Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak


9.10.2019 - Bu Yazı 156 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Clausewitz, “savaş, siyasetin başka araçlarla devam etmesidir” demişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da siyaseti başka araçlarla yani savaşla devam ettirmek istiyor.

Bunun nedenini herkes biliyor ancak yine özetleyelim: Erdoğan, ekonomik refah, adil yönetim, özgür toplum gibi siyasetin hiç bir ikna unsurunu sağlayamıyor.

Ancak yine de Erdoğan, alternatif bir ikna yöntemini bir süre başarıyla kullandı: Para dağıtmak.

Sosyal yardımlar, ucuz krediler, hükümetin arkasında olduğu popülist yatırımlar, fiilen hükümet ofisine dönmüş müteahhit firmaları... Bunlar elbette pek çok kişiyi “ikna” etti.

Ne var ki, para bitti. Paranın bitince Erdoğan’ın ortaya koyduğu ekonomik cerbezeler de fayda etmedi ve rejim, Ankara ve İstanbul’da yerel seçimlerde darbe yedi.

Türk toplumu elbette ülkedeki insan hakları ihlallerine uzaktan acıyarak bakıyordur ama bunların Erdoğan aleyhine oluşan hava ile ilgisi yok denecek kadar az. Türkiye’de siyasi havanın Erdoğan aleyhine doğru oluşmaya başlamasının nedeni paranın bitmiş olması.

Türk siyasi tarihi okuyanlar bilir ki bundan sonra olması gereken Erdoğan’ın gelecekteki bir seçimde tasfiye olmasıdır.

Ancak, Erdoğan sıradan bir siyasi lider değil bir rejim kurucu rolü oynadığı için “madem normal yollarla ayakta duramam anormal yolları denerim” demektedir.

Nitekim, Erdoğan bugüne dek bir kaç anormal yöntem ile iktidarını devam ettirmeyi başardı. Ancak ülkenin reel sorunları derinleştiği için yapısal olarak bir değişim mümkün olmadı. Erdoğan zaman kazandı ama rüzgarı lehine olacak biçimde hiç bir zaman düzeltemedi.

Olağandışı yollarla iktidarda kalmanın iki temel ilkesi vardır: Birincisi, bu yöntemler sorun çözmez sadece zaman kazandırır. İkincisi, bu arada sorunlar daha derinleştiği için her zaman daha yüksek dozajda bir olağandışılık ihtiyacı ortaya çıkar.

Nitekim, bugün Erdoğan rejiminin ayakta kalması için çok yüksek dozda bir anormalliğe ihtiyacı vardır. İşaretlere bakacak olursak iktidar da tam olarak Suriye’den böyle bir sonuç almak istiyor.

Elbette, Suriye sorunu, Türkiye açısından stratejik ve güvenlik bağlamında da önemli. Ancak hem Suriye sorunu hem Kürt meselesi bir süredir Erdoğan için kendi iktidarının devam etmesi ile de yakından ilgili stratejik konular haline geldi.

Öte yandan Suriye’de savaş kaosu içine boca edilecek Kürt sorunu ile AKP-karşıtı koalisyon büyük bir stres testine sokulabilecektir.

Erdoğan, yaklaşık 15 yıl İslam ve laiklik geriliminin ekmeğini yedi. Erdoğan, benzer bir siyasal fırsat alanının Türk-Kürt geriliminden doğacağını biliyor.

Geçmişte, Türkiye’de siyasal kavga İslam ve laiklik gerilimi üzerinden verilmiştir. Kürt meselesi her zaman temel bir konudur ama bir yan unsur olarak siyasete müdahil etmiştir.

Dolayısıyla, modası geçmekte olan İslam ve laiklik kavgasının yerine Türk-Kürt sorununu yeni ana fay hattı olarak siyasetin merkezine koymak, dengeleri değiştirecek potansiyele sahiptir.

Ancak bütün bu anormallik arayışlarının daha önemli bir boyutu var: Siyaseti, savaş ve başka türlü gerilimli araçlarla devam ettirme alışkanlığı Erdoğan’ı Türkiye rejiminin sınırına getirmiş bulunuyor.

Bugün Türkiye’de melez bir rejim bulunmaktadır. Bu rejim, eski Türkiye’nin anayasal müktesebatı ile Erdoğanizm olarak tanımlanabilecek fiili bir rejim arasında bir yerdedir. Ancak, her olağanüstü gelişme ile ortaya çıkan siyasal enerji mevcut rejimi Erdoğanizm’e daha çok dönüştürmektedir.

Önce Suriye üzerinden daha sonra pek muhtemel içeride Kürt meselesi bağlamında ortaya çıkacak yeni gelişmelerin halkı Erdoğan’ın istediği biçimde etkileyeceği güçlü biçimde olasıdır.

Devlet Türkiye’de 1990ların sonuna kadar “dağdan inip siyaset yapsınlar” sloganı ile özetlenebilecek bir yaklaşımı topluma sunmuştu. Buna göre vasat vatandaşın Kürtlere bakışı PKK ile sert bir ayrım içermekteydi.

Son yıllarda ise dağdaki ile siyaset yapan arasında bir fark gözetilmeyen yeni bir yaklaşım ile karşı karşıyayız. Bunun toplumsal yansıması ise “Kürtler ve PKK arasında fark yoktur” şeklinde bir algının ortalama vatandaş nezdinde yerleşmesi oluyor.

Belli ki devlet, Kürt sorunun nihai çözümünden ümidini kesmiş durumda. Bunun pratik sonucu sürdürülebilir çatışma ortamıdır. Sürdürülebilir çatışma yönteminde, devlet bedeli ne olursa olsun Kürt siyasetini 15 veya 20 yıl önceki durumuna geri götürmek için şiddet kullanır.

Metaforik olarak bu, devletin arzu etmediği ağacı sürekli olarak budaması gibidir. Ancak budanan ağaç bir süre sonra yeniden dal vermeye başlayacaktır.

Devlet işte bu süre içinde zaman kazanıp Kürt sorununu kalıcı çözmeye yönelik bazı planları hayata geçireceğini düşünür. Nitekim, 19. Yüzyıl’dan beri Türkiye’nin Kürt siyaseti üç aşağı beş yukarı böyle devam edegelmiştir. Bu açıdan Türkiye’nin Kürt sorunu tarihsel bir kısır döngüdür.

Bugün yaşanılan olaylar o nedenle yeni şeyler değil tarihsel kısır döngünün devamıdır. Burada yeni olan ise Erdoğan’ın Kürt sorunu üzerinden kendi yönetimini inşa etmeye devam edeceğidir.

Cemaat ile kavga Erdoğan’a en kritik kurumları dönüştürmek için imkan sağladı. Kürt sorunu ise Erdoğan’a kurduğu yeni devleti istediği iç ve dış ideolojik meşruiyete göre çalışır hale getirme fırsatı veriyor.

İçinde bulunduğumuz yüzyılın en büyük kuramcılarından biri kabul edilen Charles Tilly’i burada hatırlayalım: “Savaşı devlet yapar, devleti savaş yapar.”

Facebook Yorumları

reklam
16.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
9.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
3.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
27.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
11.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
13.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
4.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
26.06.2019
Erdoğan değişebilir mi?
19.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
12.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
7.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
15.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
10.05.2019
İslamcı postmodern darbe
1.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
10.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
3.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
6.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
1.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
23.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
14.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
10.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
23.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
3.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
12.7.2016
Kürt devleti kaçınılmaz hale gelir mi?
10.7.2016
İslam dünyasında neden bayram günleri farklı?
7.7.2016
Mülteciler konusu: Somut bazı öneriler
5.7.2016
İyi niyetli yıkıcılar
3.7.2016
Dış politikanın kilidi: Suriye
29.6.2016
Türkiye ve İsrail: Mahcup barış
27.6.2016
Dünya siyaseti ve milliyetçilik
25.6.2016
Popülizm çağı
23.6.2016
Yeni düşman kim?
20.6.2016
Dış politikadan elde ne kaldı?
18.6.2016
Güçsüzlük ve Türk dış politikası
16.6.2016
Rejim değişikliği ve Türk dış politikası
13.6.2016
İslam dünyası: Olmayacak dua
12.6.2016
Türkiye-AB: İpler kopacak mı?
9.6.2016
Türk dış politikası: Koptu
6.6.2016
Muhammed Ali
5.6.2016
Bir dal Ermeni sorunu yazısı
1.6.2016
Nahda’nın açıklaması ve küresel İslami hareketler
30.5.2016
Ordu ve Dış Politika
29.5.2016
Demokrasi neden “Türk dünyasında” gelişmiyor?
26.5.2016
Dünya Beş’ten büyük mü?
23.5.2016
Yalan-politik ve Ortadoğu
22.5.2016
Yeni Başvekil ve dış politika
19.5.2016
Neden Kilis?
17.5.2016
Kürt sorunu, dönüşüm ve bölgesel durum
15.5.2016
Dış politika Türkiye’nin demografisini değiştirdi
11.5.2016
Ahlaksızlık çağında uluslararası ilişkiler
10.5.2016
İslamcı Türk dış politikası
8.5.2016
Ahmet Hoca
4.5.2016
Dış politik hataların bedelini içeride ödemek
1.05.2016
Hanefiliğin Erozyonu ve IŞİD’in Türkiye Siyaseti
26.4.2016
IŞİD’in Türkiye saldırıları
24.4.2016
Uluslararası düzen ve İslam
2.3.2016
Muhafazakârlar ve çevre
26.2.2016
Suriye'den bir Kürt devleti çıkar mı?
24.2.2016
Dış politik krizin kökenleri
20.2.2016
Savaşa kanlı ‘davetiye'
16.2.2016
Savaş düzenine geçilirken
12.2.2016
Bir meta olarak mülteci
10.2.2016
İlahiyat/ilahiyatçı ve bilim sorunumuz
3.2.2016
Aklın dışına çıkmak üzere iken
29.1.2016
İaşe çağı, iaşe toplumu
26.1.2016
5 yıl sonra Arap ‘Baharı': Fırsat nasıl kaçtı?
23.1.2016
İslam'ın iç savaşı ve silah tüccarları
19.1.2016
İran'ın dünya sistemine dönüşü
15.1.2016
IŞİD sorununu doğru anlamak
13.1.2016
Dış politikanın güvenlik maliyeti
9.1.2016
Titanik sendromu
7.1.2016
Bir bölgesel savaş çıkar mı?
3.1.2016
Türkler ve Araplar
31.12.2015
Dış politikada hayatî bir ilke: Mesafeyi koru!
27.12.2015
Siyaset cahilliğimiz
25.12.2015
Türkiye ve İsrail: Dış politikada tabusal bir alan
19.12.2015
Sünni dünyanın lideri kim?
15.12.2015
Hurafelerin uluslararası ilişkileri istilası
9.12.2015
İslamcı Batıcılık
2.12.2015
Sosyolojiye teslim olmak
28.11.2015
Rusya ne yapacak?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive