Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru


16.04.2020 - Bu Yazı 1475 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Korona krizinin ürettiği ekonomik stres büyüdükçe, özellikle otoriter ve gelişmekte olan ülkelerde basınç büyüyor.

Bu çerçeveye aşağı yukarı uyan Türkiye’ye yakından bakalım. Türkiye’de iki sabit dinamik ile karşı karşıyayız. Hızları değişmekle birlikte sürekli olarak i) ekonomik durum kötüleşmekte, ii) rejimin otoriter doğası da durmaksızın güçlenmekte.

Şimdi daha kötü olanı ise korona ile birlikte dış âlem de ekonomik olarak kötüleşiyor. Yani, tasarrufları olan diğer ülkeler de size kaynak aktarmak konusunda isteksizdirler.

Bu manzara içinde Türkiye’nin iki büyük sorunu var. Birincisi makro sorun yani ekonomiyi toparlamak. İkincisi ise güncel sorun yani ihtiyaçları görecek miktarda ucuz döviz.

Bunların yanına eklenmesi gereken üçüncü bir büyük sorun daha var. Bu sorun doğası gereği ekonomik olmamakla birlikte sonuçları itibari ile ekonomik: Sırtını devlete dayamış, kulağını da devletin propaganda araçlarına teslim etmiş hatırı sayılı bir kitle gerçekle bağını neredeyse koparmış durumda.

Birinci makro soruna dönersek: Kısa vadede Türkiye ekonomisini toparlamak imkanı imkansız. Korona krizi elbette bazı şeyleri kötüleştirdi ancak Türkiye ekonomisi 10 yıldır istikrarlı olarak yapısal olarak bozuluyordu.

Bozulmaktan kast ettiğim şudur: Piyasa ekonomisinin sağlıklı işlemesi için lazım olan kurumlar ve normlar top yekûn bir erozyona uğratıldı. Onun yerine fiilen keyfi bir devletçilik yerleştirildi. Bu yeni oyunun kuralı şuydu: Devletin keyfiliğinin faturasını sesini çıkarmadan piyasa aktörleri ve sonra halk ödeyecek.

Politik amaçlarla büyük paralar çarçur edildi. Uçmayan uçaklar için havaalanları, araba geçmeyecek köprüler inşa edildi. Ekonomi, günlük siyasetin bir uzantısı oldu.

Bu kadar büyük makro hatalar neden yapıldı? Elbette israf, kötü yönetim gibi faktörler etkili oldu. Ancak pek çok kişi kritik bir konuyu sürekli gözden kaçırıyor. Türkiye’yi yönetenlerin birincil paradigması İslamcılık ve bu aktörlerin ekonominin işleyişine dair kafalarında İslamcı-devletçi önermeler var.

Bu önermelerin normal piyasa işleyişi kurallarından farkı dinamiklerden çok normlara göre dizayn edilmiş olması. Yani, bu aktörler dinamiklerden bağımsız bazı normların yapılmasının ekonomik iyileşmeyi doğuracağını kabul ediyor. İstihdam, faiz, yatırım gibi konularda İslamcı-devletçilik ile piyasa bakışı arasında büyük farklar bulunuyor.

Türkiye’de o nedenle beş yıldan fazla süredir İslamcı-devletçiliğin yansımalarını izliyoruz. Devletin ekonomide etkisi sürekli olarak büyüyor, bağımsız ve otonom yapılar tamamen yok oluyor.

Burada eş zamanlı bir otoriterleşme de olduğu için ekonomik alanda mantalite değişikliğinin İslamcı bakış ile olan ilişkisi gözden kaçırılıyor.

İkinci makro soruna yani dolar sıkıntısına dönersek bu cephede de durumlar karışmış vaziyette. Dolar arttıkça enflasyon artıyor bu da faiz başta diğer pek çok faktörün üstünde baskı kuruyor.

Dahası hem ekonomiye güvensizlik hem dolara olan ihtiyaç eş zamanlı olarak arttıkça işler devleti kilitleyen bir noktaya doğru gidiyor. Doların sürekli değerlendiği bir düzlemde para basmak bile bir zaman sonra varlıkların TL cinsinden değersizleşen kağıt para ile değiştirilmesi anlamına gelecektir.

O nedenle hükümet, her türlü kural cambazlığı ile aktörleri kıpırdamaz hale getirmeye çalışıyor. Bütün bu kararların bir tür melez sermaye kontrolü olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Ne var ki bütün bu kurallar bir tane iyimserliğe dayanıyor: Bir zaman sonra durum gevşeyecek, işler yoluna girecek. Peki ya girmezse? Veya bu durum daha da uzarsa?

Bu soruların cevabını bulmak gayet kolay: Eğer dış dünya düzelmeyecek, içeride de ekonomi toparlanmayacaksa kaynak nerede ise oraya bakılır.

Bugün kaynak halkın varlıkları ve tasarruflarıdır. Hükümetin de bu kaynaklara ilgi duymaması düşünmek saflıktır.

Ancak bu illa tasarruflara el koymak gibi radikal olarak hayal edilmemeli. Halkın tasarruflarını kullanmanın daha akıllıca yöntemleri her zaman vardır. Ekonomik oyunun kurallarını öyle kurgularsınız ki halk varlık zamanında biriktirdiği yağları bu sefer yakmaya başlar.

Vaziyete göre AKP bugün bunu istiyor: Bir tür sürdürülebilir fakirleşme. “Zor zamanlardan geçiyoruz, devletimizin kıymetini bilelim… O nedenle herkes biraz fakirleşmeyi kabullenmeli.”

Korona sorunu ile küresel ekonomik krize dönen konjonktür de bu söyleme yardımcı olacaktır. “Tam milletçe ilerlemek üzereyken bu kriz çıktı. Üstelik zamanında tedbir almayan Batılı ülkeler yüzünden bize bulaştı. Yoksa biz 90 gün hastalığı ertelemiştik.”

Halkın bir kısmı bu söylemi hemen satın alacaktır. Nitekim, doların 6.80 sınırını zorladığı saatlerde “Hazine Bakanı ne yapıyor?” sorusunu bir kere bile sormayan bu kısım halk, “İç İşleri Bakanı istifa ederse terör örgütleri rahatlar” diye paniğe kapılmış durumda.

O nedenle asıl sıkıntı piyasa aktörleri ve tasarrufu olanlar için söz konusudur. Bu gruplardaki kişilerden beklenen kriz süresince ekonomik varlıklarını hükümetin siyaseti doğrultusunda gözden çıkarmaktır. Bu hep birlikte fakirleşmek, kaynakları siyaset için feda etmek anlamına geliyor.

Kriz derinleştikçe devlet bütün gücüyle çalışan ve üretenlerin omuzlarına kendini bırakacak. Hep beraber halkın kendini devleti için feda etmesini izleyeceğiz. Bunu kabul etmeyen “hainler” zaten hak ettiğini bulacaktır.

Dünyada herkesin “aman ekonomi” dediği zamanda Türkiye’de İçişleri Bakanı’nın bir yıldıza dönüşmesi o açıdan ne kadar çok şey söylüyor.

Facebook Yorumları

reklam
16.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
8.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
1.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
Para bitti şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlunun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Partiden fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
Halkın Tanrısını kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde Yeni Türkiye doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
25.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
13.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
4.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
26.06.2019
Erdoğan değişebilir mi?
19.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
12.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
7.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
15.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
10.05.2019
İslamcı postmodern darbe
1.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
10.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
3.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
6.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
1.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
23.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
14.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
10.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
23.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
3.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
12.7.2016
Kürt devleti kaçınılmaz hale gelir mi?
10.7.2016
İslam dünyasında neden bayram günleri farklı?
7.7.2016
Mülteciler konusu: Somut bazı öneriler
5.7.2016
İyi niyetli yıkıcılar
3.7.2016
Dış politikanın kilidi: Suriye
29.6.2016
Türkiye ve İsrail: Mahcup barış
27.6.2016
Dünya siyaseti ve milliyetçilik
25.6.2016
Popülizm çağı
23.6.2016
Yeni düşman kim?
20.6.2016
Dış politikadan elde ne kaldı?
18.6.2016
Güçsüzlük ve Türk dış politikası
16.6.2016
Rejim değişikliği ve Türk dış politikası
13.6.2016
İslam dünyası: Olmayacak dua
12.6.2016
Türkiye-AB: İpler kopacak mı?
9.6.2016
Türk dış politikası: Koptu
6.6.2016
Muhammed Ali
5.6.2016
Bir dal Ermeni sorunu yazısı
1.6.2016
Nahda’nın açıklaması ve küresel İslami hareketler
30.5.2016
Ordu ve Dış Politika
29.5.2016
Demokrasi neden “Türk dünyasında” gelişmiyor?
26.5.2016
Dünya Beş’ten büyük mü?
23.5.2016
Yalan-politik ve Ortadoğu
22.5.2016
Yeni Başvekil ve dış politika
19.5.2016
Neden Kilis?
17.5.2016
Kürt sorunu, dönüşüm ve bölgesel durum
15.5.2016
Dış politika Türkiye’nin demografisini değiştirdi
11.5.2016
Ahlaksızlık çağında uluslararası ilişkiler
10.5.2016
İslamcı Türk dış politikası
8.5.2016
Ahmet Hoca
4.5.2016
Dış politik hataların bedelini içeride ödemek
1.05.2016
Hanefiliğin Erozyonu ve IŞİD’in Türkiye Siyaseti
26.4.2016
IŞİD’in Türkiye saldırıları
24.4.2016
Uluslararası düzen ve İslam
2.3.2016
Muhafazakârlar ve çevre
26.2.2016
Suriye'den bir Kürt devleti çıkar mı?
24.2.2016
Dış politik krizin kökenleri
20.2.2016
Savaşa kanlı ‘davetiye'
16.2.2016
Savaş düzenine geçilirken
12.2.2016
Bir meta olarak mülteci
10.2.2016
İlahiyat/ilahiyatçı ve bilim sorunumuz
3.2.2016
Aklın dışına çıkmak üzere iken
29.1.2016
İaşe çağı, iaşe toplumu
26.1.2016
5 yıl sonra Arap ‘Baharı': Fırsat nasıl kaçtı?
23.1.2016
İslam'ın iç savaşı ve silah tüccarları
19.1.2016
İran'ın dünya sistemine dönüşü
15.1.2016
IŞİD sorununu doğru anlamak
13.1.2016
Dış politikanın güvenlik maliyeti
9.1.2016
Titanik sendromu
7.1.2016
Bir bölgesel savaş çıkar mı?
3.1.2016
Türkler ve Araplar
31.12.2015
Dış politikada hayatî bir ilke: Mesafeyi koru!
27.12.2015
Siyaset cahilliğimiz
25.12.2015
Türkiye ve İsrail: Dış politikada tabusal bir alan
19.12.2015
Sünni dünyanın lideri kim?
15.12.2015
Hurafelerin uluslararası ilişkileri istilası
9.12.2015
İslamcı Batıcılık
2.12.2015
Sosyolojiye teslim olmak
28.11.2015
Rusya ne yapacak?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive