Nabi Yağcı:Kritik eşikteyiz, tutum alma zamanıdır
Son Dakika
Kocaeli Barışı Konuşacak! Esat Korkmazın beklenen kitabı çıktı: KATHARLAR Nabi Yağcı:Kritik eşikteyiz, tutum alma zamanıdır Gezi protestolarına Pazartesi'den önce müdahale yok Ömer Şahin:Ankara'da erken seçim sesleri Tarhan Erdem: 10 ay sonra çifte seçim Kürt Çalışmaları Palatformu Diyarbakır'da buluşacak Erdoğan ve Füle'den basına kapalı görüşme ABD'den Erdoğan'a jet yanıt: Wall Street'te kimse ölmedi Kardeş Türküler'den Erdoğan'a: Bu ne kibir, bu ne öfke; gel yavaş gel, yerler yaş
Ali Haydar Fırat:Yeni bir Türkiye kurulurken
Ali Haydar Fırat:Yeni bir Türkiye kurulurken
 
Baskın Oran: Doğum günümüz kutlu olsun
Baskın Oran: Doğum günümüz kutlu olsun
 
Yetvart Danzikyan: Direnişin getirdikleri
Yetvart Danzikyan: Direnişin getirdikleri
 
Ahmet Altan'ın Gezi Parkı yazısı:
Ahmet Altan'ın Gezi Parkı yazısı:"No pasaran"
 
3 yazar aynı soruyu soruyor:AK Parti nereye koşuyor?
Taraf Gazetesi yazarları Ahmet Altan ile Markar Eseyan,Zaman Gazetesi yazarı İhsan Dağı, kaleme aldıkları yazılarında AK Parti'deki değişimden yola çıkarak son gelişmeleri değerlendiriyorlar. İşte o 3 yazı:    
20 Eylül 2012 Perşembe - 20:22:32
Bu Habere 2 Yorum Yapıldı
Bu Haber 2186 Defa Okunmuştur

 AHMET ALTAN


AKP’liler bir dinleyin

resim


 Muhafazakâr kesim, Başbakan Erdoğan’ın bütün devleti kontrolü altına aldığına inandığından beri devletin her birimine yönelik eleştiriyi AKP’ye yapılmış bir saldırı olarak görüyor.



AKP medyasının orduyla ilgili olaylara üç yıl önce verdiği tepkiyle bugün verdiği tepki arasındaki fark sadece ilkesiz olmalarından kaynaklanmıyor, devleti korurken “kendi devletlerini” ve kendi iktidarlarını koruduklarına inanmalarından da kaynaklanıyor.

Bütün vatandaşlara ait bir devlet değil de sadece kendilerine ait bir devlet istemelerindeki çarpıklığı şimdilik bir kenara bırakalım.

Bugünkü tehlike, AKP’lilerin ve Başbakan’ın yaşadığı “devlet bizim oldu” yanılgısı.

Bunun, sadece AKP’nin iktidarını değil hepimizin hayatını tehlikeye atan sonuçları.

Benim görebildiğim, AKP’yi iktidardan devirmek isteyen “devlet içindeki bir gücün” AKP’nin“himayesinde” fevkalade korunaklı ve özgür bir şekilde faaliyet gösterdiği.

İzninizle bütün AKP’lilere sorayım.

Uludere’yi AKP’nin devleti mi vurdu?

Beytüşşebap baskınında, kasabanın girişindeki tek köprüyü AKP’nin devleti mi korumasız bıraktı?

Önceki gün silahsız askerleri sivil otobüslerle yola çıkarıp PKK’ya haber uçuranlar, yolun denetimini doğru dürüst yapmayanlar, düz ovada PKK’lıların gelişini de gidişini de görmeyenler, AKP’nin devleti mi?

Bingöl’deki şu son olayda yaşanan tuhaflıklar hiç dikkatinizi çekmiyor mu?

PKK’ya istihbaratın nasıl gittiğini merak etmiyor musunuz?

Pusuya yatan PKK’lıların hiç fark edilmemesi zihninizde bir soru işareti yaratmıyor mu?

Saldırı sırasında, otobüsleri koruduğu söylenen zırhlı araçların hiç ateş açmaması, olay yerinden uzaklaşması sizi hiç düşündürmüyor mu?

Saldırıdan sonra PKK’lıların düz ovada nasıl rahatça kayıplara karıştıklarını hiç sorgulamıyor musunuz?

Askerî vesayet döneminde bu tür davranışları, bunların “AKP’yi devirmek için olduğuna”inanarak eleştirirdiniz, bugün bu davranışların amacının ne olduğunu düşünüyorsunuz peki?

Bakın, Genelkurmay Başkanı ile iftar açmak “ordunun denetimini” ele geçirmek anlamına gelmez.

“Genelkurmay Başkanı bizden” inancıyla orduyu her türlü denetimden azade tuttuğunuzda başınıza neler geleceğini bilemezsiniz.

Şunu da hiç unutmayın, yeryüzünde günde 10 ölüyü taşıyabilecek hiçbir hükümet yoktur, mutlaka devrilir.

Askerlerin onar yirmişer ölmesini sessizce izleyip, bunun tartışılmasını engellemeye uğraşmak, sonunda sizin iktidarınızı yerle yeksan eder.

“Devlet bizim oldu” sevinci sizin gerçekleri görmenize engel oluyor.

Devlet sizin olmaz.

Hiçbir zaman olmayacak.

Eğer demokrasi gelirse, demokrasilerde devlet hiçbir partinin malı olamayacağı kendinize ait bir devletiniz olmayacak demektir.

Demokrasilerde partiler devletin “sahibi” değil “yöneticisi” olurlar çünkü.

Demokrasi dışı bir yapıda “kendinize ait bir devletiniz” olmasını istediğinizde, ki bugün bunu istiyor gibi gözüküyorsunuz, büyük bir felaketle karşılaşırsınız.

“Demokrasi dışı bir yapıda devleti sahiplenmeyi” doğallaştırırsınız, demokrasi dışı bir yarışı“meşrulaştırırsınız”.

Demokrasi dışı bir yapıda yarış başladığında, o yarışı “silahı en fazla olan” kazanır.

O da ordudur.

AKP’lilerin ve Erdoğan’ın “devleti ele geçirdik” güvenini en fazla yaşadıkları sırada Uludere’nin gerçekleşmesi bir tesadüf mü sizce?

Uludere’den sonra art arda felaketlerin sıralanması bir tesadüf mü?

Bütün “silahlı” olayların sonunda AKP’nin darbe yemesi tesadüf mü?

Bu olaylarda AKP’yi “devletin sahibi” olduğuna inandırıp öne iterek, AKP’yi her facianın“sorumlusu ve savunucusu” yapan “aklın” partinizi ve iktidarınızı nereye doğru ittiğini gerçekten görmüyor musunuz?

Ordunun her hatasının faturası artık orduya değil AKP’ye kesiliyor, bunu fark etmiyor musunuz?

Tabii, “devlet benim oldu” yanılgısının içeride olduğu gibi “dışarıda” da yansımaları oluyor, AKP dünyanın gözünde birdenbire Suriye’deki “El Kaide” tarzı yapılanmaların “kollayıcısı” durumuna düştü.

Türkiye’nin “Ortadoğu’nun Pakistan’ı” olduğuna dair yorumlar yayınlanıyor.

Bu gelişmeler, bir zamanlar AKP’nin en büyük müttefiki olan Batı’nın bugün AKP iktidarına kuşkuyla baktığını ve onu yalnız bıraktığını düşündürmüyor mu?

Dış dünyanın desteğine sahip olmayan siyasi bir iktidar, “demokrasi dışı” bir rekabette orduyla başbaşa kaldığında neler olabileceğini hiç aklınızdan geçirmiyor musunuz?

AKP yanlış bir hayal için kendi iktidarını buduyor.

Eğer AKP yaptığı hataların bedelini siyasi arenada öderse gene pek bir sorun yok ama onu “kanlı bir kaosla” devirmek için birileri harekete geçerse, bu sefer hepimizi evimizin kapısında vururlar.

AKP’li yöneticiler de bizimle aynı kaderi paylaşır.

Aynı kaderi paylaşacak insanların uyarılarını “düşmanlık”, sizi devirecek olanların yaptıklarını“dostluk” sanıyorsunuz.

Bence bir daha ve iyi düşünün.


ahmetaltan111@gmail.com


Taraf Gazetesi/ 20 Eylül 2012


                                         ***********************************************


 

İhsan DAĞI

Dokunulmaz devletin dönüşü

resim


 Devlet 'aklanıyor'. Elbette kastettiğim AK Parti'nin artık devlet haline gelmesi değil. Tabii ki AK Parti devlet, hatta çoktan devlet olmalıydı. Bütün normal demokrasilerde seçim kazanan ve hükümet eden güç, devleti temsil eder ve yönetir.


 


'Devletin aklanması'yla kastettiğim şu; AK Parti devleti yönetir hale geldikçe devleti, devletin kurumlarını ve bürokratları da 'aklıyor', onlara adeta bir dokunulmazlık zırhı sunuyor. Bugün ne Genelkurmay başkanı, ne ÖSYM başkanı eleştirilemiyorsa veya eleştiriler bir anlam ifade etmiyorsa, nedeni 'devletin arkasında duran' güç; yani AK Parti hükümeti...


Bu güç sayesindedir ki ideolojisi eskiyen, kadroları dökülen, işlevi işlemeyen eski, arkaik devlet yeni bir formatta 'diriliyor'.


Devlet yakın tarihimizde hiç bu kadar muktedir olmamıştı. Sivil toplumun, ekonomik aktörlerin, iç denge mekanizmalarının denetlemediği, kısıtlamadığı devletten ben korkarım. Böyle bir devletin önüne 'derin' eki gelmesi pek uzak ihtimal değildir çünkü.


Son derece enteresan bir süreç... Sivilleşme taleplerinin ve dinamiklerinin iktidara taşıdığı AK Parti toplum karşısında devleti dirilten, güçlendiren bir işlev görmeye başlıyor. Yani sivil toplum karşısında gerileyen, etkisini, gücünü ve hatta meşruiyetini kaybeden 'Kemalist devlet' AK Parti iktidarında kılık değiştirerek kendini 'yeniden üretmeyi' başarıyor.


Kemalist ideolojik dokusu çözülen devlet 'muhafazakâr kimlik ve semboller' enjekte edilerek diriltiliyor. Tabii ki buna 'devletin eski sahipleri' ses çıkarmıyorlar. Kurtarılan onların devleti... Ne demek istediğimi anlamakta zorlananlar ordunun son dönemdeki durumuna baksın. Uludere'de sivil halkı bombalayan, Afyonkarahisar'da acemi erlere gece yarısı el bombası saydıran ordu 'muhafazakâr iktidarın koruma kanatları' altında eskisinden daha rahat, dokunulmaz ve eleştirilemez konumda. Bu alış-verişte kazanan kim sizce?


'Devlet,' AK Parti ve muhafazakârlar üzerinden kendine yepyeni ve sağlam bir 'arka' buldu. Bunu AK Parti 'devlet-millet kaynaşması' sanıyor olabilir. Bence olan, devletin millet üzerindeki kontrol araçlarının daha da güçlenmesinden başka bir şey değil. Toplumun ve sivil dinamiklerin 1980'lerden beri devlet karşısında kazandığı mevziler geri alınıyor. Hem de 'muhafazakâr bir kamuflaj'ın altında...


Bence çok zekice bir 'yeniden inşa' dönemi yaşıyoruz; devleti muhafazakâr kimlik ve kitlelerle buluşturarak 'yeniden üretmek'. Bu 'yeni zemin' hem ideolojik bakımdan daha sağlam hem de kitlesel destek itibarıyla daha geniş, güçlü ve de meşru...


Sonuçta 'toplum-millet' karşısında 'kamu otoritesi'ni inşa eden bir rol oynuyor AK Parti, bilerek veya bilmeyerek...


İşin püf noktası şu; devletin ideolojik zemini değiştiriliyor, ama toplum üzerindeki 'denetleyici', 'kurucu', 'hakim' rolü tahkim ediliyor. Dahası 'muhafazakâr' söylem ve semboller buyurgan ve hakim devleti meşrulaştırıyor, normalleştiriyor ve toplumsallaştırıyor. Şunu söyleyeyim; AK Parti devleti 'kurtarıyor'; atadıklarıyla MİT'i, YÖK'ü, ÖSYM'yi aklıyor, orduyu temize çıkarıyor.


Dün Kemalist ideolojinin koruma kanatları altında olan 'devlet' bugün AK Parti'nin, muhafazakâr-dindar kimliğinin altında çok daha güvende. Dün kolaylıkla eleştirilebilen 'devlet' bugün adeta dokunulmazlık kazanıyor.


Devletin yeniden hayatımızın her alanına derinlemesine karıştığı, her alanı kapladığı bir süreçten geçiyoruz. Devlet çok güçlü, sivil toplum ise sessiz, edilgen ve ürkek. Geçenlerde yine yazmıştım; 'ortalıkta Genç Siviller' bile yok. Toplumun aktör olma iradesi zayıflıyor; aktörlüğü tümüyle siyasete emanet ediyor. Siyasetse devleti yeniden üreten bir işlev kazanmış durumda.


Dün Kemalist kimliklerinden dolayı eleştirilemez olan kurumlar, bugün AK Parti hükümetiyle girdikleri ilişkinin diyeti olarak eleştirilemezlik istiyorlar. Ordu, bürokrasi, MİT, yargı AK Parti'nin dokunulmazlık zırhının altına girmek istiyorlar. Biz de bunu AK Parti'nin devlet olması ve devlet-millet kaynaşmasını sağlaması sanıyoruz.


Dün Kemalist zırhın içinde dokunulmaz olan kurum ve yapılar bugün de AK Parti'yle birlikte görünerek bir dokunulmazlık zırhı edinmeye çalışıyorlar. Benden uyarması...


Zaman Gazetesi


18 Eylül 2012


                                             ************************************************


 


 

Markar ESAYAN

Ayrılmayı bile beceremeyiz

resim


 İnsanların her konuda kaldırabileceği bir yük var. Bu sınır ihlal edildiğinde, insan hayatta kalmak için iki türlü yol deniyor. Ya güçlü davranarak o sorunları çözmeye çalışıyor ve mesafe kat ederek “ferahlıyor”, ya da o sorunlar karşısındaki duyarlılığını, insani özelliklerini kurban etmeyi tercih ediyor. Bu şablon sürekli aynı şekilde kendisini tekrarlıyor. Oysa doğru ve güçlü davranmak da mümkün. Mümkünden ziyade yaşamın bir zorunluluğu. Normali bu, anomali bu bahsettiğim çaresizliktir.



Son dönemde herkesin yüzünde bir mutsuzluk, öfke ve çaresizlik okuyorum. 90’lı yılların sonuna kadar uğursuz rakam 33 idi. 33 asker, 33 köylü, böyle giderdi insan kayıpları. Normal bir insan bunu taşıyamaz. Ya bu ölümlere karşı duyarsızlaşmak zorundasınız, ya da çözmek. Şimdi de bir 8-10 rakamıdır gidiyor. Sekiz polis Bingöl’de öldürülüyor, derken o yerin 20 kilometre kadar yakınında 200 silahsız askeri taşıyan konvoya roketatarlı saldırı yapılıyor. Şu anki kayıp sayısı 10 asker. Aynı gün Çankırı Ilgaz’da tek bir trafik kazasında 10 kişi ölüyor. Bunları anlamaya, sindirmeye çalışmak gerçekten zor. Bu kâbus döneminin, açılımların ertesinde gelmesi, barış ümitlerinin tepe yaptığı noktadan bu kadar diplere düşmek, insanı da toplumu da, siyaseti de hasta eder. Ve tuz tadını yitirirse, tuzu nasıl tatlandıracaksınız tekrar?

Evet, herkeste bir karamsarlık var ve çoğu kişi neyin nasıl çözüleceği konusunda pusulasını kaybetmiş gibi. Bu ruh durumunu paylaşmayı reddetmenizi tavsiye ediyorum. Sonuna kadar barışın mümkün olduğunu iddia ederken, iddianın ayaklarının yere basmasını sağlamakla yükümlüyüz. Barışın neden gerçekleşmediğini emek harcayarak, anlamak, öğrenmek, hataları ayıklamak ve yeniden yeniden denemek zorundayız. İkinci bir opsiyon yok. Çünkü mesela “Biz birlikte yaşayamıyoruz, yetti bu ölümler, ayrılalım gitsin” diyen “Türkler ve Kürtler”, bu ayrılık fikrine bile emek harcamış değiller. Nasıl ve hangi yönteme göre olacak bu? Halk ayrılmayı istiyor mu? Bunun maliyeti nedir? Kimsenin umurunda değil. Sadece ağır bir çaresizlik ve barışı isteyenleri saflıkla suçlama durumu, o kadar. Menzili olmayan bir mağduriyet duygusu, çiğ, tehlikeli ve çocukça.

Sanki kibritten bir ev yapıyoruz; tam bitirirken bir aksaklık oluyor ve bir yumrukla evi dağıtmaya kalkıyoruz. Bir duygu, öfke, kibir fırtınasıdır gidiyor. Nasıl diye sorduğunuzda ne barış, ne de savaş konusunda ahlak ve akıl içeren bir kararlılık var. Mesela ben de iddia ediyorum ki, Türkler ve Kürtler birbirinden ayrılmayı bile beceremezler. 10 yıl sonra yüz bin gencin ölüsü üzerinden 2010’da kaldığımız yerden aynen devam edilir. Olacağı bu.

Erdoğan Kürt barışını istedi ve örgütle bunu başarabileceğini sandı. Hâlbuki Türkiye hâlâ derin devletin kontrolündeydi. Bu ne demek? AK Parti’yi devirmek için en güçlü muhalefetin PKK’nın şiddetini gazlanması demek. Necdet Özel’in Başbakan’a tabii olmasının hiçbir anlamı yok. Silvan’dan sonra yaşananlara bakın. Hangisi normal Allah aşkına? Uludere mi? Afyon mu? Son saldırı mı?Başbakan “devlet artık benim” dediği ve reformlardan vazgeçtiği günden beri darbe üzerine darbe yiyor. Suriye’deki durum ile her şey çok daha yakıcı hâle geldi. Çünkü hükümet, hadiseye gerektirdiği ciddiyetle yaklaşmadı. Asıl derdin, Kürtlerin onore edilmesi, haklarının iane gibi gıdım gıdım değil hemen verilmesi gerektiğine ikna olmadı. Örgütle bu işi masa başında kotarabileceğini düşündü.

Her gün 10 askerin ve düzine düzine PKK’lının öldüğü bir ülkede sivil siyaset dengede ve güçlü kalamaz. AK Parti istediği kadar MHP ile flört etsin, istediği kadar milliyetçi hislere oynasın, istediği kadar duble yol, dev camiler yapsın, artık bir merkez partisidir. Bu gidişle, eğer yangın söndürülmezse, iktidar marjinallerin eline geçecektir. Açık veya postmodern darbe yapamayanların oynadığı oyun budur ve bu, PKK’nın da amacına uygun görünmekte. PKK kendisi için savaşıyor ve silahlı bir örgütü döneklikle suçlamanın, Karayılan’a gönül koymanın, kandırılmışlık hisleriyle kibre savrulmanın hiçbir rasyonel karşılığı yok.

AK Parti ne yapmalı? Başbakan öncelikle etrafında örülen sahte dünyadan çıkmalı ve asıl mücadele ettiği şeyin derin devletin farklı bir tezahürü olduğunu görmeli. Hatalarını kabullenmeli. Bu erdemdir. Hükümet muhalefet pozisyonuna geri dönmeli. Bu da devleti sahiplenmekle değil, onu dönüştürme kavgasına devam etmekle olur; yani reformlarla.

Ben Uludere ile başlayan yeni süreçte yaşanan acı olayların hiçbirisinin tesadüfî olduğunu düşünmüyorum. Bunların çoğu buram buram provokasyon kokuyor. Siyaset buradan kırılmaya çalışıyor ve hükümet de bunu doğru hamlelerle göğüsleyemediği gibi, aşırı bir alınganlık ve kibirle yanlış üzerine yanlış yapıyor.

Bu yazı, devletin geçmişte Kürt meselesi ve diğer sorunlarda yüzde yüz hatalı ve vahşice davranmış olduğu gerçeği zemininde yazılmıştır.


mesayan@markaresayan.com


Taraf Gazetesi


20 Eylül 2012


 





  
  
 
  Şuanki Karakter Sayınız :     Kalan Karakter Sayınız   :
 
onaylanan yorumlar “ziyaretçi defterinde” yayınlanmaktadır

 zeus
 dogru ve yerşnde tesbitler.isabetli uyarılar.
 21.09.2012 - 00:37:10

Katılıyorum Katılmıyorum 

%48,82

 Ali Çetinbaş
 3 değerli yazar aylardır AKP'yi uyarıyor.Aylardır yeni bir anayasadan başka çıkış yok diyor ama AKP kurmaylarının bunu anlaması mümkün değil. Ülkemiz kaybediyor. Yazık ve günah...
 21.09.2012 - 00:33:13

Katılıyorum Katılmıyorum 

%52,90

Ziyaretçi Defteri Yorumlarını OKUYUN..!
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER veya www.marmarayerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

 
 
 
 
 
 
 
 
 

Yazarlar

Yazarlar







Sayısal Loto
25 ŞUBAT 2012
Tarihli Çekiliş Sonucu
03 10 13 35 41 47
Şans Topu

Tarihli Çekiliş Sonucu
On Numara

Tarihli Çekiliş Sonucu
Süper Loto

Tarihli Çekiliş Sonucu