Gürbüz ÖZALTINLI



Bookmark and Share

Kültür değil kazanan değişiyor


17.2.2019 - Bu Yazı 124 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Bugün iktidar, hak ve özgürlükleri keyfi olarak kısıtlamak, muhalif sesleri susturmak ve cezalandırmakla eleştiriliyor. Rejimin aşırı otoriterleştiği; kuvvetler ayrılığının gizlemeye bile gerek görmeksizin iptal edildiği, yargının denetim gücünün kalmadığı, iktidarın kontrolüne girdiği, yasamanın tek merkezden gerçekleştiği, seçilmiş vekillerin yasa tasarılarının içeriğinden haberdar dahi olmadığı konuşuluyor.

Bunların hiç birisine itiraz etmek mümkün değil. Gerçekler böyle. İnsanlar, yazıp söyledikleri düşünceleri nedeniyle tutuklanıyorlar, aylarca iddianamesiz, yargılamasız cezaevinde tutuluyorlar. Seçilmiş siyasetçiler yargı aracılığıyla etkisizleştiriliyorlar.

Bu rejim, seçimler dışında demokrasiye benzetebileceğimiz bir kuruma sahip değil.

Çoğunluğun rızasını almayı başaran otoriter bir iktidar tarafından yönetiliyoruz.

Yani, çoğunluğun otoriterleşmeye bir itirazı yok. Fakat asıl sarsıcı soru şu: Azınlığın otoriterleşmeye itirazı olduğundan emin miyiz? Böyle sorulunca tuhaf geliyor haklısınız. O halde şöyle soralım kendimize bu soruyu: İktidarın dışında kalan azınlığın asıl itirazı otoriterliğe mi, yoksa iktidarı “öteki” olarak tanımladığı kimliğe kaptırmış olmaya mı?

Azınlık olarak -belki bu azınlık olma halinin hiç şuurunda bile olmadan- rejimin makbul kesimini oluşturdukları dönemde bugünün muhalif sosyolojisinin hangi siyasetleri, ne tür söylemleri onayladığını hatırlamak biraz aydınlatıcı olabilir. Sokaklara sürülen tanklarla, Genel Kurmay ’da yürütülen brifing kampanyalarıyla, ana akım medyaya gönderilen andıçlarla, MGK taarruzlarıyla ve neticede 28 Şubat darbesiyle hükümet devrilirken “hak ve özgürlüklere” sahip çıktıklarını, “hukuk devleti” talep ettiklerini hatırlamıyoruz. AKP’ye karşı basın toplantıları yapan Genel Kurmay Başkanları sözde değil özde laik Cumhurbaşkanı talimatı verirlerken, e-muhtırayla hükümeti tehdit ederlerken, 367 gibi sadece hukuksuz değil çok da ahlaksız bir operasyonu AYM eliyle yürütürlerken, yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı, hukuka saygı, demokrasi gibi itiraz sesleri duymadık biz bugünün muhaliflerinden… İkna odaları kurulurken, başörtüsü yasağıyla eğitim hakkı engellenirken de rejimden yana durdular.

Kuşkusuz bugün Erdoğan iktidarının otoriterleşmesi karşısında sesini yükseltenlerin bir kısmı o günün katı, otoriter, anti demokratik uygulamalarına da itiraz ettiler ve muhafazakarların haklarını, hukuk devletini, demokrasiyi savundular. Fakat hepimiz biliyoruz ki onların sayısı çok azdı ve diğerleri tarafından “dincileri savunmak” la itham edildiler…

Bugünün muhaliflerine ait daha birçok anti demokratik tutum hatırlatabilirim yakın geçmişten. Fakat bu yazıyı iktidar eleştirisi yapan muhalif kesimle polemik yapmak için yazmıyorum. Bu çok saçma olur. Daha önemli olduğunu düşündüğüm, daha derinde yatan başka bir memleket gerçeğine bir kez daha dikkat çekmek istiyorum kendimce.

Bu gerçek, bu toplumun otoriter kültürle yoğrulduğu, şiddet merkezli güç ilişkileri kurduğu, üste çıkanın alttakine köle muamelesi yaptığı gerçeğidir. Otoritenin sınırlanması, paylaşılması, denetlenmesi değil; ele geçirilmesi ve ötekine tahakküm edilmesi için sınırsızca kullanılması zihniyetiyle donatılmışız. Kuvvetler ayrılığıymış, ötekinin hakkıymış, eşitler arası diyalog/pazarlık/uzlaşma/taviz vermeymiş; bunlar bu coğrafyanın hâkim kültürüne yabancı değerler.

Zemin bu olunca, üstündeki reel oyun da böyle yürütülüyor. Oyunun bütün tarafları, kendisi kaybederse başına ne geleceğini biliyor. Karşıdakinin kazanmak için kural tanımaz davranacağının da çok farkında. İşin büyük çıkmazı burada…

Sorunu bu çerçevede görmenin bir umutsuzluk içerdiğini düşünebiliriz. Bu açmazdan, barış toplumuna, normalleşmeye, demokratik bir düzene doğru çıkış olmaz diyebiliriz.

Doğrusu kişisel olarak ben -dünyada yükselen büyük popülist/otoriter siyaset dalgasını ve bölgesel sıkışıklıkları da hesaba kattığımızda- işimizin hiç kolay olmadığını düşünenlerdenim, evet.

Ama, her şey de farkında olmakla, yüzleşmekle başlar. Gerçekler, biz görmezden gelince ortadan kalkmıyor.

Otoriter şiddet kültürünü başta siyaset, hayatın her alanında her fırsatta açıkça teşhir edip, söylemine de eylemine de çok net karşı çıkmamızın en önemli önceliğimiz olduğunu düşünüyorum. Önce kendi aidiyet dünyamıza el atmamız gerektiğine inanıyorum. Kamuya açık yüksek bir sesle kendi otoriter ruhunu sorgulamamış olanların farklı aidiyetler üzerinde inandırıcı olmasının imkansızlığını unutmamak gerekir diyorum.

AKP kazanalı, yani “laikler kaybedeli” 17 yıl geçti. Bugün hala muhalif sosyolojide “dinciler demokrasi getirmez demiştik haklı çıktık” diyenler çoğunlukta. Ne demek istiyorlar diye düşünüyorum. Birinci ihtimal şu: “Aslında eski rejim demokrasiydi bunlar geldi yıktı.” Sanırım bu değil söylemek istedikleri. İkinci ihtimal: “Evet eskisi de demokratik değildi. Darbe tehditleri/yasaklar/ kontrollü yargı/ askeri vesayet altında yaşıyorduk ama iktidar bizdeydi. Bu ülkede demokrasi olmaz. Dinciler de demokrasi getirmezler. Bu naifliği bırakın, gerçekçi olun”… Evet galiba bilinçlerin altında işleyen, söylenmeyen düşünce bu.

Peki “gerçekçi olmak” ne demek? “Bu ülkede yaşanmayacağını kabul etmek” demek!

Geçenlerde rejimin keyfileştiğini otoriterleştiğini ve son anayasa ile demokrasiyle ilişkisini kestiğini söylediğim AKP’li bir arkadaşım bana ikna gücünden şüphe duymadığı argümanla cevap verdi: “Burası Norveç değil, hayal kurma”…

İktidar ve muhalefeti birleştiren tek fikir bu galiba… Ve ben otoriter şiddet kültürüne en güçlü taşları ekleyenlerin “burası Norveç değil” diyenler olduğuna inanıyorum. Gerçekçilik adına bizi şiddete boyun eğmeye, onu normal karşılamaya çağırıyorlar. Niyet sorgulaması yapmayayım, fakat bu tavrın nesnel sonucu kendi benimsedikleri kimliğin tahakkümünü meşrulaştırmak oluyor. Hepimizin sürekli “burası Norveç değil” demesi durumunda burasının ebediyen Norveç olamayacağını bilmiyor olamayız. İtiraz edenler olmazsa burayı kim Norveç yapacak peki. Her eleştiriye karşı burasının Norveç olmadığını bize hatırlatanlar mı?

Otoriterlik herkes için normal ve meşru aslında. Sorun gücün kimin elinde olduğu…Hepimiz son ferdimize kadar bunu mu kabul edelim?

Farkında olalım ya da olmayalım şiddete dayalı kültür ataerkilliğin ruhunu oluşturur. Otoriter siyasal ideolojiler ataerkil kültürden dolaysız beslenirler. Şiddetin en etkin araç olduğu ilişkiler dünyasında, azınlıkta olanlar, zayıf olanlar ve en çok da kadınlar altta kalırlar; ya işbirliğine ya itaate zorlanırlar, acı çekerler, ezilirler… 

Şiddet kültürüne karşı ses yükseltirken onlara güveneceğiz. Başka yol yok.

Çünkü hepimizi Norveç’e almazlar…   

Facebook Yorumları

reklam
17.2.2019
Kültür değil kazanan değişiyor
11.2.2019
Erkeklik halleri
5.2.2019
Anekdotlar
26.1.2019
Berberin gözünden
19.1.2019
Ataerkil kültür
13.1.2019
Kültür üzerine
29.12.2018
Borçlanalım eğlenelim... mi?
22.12.2018
İyilik ve kötülük üzerine
17.12.2018
Yalanlarımız
12.12.2018
Aristippos’un kemikleri çınlasın
17.11.2018
Müslüm Baba
30.6.2018
AKP ve Erdoğan: Ne kadar
28.6.2018
HDP'ye ne oldu?
27.6.2018
Tahmin ve temennilerden sonra özeleştiri ve dersler
22.6.2018
Cumhurbaşkanlığı üzerine tahmin ve temenniler
21.6.2018
Tahminler ve temenniler
14.6.2018
Siyasetçi ile seçmeni arasındaki fark
10.6.2018
AKP’nin değişimi ve “demokratın” dilemması
6.6.2018
Tanıyalım tanıtalım
24.5.2018
Zihniyetle yüzleşmek
21.5.2018
Zihniyet ve siyaset
17.5.2018
Bu seçimler biraz farklı gibi
29.1.2018
Savaş ve romantizm
24.5.2017
Almodovar'dan Demirkubuz'a evlerimiz
18.5.2017
Fotoğraflarımız
16.4.2017
15 NİSAN’DA MEMLEKET MANZARALARI
9.4.2017
İnsan ve iktidar
3.4.2017
Derin bir nefes alıp kendine bakmak
27.3.2017
Amaç çift başlılığı gidermekten çok daha fazlası
12.3.2017
Erdoğan konuştukça...
23.2.2017
“İstikrar mı çoğulculuk mu” tuzağı ve kararsız azınlığın 16 Nisan iktidarı
12.2.2017
NEDEN “KARARSIZ” DEĞİLİM
8.2.2017
Yeni anayasa mevcut anayasanın kötülüğü üzerinden savunulamaz
2.2.2017
Düşünceyi kutup zincirlerinden kurtarmak
30.1.2017
Anayasa önerisinin içeriği
23.1.2017
Böyle muhalefete böyle anayasa
20.1.2017
Mutlak iktidar mutlaka yozlaştırır*
13.1.2017
Muhafazakârların sınavı: Anayasa taslağı
19.12.2016
“Üst akıl” dan önce kendi aklını sorgulamak
8.12.2016
'Ekonomiden anlamayanlar’a karşı ‘her şeyden anlayanlar’
23.11.2016
İzlenen politikalar ne kadar yerli ve milli?
18.11.2016
Söyle bana sanal dünya var mı benden popüleri
9.11.2016
Söylemin gücü ve yanıltıcılığı
3.11.2016
İdam
14.8.2016
Gerçeğin hakkını vermek
8.8.2016
Darbenin kökleri (3) Gazze saldırısı: Değişim koalisyonunda sonun başlangıcı
5.8.2016
Darbenin kökleri (2) ABD’de dengelerin değişimi ve Türkiye’nin bölgede yükselişi
4.8.2016
Darbenin kökleri*
1.8.2016
15 Temmuz ve Batı’nın özü teorisi
29.7.2016
Hep haklı olmanın dayanılmaz kibri
27.7.2016
‘Hayır’, ‘Şer’ ve Kılıçdaroğlu
24.7.2016
Riskler ve liderliğin belirleyiciliği
22.7.2016
Tarafsız ' Demokratlar'
20.7.2016
Düşünme zamanı
18.7.2016
EN UZUN GECE VE TÜRKİYE’NİN AYDINLIK YÜZÜ
15.7.2016
İnsan ve korkuları
10.7.2016
Değişiyoruz, o halde varız
8.7.2016
Ormanlarla birlikte içi yanan bir hayalperest üzerine
6.7.2016
Türkiye’nin en uzun yılı
3.7.2016
Danışmanlar iktidarın iradesini yansıtıyorsa...
1.7.2016
Muhalefet sorunu
29.6.2016
Dünya mı bize düşman, yoksa biz mi dünyaya?
26.6.2016
İktidarın aydınları
24.6.2016
Türkler ve Kürtler neyin bedelini ödüyor?
19.6.2016
Klişeler ve gerçekler
17.6.2016
Evet Suriye’de bir fırsat kaçtı
12.6.2016
Devrimin kaderi ve muhafazakârlar
10.6.2016
Her türlü milliyetçilik ayaklar altına alınmamış mıydı?
5.6.2016
'Dava' söylemi
3.6.2016
Bir fani olarak Erdoğan
30.5.2016
Kürt sorununda şiddeti aşmak için
27.5.2016
PKK Türkiye'de neden silah bırakmıyor?
23.5.2016
Barış, demokrasi ve ' Türkiyelileşme' diye diye...
20.5.2016
Büyük açmaz
18.5.2016
'Farklı okumalar' üzerine
16.5.2016
‘Organik lider’ demokrasinin teminatı mı?
13.5.2016
Lider ve toplum
8.5.2016
Davutoğlu deneyimi
6.5.2016
'Demokrasi cephemiz' hayırlı olsun!
1.05.2016
Normalleşmede iktidarın sorumluluğu
29.4.2016
Kutuplaşma gerçek mi, yapay mı?
24.4.2016
Bayramlar
22.4.2016
Yine Tarih: 'Darbeciler' ' Yolsuzluklara' karşı!
17.4.2016
Kutuplaşma tarihimize yeniden bakış
15.4.2016
Kutuplaşmadan şikayet edenlere öneriler
10.4.2016
Çatlak korkusu
8.4.2016
Aydınlar ve siyaset
4.4.2016
Kim daha ahlaksız?
1.4.2016
Tırlar diplomatlar ve siyasal kodlarımız
26.3.2016
Dünya bize düşman mı?
25.3.2016
Muhalefetin hamaseti: 'Batı uygarlığı / Ortadoğu bataklığı'
20.3.2016
CHP, Kürtler ve Cumhuriyet'in kurucu ayarları
17.3.2016
Olanı anlamaya çalışmak
13.3.2016
Haksız kampanya
11.3.2016
Doğru yerde durmak
2.3.2016
Demokratlık yerli ve milli olmayı da kapsar
12.2.2016
Siyasal saflaşmanın eksenleri üzerine düşünceler(3)
10.2.2016
Batı karşısında Türk olmak
7.2.2016
‘Milli Birlik’ çağrıları üzerine
5.2.2016
Siyasal saflaşmanın eksenleri üzerine düşünceler (2)
4.2.2016
Yeni anayasa: Demokrasi yerine “Milli”lik mi?
1.2.2016
Siyasal saflaşma eksenleri üzerinde düşünceler (1)
31.1.2016
Başkanlık tartışmaları başlarken
27.1.2016
Yeniden inşa yolunda tartışmalar
20.1.2016
Toplumsal tecrübe ve özgürlükler
17.1.2016
Fikir ve şiddete karşı mücadeleyi ayırabilmek
12.1.2016
Başkan’(lığ)ın adamları
10.1.2016
‘İlke’ diye diye
8.1.2016
Kim daha demokrat, muhalif aydınlar mı sıradan seçmenler mi?
6.1.2016
‘Sol’un hoşgörü sınırları ve benim hikâyem
3.1.2016
Türkiye Nereye
30.12.2015
Hendeklere gömülen hayaller
27.12.2015
Jakobenci dayatma: ikna yerine silah
25.12.2015
Ezen ezilen söylemi ya da şiddete tanınan meşruiyet
23.12.2015
Kafalardaki barikatlar
20.12.2015
Halksız halk savaşı
18.12.2015
Aydınlarımız, ah aydınlarımız
17.12.2015
PKK bir özgürlük hareketi mi?
13.12.2015
Neden yargı bu kararları veriyor
9.12.2015
İflah olmaz kötümserlik
6.12.2015
Gümüşlük’te ölüm
2.12.2015
Haberin, hukukun ve ölümün araçsallaşması
29.11.2015
Kötü muhalefet
25.11.2015
Tabular
22.11.2015
Kaybettiğini anlamamak
20.11.2015
Uygarlığı değil siyaseti sorgulamak
18.11.2015
Paris kanarken yurttan sesler
16.11.2015
Paris'te terör ve ideoloji
14.11.2015
Yeni Türkiye nasıl kurulacak
10.11.2015
Kürtlerin merkeze yolculuğunda PKK barikatı
8.11.2015
Seçimler ve gerçekler
31.10.2015
Siyaset sahnesinin puslu oyuncuları
30.10.2015
Kof söylemler, katı gerçekler
24.10.2015
'İnanç' toplumu
13.10.2015
Sorumluluk duygusu ve sağduyunun uğramadığı bir dünya
11.10.2015
Şiddet ve sorumluluk üzerine yeniden düşünmek
10.10.2015
Erol Katırcıoğlu'nun düşündürdükleri: Şiddet zorunluluk mu ideolojik tercih mi?
6.10.2015
Ahmet Hakan olayının ayna tuttuğu hallerimiz
28.9.2015
Değişim sürecinde AKP'nin olanakları ve sorumluluğu
18.9.2015
Değişim ve siyasi merkezin inşası sorunu
15.9.2015
Laik cemaatin zaman dışı evreni
12.9.2015
Demokratikleşme ve silah
6.9.2015
Muhalif aydının 'evrensel ilkeleri'
28.8.2015
Seçimler ve başkanlık tartışması
20.8.2015
İnsan hayatının değeri
7.8.2015
Toprak bütünlüğü sorunu ve şiddet
30.7.2015
Krizin nedenleri
28.7.2015
İradenize sahip çıkın
13.7.2015
Eleştiri ve yüzleşme
6.7.2015
Mahalle
4.7.2015
Tasfiyeci projenin çöküşü ve fırsatlar
2.7.2015
Aramızdaki duvar
28.6.2015
Sıradan insanlık
24.6.2015
Türklerin ve Kürtlerin zor sınavı
19.6.2015
Oyunu görmek yetmez, bozacak irade gerekir
11.6.2015
Aklıselime çağrı
9.6.2015
Tartışmak zamanı
4.6.2015
Tehlikeli oyunlar üzerine düşünceler
28.5.2015
Büyük oyun
21.5.2015
Otoriterlik ve sol
14.5.2015
Hukukun araçsallaşması ve aydının ikiyüzlülüğü
7.5.2015
Popülizmi hafife almayın
30.4.2015
'Bağımsız yargı'nın tahliye kararları
26.4.2015
Diz çökerek yükseleceğimiz günü beklerken
23.4.2015
Köhne teoriler, yaşadığımız tarih ve seçimler
16.4.2015
Silah ve Siyaset
8.4.2015
Terör, Medya ve Muhalefet üzerine bir söyleşi
02.04.2015
Elektrik, Cinayet ve Muhalefet
27.03.2015
Bir amatörün kehanetleri
20.03.2015
Seküler aydının derin korkuları
13.03.2015
AKP gerçeği ve Erdoğan’ın liderliği üzerine düşünceler
08.03.2015
‘Yan yana durmak’ üzerine
15.02.2015
Seçimler, Yeni Türkiye ve Kürtler
12.01.2015
Paris düşerken dindarların ve laiklerin sorumluluğu
10.01.2015
Siyaset, yolsuzluklar ve ahlaki üstünlük
29.12.2014
Bu aydınları okumayı reddediyorum
26.12.2014
Yolsuzluklar, darbe ve ahlak
21.12.2014
Hamaset önderleri
27.11.2014
Mehmet Altan: Bir aydının ürkütücü yolculuğu
13.07.2014
Bugün Ankara’da bir duruşma yapılıyor
20.06.2014
Er Kenan Evren
02.06.2014
Kutuplaşma
26.05.2014
Nefret tuzağı ve farklılıkların silikleşmesi
06.05.2014
Muhalif aydınlar ve sol: Bir savrulmayı anlama çabası*
26.04.2014
Babalar ve oğullar*
24.04.2014
Karamsar aydınlar üzerine
08.04.2014
Hababam Sınıfı’nın çuvallayanları
02.04.2014
Balkon ve gerçekler
28.03.2014
Muhafazakârlar, Kürtler ve Türkiye solu
19.03.2014
Çatışmanın kökleri
10.03.2014
Tarihe devam…
04.03.2014
Yakın tarihimizden bugüne bakmak
27.02.2014
Sırrı Süreyya Önder’in düşündürdükleri
24.02.2014
Zehra paramparça
12.02.2014
Bu operasyon AKP’yi neden etkilemez?
09.02.2014
Muhalefet nerede kaybetti
07.02.2014
Vicdanlı aydınlara sorular
26.01.2014
‘Yetti artık’ bu kavgada hiçbirimiz tarafsız değiliz
14.01.2014
Demirel barikatlara çağırsaydı…
04.01.2014
Kuvvetler çatışması ve darbe devleti mi? Kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti mi?
31.12.2013
“Gelmiş geçmiş en kudretli iktidar!”
28.12.2013
Doğu Batı çatışması ve derin devlet
26.12.2013
Allahtan medyamız sağlam!
21.12.2013
Gençliğe hitabe
19.12.2013
Bu cinayeti kim işledi?
08.12.2013
Hakkıyla tartışılamayan hayalet: Cemaat
1.12.2013
Erdoğan paradoksu: Ne seninle ne sensiz
21.11.2013
Gezi tecrübesi içinden Erdoğan’a bir bakış
17.11.2013
Erdoğan da eleştirilir, çok da iyi olur
15.06.2013
Gezi patikaları
12.05.2013
ALPER GÖRMÜŞ’ÜN “TURNUSOL SORUSU” ÜZERİNE
28.04.2013
Sizinle anlaşamayız
25.04.2013
Taraf’ta lastik patlatanlar
20.04.2013
Gökkuşağı Çocukları
17.04.2013
Yeniden, laikler ve ulusalcılık üzerine
13.04.2013
Laik kesimin tek seçeneği ulusalcılık mı
23.03.2013
Kürt barışını anlamak
16.03.2013
Akıl barış derken, ne bu endişe
13.03.2013
Sürecin yumuşak karnı
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
06.03.2013
Öcalan’ı ‘dövmek’
02.03.2013
Sakin olmak da bazen iyidir
27.02.2013
Toplum barış peşinde ‘halkçılar’ Silivri derdinde
23.02.2013
Muhalefete kimlik ararken
20.02.2013
Değişim ve ‘büyük uzlaşma’
13.02.2013
Sol-sağ ayrımı ne anlatıyor
09.02.2013
İnsanlar ikiye ayrılır
06.02.2013
Yok canım ne ırkçılığı!
02.02.2013
Yalan, nefret ve geleceğimiz
30.01.2013
Seçkinci ırkçılığın ‘derin korkusu!’
26.01.2013
Irkçılığın yırtılan maskesi: ‘Kemalist sol’
23.01.2013
Ahmet Kaya ve hatırlamak üzerine
19.01.2013
Sürecin iki yüzü: Söylem ve eylem
16.01.2013
Türk- Kürt ittifakı
12.01.2013
Derin devleti izleme kılavuzu ve Balyoz
09.01.2013
Osman Sakalsız
05.01.2013
Bu kez başaralım
29.12.2012
ODTÜ’nün açığa çıkarttığı nedir
26.12.2012
ODTÜ protestocuları ve devlet şiddeti
22.12.2012
Eskimiş kalıplar verimsiz duygular
19.12.2012
Kişiler ve misyon
15.12.2012
Katile hayvan demek
12.12.2012
Kadınlar kırılırken
08.12.2012
Muhafazakârlara dokunabilmek
01.12.2012
Muhafazakâr çoğunluk
28.11.2012
Bir uyarı üzerine yeniden laikler
24.11.2012
Demokratikleşmede laiklerden umut var mı
21.11.2012
Solcu arkadaşımdan gelen mektup
17.11.2012
Solcu arkadaşım
14.11.2012
Ya ölmek ya asmak mı
10.11.2012
Şemdin Sakık bir meczup mu
07.11.2012
Bir ‘halk kahramanı’nı hatırlamak
03.11.2012
Türkiye seçeneksiz mi
31.10.2012
Açlık grevleri ve sorumluluklar
27.10.2012
Temel sorun milliyetçilik
17.10.2012
Sözün gücü
13.10.2012
İstanbul Barosu seçimleri
10.10.2012
Savaş ve ahlak
06.10.2012
Kuşku
03.10.2012
Yeni vizyon: İdeolojiye dönüş
29.09.2012
Balyoz ve kanaatlerimiz
26.09.2012
Savaşın 28. yılında ‘network teorisi’
22.09.2012
Gün ortasında değişen bir yazı
19.09.2012
Büyük kırılmanın enkazı: Büyük barolar
15.09.2012
Liberaller
12.09.2012
Uzlaşmanın savaşmaktan daha çok cesaret gerektirdiği bir garip ülke
05.09.2012
Barış için
01.09.2012
Nalân ve hayatımız
29.08.2012
Pragmatizmin avantajları ve sınırları
25.08.2012
AKP, otoriterleşme ve Kürt sorunu
22.08.2012
Fark nerede
18.08.2012
Yine gerçekçilik üzerine
15.08.2012
Gerçekçi olmak
11.08.2012
Yeni iktidar mücadelesi ve bazı sorular
08.08.2012
Kendimize açtığımız savaş
25.07.2012
Türkiye düşmanlığı
21.07.2012
Katilleri eşitlerken adaleti öldürmek
14.07.2012
Kahramanlar
11.07.2012
Barış istemek
07.07.2012
Yargı
04.07.2012
Modern bir suç aleti: Çek
30.06.2012
Hukukla küçük bir sınav: Kentleşme
27.06.2012
Hukuk otorite ve kültür
20.06.2012
Cemaat tartışması
16.06.2012
Özel Yetkili Mahkemeler
13.06.2012
CHP ve yenileşme
09.06.2012
Sadık toplum hayali
06.06.2012
İdeolojiler ve feminizm
02.06.2012
Kırık
30.05.2012
Kadınlar
26.05.2012
Uzaklıklar yakınlıklar
23.05.2012
Girit’e giderken anılar
19.05.2012
Fedakârlık
16.05.2012
Kültür savaşları
12.05.2012
Asabi toplum
06.05.2012
Sol’u eleştirmek
03.05.2012
Kör nokta
01.05.2012
28 Şubat; dalgalar ve halkalar
24.04.2012
Tarih
17.04.2012
Ne değişti
10.04.2012
Yüksek bilinç mi, kör nefret mi
03.04.2012
Yeni Kürt planı
27.03.2012
Bir yaş günü
20.03.2012
Hrant hareketi
13.03.2012
FEMEN ve muhafazakârlık
06.03.2012
Millet iradesi
28.02.2012
Çengelköy’de bir akşamüstü
21.02.2012
Kirli girişim meşru müdafaa
14.02.2012
Gücün kaynağı ve şeffaflık sorunu
07.02.2012
Neden olmaz
31.01.2012
Başbakan ve medyası
24.01.2012
Hrant’ın öğrettikleri
17.01.2012
Sessiz çığlık
27.12.2011
Müzik ve insan
20.12.2011
Ütopya ve vicdan
13.12.2011
Babalar ve oğullar
06.12.2011
Şiddet ve meşruiyet
29.11.2011
Dönüşüm
22.11.2011
Devlet, PKK ve hakkaniyet üzerine
15.11.2011
Kürt sorunu teorisi
08.11.2011
Yeni politika ve tehlikeli argümanlar
01.11.2011
Havadan sudan
11.10.2011
‘Tehlikeli işleri stille yapmak sanattır’
20.09.2011
Üç dava ve değişim
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Düzce Satılık ve Kiralık Emlaklar Emlak8.net