, galiba (pratik açıdan) Kürtlere ve çektiklerine de,(teorik açıdan)  milliyetçiliğin çekiciliğine ve ideolojik sirayet gücüne de tamamen yabancı bir Beyaz Türk akılcılığı egemen. Sanki İnan’ın yıllardır insan ve toplum bilimlerinden (Weber ve Gellner dahil) okuyup öğrendiği her şey buharlaşmış, uçup gitmiş; geriye aslî profesyonel deformasyonu olarak salt bu mühendis rasyonalizmi kalmış.

Gerçekten anlamıyorum; Kürtlerin PKK ve HDP’ye “kendi rızaları ile katıldıklarına... inanmıyorum” gibi bir cümle başka nasıl sarfedilebilir? Her şeyden geçtim; tarihte “çağın yanılsaması” (illusion of the epoch) diye bir şey yok mu? Diyelim ki Kürtlerin tutumu yanlıştır; “yanlış bilinç” (false consciousness) diye bir şey hiç yok mu? İnan, ekonomi/üretim ve devlet/cebir kertelerinin üzerinde yükselen ideoloji/ikna (persuasion) kertesini hiç duymamış veya anlamamış gibi. Bütün bilinçler ve bütün siyasal tercihler illâ “doğru ve mükemmel” mi olmak zorunda? İnan’ın istediği ölçüde “doğru ve mükemmel” değillerse, arkalarında mutlaka bir komplo, bir manipülasyon, bir baskı ve dayatma olması mı gerekli? Öyleyse, insanlık tarihinde hiç yepyeni bir fenomen olmayan, meselâ 20. yüzyıl başlarının Birinci Dünya Savaşına da yansıyan büyük milliyetçi (İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan) kitle seferberliklerini nasıl açıklayacağız? Ya aynı dönemin (İttihatçı, sonra Kemalist) Türk milliyetçiliğini ve bugüne kadar süregelen ideolojik hegemonyasını nasıl açıklayacağız? O da bütün bir Türk-Müslüman kitlesine sırf dış manipülasyon veya sopa zoruyla mı kabul ettirildiydi?

Kemal İnan, PKK ve HDP’yi kendi liberal-demokratik özlemleri açısından kötü, milliyetçi, despotik örgütler olarak görüyor (ve ben de öyle görüyorum, defalarca da yazdım zaten; her zaman bir zırh olarak sığınmak istedikleri mağduriyetleri, güttükleri siyasetleri eleştiriden muaf kılmıyor). Öte yandan, o muazzam kollektif mağduriyet de bir gerçek ve İnan, Kürt halkını masif olarak o milliyetçi-ayrılıkçı saflara iten nedenleri görmüyor her nasılsa  (ama ben onları da görüyorum). Zaten yüz yıldır ezilen bir halkın, bir de son otuz yılın “kirli savaş”ıyla, OHAL “faili meçhul”leriyle, köy boşaltmalarıyla, JİTEM işkenceleriyle, Meclisten yaka paça götürülüp on yıl yatırılan veya güpegündüz katledilen milletvekilleriyle çoğalıp üstüste yığılarak biriken acıları ve nefretinden eser yok, İnan’ın yazısında. AKP eleştirilirken aman iyi ve doğru yaptıkları unutulmasın, dolayısıyla AKP’ye haksızlık yapılmasın diye kılı kırk yarıyor (aşağıda değineceğim). Ne ki, Kürtlere haksızlık edilip edilmemesi anlaşılan umurunda değil. Kürt örgütlerine veryansın ederken, yahu, bu adamlar da şunlara şunlara maruz kaldılar; those to whom evil is done do evil in return; nitekim işte bizde de, devletin şiddeti bunların şiddetini üretti... diye bir durup düşünme ihtiyacı hiç gelmiyor aklına. PKK’nın 1985’ten bu yana yürüttüğü silâhlı mücadelenin yarattığı kendine özgü Kürt psikoloji ve sosyolojisini de tümüyle es geçmiş. Onca tekmelenmişlikten sonra (ben yanlış bulsam da) bir intikam ve oh olsun hissi, haklı görülen bir karşılık, bir tatmin, bir alternatif, bir himaye, bir denge unsuru; sonra hemen her ailenin dağdakileri, hemen her ailenin kayıpları, babalar, amcalar, kardeşler, yeğenler... Bunları hele son yirmi yılda, pek çoğu PKK taraftarı olmayan tonla gözlemci yazdı; sırf Orhan Miroğlu’nun kitap ve makalelerine baksanız yeter -- ama her nasılsa hepsinin örtüşen anlamları Kemal İnan’a ulaşmıyor, kafasında ve asıl ruhunda hiçbir titreşim yaratmıyor. Diyelim ki bunlar Kürtleri gitgide daha fazla milliyetçileştiren “negatif” faktörlerdir. Şimdi hepsine bir de Kuzey Suriye’de kendi topraklarının oluşması; ilk defa ayrı bir Kürt teritoryalitesinin belirmesi -- yani bir tür zafer umudu da eklenmekte. 

Nasıl milliyetçi olmasın bu insanlar, bana söyler misiniz? Önlerine hangi farklı seçenek, hangi alternatif, hangi olanak konmuş ki şimdiye kadar? Dolayısıyla, Kürt milliyetçiliği mi? Evet, onlar için Kürt milliyetçiliği. Kendi rızalarıyla mı katılıyorlar? Evet, büyük çoğunluğu kendi rızasıyla katılıyor. Bunu idrak edemeyiş, olanca liberal-demokratik rasyonalizmi içinde Kemal İnan’ı, neredeyse onyıllardır gözü “terör örgütü”nden başka şey görmeyen devlet aklıyla aynı noktaya getiriyor. Başkalarını, örneğin Gürbüz Özaltınlı’yı körbakar’lıkla eleştirmeye kalkan İnan’ın kendisi, Kürt hareketine yaklaşımıyla körbakar’lığın olabilecek en aşırı örneklerini sunuyor.

İdeoloji önemsiz, siyaset çaresiz; her şeye cebir ve şiddet hâkim

(3) Şiddete dayalı baskı bu kadar mı kadir-i mutlak; tersine, demokratik siyaset bu kadar mı çaresizdir terör karşısında? Bu yazının başlarında, Kemal İnan’ın sıkı Kartezyen mantığına değinmiştim. İkimizin de okuduğu, benim beğendiğim onun beğenmediği bazı Serbestiyet yazarlarında ise “ya biri ya diğeri” tarzı dikotomiler pek yok gibi. Diyelim Yıldıray Oğur veya Vahap Coşkun veya Cengiz Alğan veya Gürbüz Özaltınlı, hem PKK-HDP’nin neler yaptığı ve yapabileceğini sayıp döküyor, hem de buna rağmen AKP’nin seçim kampanyasındaki Kürt siyasetlerini eleştiriyor ve oy kaybından sorumlu tutuyorlar. Keza Günay Aslan, hem AKP’yi aynı nedenlerle eleştiriyor, hem HDP’nin AKP düşmanlığına da karşı çıkıp israrla bir AKP-HDP koalisyonunu savunuyor.

Kemal İnan’ın kafası ise böyle çalışmıyor anlaşılan. Ona göre, bunlar birbirlerini dışlayan seçenekler. Gürbüz Özaltınlı’ya kızıyor: Madem daha önce “Kürtlerin PKK ve HDP aracılığı dışardan manipüle edildiği”ni kabul etmiş;  o zaman “bu manipülasyonun en büyük hamlelerinden biri olan Kobani olayında Türkiye'nin tutumu”nu destek vermemekle eleştirmemek zorundaymış. Oral Çalışlar’a kızıyor: AKP’nin hatâsı olarak gördüklerini eleştiriyormuş da, “bu günahları 6-7 Ekimde 50 Kürtün vahşice -- Gezi olaylarındaki kaza boyutu bile olmayan cinayetlerle -- katledilmesi olayı ile karşılaştırmıyor”muş. Bana ilişkin sataşmalarına ayrıca geleceğim. Şimdilik göstermek istediğim sadece şu: İnan için, manipülasyon varsa başka neden aramak gereksiz (ve AKP’ye kabahat bulmamak lâzım). Keza, şiddete dayalı “mahalle baskısı” varsa gene başka neden aramak gereksiz (ve bir kere daha, AKP’ye kabahat bulmamak lâzım). Ne yapsalar boşunaydı, farketmezdi; sonuç mukadderdi; olaylar olağan sonucuna ulaşmıştır.   

O zaman sormak lâzım; demokratik siyaset niçin vardır ve neye yarar? Şu veya bu politikalar demetinin olumlu-olumsuz etkisi bu denli yok sayılabilir mi? Esas itibariyle demokratik bir ülkede, genel olarak demokrasi yürür ve seçimler bu çerçevede yapılırken, şiddete dayalı “mahalle baskısı” bu kadar bire bir belirleyici olabilir mi? Siyasetler hep iyi olsa, kimseyi ikna edemez, o “mahalle baskısı”ndan çekip alamaz mı? Siyasetler hep kötü olsa, kimseyi soğutup uzaklaştıramaz; ister ilk defa, ister gerisin geri o “mahalle baskısı”nın kucağına yuvarlayamaz mı? Diyelim ki PKK-HDP, İnan’ın anlattığı kadar hattâ daha bile kötü ve habis; gene de farklı AKP politikalarının, PKK’ya az veya çok koz verip vermemesi söz konusu olamaz mı? Başta da alıntılamıştım; İnan’ın “inanmadığı” şeyler arasında, Kürtlerin “AK Parti’nin barış ve refah vaadeden politikalarına kendi özgür iradeleri ile sırt çevirdikleri” de yer almakta. Bunu söylediği anda İnan, aslında zımnen, politikaların iyi olması gerektiğini ve iyi olursa olumlu etki yapabileceğini de kabul etmiş olmakta. Hattâ şikâyeti, AKP’nin bu iyi politikalarının kıymetinin bilinmemesi olarak özetlenebilir. Kendisi buna gerekçe olarak, işte o (güya bütün iyilikleri silmeye muktedir) “mahalle baskısı”nı göstermekte. Peki, bu “barış ve refah” vaatlerinin, yani iyi politikaların, yüz yıllık baskı ve zulümle kıyaslandığında çok geç çıkagelmesi ve çok da kısa sürmesi; ardından, etkilerinin çoğalan olumsuzluklar, yani kötü politikalar tarafından nötralize edilmesi çok daha geçerli ve gerçekçi bir açıklama tarzı olamaz mı?  

İnan’ın kafasıyla hiçbir özeleştiri ve rektifikasyona varılamaz

(4) Sonuçta, kanımca en temel problem şu: Kemal İnan’ın yaklaşımı kabul edilecek olsa, AKP’nin bu ve benzeri konularda bir özeleştiri yapması ve politikalarını düzeltmesi umudu ortadan kalkar. Bir yerde “Bu yazımdaki amacımın AK Parti’yi koruma refleksi ile bir ilgisi yok”  demiş Kemal İnan. Nasıl yok? Tamamen öyle. Baştan aşağı öyle. Öte yandan, bugün AKP içinde bir tartışma sürüyor. Bir yanda, belki aşırı-Erdoğancı (hattâ Erdoğan’dan da Erdoğancı) olan bir kesim, hatâları yok saymak, ya da gayet pragmatik bir esneklik gösterebilen cumhurbaşkanından da fazla, başka günah keçilerine yıkmak niyetinde.

Fakat galiba statükoculukları içinde Erdoğan’a tutunma çabasında olanlardan daha büyük bir çoğunluk, ciddî bir rektifikasyon arayışı içinde. Ve bu kesimde, HDP’ye oy kaybının nereden kaynaklandığına konan teşhis, Kemal İnan’dan çok farklı. Dahası, herkes politikaların düzelmesiyle birlikte giden Kürt oylarının geri geleceği kanısında. Hattâ bugün erken seçim yapılsa, söz konusu oyların en azından büyük bir bölümünün geri geleceğine inanıyorlar. Bu ise, soruna tamamen normal siyaset çerçevesinde baktıkları; karşılarında hiç öyle karşı konulmaz ve geri dönülmez bir “mahalle baskısı” görmedikleri anlamına geliyor.

Oysa maazallah İnan’ın görüşleri AKP içinde duyulacak, okunacak ve benimsenecek olsa, bu liberal-demokratik arayış sona erer ve yerini mutmainlik, adam sendecilik, farketmezcilik, veya daha bile kötüsü, PKK-HDP’ye eski vesayetçi devlet aklı gibi cepheden düşmanlık güden görüşler alır. Kemal İnan biraz etrafına baksa, bu görüşleri kolayca bulabilir bugünkü ortamda. Kendisi bol bol “dış manipülasyon”dan, PKK-HDP’nin nasıl bu “dış manipülasyon”un âleti haline geldiğinden; Kobani’nin de aynı tuzağın bir parçası olduğundan dem vururken (ve bu arada IŞİD’i küçümserken -- ki ona da geleceğim), bazı hükümet yanlısı gazeteler “PYD IŞİD’den tehlikeli” manşetleri atıp, Rojava kantonlaşmasını tekrar umacılaştırmaya girişti bile. Yıldıray Oğur yazdı bunu: “Seni başbakan yaptıracağız” (21.6.2015); sonra Oral Çalışlar yazdı:    

 ‘PYD, IŞİD'den tehlikeli’ demek, yeni bir strateji mi (22.6.2015); aynı gün Gürbüz Özaltınlı da yazdı:Türklerin ve Kürtlerin zor sınavı (22.6.2015); ardından Günay Aslan yazdı: Düşman mı, müttefik mi(25.6.2015). Diyelim ki Kemal İnan Oral Çalışlar’ı, Gürbüz Özaltınlı’yı ve Günay Aslan’ı “AKP’nin hakkını vermeyenler”den sayıyor, dolayısıyla onlara pek kulak asmamaya kararlı. En azından “AKP’nın hakkını yemeyenler” arasında gösterdiği Yıldıray Oğur’un yazısını sonuna kadar okuyup, Yıldıray’ın uzun bir PKK-HDP eleştirisinden sonra nereye geldiğini, hangi büyük tehlikeye karşı uyardığını, komplolara teslim olmayıp AKP’den siyaset düzleminde ne beklediğini dikkatle incelemesini tavsiye ederim.

*          *          *

Yukarıdaki satırların çok büyük bölümünü -- İftardan izlenimler 2’den aktarıp italiklediğim üç paragraf hariç hemen tamamını -- bugün, yani 4 Temmuz’da değil, 25-26 Haziran’da yazdım. Öğleden sonra bitirdim. Sonra kalkıp Başbakan Davutoğlu’nun 26 Haziran akşamı verdiği o iftar yemeğine gittim. Memnuniyetle gördüm ki Kürt sorununda kimse Kemal İnan’ın kafasında değil. Çok daha dikkatli ve tefrik edici; çok daha eleştirel ve özeleştirel. Gene İftardan izlenimler 2’den, bu sefer işin bu yönüyle ilgili paragrafları aktarıyorum:

* Üç büyük kırılma yaşandı. (1) Uludere/Roboski. (2) Kobani. (3) Dolmabahçe. Üçü de Kürtleri uzaklaştırıcı etki yaptı, AKP’ye büyük zarar verdi. [İftarda konuşulmamakla birlikte -- Uludere’nin esrarı bir türlü çözülemedi; Jandarma İstihbarat’taki Cemaat yuvalanmasından gelen bir yanlış enformasyon komplosu olduğu söyleniyorsa da, açıklığa kavuşturulamadı.] Kobani büyük bir millî bilinç uyanışıydı Kürtler için. Iraklı, Suriyeli, Türkiyeli bütün Kürtlerin gözü oraya dikildi. Tamam, hükümet sonradan bir yığın şey yaptı Kobani’ye yardım çerçevesinde. Ama ilk başta hayli eksik kaldı ve bu, büyük ölçüde PKK’ya yaradı. Dolmabahçe mutabakatından geri dönülmesi de çok büyük bir hatâ oldu. 2011’den bu yana, en önemli, hattâ neredeyse tek demokratikleşme kulvarı olarak Çözüm Süreci kalmıştı. Dolmabahçe mutabakatının reddi ve devamında Çözüm Sürecinin askıya alınması, bunu da ortadan kaldırdı. AKP HDP’yi hedef aldığı ölçüde eski ve son derece yaralayıcı söylemlere geri döndü. Kürtler de buna karşı ispat-ı vücud eylemek ihtiyacını duydu.

* [B]askı ve tertipler Kürt oyu kayıplarını açıklayamaz. Şu çok basit bir gerçek: HDP en çok oyu İstanbul’da aldı; 1,068,000 oya ulaştı. Güneydoğuda ise varsıl-dindar Kürt oyları da HDP’ye gitti. Bölgede AKP, evet, var olmasına var. Ama nasıl? Şu bir gerçek ki,  her zaman daha çok Türk + Arap + Zaza oylarını alıyordu. Bunların yanı sıra, bir de varsıl ve dindar Kürt oyları AKP’nin; yoksul Kürt oyları ise daha çok PKK şemsiyesi altındaki yasal Kürt partilerinindi. İlk defa bu seçimlerde varsıl-dindar Kürt oyları da büyük ölçüde PKK-HDP eksenine kaydı.

* “Yeni Türkiye için yeni AKP” Kürtlerle nasıl tekrar bağ kuracak? Önemli bir husus, Suriye Kürtlerini asla düşman almamak. Evet, PYD problem; ABD desteği de problem; İran da problem. Ama bunların hiçbiri IŞİD ile karşılaştırılabilecek düşman veya tehlikeler değil. Türkiye, ne olursa olsun bu gibi noktalarda Kürt duyarlılıklarını gözetmek zorunda.

Özetle, AKP içi ve çevresindeki tartışma, Kemal İnan’dan çok daha fazla umut verici. Bir nokta daha var, IŞİD’le ve bana yönelik özel sataşmalarıyla ilgili. Belki buna da birkaç gün sonra gelirim.

Facebook Yorumları

reklam
12.12.2019
Hayır
1.12.2019
1920’lere ilişkin gecikmiş bir tartışma (Alper Görmüş ve Şükrü Hanioğlu)
25.11.2019
Yale-Harvard (veya: bu da mümkün)
12.11.2019
Kimimiz öldük, kimimiz biraz daha az kâr ettik
9.11.2019
El zindanıyla Stalin kesilmek
4.11.2019
Ataerkilliğin en Marksist varyantı
31.10.2019
Röportaj nasıl yapılır? PKK’yla röportaj nasıl yapılır?
29.10.2019
Uhuru, Uluru (2) İnsanlığın çabaları ve bocalamaları
28.10.2019
Uhuru, Uluru (1) Avustralya’nın iskân tarihi
16.10.2019
“Kurtarıcı”ların anlamadığı
14.10.2019
Bertolt Brecht’ten iki şiir
10.09.2019
Başkalarının aynasında Türkiye (1) İnter taraftarları
23.08.2019
Neyin neresindeyim?
21.08.2019
Tuhaf zamanlar
15.08.2019
Formel ve informel imparatorluklar
13.08.2019
1918-39 arasında, demokrasinin yükselişi ve çöküşü
3.08.2019
“Dost acı söyler”den, “dostun bir tek gülü”ne
29.07.2019
Zırhlı trenin can çekişmesi
28.07.2019
İnalcık’ı unutmamak
16.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (6) burjuvazi nerede saklanıyor?
12.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (4) “cadı avı” kavramının güncellenmesi
9.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (3) hangi Avrupa-merkezcilik?
7.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (2) Yeniçağda Kilisenin “beka” sorunu
5.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (1) Prehistoryadan Ortaçağa
4.06.2019
Yargı Reformu (2) 1128’lerin hali
3.06.2019
Yargı Reformu (1) beş ay önceki bir görüşmeden aklımda kalanlar
27.05.2019
Özgür iradesiyle
17.05.2019
Tarih ve siyaset
13.05.2019
Kötülük kol gezerken
12.05.2019
Bu nasıl bir kin?
10.05.2019
Uqbar, Tlön, Türkiye
30.04.2019
Bir “ekonomik terör” açıklaması
22.4.2019
Soğutmak ve soğutturmamak
21.4.2019
Küçük düşmek
16.4.2019
Hah işte, nihayet taze bir yaklaşım; iki dürüst ve akıllı adam!
7.4.2019
Tarihe bir not: 1973 seçimleri
6.4.2019
Fenerbahçe esprilerinde, AYM’den YSK’ya
2.4.2019
16 Nisan 2017 “Pirus zaferi”nden, iki yıl içinde ağır bir yenilgiye
27.3.2019
Yanıtlasam, nasıl yanıtlardım?
25.3.2019
Yeni Zelandalılar aslen Türk mü acaba?
4.3.2019
Kemal Karpat’tan Abdülhamit’e, uzunca bir tarih sohbeti
26.2.2019
Kendimi bir an...
10.2.2019
Venezuela (1) Emperyalizm
6.2.2019
Venezuela (güncel) Kim seçim istiyor, kim istemiyor?
5.2.2019
Venezuela (giriş) Melih Altınok
29.1.2019
Birlikte bir şey yapmak
22.1.2019
Ara fikir: proto-faşizm ve proto-komünizm
21.1.2019
Dubara atmak da mümkünken
13.1.2019
Bir hukukçu: Otto Thierack
25.12.2018
Bir sergide başıma gelenler
21.12.2018
İskender niçin ve nasıl kazanabildi?
18.12.2018
“Bir milyonluk ordu” neye yarar? Nasıl savaşabilir?
17.12.2018
“Bir milyon” İlkçağ ve Ortaçağda ne anlama gelir?
1.12.2018
(12) ve son: Fraksiyon ahlâkı, ahlâkın fraksiyonlaşması
29.11.2018
Marksizm ve ahlâk (11) Tepede taht kavgaları, aşağıda sıradan halk yığınları
27.11.2018
Marksizm ve ahlâk (11) Tepede taht kavgaları, aşağıda sıradan halk yığınları
24.11.2018
Marksizm ve ahlâk (10) Tarihin emrediciliği ve partinin rehberliğinde, cehennem yollarında
22.11.2018
Marksizm ve ahlâk (9) Gregor Samsa, ya da mazlumlardan zalimlere
20.11.2018
Marksizm ve ahlâk (8) Kimlik inşası (yarı-otobiyografik notlar)
13.11.2018
Marksizm ve ahlâk (7) Formalistler ve araçsalcılar
7.11.2018
Marksizm ve ahlâk (6) Başka hiçbir alternatif bağlayıcılığın kalmaması
5.11.2018
Marksizm ve ahlâk (5) Bir özet ve hatırlatma
31.10.2018
Pinokyo ödülleri (1) Doğu Perinçek
28.10.2018
Bu yılın Pinokyo ödülleri (2) Suudi yönetimi ve Prens Muhammed bin Salman
26.10.2018
Bu yılın Pinokyo ödüllerini şimdiden açıklıyoruz: (3) Putin, GRU, “Petrov” ve “Bushirov”
17.9.2018
Günün düşüncesi: Myanmar (nereden nereye)
14.9.2018
Günün düşüncesi: Macaristan (nereden nereye)
3.9.2018
Uzun bir geçiş süreci -- ne ile ne arasında?
1.9.2018
Recep Peker’den Süleyman Soylu’ya
26.7.2018
Marksizm ve ahlâk (4) Göreliliğe karşı, örtüşme ve devamlılık
25.7.2018
Marksizm ve ahlâk (3) Görelilik, devrim(cilik), sınıf(sallık)
24.7.2018
Marksizm ve ahlâk (2) Ne gitti, ne kaldı?
19.7.2018
Marksizm ve ahlâk sorunu (1) Apollon, Dionysos ve Nâzım Hikmet
16.7.2018
15 Temmuz’da halk niçin ve nasıl direnebildi?
13.7.2018
(4) 15 Temmuz sonrasının “ihtilâl hukuku”ndan nasıl çıkılacak?
12.7.2018
(3) “Geçiş sarsıntıları” bittiyse...
11.7.2018
(2) 15 Temmuz sonrasının “ihtilâl hukuku” nasıl oluştu?
10.7.2018
(1) “İhtilâl hukuku” üzerine düşünceler
9.7.2018
Kim Avrupalı?
5.7.2018
“Post-truth” toplumda huzura eriyorum
1.7.2018
Dün gece gördüğüm gerçek rüyadır
19.6.2018
Cohn-Bendit anlatıyor (2) Kitle hareketinin kazanımlarını, seçimler ve yasalar tahkim eder
17.6.2018
Sorular (2) Amerika ne yapmalı?
12.6.2018
Sorular (1a) Türkiye nereye (2002’den 2016 darbe girişimine kadar)
10.6.2018
Tartışmalar
14.5.2018
Amerikan siyaseti üzerinden, cephe ve ittifak sorunları
23.4.2018
Tuhaf ifadeler
3.4.2018
Karamsar yazı (1) “Batıralım ve bitirelim” mi?
27.3.2018
Karamsar yazı (1) “Batıralım ve bitirelim” mi?
16.3.2018
Yörünge dergisiyle sohbetler (4) Batı çökebilir mi? İslâmiyetin alternatifi var mı?
12.3.2018
Olabilirliğin sınırları
10.3.2018
“Üstün medeniyet” kavgalarında, geçmişin ve bugünün sahte bilimi
5.3.2018
“İnsancıl koridor”
1.3.2018
Guernica 1937, Guta 2018
27.2.2018
Recep Peker de mi rol modeli?
25.2.2018
Siyaset karşısında tarih (ve tarihçinin asıl sorumluluğu)
19.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (2)
16.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (1)
6.2.2018
Katı gözüken her şey, artık iyice buharlaşırken
30.1.2018
Putin ve Stalin
14.1.2018
Post-truth (gerçek sonrası) 2: bağımsız yargı ve Osman Kavala
9.1.2018
Dış mihraklar, kökü dışardalar
3.1.2018
Burhan Kuzu’dan bir taksi şoförüne
8.12.2017
Tüy dikti
4.12.2017
Hangi BBC?
13.11.2017
Hayır, “özlemle” anmadım ve anmıyorum
7.11.2017
Post-truth (gerçek sonrası) 1
31.10.2017
Komplo teorileri (mi)
27.10.2017
Brutus’un şerefi
24.10.2017
Elma dersem çık, armut dersem çıkma
16.10.2017
İşsiz öğretim üyeleri, geçersiz diplomalar
7.10.2017
Neyi anlatamadım
27.9.2017
Sözde
26.9.2017
Şimdi İran ve İbadi, Barzani’den daha mı yakın?
6.9.2017
Geri dönerken
7.8.2017
Büyükada ve Yıldıray Oğur
27.7.2017
Kederlerimin krallığında
25.7.2017
Devrim, darbe, demokrasi
22.7.2017
15 Temmuz’a ilişkin bazı temel soru ve sorunlar
21.7.2017
“İki Türkiye”yi aşma çabasında, 15 Temmuz’a ilişkin entelektüel bir konsensüs arayışı
18.7.2017
Hem 9, hem 15 Temmuz (ya da, “her iki Türkiye”yi kucaklamak)
10.7.2017
Sıra Türkiye’de; kendi ahlâkını şiddet yetkisine dönüştürenlerde
9.7.2017
Yer kavgası mı, din kavgası mı?
27.6.2017
Bir yanda J. S. Mill, diğer yanda Suudiler
26.6.2017
Bağnazlık ve özgürlük
22.6.2017
Berberoğlu’nun mahkûmiyeti ve tutuklanmasına karşı çıkmak, MİT tırları komplosuna destek anlamına mı geliyor?
19.6.2017
Tarihe bir not: Erdoğan, Demirel’i yanlış biliyor
16.6.2017
Trump’ı Erdoğan’ın yerine koymamak
13.6.2017
Trump’a yakın durmamak
5.6.2017
Ahmet Arif’ten, başkasının “dava”sına mektuplar
13.5.2017
Üç ay önce bir panelde söylediklerim
1.5.2017
Batırdı mı, kurtardı mı?
25.4.2017
Napolyon
17.4.2017
Buyurun size katıksız bir “Pirus zaferi”
17.4.2017
Nazi dehşeti (2) nasıl motive oldu ve örgütlendi; neler yaptı-yaşattı
15.4.2017
Nazi dehşeti (1) Avrupa’nın çektikleri, Türkiye’nin (ve ABD’nin) çekmedikleri
7.4.2017
İyi ki hatırlattı
4.4.2017
Tek Parti ve Faşizm/Nazizm sorunu
3.4.2017
Hukuk devleti varsa, Faşizm ve Nazizmden söz edilemez
28.3.2017
Faşizm ve Nazizmin esası, gerçek çehresi
24.3.2017
19. yüzyıl sonu proto-faşizminden, 1930’ların Faşizmi ve Nazizmine
23.3.2017
“Katı olan herşey buharlaşıp havaya karışırken...”
19.3.2017
Türkiye, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu? Erdoğan, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu?
18.3.2017
Kriz ve kavga yönetimi
16.3.2017
Almanya ve Hollanda’nın bariz haksızlığı
14.3.2017
Unutulan darbe: 12 Mart; unutulan tarih: 1965-71
12.3.2017
Teneke Trump’et (2)
7.3.2017
Teneke Trump’et (1)
28.2.2017
“Seni başkan danışmanı yaptırmayacağız
21.2.2017
Nedir bu “pilotların Rusya’ya teslimi” masalı?
15.2.2017
Bir okuyucu mektubu: Yüksel Taşkın’lar neye yarar?
12.2.2017
“Aynı paralel”
10.2.2017
Ara nağme (5) başkanlık neden Avrupa dışında yoğunlaştı?
8.2.2017
(4) Avrupa’da demokrasi arayışı neden parlamenter sisteme kanalize oldu?
6.2.2017
Ara nağme (3) geçmiş çağlarda ölçek ve güçlü yürütme ihtiyacı
5.2.2017
Ara nağme (intermezzo): Atilla Aytemur’un korrelasyonu sebep-sonuç ilişkisiyle karıştırması
4.2.2017
Ara nağme (intermezzo): başkanlık tartışmasının neresindeyim?
1.2.2017
Güney Afrika notları (1) “değerler” ve “çıkarlar”
23.1.2017
Yeni gergedanlar
19.1.2017
Buharin’i anlamak
17.1.2017
Sözün bittiği yer
11.1.2017
Kassandra (ya da, doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar)
10.1.2017
Marx: bazen devrim (belki), ama bazen de toptan yıkım
8.1.2017
“Pirus zaferi” (ve Helenistik Çağ üzerine notlar)
5.1.2017
Tarih tekerrür etmez; felâket hep farklı kılıklarda çıkagelir
2.1.2017
Reina’ya sevinmek
1.1.2017
Belirsizlik
20.12.2016
“Tanrının oyun sahası” (God’s playground)
14.12.2016
“Evde tek başıma”
8.12.2016
Trump’ın dış politikası (3) Çin’e ve Putin’e direnecek mi?
5.12.2016
Trump’ın dış politikası (2) belirsizlik ve tuhaflıklar sürüyor
24.11.2016
Trump’ın dış politikası (1) en genel yeryüzü, insanlık ve ideoloji sorunları
19.11.2016
Bilinmeyene doğru (4) “o duvar”ın neresinde duracak?
17.11.2016
Bilinmeyene doğru (3) gelen gideni aratır mı?
13.11.2016
Bilinmeyene doğru (2) şimdi ne yapacak?
12.11.2016
Bilinmeyene doğru (1) neden ve nasıl kazandı?
1.11.2016
(4) Kant’ı hangi köyden kovdular?
30.10.2016
(3) “Gerçeğe mecbur” olup olmamak
26.10.2016
Siyaset ve ahlâk (2) İdeoloji, politika ve birey ayırımları
24.10.2016
Orhan Berktay (1926-2016)
20.10.2016
Siyaset ve ahlâk (1) Külter’in düşündürdükleri
6.10.2016
“Devrim sonrası”na örnekler (2) Mustafa Kemal ve Çanakkale
1.10.2016
Tarihten “devrim sonrası” örnekleri (1) Abraham Lincoln ve Amerikan İç Savaşının sonu
27.9.2016
“Devrim sonrası durum”da, AK Parti’yi rayından çıkarıp ulusalcılığa çekme arayışları
23.9.2016
Öküzün (pardon, üçüncü köprünün) altında buzağı aramak
18.9.2016
Tekrar Kürt sorunu (3) “Silâhların Tahtı”nın Türkiye’ye söyleyeceği bir şey var mı?
16.9.2016
Karışık düşünceler (2) Tarih, sanat ve edebiyatta Kürt savaşı?
15.9.2016
Karışık düşünceler (2) Tarih, sanat ve edebiyatta Kürt savaşı?
13.9.2016
İmralı’ya giden yolda (1) Kameranın son iki yılda yakaladıkları
5.9.2016
Soykırım tartışması (2) Solcuların yeni dâvâlar arayışı
30.8.2016
Bir ek daha: 89-90’da da mı sokağa çıkmazdık, Doğu Avrupa demokratikleşirken?
28.8.2016
Ek’in eki: Murat neden sokağa çıkamamış?
24.8.2016
Soykırım tartışmasına ek (1) Devrimin yuttuğu alanlar
22.8.2016
Darbe olsa da olmasa da, soykırım soykırım kalacak
15.8.2016
Kürtler ve Fethullahçılar
12.8.2016
Ya Türkiye’deki darbe girişimi başarıya ulaşsaydı?
10.8.2016
İdama da, idam söylemine de esastan karşıyım
8.8.2016
Dört konu, dört mücadele alanı
4.8.2016
İkinci Cumhuriyet’ten, Yeni Türkiye’ye
29.7.2016
Halil İnalcık (1916-2016)
21.7.2016
Fox News’dan, başarısız darbeye hayıflanma kılavuzu
15.7.2016
Nâzım ve Botticelli (Venüs, Meryem, Emine)
14.7.2016
Hangi Türkiye? Nâzım’ın 75 yıl geride kalan memleketi
12.7.2016
Devrimci şiddet: Nâzım’ın Ali Kemal’e bakışı
7.7.2016
(2) Bir tweet’in düşündürdükleri
4.7.2016
(1) Kolombiya: nereden nereye
2.7.2016
Belgesel (10) MBK, 14’ler ve idamlar
28.6.2016
Belgesel (9) DP’nin hatâları; Türkiye’nin 1950-60 arası demokrasi dersleri
26.6.2016
Belgesel (8) Emperyalizmi doğru anlamak
25.6.2016
Belgesel (7) Amerikancı İnönü, bağımsızlıkçı Menderes
18.6.2016
Belgesel vesilesiyle (6) 1946-50’nin dış dinamikleri
14.6.2016
Belgesel vesilesiyle (5) sağın ve solun sandıkla imtihanı
10.6.2016
Menderes belgeseli (4)
8.6.2016
Menderes belgeseli (3) “Üst akıl” ve yeni milliyetçiliğin komplo teorileri
3.6.2016
Tuhaf bir Menderes belgeseli (2) Tarihçilikte olgu ve yorum sorunları
30.5.2016
Tuhaf bir Menderes belgeseli (1) Ben ne dedim, kim ne anladı?
28.5.2016
Aziz Yıldırım
26.5.2016
Gerçek ve gerçek
16.5.2016
Bir zamanlar...
11.5.2016
Son kriz
9.5.2016
Yalancı
30.4.2016
Laiklik tartışmaları
25.4.2016
Alman kanalı ne yapmış; onu da var mı soran?
17.4.2016
(4) Avrupa Parlamentosu nerede, 1128’ler nerede
13.4.2016
(3) Sol ve “barış” geleneği
11.4.2016
(2) “Barış” davulunu kimler çalmış geçmişte?
5.4.2016
(1) “Olmayan” savaşın “barış” bildirisi
28.3.2016
Somut siyasî eleştiriye karşı, dogmatik, apriorist bir savunma
24.3.2016
Olmadı, imzalamadım
21.3.2016
Nelerden geçiyoruz
17.3.2016
Bireysel ahlâk sorunu
12.3.2016
Antagonistleşmemek, fraksiyonlaşmamak
9.3.2016
Savunulamaz olanı savunmaya kalkmamak
7.3.2016
Üç önemli yazının düşündürdükleri
2.3.2016
Anayasa Mahkemesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan
27.2.2016
Uzundu, usuldu dedemin boyu
24.2.2016
Katliam mı? Hayır, direniş. Kâtil mi? Hayır, kahraman.
15.2.2016
(3) Önce beştiler; derken dört, sonra üç, iki ve bir kaldı...
13.2.2016
(2) Resimler, 'çizgi'ler, kaybolan siyasî komiserler
11.2.2016
Hazır, lâf resimden, 'çizgi'lerden ve Stalincilerden açılmışken (1)
8.2.2016
Aydınlar ve dar çizgiciler
1.2.2016
“Çizgi” nedir? “Dar” ve “geniş” çizgiler neye yarar
24.1.2016
Yemekten sonra
20.1.2016
O son, üçüncü bildiriye ben de imza atardım
17.1.2016
Voltaire ve Mill’den özgürlük dersleri (2008’den 2016’ya)
15.1.2016
Aykırılık ve demokrasi
4.1.2016
Milliyetçiliği 'burjuvazi'siz düşünememek: Teorisist, arkaik, anakronik bir yaklaşım
29.12.2015
Bakur-Rojava yolunda (2) PKK savaş kararını nasıl aldı?
21.12.2015
Ful ası atıp beş benzemeze kalmak
14.12.2015
Yerli muhalefet liderliğinden, Bakur-Rojava başbakanlığına (1)
12.12.2015
Bir metin şerhi denemesi (Demirtaş’ı okuma kılavuzu)
7.12.2015
Tahir Elçi’yi kazara vuran, PKK değil polis mi?
3.12.2015
Tekrar Tahir Elçi, normalleşme ve iktidarın sorumluluğu
30.11.2015
Tahir Elçi’yi kaybetmek; solu ve HDP’yi anlamak
28.11.2015
Bu “şey” nasıl tarif edilebilir?
26.11.2015
Bir “ahlâkî tahribat” hatırası
22.11.2015
'İç dinamikler' ve 'ideolojik mücadele'
15.11.2015
Diyarbakır, Suruç, Ankara, Paris: Bir cehenneme uyanmak
12.11.2015
Mayakovsky ve Atatürk
8.11.2015
'Mahalle' insanı nasıl yanıltır?
6.11.2015
Konya’ya sürülmek
3.11.2015
Hak yerini buldu
28.10.2015
Klişeler: BTÖ, soykırım, sözde soykırım
22.10.2015
Demokrasi ve meşruiyet için
20.10.2015
Neden olamaz?
13.10.2015
Ahlâksız Teklif (Indecent Proposal)
11.10.2015
Bir felâkete sürükleniyoruz
9.10.2015
Ara yüz, ancak böyle böyle olacak
6.10.2015
Çifte standarda sıfır tolerans (3) Hürriyet ve Ahmet Hakan saldırıları üzerine
4.10.2015
Nefes nefese
27.9.2015
Çifte standarda sıfır tolerans (2) Yenikapı tartışmaları
24.9.2015
Çifte standarda sıfır tolerans (1) Geçmişte yazdıklarım
13.9.2015
Türkiye, 12 Eylül’e nasıl sürüklendi
8.9.2015
Şimdi Erdoğan mı sevinsin, Kılıçdaroğlu mu kahrolsun?
1.9.2015
Bu “özerklik” o özerklik; bu “özyönetim” o özyönetim mi?
29.8.2015
Kaçınılmaz bir çatlağın aleniyet kazanması
23.8.2015
Muhalefet seçimi boykota meyledebilir mi?
20.8.2015
Dengir Mir Fırat’ın mektubu
18.8.2015
Aman ne hoş, ne güzelmiş BBC gibi yalan söyleyebilmek
16.8.2015
Kyrgios ve Demirtaş
7.8.2015
En basit soru: PKK’nın istediği tam nedir?
2.8.2015
Bitirme tezi (olgun, yaratıcı, ahlâklı tarihçi)
27.7.2015
Suruç’un ardından (3) HDP ile kısa ve beyhude bir tartışma
26.7.2015
Suruç’un ardından (2) PKK’nın yeni karşı-devrimci iç savaşı
22.7.2015
Suruç’un ardından (1) Ortadoğu’nun 'Cenevre'si nerede?
10.7.2015
IŞİD sırf Batı’nın meselesi mi?
6.7.2015
AKP Kürt oylarını sırf 'mahalle baskısı'yla mı kaybetti?
2.7.2015
İftardan izlenimler 2
30.6.2015
İftardan izlenimler 1
21.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali
14.6.2015
Devrimci belleğin hayaleti, kumdaki son ayak izleri
12.6.2015
Zaman geçer, fırsat kaçar; Kobani’ye dönemezsin
9.6.2015
Erdoğan’ın sorumluluğu; AKP’nin eleştiri ihtiyacı
6.6.2015
Diyarbakır önlenebilmeliydi
6.6.2015
Sorular (II) Aydınlar Bildirisi’nde bombalar ve güvensiz seçim
4.6.2015
Sorular (I) Fetih Şöleni ve Ermeni soykırımı
31.5.2015
Geçmişten bugüne, düello mantığı ve düşman kültürü
26.5.2015
19 yaşımdaydım
25.5.2015
Obama’nın ilk tweet’ine ırkçı nefret tepkileri
22.5.2015
Ölüm, idam, Gezi zekâsı, mağlupların nefreti
19.5.2015
Küçük bir düzeltme
17.5.2015
Sol, Markar ve Etyen’de neyi hazmedemiyor?
14.5.2015
Evren, Gülen ve Degülenizasyon sorun
12.5.2015
Türkiye’nin meczup 'Altın Şafak' faşisti
9.5.2015
Gandi kim, Kılıçdaroğlu kim?
29.4.2015
Akıncı’nın değil, Erdoğan’ın hatâsı
25.4.2015
Arınç’a yanıt: Talât Paşa bilerek yaptık diyor
23.4.2015
Soykırımı kabul ettirme-etmeme çatışmasında son durum
22.4.2015
Davutoğlu’nun 1915 mesajı ve ‘âdil hafıza’ arayışı
17.4.2015
Taziye’nin özgürlüğü Papa’yı kapsamıyor mu?
15.4.2015
Eski yanlışlar sökün etti
13.4.2015
'Amaç barışsa, evet, her şey mübah' mıdır?
11.4.2015
Bebek, katil, karanlık
7.4.2015
Fenerbahçe saldırısının ardından DHKP-C çıksa?
06.04.2015
Dün Hıristiyanlık ve komünizm; bugün İran
02.04.2015
Affedersiniz, sizin IŞİD’den nedir farkınız?
31.03.2015
‘Medenî beşeriyet’ ve ‘büyük insanlık’
28.03.2015
‘Bizim’ değil, asıl ‘onların’ iktidarında
24.03.2015
Batı ve Müslümanlık; Gürbüz Özaltınlı ve Murat Belge
21.03.2015
Pornografik neo-oryantalizm ve Müslüman kadınlar
15.03.2015
Padova’da üç gün
10.03.2015
Şimdi serinkanlılıkla, şu türbe meselesi
23.02.2015
Büyük teoriler, küçük hayatlar
16.02.2015
‘9 Mart’larla iktidara gelmek?
13.02.2015
Babam öleli beri
20.01.2015
Mallarmé’den Hrant’a
18.01.2015
Amerikan futbolunun ‘ruhsuz beyaz’ oyun kurucuları
15.01.2015
Demokratik hak; siyasal sorumsuzluk ve ahmaklık
12.01.2015
İslâmi terör
05.01.2015
Eğitim Şurası (4) Osmanlı Türkçesinin serüveni
29.12.2014
Eğitim Şurası (3) Hangi Osmanlı?
26.12.2014
Eğitim Şurası (2) Osmanlıca sembolizmi
17.12.2014
Neymiş, zorunlu din dersinin, ibadete zorlamaktan farkı?
15.12.2014
Eğitim Şurası (1) Zorunlu din dersleri
11.12.2014
Öylesine bir makale çevirisi (Isaiah Berlin)
1.12.2014
Öylesine bir şiir çevirisi (Tennessee Williams)
04.11.2014
Birleşip parti kursunlar
04.10.2014
Türkiye bu savaşa girmek ve Kobane’yi kurtarmak zorunda
30.09.2014
Kuşbakışı
01.09.2014
Etyen ‘anti azınlık’ mı? (Hrant da öyle miydi?)
31.08.2014
Üçünün de altına imzamı atarım
17.08.2014
Geleceğe bakış (1) Devrim planları olmayan bir dünya
09.08.2014
Kediler, öfkeler, hayaller
07.08.2014
Siyaset ve kültür; Arınç ve Erdoğan
04.08.2014
İlkçağa sığınmak; güncelliğe uyanmak
23.07.2014
İsrail’in Madam Nhu’ları, Kemalist Aysun’ları, Yeni Akit muadilleri
19.07.2014
İşte Şekil 1 önünüzde
17.07.2014
Bir mektup vesilesiyle, Türkiyeli Yahudilerin endişeleri
10.07.2014
İktidar İsrail’leşse, PKK Hamas’laşsa çok mu sevineceksiniz?
07.07.2014
Zeki, çevik, ahlâksız (Suarez ve Zuniga)
06.07.2014
Üç İsrailli genç, sonra bir Filistinli genç…
29.06.2014
Geçtiğimiz günler, haftalar…
13.06.2014
Neo-con’ların lâneti
04.06.2014
‘Anti-anti-AKP’
26.05.2014
27 Mayıs, 1960 – 2014
23.05.2014
15 yaşında bir kız çocuğunun ‘Menemen’i yakacak lider’ özlemi
22.05.2014
Kemalist Aysun’un ‘mütevazı öneri’si: Madenlerde yalnız türbanlıları çalıştırmak
20.05.2014
Genç bir avukat kadının Soma bedduası üzerine düşünceler
18.05.2014
‘Dağdaki çobanın değersiz oyu’ndan, ‘ölüme müstahak’ kömür madencisine
11.05.2014
Bu özgürlük beratının peşinatını Hrant hayatıyla ödedi
06.05.2014
Soykırım panelinde (4) bir soru: AKP’yi inkârcılıktan Gezi mi vazgeçirecekti?!
03.05.2014
Soykırım panelinde (3) son engel — nasıl aşılır(mış)
29.04.2014
Meaningful World soykırım panelinde(2) söylediklerim: İnkâr inadı nereden kaynaklanıyor?
25.04.2014
Büyük bir adım, tarihî bir dönüm noktası
23.04.2014
‘Meaningful World’ soykırım panelinde (1) söyleyemediklerim: 1915’te ne oldu?
20.04.2014
Chicago havaalanında, Serbestiyet, ekmek ve şarap
17.04.2014
Yazamıyorum, çünkü…
08.04.2014
Hayal ve gerçek hakkında 11 paragraf
30.03.2014
‘AKP’nin gizli anketi’ (nelere inanıyorlar)
25.03.2014
İzmir mitingi, Cemil Koçak ve ‘kara kalabalıklar’
25.03.2014
Karanlığın yüreği, karanlık kıta
24.03.2014
Ruhunuzun aynası
23.03.2014
İçimden geldiği gibi
18.03.2014
Berkin ve başbakan
03.03.2014
Kasetler, kutular, torbalar
24.02.2014
Soruyu ‘yanlış’ sorarsan…
21.02.2014
Koşullar değişince (3) Savaşta Collins (ve aynasında Öcalan)
16.02.2014
Koşullar değişince (2) ‘Savaş bitti’ (mi)
15.02.2014
Koşullar değişince (1) ‘Ölümüne direnme’nin en aşırı halleri
10.02.2014
‘1920 ruhu’ neydi
29.01.2014
Hırçınlıklarımıza dair
26.01.2014
Serbestiyet’teki farklar ve tartışmanın tanımı
20.01.2014
Bir ölümün gölgesinde başlamak
15.01.2014
Meğer 4 – yeni HSYK bu olacakmış
13.01.2014
Meğer 3 – Yolsuzluk ve kapitalizm taşlamak
11.01.2014
Meğer 2 – Gezi, ütopya, ayaklanma
08.01.2014
Meğer 1 (‘Bir elitin ölümü’nden devam)
06.01.2014
“Çok sağlam bir tahlil”
02.01.2014
Atatürk’ün izinde, jingle bells all the way
23.12.2013
“Bir elitin ölümü”
20.12.2013
Cemaat + İsrail + Amerikan neo-con’ları
17.12.2013
Atatürkçülüğün sanal âlemi: “Zalim AKP diktatörlüğü”
13.12.2013
Hayatın anlamı (3) Steve Biko ve “dünyanın en mutlu polis devleti”
10.12.2013
Hayatın anlamı (2) Ghetto, Bantustan, Kürdistan
08.12.2013
Hayatın anlamı (1) Mandela ve Atatürk Ödülü
06.12.2013
Madiba 1918-2013
1.12.2013
Ya Kızıl Ordu (1946-47’de) Fransa’ya kadar gitseydi
30.11.2013
İstiklâl Mahkemeleri ve Moskova Duruşmaları; Kemalist terör ve Stalin terörü
25.11.2013
Oldu mu sayın Arınç, yaptığınızı beğendiniz mi
22.11.2013
Haklı ve haksız muhalefet
20.11.2013
Gönüllü emeği unutanlar
18.11.2013
“Sizden Atatürkçü çocuklar bekliyoruz”
11.11.2013
Altı buçuk ay olmuş
18.06.2013
16 HAZİRAN 2013, PAZAR: SAAT 17-20 ARASI NİŞANTAŞI, VALİKONAĞI
17.06.2013
Bir soru: AKP kendi kitlesini sokağa ve Taksim'e dökerse ne olur?
01.05.2013
632. Buraya kadarmış
27.04.2013
İknacı bir yol haritası
25.04.2013
Tarihsel gerçek, neden hukuktan daha önemli
24.04.2013
1915’in abc’si: soykırım sorunu
20.04.2013
Seyir defteri (3)
18.04.2013
Seyir defteri (2)
17.04.2013
Seyir defteri (1)
13.04.2013
Çatalhöyük
11.04.2013
Faşizan bir spor kültürü ve Fatih Terim
10.04.2013
‘Bir zamanlar kardeştiler’
08.04.2013
Yeniden birleşirken
08.04.2013
Başbakan kürk giyenlere tepki gösterdi
03.04.2013
’Ankara’nın ihtiyarları’
30.03.2013
Tarihsel Marx
28.03.2013
Evvel zaman içinde
27.03.2013
Noktayı Newroz koydu
23.03.2013
Gelinen noktaya ilişkin, bir özet daha
21.03.2013
Hakan Erdem’den bir açıklama (ve yorumum)
20.03.2013
Engin Ardıç yüzünden, kerhen, tekrar Torosyan
16.03.2013
Devrimin yeni formülü
14.03.2013
Kim birleştirir, kim böler
13.03.2013
Bernstein’ın günahı
09.03.2013
Hayat, tarih ve revizyonizm korkusu
07.03.2013
‘Hareket’ ve ‘nihaî amaç’
06.03.2013
Sadece Öcalan
02.03.2013
‘Ezilen’in irredantizmi de mi haklı olur
28.02.2013
Tekelci bir milliyetçilik, nerede durabilir
27.02.2013
Arabayı atın önüne koşmamak
23.02.2013
Barış, Türkiye’den başka nerede aranabilir
21.02.2013
Değinmeler (2) Aydın Engin’e birkaç itiraz
20.02.2013
Edebiyattan kopya çeken hayat
16.02.2013
Boris’ler, Suphi’ler, Musa Anter’ler
14.02.2013
Organize suç olarak savaş, devletin doğuşu ve PKK
13.02.2013
Değinmeler (1)
09.02.2013
Tatilden (son) ABD’nin ve TC’nin Cumhuriyetçileri
07.02.2013
Hâlâ tatilden (5) Münih’te bir müze sohbeti
06.02.2013
Hâlâ tatilden (4) Charles Rosen
02.02.2013
Tatilden (3) Kahramanlar ve olağanüstülükler
31.01.2013
Tatil notları (2) Atatürk, Lincoln ve demokrasi
30.01.2013
Tatil notları (1) Lincoln’ın ve Atatürk’ün tiz sesi
26.01.2013
Detoks
24.01.2013
Erdoğan’ın kafasındaki Türk-Kürt nüfus sorunu
19.01.2013
Empedokles’in ve Hrant’ın pabuçları
17.01.2013
10) Muzaffer Albayrak: Paşa Kudüs’te; mühürde yanlış, sahtecilik kanıtı
16.01.2013
(9) Tasdiknâme; Osmaniye nişanı; yarı ümmî kâtip; rütbe ve imza ‘mosmor’
12.01.2013
8) Edhem Eldem: her iki belgeyi aynı acemi yazmış
10.01.2013
7) Sahte belgeler: ikisinin de içeriği uydurma
09.01.2013
(6) Dedenin hayatının tanığı, torunu olabilir mi
05.01.2013
Cevaplar (5) Temel bir algı ve idrak sorunu
03.01.2013
Cevaplar (4) En gülünç apoloji: Torosyan ‘tarihçi değil’miş
02.01.2013
Cevaplar (3) Gerçeğe ‘partizan’ yaklaşım
29.12.2012
Cevaplar (2) Velev, şey oğlu şey olsam...
27.12.2012
Taner Akçam’a cevaplar (1) Konu neydi ve (ah o mahut soru) ‘neden/şimdi’
26.12.2012
Taner Akçam’ın keşfettiği muhteşem komplo
22.12.2012
Harley-Davidson’cılar
20.12.2012
Hani nerede bilim ahlâkı
19.12.2012
Öksüz-yetim kalmışlık
15.12.2012
Hakan Erdem’in görüp sordukları (2)
13.12.2012
Bunlar da Hakan Erdem’in görüp sordukları (1)
12.12.2012
Torosyan’ın kimliği açığa çıkınca, sorun halloldu mu
08.12.2012
Bir metnin ‘iç kritiği’ ne demektir
06.12.2012
Tartışmanın geniş çerçevesi
05.12.2012
Tartışmanın dar çerçevesi
01.12.2012
Bu da Fazıl Say’ın ‘kültürel diktatörlük’ özlemi
29.11.2012
TTK’ya yeni işlev: dizi komiserliği
28.11.2012
Bir yanda Fazıl Say, bir yanda Tayyip Erdoğan
24.11.2012
Gazze ve Kürdistan
22.11.2012
Aşiret ve devlet
21.11.2012
Walter Mitty’nin Gizli Hayatı
17.11.2012
Hem yutmuş, hem tahrif etmiş, hem telâşa kapılmış
15.11.2012
Paradigmatik körlük, olursa bu kadar olur
14.11.2012
Çevir kazı, yanmasın
10.11.2012
Biraz fazla hasar, bir ‘batık zırhlı’ eder mi
08.11.2012
Strateji dehası Torosyan, kara harekâtını bilmiyor
07.11.2012
Aktar’ın hiç değinmediği bazı aşikâr palavralar
03.11.2012
Ne yapsın, inanmış bir kere
01.11.2012
Bu ‘tasdiknâme’nin içeriği gerçek dışı
31.10.2012
‘Masa başı’ tarihçileri ve tarihçiliği hiç bilmeyenler
27.10.2012
Çanakkale’de ne oldu, ne olmadı
25.10.2012
Bilvesile, Halil Namık Bey
24.10.2012
İki buçuk yıl sonra tekrar, Torosyan’ın masalları
20.10.2012
‘Bak, kimlerle berabersin’
18.10.2012
Taraf, Bolşevik Partisi mi
17.10.2012
Kavgaymış; girsem mi acaba
14.10.2012
Eric Hobsbawm ve Komünizm Romansı
13.10.2012
En temel bazı noktalar
11.10.2012
İki büyük tarihçiyi birlikte anmak
06.10.2012
Uçurumun kıyısında
04.10.2012
İletişim özürlü bir yargı, demokrasiyi diri tutamaz
03.10.2012
Mahkeme politik değil, apolitik ve bürokratikti
02.10.2012
Eric Hobsbawm [1917-2012] yazdı geçti bu dünyadan
29.09.2012
Lidersiz, cuntasız, kararsız, bir de geveze darbeciler
27.09.2012
‘Kin ve intikam’mış
26.09.2012
Ben ‘ama’sız memnunum; bu çok gerekliydi
22.09.2012
Her ‘ideolojik çatı’nın kendi ‘birlik andı’ var
20.09.2012
Demokrasiye karşı, Liberalizme vurmak
19.09.2012
‘Liberal avı’na Marksizmin katkısı
15.09.2012
Breivik ve Azerbaycan
13.09.2012
Bela Biszku
12.09.2012
Bir çapsızlık öyküsü
08.09.2012
Nasıl hem vatan haini, hem milliyetçi olunur
06.09.2012
Nelerle uğraşıyoruz, uğraştırıyorlar
05.09.2012
Yalanlarınızı gördüm, ikiyüzlülüğünüzü gördüm
01.09.2012
Aslan amcam
30.08.2012
‘Normal’ savaşın türevi vahşet; ‘anormal’ vahşetin kökeni savaş
29.08.2012
Bu çığlık hakiki,bu çığlık çoğalacak
25.08.2012
Şiddet, yalan ve ‘Kürt özgürlük hareketi’
23.08.2012
Akşam-sabah iki CHP vak’ası
22.08.2012
Olimpiyatlardan, Hüseyin Aygün’le uyanmak
28.07.2012
İki taşra estetiği : Texas neo-con’ları ve AKP
26.07.2012
İki tarz-ı hükümet
25.07.2012
Sosyalistlere siyaset neden çok zor geliyor
21.07.2012
Bolu-Ankara hattı
19.07.2012
Birleşik cepheler
18.07.2012
Gene berbat bir ülke
14.07.2012
Hükümet ve Diyanet
12.07.2012
Anti-telesiyej
11.07.2012
Kosova korkusu; lânet olası parçacık
30.06.2012
Ve ecnebi mürebbiyeler
28.06.2012
Beynelmilel orospular, millî anneler
27.06.2012
Uygar ve güvenilir kadın; Kemalizm ve AKP
23.06.2012
Nüfus, İttihatçılık ve Ermeni soykırımı
21.06.2012
Aile, kürtaj ve Stalinizm
20.06.2012
Aile ve annelik madalyaları
16.06.2012
Aile, kürtaj ve Nazizm
14.06.2012
Marksizm ve Kemalist sonderweg (özel patika)
13.06.2012
Nâzım ve Nihal Atsız : bir karşılaştırma
09.06.2012
Yan pistin yan pisti : Nâzım ve kadınlar
07.06.2012
‘Fuhşiyat’ın ardındaki özgür kadın korkusu
06.06.2012
Evinç ve Mekin Dinçer
02.06.2012
Büyük (ve saf) bir nüfus arayışı
31.05.2012
Erdoğan, proto-faşizm içinden konuşuyor
30.05.2012
Özet ve yol haritası
26.05.2012
İki tür tanıklık
24.05.2012
Kamyonetimi isterim ! Amerikalılarımı isterim !
23.05.2012
Celâlettin Can’dan, Mustafa Yalçıner’e
19.05.2012
İkrarın böylesi
17.05.2012
Tertip için iki olasılık : (2) dışarıdan saldırı
16.05.2012
Tertip için iki olasılık : (1) içerden provokasyon
12.05.2012
Acele işe şeytan karışır
10.05.2012
Ulusalcılar ve 19 Mayıs, solcular ve 1 Mayıs
09.05.2012
İyi ki konuşmuşum
05.05.2012
(4) Nâzım Hikmet
03.05.2012
2) Liebknecht’ten (3) Hasan Tahsin’e
02.05.2012
Liebknecht (ve Luxemburg) üzerine bazı düşünceler
28.04.2012
Liebknecht, Reichstag önünde
26.04.2012
Sosyalist tanıklıklar (2) : Karl Liebknecht
25.04.2012
Sosyalistler ‘büyük yalan’a karşı (1) : Jean Jaurès
21.04.2012
‘Akademi ayağı’ olursa böyle olur
19.04.2012
Bernard Lewis, Çevik Bir ve ASMEA
18.04.2012
Şah ve mat
14.04.2012
(Hangisi benim köklerim, asıl memleketim)
12.04.2012
‘Führer ilkesi’ ve Kızılelma
11.04.2012
Floransa’dan Kürdistan’a
05.04.2012
Milliyetçi mistisizm ve güçlü lider arayışı
04.04.2012
Nazizm, Führer’in yetkileri, Hitler selâmı
31.03.2012
Abdülhamit, Evren, Öcalan
29.03.2012
Komünist ‘kişi kültleri’ ve anayasaları
28.03.2012
Mutlakiyeti de, parti diktasını da aşıyor
24.03.2012
(Dönüş: Greko’ya Rapor)
22.03.2012
(Çeşme, değirmen, yaşlı çınar ağacı)
21.03.2012
(Girit’te dört gün)
17.03.2012
4. soruma, 11. madde (yani hamsi reçeli)
15.03.2012
Stalin aynasında Öcalan
14.03.2012
‘Haklı şiddet’, iç şiddet ve Stalin’in kedi-fare oyunu
10.03.2012
İlk iki soru, ilk iki cevap
08.03.2012
Antropologun tarihsiz, zaman dışı totemi
07.03.2012
‘24’ün ‘işkenceden başka çare yok’ totemi
03.03.2012
Öğretim sorunları
01.03.2012
Asıl epistemolojik kopuş, hangisi
29.02.2012
Yozlaşma (3) : Özentiler, ASALA, Winnie Mandela
25.02.2012
Nasıl yozlaştı (2) : silâhlı mücadele enflasyonu
23.02.2012
Nasıl yozlaştı (1) : ‘Haklı şiddet’ ve Üçüncü Dünya
22.02.2012
Dinden, Marksizme
18.02.2012
‘Haklı şiddet’ nasıl başladı
16.02.2012
Sol, devrim, şiddet (ek notlar)
15.02.2012
Yeni blok denemeleri
11.02.2012
İkinci iddia : 12 Eylül’de Solun sorumluluğu yok mu
09.02.2012
Evetler, hayırlar
08.02.2012
En samimiyetsiz iddia : ‘yersiz’ ve ‘zamansız’
04.02.2012
Bir Nabi Yağcı özeti
02.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (2)
01.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (1)
28.01.2012
Millî Güvenlik’ten, Vatandaşlık dersine
26.01.2012
Voldemort’un Horcrux’u
25.01.2012
Gerçek, arkadaşlıktan önemlidir
21.01.2012
Judt, Hrant, karmakarışık
19.01.2012
Açılmak, açılmamak; okumak, okumamak
18.01.2012
Sol Reform Partisi
14.01.2012
Mazower ve Hobsbawm
12.01.2012
Bir örnek : İngiliz Marksist tarihçileri
11.01.2012
Hayır, sorun ‘political correctness’ değil
07.01.2012
Her şey, ilelebet “Marksizm” olabilir mi ?
05.01.2012
Neler gitti, neler kaldı
31.12.2011
O sosyalizm yok artık
29.12.2011
Temel tanımlar: Sol, Marksizm, sosyalizm
28.12.2011
Ne demiş olabilirim, ne demem gerekirdi
24.12.2011
Teorik apriorizm itirafı
22.12.2011
(Murat’a iki küçük itiraz)
17.12.2011
‘La Guerre est Finie’
15.12.2011
Bir bahtsız, bir akılsıza demiş ki...
10.12.2011
Tartışmanın özeti (2) : Roni Margulies
08.12.2011
Tartışmanın özeti (1) : Murat Belge
03.12.2011
Devrim, Dersim, normalite
01.12.2011
Dersim, özür, şaşkınlık
26.11.2011
Solun hayal perdesi ve reel Kürt hareketi
24.11.2011
Eski-yeni ayrışmalar
19.11.2011
4) Kürt sorunu ve Kürt hareketi sorunu
17.11.2011
Nerede duruyorum (3) : Yalan ve utanmazlık
14.11.2011
Nerede duruyorum (2) : Kürtler, PKK, KCK
10.11.2011
Nerede duruyorum (1) : ‘ideolojik çatı’ sorunu
07.11.2011
Soran olmadı ama, hayır, ben BDP’de ders vermek istemiyorum
05.11.2011
İğrenç şeyler
03.11.2011
Korkunç şeyler
29.10.2011
(IV) Solculuk ve kötülük
27.10.2011
(III) KKK : Küçük ve katıksız kötüler
22.10.2011
(II) Kültür ve kötülük
20.10.2011
Kötülük üzerine (I) : Salt kötülük
15.10.2011
Militanlık, bağımsızlığa karşı
13.10.2011
Aşırı angajmandan, eleştirel bağımsızlığa
08.10.2011
Rousset (1949): Taraf ve Karayılan (2011)
06.10.2011
Taraf, Tacitus, Cicero ve Lenin
01.10.2011
Aydın ve partisel yalan
29.09.2011
Parti, gelenek, enternasyonal
24.09.2011
Cesaret ve korkaklık, vefa ve vefasızlık
22.09.2011
Muhalif Marksizmden iktidar Marksizmine
17.09.2011
Parti ve aydın
15.09.2011
‘Benim aydınım’
10.09.2011
Fay hattı
08.09.2011
‘Millî süzgeç’ ve Murat Belge
03.09.2011
400. yazı: ‘millî süzgeç’ ve kendi hayatım
01.09.2011
Sansür ve oto-sansür
27.08.2011
Hikâye-i Emerik (2)
25.08.2011
Hikâye-i Emerik (1)
20.08.2011
Öyle ağırdı ki eli
18.08.2011
Bilim ve bağlılık yemini
13.08.2011
Anahtar, süzgeç, filtre
11.08.2011
‘Tartışma’nın sınırları
06.08.2011
Lider direktifiyle tarih
04.08.2011
Hep devletin gölgesinde
30.07.2011
Devlet eliyle tarih
28.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (3)
23.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (2)
21.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (1)
16.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün görüşleri
14.07.2011
Mektup ilginç de, kitap bir tuhaf
09.07.2011
Sansürün sansürü
07.07.2011
94. Sone
02.07.2011
Tepedeki’nin bildiği ve bilmediği
30.06.2011
‘Küçük Baba’ ideolojisi
25.06.2011
Şaka gibi
23.06.2011
Hünkâr mı büyük, ‘Muhammed Efendi’ mi
18.06.2011
Geçişler ve ‘uluç’lar dünyası
16.06.2011
Devletin sesi, toplumun gizli yaşamı
11.06.2011
Akıl ve Tarih yanlıları
09.06.2011
Tekrar Aydınlanma; felsefe ve tarih
04.06.2011
Kiminle birlik
02.06.2011
Ayrı dünyalar
28.05.2011
Arrow’un kararı
26.05.2011
Kenan ve Dragan
21.05.2011
Saraybosna Çellisti
19.05.2011
Kaybolduğum haftalar...
14.05.2011
Aydınlanma ve Ortaçağ
12.05.2011
Ortaçağ ve tarih
07.05.2011
Hangi Aydınlanma
05.05.2011
Üç altın çağ
30.04.2011
Nabi’ye notlar (4)
23.04.2011
Nabi’ye notlar (2)
21.04.2011
Nabi’ye notlar (1
16.04.2011
Ergenekon, yaşıyor hâlâ
14.04.2011
Buradan, nereye...
09.04.2011
Kimin Kürdü
07.04.2011
“Sivil itaatsizlik”
02.04.2011
Maksimalizm: nereye kadar
31.03.2011
PKK’nın AKP sorunu
26.03.2011
Hegemonya ve “psikolojik savaş”
24.03.2011
PKK’nın barış ve şeffaflık sorunları
19.03.2011
PKK ve Taraf
17.03.2011
“Sol”un haset ve nefreti
12.03.2011
İki faktör : ‘Taraf’ ve AKP
1 0
Hrac Madooglu 7.7.2015 - 03:19:47
Hele sukur. Havuz medyasi yazarlarinin her gun papagan gibi tekrarladigi safsatadan kendinizi ayirmaya basladiniz. Yazdiklariniz hepsi gercek ve bunu havuz medyasi da biliyor. Birinin yazisini okursaniz, otekileri okumaya gerek bile yok. Hep ayni nakarat. "Ust Akil" denen nesne AK Partiye oy kaybettirdi. Bu is icin de HDPyi kullandi. PKK ISiDden daha tehlikeli. Ust Akil yuzunden Kurtler cozume sirt cevirdi, vs. Kenan inan'in yazdiklariyla Hilal Kaplan'in, Markar Esayan'in ve digerlerinin yazdiklari ayni tornadan cikmis gibi. Markar Esayan dun Agos'a verdigi repotajda da bunlari soyledi. Bu arada ustunde durmadiginiz onemli bir konu var: Hukumetin ISiDle yaptigi ve belki de hala devam eden isbirligi. Bunun sorusturulmasi ve ayrintisina kadar ortaya cikartilmasi lazim. Suriyedeki Kurtlere saldiri planlarindan da bahsetseniz yararli olur. Sizce bu planlanan savas'in amaci ve hedefi nedir?
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%51,00
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive