Gürbüz ÖZALTINLI



Bookmark and Share

Alkışlamadan önce düşünmek


14.01.2020 - Bu Yazı 831 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 “Geçenlerde bir namussuz, bir alçak meşru olmayan bir yaşamla onunla birlikte yaşıyor. Asit veya kezzap atıyor kızın yüzüne. Bir göz gidiyor. Mahkemenin verdiği ceza 13 yıl ortalama. Ben soruşturuyorum, verilen cevap şu; ‘kanunun en yüksek oranı bu’. Bunu da bizim getirdiğimizi söylüyorlar. Ben de diyorum ki ‘siz niye kanun diyerek bize böyle bir cevap yolunu buluyorsunuz?’ Ben kanundan değil, haktan, hukuktan bahsediyorum.  Siz burada hakkı, hukuku adaleti arayacaksınız. Böyle bir olay kendi kızınızın başına gelmiş olsa nasıl değerlendirirsiniz, kanunlara mı bakacaksın? Buradan tüm yargı dünyasına sesleniyorum; bu kanunların sayfaları arasındaki maddelere değil vicdanınızın sesine kulak verin. Adaletin tecellisini hakta, hukukta arayın. Hukuk eşittir kanun değildir. Bunu iyi anlamamız lazım.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Berfin Özek’in yüzüne asit atan saldırganla ilgili verilen yargı kararı üzerine kurduğu cümleler böyleydi. Bu sözlerden anlıyoruz ki, verilen cezayı az bulmuş; adil olmadığını düşünüyor. Böyle baktığımızda hak verebilir, kendimize yakın bulabiliriz söylediklerini. Türkiye’de kadına şiddete ilişkin yargı pratiğinin kötü bir sicili olduğunu biliyoruz. Kadın hakları aktivistlerinin çabalarına çok borçlu olduğumuz açık. Peki erkek zorbalığına isyan edenlerle bu sözlerin sahibi bir kavşakta buluştular mı; öyle mi yorumlamalıyız bu konuşmayı? Hiç zannetmiyorum…

Kulağa makul bir tepki gibi gelen bu sözlerin biraz yapısöküme ihtiyacı var.

“Meşru olmayan bir yaşamla onunla yaşıyor” araya sıkıştırılan bir dikkat çekme cümlesi. Kaçınılamayan bir bilinç altı mı, yoksa yine bir muhafazakâr mesaj fırsatını boş geçmeme refleksi mi; bilemeyiz. Fakat, ağır bir şiddet olayı üzerine tepki verirken “ilişkinin meşru olmadığını” hatırlatmanın en azından bende yarattığı samimiyetsizlik hissini burada kaydetmezsem de ben samimiyetsiz davranmış olurum. Ama asıl konumuz bu değil…Geçelim…

Kurallar koyabiliriz, fakat bu kurallar uygulamada toplumun adalet arayışına cevap verecek nitelikte olmayabilir diyor Cumhurbaşkanı. Sonra bütün yargıya sesleniyor: O halde siz bu durumda yasaya değil adalet duygusuna yöneleceksiniz; verdiğiniz karar yasaya uymuyor ama adalet duygusunu doyuruyorsa doğru olanı yapmışsınız demektir… Ve Erdoğan, haklılığından kuşku duymayan beden dilinin eşlik ettiği sözlerine beklediği alkışı, kendisini dinleyen salondan alıyor.

Erdoğan’ın bu sözleri de, bu sözlerin dinleyicilerde yarattığı heyecan da çok sorunlu.

 Hukuk ve yasa eşit değildir. Bu kuşkusuz doğru. Ama açılması gereken katları var bu önermenin. Hukuktan anladığımız nedir? Birinci soru bu. Hukukun hepimizce kabul gören bir ölçütü var mı? Biz bir kararın kanuna aykırı bile olsa hukuka uygun olduğunu nasıl ayırt edeceğiz; neye göre meşru bulacağız?

Erdoğan’ın buna bir cevabı var aslında. Asıl ürkütücü olan da zaten hukuku yasanın üstünde bir değer olarak tanımlaması değil, hukuki meşruiyeti yerleştirdiği zemin. “Böyle bir olay kendi kızınızın başına gelmiş olsa nasıl değerlendirirsiniz? Kanunlara mı bakacaksınız?” Bu sözlerinden anlıyoruz ki Erdoğan açısından hukuki meşruiyet, kaynağını mağdurun acısını tam tatmin etmekten alır. Eylemin doğrudan muhatabının acısını yeterince yatıştırmayan her yargı kararıyla hukuk arasında, kapatılmayı bekleyen bir boşluk vardır.

Acıyı dolaysız yaşayan mağdurun (kararı veren yargıcın kendi kızının başına geldiğini düşünmesi istendiğinde göre) faile verilecek cezayı tayin ettiği bir düzenin adil olduğunu kabul eden bir bakış açısı var burada. İntikamla adaleti iç içe sokan; yaşanan acının (en azından) aynısının faile yaşatılmasını öngören bir çağrı. İnsanlık, medeniyet dediğimiz yolları kat etmemiş olsaydı failin de suratına asit atılması gerektiğini önerebileceğinden çok az kuşku duyabileceğimiz bir yaklaşım.

Oysa uygarlığın belirgin kazanımlarından birisi suç ve cezanın ele alınışında kısas ilkesinin aşılmış olmasıdır. Suç ve ceza arasında orantı kurarken 1) Suçu tek başına, yoldan çıkmış bir bireyin sırtına yüklemeyen; toplumsal koşulların, yaşanan eşitsizliklerin etkilerini hesaba katan; toplumun da bir ölçüde sorumluluk taşıdığını varsayan 2) Suçluyu gözden çıkartmayan, yeniden toplumda kendisine yer açmasının kapılarını kapatmayan, ıslah edilmesini ve kazanılmasını ilke sayan 3) Toplumu korumayı, caydırıcı olmayı gözetirken cezayı intikamdan tamamen ayıran perspektifler oluşmuştur.

Şöyle de söyleyebiliriz: Modern ceza hukuku, adaletin failin acısının gölgesinden kurtarılmasının bir ürünüdür. Ceza miktarlarından infaz sistemlerine kadar her aşamada bunu görebiliriz.

Özetle, Erdoğan’ın “kanun hukukun gereklerini karşılamıyorsa kanuna değil hukukun ilkelerine başvurun” derken kastettiği hukuk, bu çağdaş hukuk değil. Tam tersi. Çağdaş hukuk anlayışının etkisiyle, yasalar eğer kısas ilkesinin çok dışına düşmüş; mağdurun acısını temel almaktan uzaklaşmışsa buna izin vermeyin, kanunda yazmayan cezayı verin. Adalet bunu gerektirir demek istiyor.

Burada ikinci hayati soruya geliyoruz. Kanunsuz suç ve ceza olur mu?

Bu soru sadece ceza hukukunun da değil, toplumsal yaşamın temelini oluşturur. Bu soruya “evet” dediğiniz yerde artık hiçbir hukuktan bahsedemezsiniz. Kişi özgürlüğü ve güvenliği, kamusal düzen, barışçı toplumsal yaşam…Bunların ortadan kaldırıldığı; şiddet gücüne sahip olanın dilediğini yapabileceği bir kaos kalır elimizde.

Modern hayatın ilk kuralı suç sayılan fiillerin açıkça tanımlanması; faile uygulanacak yaptırımların belirlenmesi ve bunun ilan edilmesidir.  

Yaptırımların çeşitlenmesi, cezaların alt ve üst sınırlara bağlanması ve yargıda karar vericilere belli bir inisiyatif tanınması da çağdaş hukukun kazanımlarıdır. Arkasındaki temel felsefi argüman şudur: Yasa metni somut bir davranışı engellemeye değer görüp suç olarak tarif etmeye yönelse de, hayatın bütün olasılıklarını karşılayacak kadar kapsayıcı olamaz; soyut kalmaya mahkumdur. Ceza yargılaması, o yasanın konu aldığı adalet ilkesinin somut olaya bağlanmasını sağlamalı ve dolayısıyla failin kişiliği başta olmak üzere fiilin gerçekleşme biçiminin tüm detaylarını göz önüne almalıdır. Bu faaliyetin sonucunda, her somut olayda verilebilecek cezaların arasında farklılıklar olabilecektir. İki çok önemli nokta vardır burada. Birincisi; yargı otoritesi hiçbir biçimde yasada açıkça alt ve üst sınırları belirtilmiş cezanın dışına çıkamaz. Çünkü çok açık ki, bu sınırları aşması, kanunda yazmayan bir ceza vermesi anlamına gelir. İkincisi; alt sınırdan uzaklaşmasının gerekçelerini denetlenebilecek açıklıkta belirtmesi gerekir.

Başa dönersek; kanunla hukuk eşit değildir evet. Ama bunu söyleyip bırakmak hiçbir şey ifade etmez. Kanunlar hukuku yansıtmalı, hukuka uygun olmalıdır. Fakat “hukuk” tan anladığınız nedir? Adaletin temelini nerede kuruyorsunuz; buna vereceğiniz cevaplar sizi otoriter, kısasçı bir yere de, demokrat, hümanist bir kimliğe de yerleştirebilir.

Kanunda yazılı olmayan bir cezanın verilebileceğini hukuk adına savunmak ise savunanı birkaç yüz yıl geriye taşır.

Facebook Yorumları

reklam
14.01.2020
Alkışlamadan önce düşünmek
7.01.2020
Bu değişimi aslında değişmemiş olmamıza mı borçluyuz?
12.10.2019
Savaş çözüm mü (*)
3.08.2019
Kötü haber
2.07.2019
Kutupları terk etmek
25.06.2019
“Vermezler/gitmezler”ci apolitizm
18.06.2019
Irkçılık ve aynaya bakma cesareti
24.05.2019
Bu bir aşk değil gasp hikayesi
20.05.2019
Tartışmayan toplum olmanın bedeli
11.4.2019
Seçimleri kaybeden gider kazanan gelir kural budur
8.4.2019
Kaybedilen sadece Büyük Şehirler mi
3.4.2019
Umut nerede
28.3.2019
Erdoğan'ın Türkiye toplumuna “katkısı”
13.3.2019
Seçimler imajlar ve gerçekler
4.3.2019
İnsan doğası ve seçme özgürlüğü
23.2.2019
Askerlik, erkeklik ve şiddet
17.2.2019
Kültür değil kazanan değişiyor
11.2.2019
Erkeklik halleri
5.2.2019
Anekdotlar
26.1.2019
Berberin gözünden
19.1.2019
Ataerkil kültür
13.1.2019
Kültür üzerine
29.12.2018
Borçlanalım eğlenelim... mi?
22.12.2018
İyilik ve kötülük üzerine
17.12.2018
Yalanlarımız
12.12.2018
Aristippos’un kemikleri çınlasın
17.11.2018
Müslüm Baba
30.6.2018
AKP ve Erdoğan: Ne kadar
28.6.2018
HDP'ye ne oldu?
27.6.2018
Tahmin ve temennilerden sonra özeleştiri ve dersler
22.6.2018
Cumhurbaşkanlığı üzerine tahmin ve temenniler
21.6.2018
Tahminler ve temenniler
14.6.2018
Siyasetçi ile seçmeni arasındaki fark
10.6.2018
AKP’nin değişimi ve “demokratın” dilemması
6.6.2018
Tanıyalım tanıtalım
24.5.2018
Zihniyetle yüzleşmek
21.5.2018
Zihniyet ve siyaset
17.5.2018
Bu seçimler biraz farklı gibi
29.1.2018
Savaş ve romantizm
24.5.2017
Almodovar'dan Demirkubuz'a evlerimiz
18.5.2017
Fotoğraflarımız
16.4.2017
15 NİSAN’DA MEMLEKET MANZARALARI
9.4.2017
İnsan ve iktidar
3.4.2017
Derin bir nefes alıp kendine bakmak
27.3.2017
Amaç çift başlılığı gidermekten çok daha fazlası
12.3.2017
Erdoğan konuştukça...
23.2.2017
“İstikrar mı çoğulculuk mu” tuzağı ve kararsız azınlığın 16 Nisan iktidarı
12.2.2017
NEDEN “KARARSIZ” DEĞİLİM
8.2.2017
Yeni anayasa mevcut anayasanın kötülüğü üzerinden savunulamaz
2.2.2017
Düşünceyi kutup zincirlerinden kurtarmak
30.1.2017
Anayasa önerisinin içeriği
23.1.2017
Böyle muhalefete böyle anayasa
20.1.2017
Mutlak iktidar mutlaka yozlaştırır*
13.1.2017
Muhafazakârların sınavı: Anayasa taslağı
19.12.2016
“Üst akıl” dan önce kendi aklını sorgulamak
8.12.2016
'Ekonomiden anlamayanlar’a karşı ‘her şeyden anlayanlar’
23.11.2016
İzlenen politikalar ne kadar yerli ve milli?
18.11.2016
Söyle bana sanal dünya var mı benden popüleri
9.11.2016
Söylemin gücü ve yanıltıcılığı
3.11.2016
İdam
14.8.2016
Gerçeğin hakkını vermek
8.8.2016
Darbenin kökleri (3) Gazze saldırısı: Değişim koalisyonunda sonun başlangıcı
5.8.2016
Darbenin kökleri (2) ABD’de dengelerin değişimi ve Türkiye’nin bölgede yükselişi
4.8.2016
Darbenin kökleri*
1.8.2016
15 Temmuz ve Batı’nın özü teorisi
29.7.2016
Hep haklı olmanın dayanılmaz kibri
27.7.2016
‘Hayır’, ‘Şer’ ve Kılıçdaroğlu
24.7.2016
Riskler ve liderliğin belirleyiciliği
22.7.2016
Tarafsız ' Demokratlar'
20.7.2016
Düşünme zamanı
18.7.2016
EN UZUN GECE VE TÜRKİYE’NİN AYDINLIK YÜZÜ
15.7.2016
İnsan ve korkuları
10.7.2016
Değişiyoruz, o halde varız
8.7.2016
Ormanlarla birlikte içi yanan bir hayalperest üzerine
6.7.2016
Türkiye’nin en uzun yılı
3.7.2016
Danışmanlar iktidarın iradesini yansıtıyorsa...
1.7.2016
Muhalefet sorunu
29.6.2016
Dünya mı bize düşman, yoksa biz mi dünyaya?
26.6.2016
İktidarın aydınları
24.6.2016
Türkler ve Kürtler neyin bedelini ödüyor?
19.6.2016
Klişeler ve gerçekler
17.6.2016
Evet Suriye’de bir fırsat kaçtı
12.6.2016
Devrimin kaderi ve muhafazakârlar
10.6.2016
Her türlü milliyetçilik ayaklar altına alınmamış mıydı?
5.6.2016
'Dava' söylemi
3.6.2016
Bir fani olarak Erdoğan
30.5.2016
Kürt sorununda şiddeti aşmak için
27.5.2016
PKK Türkiye'de neden silah bırakmıyor?
23.5.2016
Barış, demokrasi ve ' Türkiyelileşme' diye diye...
20.5.2016
Büyük açmaz
18.5.2016
'Farklı okumalar' üzerine
16.5.2016
‘Organik lider’ demokrasinin teminatı mı?
13.5.2016
Lider ve toplum
8.5.2016
Davutoğlu deneyimi
6.5.2016
'Demokrasi cephemiz' hayırlı olsun!
1.05.2016
Normalleşmede iktidarın sorumluluğu
29.4.2016
Kutuplaşma gerçek mi, yapay mı?
24.4.2016
Bayramlar
22.4.2016
Yine Tarih: 'Darbeciler' ' Yolsuzluklara' karşı!
17.4.2016
Kutuplaşma tarihimize yeniden bakış
15.4.2016
Kutuplaşmadan şikayet edenlere öneriler
10.4.2016
Çatlak korkusu
8.4.2016
Aydınlar ve siyaset
4.4.2016
Kim daha ahlaksız?
1.4.2016
Tırlar diplomatlar ve siyasal kodlarımız
26.3.2016
Dünya bize düşman mı?
25.3.2016
Muhalefetin hamaseti: 'Batı uygarlığı / Ortadoğu bataklığı'
20.3.2016
CHP, Kürtler ve Cumhuriyet'in kurucu ayarları
17.3.2016
Olanı anlamaya çalışmak
13.3.2016
Haksız kampanya
11.3.2016
Doğru yerde durmak
2.3.2016
Demokratlık yerli ve milli olmayı da kapsar
12.2.2016
Siyasal saflaşmanın eksenleri üzerine düşünceler(3)
10.2.2016
Batı karşısında Türk olmak
7.2.2016
‘Milli Birlik’ çağrıları üzerine
5.2.2016
Siyasal saflaşmanın eksenleri üzerine düşünceler (2)
4.2.2016
Yeni anayasa: Demokrasi yerine “Milli”lik mi?
1.2.2016
Siyasal saflaşma eksenleri üzerinde düşünceler (1)
31.1.2016
Başkanlık tartışmaları başlarken
27.1.2016
Yeniden inşa yolunda tartışmalar
20.1.2016
Toplumsal tecrübe ve özgürlükler
17.1.2016
Fikir ve şiddete karşı mücadeleyi ayırabilmek
12.1.2016
Başkan’(lığ)ın adamları
10.1.2016
‘İlke’ diye diye
8.1.2016
Kim daha demokrat, muhalif aydınlar mı sıradan seçmenler mi?
6.1.2016
‘Sol’un hoşgörü sınırları ve benim hikâyem
3.1.2016
Türkiye Nereye
30.12.2015
Hendeklere gömülen hayaller
27.12.2015
Jakobenci dayatma: ikna yerine silah
25.12.2015
Ezen ezilen söylemi ya da şiddete tanınan meşruiyet
23.12.2015
Kafalardaki barikatlar
20.12.2015
Halksız halk savaşı
18.12.2015
Aydınlarımız, ah aydınlarımız
17.12.2015
PKK bir özgürlük hareketi mi?
13.12.2015
Neden yargı bu kararları veriyor
9.12.2015
İflah olmaz kötümserlik
6.12.2015
Gümüşlük’te ölüm
2.12.2015
Haberin, hukukun ve ölümün araçsallaşması
29.11.2015
Kötü muhalefet
25.11.2015
Tabular
22.11.2015
Kaybettiğini anlamamak
20.11.2015
Uygarlığı değil siyaseti sorgulamak
18.11.2015
Paris kanarken yurttan sesler
16.11.2015
Paris'te terör ve ideoloji
14.11.2015
Yeni Türkiye nasıl kurulacak
10.11.2015
Kürtlerin merkeze yolculuğunda PKK barikatı
8.11.2015
Seçimler ve gerçekler
31.10.2015
Siyaset sahnesinin puslu oyuncuları
30.10.2015
Kof söylemler, katı gerçekler
24.10.2015
'İnanç' toplumu
13.10.2015
Sorumluluk duygusu ve sağduyunun uğramadığı bir dünya
11.10.2015
Şiddet ve sorumluluk üzerine yeniden düşünmek
10.10.2015
Erol Katırcıoğlu'nun düşündürdükleri: Şiddet zorunluluk mu ideolojik tercih mi?
6.10.2015
Ahmet Hakan olayının ayna tuttuğu hallerimiz
28.9.2015
Değişim sürecinde AKP'nin olanakları ve sorumluluğu
18.9.2015
Değişim ve siyasi merkezin inşası sorunu
15.9.2015
Laik cemaatin zaman dışı evreni
12.9.2015
Demokratikleşme ve silah
6.9.2015
Muhalif aydının 'evrensel ilkeleri'
28.8.2015
Seçimler ve başkanlık tartışması
20.8.2015
İnsan hayatının değeri
7.8.2015
Toprak bütünlüğü sorunu ve şiddet
30.7.2015
Krizin nedenleri
28.7.2015
İradenize sahip çıkın
13.7.2015
Eleştiri ve yüzleşme
6.7.2015
Mahalle
4.7.2015
Tasfiyeci projenin çöküşü ve fırsatlar
2.7.2015
Aramızdaki duvar
28.6.2015
Sıradan insanlık
24.6.2015
Türklerin ve Kürtlerin zor sınavı
19.6.2015
Oyunu görmek yetmez, bozacak irade gerekir
11.6.2015
Aklıselime çağrı
9.6.2015
Tartışmak zamanı
4.6.2015
Tehlikeli oyunlar üzerine düşünceler
28.5.2015
Büyük oyun
21.5.2015
Otoriterlik ve sol
14.5.2015
Hukukun araçsallaşması ve aydının ikiyüzlülüğü
7.5.2015
Popülizmi hafife almayın
30.4.2015
'Bağımsız yargı'nın tahliye kararları
26.4.2015
Diz çökerek yükseleceğimiz günü beklerken
23.4.2015
Köhne teoriler, yaşadığımız tarih ve seçimler
16.4.2015
Silah ve Siyaset
8.4.2015
Terör, Medya ve Muhalefet üzerine bir söyleşi
02.04.2015
Elektrik, Cinayet ve Muhalefet
27.03.2015
Bir amatörün kehanetleri
20.03.2015
Seküler aydının derin korkuları
13.03.2015
AKP gerçeği ve Erdoğan’ın liderliği üzerine düşünceler
08.03.2015
‘Yan yana durmak’ üzerine
15.02.2015
Seçimler, Yeni Türkiye ve Kürtler
12.01.2015
Paris düşerken dindarların ve laiklerin sorumluluğu
10.01.2015
Siyaset, yolsuzluklar ve ahlaki üstünlük
29.12.2014
Bu aydınları okumayı reddediyorum
26.12.2014
Yolsuzluklar, darbe ve ahlak
21.12.2014
Hamaset önderleri
27.11.2014
Mehmet Altan: Bir aydının ürkütücü yolculuğu
13.07.2014
Bugün Ankara’da bir duruşma yapılıyor
20.06.2014
Er Kenan Evren
02.06.2014
Kutuplaşma
26.05.2014
Nefret tuzağı ve farklılıkların silikleşmesi
06.05.2014
Muhalif aydınlar ve sol: Bir savrulmayı anlama çabası*
26.04.2014
Babalar ve oğullar*
24.04.2014
Karamsar aydınlar üzerine
08.04.2014
Hababam Sınıfı’nın çuvallayanları
02.04.2014
Balkon ve gerçekler
28.03.2014
Muhafazakârlar, Kürtler ve Türkiye solu
19.03.2014
Çatışmanın kökleri
10.03.2014
Tarihe devam…
04.03.2014
Yakın tarihimizden bugüne bakmak
27.02.2014
Sırrı Süreyya Önder’in düşündürdükleri
24.02.2014
Zehra paramparça
12.02.2014
Bu operasyon AKP’yi neden etkilemez?
09.02.2014
Muhalefet nerede kaybetti
07.02.2014
Vicdanlı aydınlara sorular
26.01.2014
‘Yetti artık’ bu kavgada hiçbirimiz tarafsız değiliz
14.01.2014
Demirel barikatlara çağırsaydı…
04.01.2014
Kuvvetler çatışması ve darbe devleti mi? Kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti mi?
31.12.2013
“Gelmiş geçmiş en kudretli iktidar!”
28.12.2013
Doğu Batı çatışması ve derin devlet
26.12.2013
Allahtan medyamız sağlam!
21.12.2013
Gençliğe hitabe
19.12.2013
Bu cinayeti kim işledi?
08.12.2013
Hakkıyla tartışılamayan hayalet: Cemaat
1.12.2013
Erdoğan paradoksu: Ne seninle ne sensiz
21.11.2013
Gezi tecrübesi içinden Erdoğan’a bir bakış
17.11.2013
Erdoğan da eleştirilir, çok da iyi olur
15.06.2013
Gezi patikaları
12.05.2013
ALPER GÖRMÜŞ’ÜN “TURNUSOL SORUSU” ÜZERİNE
28.04.2013
Sizinle anlaşamayız
25.04.2013
Taraf’ta lastik patlatanlar
20.04.2013
Gökkuşağı Çocukları
17.04.2013
Yeniden, laikler ve ulusalcılık üzerine
13.04.2013
Laik kesimin tek seçeneği ulusalcılık mı
23.03.2013
Kürt barışını anlamak
16.03.2013
Akıl barış derken, ne bu endişe
13.03.2013
Sürecin yumuşak karnı
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
06.03.2013
Öcalan’ı ‘dövmek’
02.03.2013
Sakin olmak da bazen iyidir
27.02.2013
Toplum barış peşinde ‘halkçılar’ Silivri derdinde
23.02.2013
Muhalefete kimlik ararken
20.02.2013
Değişim ve ‘büyük uzlaşma’
13.02.2013
Sol-sağ ayrımı ne anlatıyor
09.02.2013
İnsanlar ikiye ayrılır
06.02.2013
Yok canım ne ırkçılığı!
02.02.2013
Yalan, nefret ve geleceğimiz
30.01.2013
Seçkinci ırkçılığın ‘derin korkusu!’
26.01.2013
Irkçılığın yırtılan maskesi: ‘Kemalist sol’
23.01.2013
Ahmet Kaya ve hatırlamak üzerine
19.01.2013
Sürecin iki yüzü: Söylem ve eylem
16.01.2013
Türk- Kürt ittifakı
12.01.2013
Derin devleti izleme kılavuzu ve Balyoz
09.01.2013
Osman Sakalsız
05.01.2013
Bu kez başaralım
29.12.2012
ODTÜ’nün açığa çıkarttığı nedir
26.12.2012
ODTÜ protestocuları ve devlet şiddeti
22.12.2012
Eskimiş kalıplar verimsiz duygular
19.12.2012
Kişiler ve misyon
15.12.2012
Katile hayvan demek
12.12.2012
Kadınlar kırılırken
08.12.2012
Muhafazakârlara dokunabilmek
01.12.2012
Muhafazakâr çoğunluk
28.11.2012
Bir uyarı üzerine yeniden laikler
24.11.2012
Demokratikleşmede laiklerden umut var mı
21.11.2012
Solcu arkadaşımdan gelen mektup
17.11.2012
Solcu arkadaşım
14.11.2012
Ya ölmek ya asmak mı
10.11.2012
Şemdin Sakık bir meczup mu
07.11.2012
Bir ‘halk kahramanı’nı hatırlamak
03.11.2012
Türkiye seçeneksiz mi
31.10.2012
Açlık grevleri ve sorumluluklar
27.10.2012
Temel sorun milliyetçilik
17.10.2012
Sözün gücü
13.10.2012
İstanbul Barosu seçimleri
10.10.2012
Savaş ve ahlak
06.10.2012
Kuşku
03.10.2012
Yeni vizyon: İdeolojiye dönüş
29.09.2012
Balyoz ve kanaatlerimiz
26.09.2012
Savaşın 28. yılında ‘network teorisi’
22.09.2012
Gün ortasında değişen bir yazı
19.09.2012
Büyük kırılmanın enkazı: Büyük barolar
15.09.2012
Liberaller
12.09.2012
Uzlaşmanın savaşmaktan daha çok cesaret gerektirdiği bir garip ülke
05.09.2012
Barış için
01.09.2012
Nalân ve hayatımız
29.08.2012
Pragmatizmin avantajları ve sınırları
25.08.2012
AKP, otoriterleşme ve Kürt sorunu
22.08.2012
Fark nerede
18.08.2012
Yine gerçekçilik üzerine
15.08.2012
Gerçekçi olmak
11.08.2012
Yeni iktidar mücadelesi ve bazı sorular
08.08.2012
Kendimize açtığımız savaş
25.07.2012
Türkiye düşmanlığı
21.07.2012
Katilleri eşitlerken adaleti öldürmek
14.07.2012
Kahramanlar
11.07.2012
Barış istemek
07.07.2012
Yargı
04.07.2012
Modern bir suç aleti: Çek
30.06.2012
Hukukla küçük bir sınav: Kentleşme
27.06.2012
Hukuk otorite ve kültür
20.06.2012
Cemaat tartışması
16.06.2012
Özel Yetkili Mahkemeler
13.06.2012
CHP ve yenileşme
09.06.2012
Sadık toplum hayali
06.06.2012
İdeolojiler ve feminizm
02.06.2012
Kırık
30.05.2012
Kadınlar
26.05.2012
Uzaklıklar yakınlıklar
23.05.2012
Girit’e giderken anılar
19.05.2012
Fedakârlık
16.05.2012
Kültür savaşları
12.05.2012
Asabi toplum
06.05.2012
Sol’u eleştirmek
03.05.2012
Kör nokta
01.05.2012
28 Şubat; dalgalar ve halkalar
24.04.2012
Tarih
17.04.2012
Ne değişti
10.04.2012
Yüksek bilinç mi, kör nefret mi
03.04.2012
Yeni Kürt planı
27.03.2012
Bir yaş günü
20.03.2012
Hrant hareketi
13.03.2012
FEMEN ve muhafazakârlık
06.03.2012
Millet iradesi
28.02.2012
Çengelköy’de bir akşamüstü
21.02.2012
Kirli girişim meşru müdafaa
14.02.2012
Gücün kaynağı ve şeffaflık sorunu
07.02.2012
Neden olmaz
31.01.2012
Başbakan ve medyası
24.01.2012
Hrant’ın öğrettikleri
17.01.2012
Sessiz çığlık
27.12.2011
Müzik ve insan
20.12.2011
Ütopya ve vicdan
13.12.2011
Babalar ve oğullar
06.12.2011
Şiddet ve meşruiyet
29.11.2011
Dönüşüm
22.11.2011
Devlet, PKK ve hakkaniyet üzerine
15.11.2011
Kürt sorunu teorisi
08.11.2011
Yeni politika ve tehlikeli argümanlar
01.11.2011
Havadan sudan
11.10.2011
‘Tehlikeli işleri stille yapmak sanattır’
20.09.2011
Üç dava ve değişim
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive