Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?


14.02.2020 - Bu Yazı 434 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 2008 yılında Türkiye’nin komşu bir ülkede rejimi değiştirmek için askeri girişimlere prim vereceğine, başka ülkelerde neredeyse kalıcı biçimde savaşan askerler bulunduracağı ve kendi vatandaşı olmayan cihatçı bazı grupları kendi subayları ile birlikte sevk-i idare edeceğine kimse inanmazdı.

İzleyen yıllarda Türkiye, asimetrik savaş doktrinine evet dedi. Bu doktrine evet diyerek Türkiye artık başka bir ülke olmuştur.

Taftanaz’da Türk askerlerine yönelik saldırı ile ise artık yeni bir aşamadayız ve karşımızdaki soru artık bambaşka: Türkiye, konvansiyonel savaşa girer mi?

Yani, bildiğimiz anlamda içinde Rusya’nın da bazı roller oynayacağı bir Türk-Suriye savaşı mümkün mü?

Bu sorunun bugün için cevabı: Konvansiyonel savaş artık endişe edilmesi gereken bir olasılıktır.

Önce basit bazı noktaların altını çizelim:

Rusya için Suriye’nin geleceği Esad rejimi ile birlikte düşünülüyor. Suriye Devlet Başkanlığı koltuğunda başka biri oturabilir ancak bugünkü Suriye rejimi Rusya’nın kırmızı çizgisidir.

Dolayısıyla ile Suriye krizinin çözümü Rusya’ya göre Şam rejiminin ülkede bütün kontrolü ele almışı ile mümkündür. Hal böyle olunca, Rusya desteği ile Suriye ordusu İdlib’de olduğu gibi “burada Türk askeri var”, “filan yerde falan grup var” demeden ilerlemektedir.

Eğer Suriye ordusu zorlanırsa bu ilerleyişin önünü açmak için Rus güçleri havadan devreye girmekte ve ne var ne yok yıkmaktadır. Aralık ayından beri gelişmelere bakarsak Rusya artık Türkiye destekli gruplara hiçbir farklı muamele yapmadan saldırı gerçekleştiriyor.

Esasen bunun böyle olacağının yani Rusya’nın final senaryosunun Şam rejimi merkezli bir restorasyon olacağı bir iki yıldır belliydi. Ancak, Ankara son beş altı yıldır kafası duvara vurmadan bir türlü öncül alametleri görmüyor.

Yani, İdlib’teki son iki günde yaşananlar bir sürpriz değildir. Kamuoyu önünde söylenmeyen ama Astana süreci dahil pek çok görüşmede Rusya ile var olan anlaşmazlıkların ürettiği dinamiklerdir. Pek çok konuda Ankara ve Moskova’nın uzlaşamadığı bilindiği halde Türkiye bunlar hiç yokmuş gibi yoluna devam edebileceğini sandı.

Dahası işlerin kısa vadede hemen çözüleceği yanılsaması ile her türlü savrulmaya izin veriliyor: Örneğin, Suriye savaşının başına göre artık hiçbir ayırt gözetilmeksizin her türlü radikal grup işe yaradığı sürece destekleniyor. Ancak, takviye yolla, silah deposu kur, para ve malzeme bitince gönder mantığı ile bu grupların Rusya destekli Suriye karşısında bir şansı yok.

Ancak bu berbat stratejinin can ve para kayıplarının dışında iki büyük faturası var.

İlk olarak, neredeyse yüzyılı aşkın süredir inşa edilen barışçı ve sözü geçen devlet algısı yok edildi.

İkincisi, Türkiye’nin güçlü bir devlet olduğu algısı hasar aldı. Ankara, Ruslarla masada konuşurken Rusya destekli Suriye ordusu Türkiye’ye saldırmaktadır. Üzücü olmakla birlikte Suriye ordusunu bu tavırlarının Türkiye’yi küçük düşürdüğünü görmek gerekiyor.

Belli ki Şam rejimi Ankara’ya açık rest çekiyor. Rusya hiç umursamadan tek taraflı davranıyor. Sahada “aman Türkiye ne yapar?” diye çekinen bir aktör yok.

Kötüsü Türkiye’de durumu vaziyet edenler hakikatten endişe verici bir düşünce balonunun içindeler.

Örneğin, iktidarın fiili ortağı Devlet Bahçeli “Türk milleti gerekirse, başka da seçenek görülmezse, Şam’a girmeyi şimdiden planlamalıdır” diyor. Halbuki aynı saatlerde İdlib’in yakınlarında Suriye kontrolü içinde kalmış Türk askerlerine hava yardımı Rusya engeli nedeniyle yapılamıyor.

Aynı biçimde İdlib’teki son dönem askeri hareketlilik konusunda Türk subay kadrosunun da kendini biraz sorgulaması gerekiyor. Bir Türk gözetleme biriminin düşman güçlerle çevrili alanda kalması nasıl bir kurmay stratejik hatadır ve öngörüsüzlüktür? Etrafları Suriye ordusu ile çevrilmiş bu gözlem noktalarında kalan askerler şu an ne gözlüyorlar?

Kurmay heyetin “misliyle karşılık verildi” ifadesi, eğer bunu bir PR malzemesi olarak piyasaya sürmüyorlarsa, cidden endişe vericidir. O zaman, bu tip ifadeler kurmayların durumu anlamakta cidden sıkıntılı bir pozisyonda olduklarına yönelik ipucu olarak okunur.

Peki, gerçekten Ankara Suriye ile konvansiyonel bir savaş düşünür mü?

İlk olarak, 2011 yılından itibaren dış politikayı yönetenlerin performansına ve düşünce yapısına bakarsak bunun şaşırtıcı olmayacağı iddia edilebilir. Zaten şu an Suriye’deki kriz kendi doğal evriminde Türkiye ve Suriye arasında doğrudan çatışma aşamasına çoktan geçmiş durumda.

Yine, hükümet yanlısı yazar çizerler arasında alenen Suriye ile savaşın genişletilerek devam ettirilmesini savun kalabalık bir grup var.

İkinci kritik nokta ise şudur: Rusya, Şam rejimi lehine bazı kırmızı çizgileri Türkiye’nin önüne koyarsa ne yapılacaktır?

Bu sorunun üzerine düşünürken Türkiye destekli bazı cihatçı grupların Rus, Suriyeli ayırmadan hedeflere saldırdığını da hesaba katmak gerekiyor.

Basit bir noktayı tekrar hatırlatmak gerekirse: Rusya’nın temel Suriye siyaseti çözümün Şam rejiminin ülkede tekrar kontrolü almasıdır. Dolayısıyla bir noktadan sonra Şam rejimine saldırmak Rusya’nın ana oyun planına karşıdan saldırmak olacaktır.

Kök sorun ise şudur: Belli ki Türkiye, Kürt sorunu dahil olmak üzere Suriye meselesini bu ülkede uzun süreli askeri unsurlarla kalarak çözeceğini kafasına koymuş durumda. Hatta bu uzun süreli kalış stratejisinin içinde Suriye’de belirli yerlerde siyasi ve sivil idare kurmak da var.

Bu planlama hem yanlış hem de uzun vadede başarılma şansı olmayan ve uluslararası hukuk düzeyinde Türkiye’nin başını ağrıtacak bir stratejidir.

O nedenle Suriye krizinin katlanarak ve daha karmaşık hale getirerek Türkiye’ye sorunlar üretmesini izlemeye devam edeceğiz.

Facebook Yorumları

reklam
19.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
14.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
29.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
8.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
18.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
12.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
27.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
22.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
13.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
7.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
1.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
23.10.2019
Türkçülüğe dönüş
16.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
9.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
3.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
27.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
11.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
13.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
4.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
26.06.2019
Erdoğan değişebilir mi?
19.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
12.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
7.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
15.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
10.05.2019
İslamcı postmodern darbe
1.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
10.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
3.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
6.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
1.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
23.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
14.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
10.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
23.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
3.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
12.7.2016
Kürt devleti kaçınılmaz hale gelir mi?
10.7.2016
İslam dünyasında neden bayram günleri farklı?
7.7.2016
Mülteciler konusu: Somut bazı öneriler
5.7.2016
İyi niyetli yıkıcılar
3.7.2016
Dış politikanın kilidi: Suriye
29.6.2016
Türkiye ve İsrail: Mahcup barış
27.6.2016
Dünya siyaseti ve milliyetçilik
25.6.2016
Popülizm çağı
23.6.2016
Yeni düşman kim?
20.6.2016
Dış politikadan elde ne kaldı?
18.6.2016
Güçsüzlük ve Türk dış politikası
16.6.2016
Rejim değişikliği ve Türk dış politikası
13.6.2016
İslam dünyası: Olmayacak dua
12.6.2016
Türkiye-AB: İpler kopacak mı?
9.6.2016
Türk dış politikası: Koptu
6.6.2016
Muhammed Ali
5.6.2016
Bir dal Ermeni sorunu yazısı
1.6.2016
Nahda’nın açıklaması ve küresel İslami hareketler
30.5.2016
Ordu ve Dış Politika
29.5.2016
Demokrasi neden “Türk dünyasında” gelişmiyor?
26.5.2016
Dünya Beş’ten büyük mü?
23.5.2016
Yalan-politik ve Ortadoğu
22.5.2016
Yeni Başvekil ve dış politika
19.5.2016
Neden Kilis?
17.5.2016
Kürt sorunu, dönüşüm ve bölgesel durum
15.5.2016
Dış politika Türkiye’nin demografisini değiştirdi
11.5.2016
Ahlaksızlık çağında uluslararası ilişkiler
10.5.2016
İslamcı Türk dış politikası
8.5.2016
Ahmet Hoca
4.5.2016
Dış politik hataların bedelini içeride ödemek
1.05.2016
Hanefiliğin Erozyonu ve IŞİD’in Türkiye Siyaseti
26.4.2016
IŞİD’in Türkiye saldırıları
24.4.2016
Uluslararası düzen ve İslam
2.3.2016
Muhafazakârlar ve çevre
26.2.2016
Suriye'den bir Kürt devleti çıkar mı?
24.2.2016
Dış politik krizin kökenleri
20.2.2016
Savaşa kanlı ‘davetiye'
16.2.2016
Savaş düzenine geçilirken
12.2.2016
Bir meta olarak mülteci
10.2.2016
İlahiyat/ilahiyatçı ve bilim sorunumuz
3.2.2016
Aklın dışına çıkmak üzere iken
29.1.2016
İaşe çağı, iaşe toplumu
26.1.2016
5 yıl sonra Arap ‘Baharı': Fırsat nasıl kaçtı?
23.1.2016
İslam'ın iç savaşı ve silah tüccarları
19.1.2016
İran'ın dünya sistemine dönüşü
15.1.2016
IŞİD sorununu doğru anlamak
13.1.2016
Dış politikanın güvenlik maliyeti
9.1.2016
Titanik sendromu
7.1.2016
Bir bölgesel savaş çıkar mı?
3.1.2016
Türkler ve Araplar
31.12.2015
Dış politikada hayatî bir ilke: Mesafeyi koru!
27.12.2015
Siyaset cahilliğimiz
25.12.2015
Türkiye ve İsrail: Dış politikada tabusal bir alan
19.12.2015
Sünni dünyanın lideri kim?
15.12.2015
Hurafelerin uluslararası ilişkileri istilası
9.12.2015
İslamcı Batıcılık
2.12.2015
Sosyolojiye teslim olmak
28.11.2015
Rusya ne yapacak?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive