Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Sağ Kemalizm ve ordu


20.10.2018 - Bu Yazı 175 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İslami kesimin söylemine göre Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), İslami hizmetlerin önündeki en büyük engeldi.

Bugün ise açıklanması gereken durumlar var: Genelkurmay eski Başkanı, İslamcı hükümetin içinde dahası kendi adına bir cami bile inşa ettirdi.

Konuya tarihsel açıdan bakarsak, TSK aslında Kemalist reformlara rağmen 1960’lara kadar geleneksel eski usul subaylardan oluşmaktaydı.

Örneğin, Atatürk’ten sonra Mareşal rütbesine sahip tek asker olan Fevzi Çakmak 1944 yılına kadar Genelkurmay Başkanlığı yapmıştır ve İslamcıların TSK ve İslam zıtlığı söylemini doğrulayacak bir karakter hiç değildir.

Nitekim Çakmak ölümünden sonra, Nakşi Şeyhi Küçük Hüseyin Efendi’nin yanına gömülmeyi isteyecek kadar bu tarikat ile gönül bağı içindeydi.

Çakmak, politik açıdan da farklıydı.

Örneğin, ‘Türkiye’de Çağdaşlaşma’ adlı önemli kitabıyla bilinen Niyazi Berkes, Çakmak ile karşılaşmasını ‘Unutulan Yıllar’ adlı anılarında anlatırken, Mareşal’in kendisine “Onların o altı okları yok mu? Onları birer birer kırıp g....tlerine sokacağım!” dediğini aktarıyor. Çakmak; İsmet Paşa ve CHP’yi kastetmekteydi.

Çakmak, 23 yıl kesintisiz olarak Genelkurmay Başkanlığı yapmıştır.

Bu uzun bir süredir ve TSK’nın kurum içi doktrin ve eğitimini etkilemiştir. Bu dönemde Çakmak gibi bir genelkurmay başkanının TSK’yı, muhafazakârların iddia ettiği gibi aşırı din karşıtı bir anlayışa götürmesi imkânsızdı.

Ayrıca TSK, NATO üyeliğinden sonra komünizm karşıtı genel siyasete de katılmıştır.

Nitekim 1950’lerde de TSK ve İslamiyet arasında rejim güvenliği açısından bir zıtlık yoktu. 1957 yılında Isparta Tugay Camii’nin temelini yanında subaylar olduğu halde Said Nursi atmıştır. Zaten, Nursi’nin ‘birinci talebem’ dediği Hulusi Yahyagil subaydı ve TSK’dan ihraç edilmemiştir.

Başka bir örnek olarak günümüzde Işıkçılar olarak bilinen cemaate ismini veren Hüseyin Hilmi Işık da bir subaydı ve ilk talebelerinden olan Enver Ören ve Zeki Celep gibi isimleri Kuleli Askeri Lisesi’nde kazanmıştır. Ören’in konuşmalarından Işık’ın askeri lisede derslerde Kuran tefsiri yaptığını öğreniyoruz.

27 Mayıs önemli bir kırılmaydı ancak bu hareketin de laikliği kurtarmak gibi birincil bir amacı yoktu.

Darbenin bildirisi bize amacın keyfi bir hale gelen ve başkalarının haklarına tecavüz eden Menderes idaresine karşı olduğu mesajını verir.

Cunta subayları elbette tarikatların görünür olmasına karşıydılar ancak içlerinde Ahmet Er gibi ‘her gittiği yerde Risale-i Nur dağıtmakla’ övünen yahut Muzaffer Özdağ gibi mütedeyyin subaylar vardı.

Ancak, dini gruplar ve TSK arasındaki kırılma bundan sonra başladı.

Bir taraftan bütün dünyada sol hareketler güçlenmekteydi ve CHP ile özdeşleşen kitle de sola yakınlaşıyordu. Öte yandan Süleyman Demirel gibi yeni sağ liderler, Menderes kültünü sağın politik genlerinin içine işlediler.

Ancak önemli olan hem siviller hem subaylar nezdinde Kemalist blokun sola yakınlaşmasının doğurduğu sonuçtur: Sola yakınlaşmanın ürettiği dil ve buna karşı Demirel ve Erbakan gibi sağ liderlerin karşı söylemleri, halk nezdinde kavgayı ‘iman-küfür’ çerçevesi içine soktu.

Hikmet Özdemir’in formülü ile yazarsak 1960’larda artık ‘sol Kemalizm’ ortaya çıkmıştı ve bunun karşısında oluşan sağcı söylem ise, TSK’yı din karşıtı blokun içinde tanımladı.

Nitekim muhafazakârların, din karşıtı TSK söylemini pekiştiren olaylar 12 Mart ile ayyuka çıkmıştır. 9 Mart 1971’de ortaya çıkan sol darbe girişimi İslami kesimde panik meydana getirdi.

Mesela, olayları daha sonra yorumlayan Fethullah Gülen eğer 9 Mart engellenmezse Türkiye’nin komünizme geçeceğini söylemiştir. Gülen’e göre 12 Mart tasvip edilemez ancak daha kötü bir hareketi önlediği için bu olaya iyimser bakılabilir.

Böylece 1960 ile 1971 arası dönemde İslami hareketin TSK karşıtı söylemi iyice şekillenmiş oldu.

Halbuki bastırılan sol darbe girişiminden sonra, 12 Mart karşı müdahalesi ile TSK’da askeri okullardan başlamak üzere milliyetçi asker profili ağırlık kazanmaya başlamıştır. Zaten, 9 Mart girişiminin dönemin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç önderliğinde bastırılması, ‘sol Kemalist’ ajandanın ordunun bütününde benimsenmediğini göstermekteydi.

12 Mart sonrası, TSK’da sol akım tasfiye edilmiş ve yaklaşık 10 yıl sonra 1980’de Kenan Evren örneğinde ortaya çıkacak olan ılımlı İslami aktörlerle çalışma kültürüne açık bir anlayış ortaya çıkmıştır.

Buna ‘sağ Kemalizm’ demek mümkündür. Sağ Kemalizm, din kavramına kategorik olarak düşman değildi ancak dinin siyasetle ilişkisi konusunda kırmızı çizgilere sahipti.

Ancak, Sağ Kemalist bakış, 28 Şubat ile krize girdi.

Ülkede güçlenen dinsel sosyolojinin Sağ Kemalizm’in uygun gördüğü marjlar içinde kalmasına imkân yoktu. Nitekim bu dönemde, Refah Partisi püskürtülmüş olsa bile toplumsal ve uluslararası meşruiyet kaybedilmişti.

Krizin doğurduğu fırsatı AKP ve Gülen Cemaati kullandı ve sağ Kemalizm üzerine kurulmuş TSK içi dengeler zayıflatıldı.

Bugün ise, 15 Temmuz sonrası tasfiyeler ve subay eğitimi alanında yapılan değişikler ile de AKP iktidarı, ordunun sağ Kemalizm’den İslami yöne doğru kaymasını istiyor.

Bu talep, laiklik dışında diğer alanlarda büyük bir dönüşüm talep etmiyor. Sağcı Kemalist gelenek ve İslamcılık milliyetçilik, devletçilik gibi ortak paydalar marifetiyle Kürt sorunu gibi pek çok diğer konuda anlaşabilir.

Bir zamanlar Genelkurmay eski Başkanı Fevzi Çakmak, İsmet Paşa ve CHP’ye kızmaktaydı. Şimdi ise Genelkurmay eski Başkanı Hulusi Akar, İsmet Paşa’yı neredeyse düzenli olarak aşağılayan İslamcı hükümetin içinde siyaset yapıyor.

Kısacası TSK ve siyaset ilişkilerinin kısa özeti şudur: Oyunu, en güçlü olan değil en iyi koalisyonu kuran kazanıyor.

Facebook Yorumları

reklam
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
12.7.2016
Kürt devleti kaçınılmaz hale gelir mi?
10.7.2016
İslam dünyasında neden bayram günleri farklı?
7.7.2016
Mülteciler konusu: Somut bazı öneriler
5.7.2016
İyi niyetli yıkıcılar
3.7.2016
Dış politikanın kilidi: Suriye
29.6.2016
Türkiye ve İsrail: Mahcup barış
27.6.2016
Dünya siyaseti ve milliyetçilik
25.6.2016
Popülizm çağı
23.6.2016
Yeni düşman kim?
20.6.2016
Dış politikadan elde ne kaldı?
18.6.2016
Güçsüzlük ve Türk dış politikası
16.6.2016
Rejim değişikliği ve Türk dış politikası
13.6.2016
İslam dünyası: Olmayacak dua
12.6.2016
Türkiye-AB: İpler kopacak mı?
9.6.2016
Türk dış politikası: Koptu
6.6.2016
Muhammed Ali
5.6.2016
Bir dal Ermeni sorunu yazısı
1.6.2016
Nahda’nın açıklaması ve küresel İslami hareketler
30.5.2016
Ordu ve Dış Politika
29.5.2016
Demokrasi neden “Türk dünyasında” gelişmiyor?
26.5.2016
Dünya Beş’ten büyük mü?
23.5.2016
Yalan-politik ve Ortadoğu
22.5.2016
Yeni Başvekil ve dış politika
19.5.2016
Neden Kilis?
17.5.2016
Kürt sorunu, dönüşüm ve bölgesel durum
15.5.2016
Dış politika Türkiye’nin demografisini değiştirdi
11.5.2016
Ahlaksızlık çağında uluslararası ilişkiler
10.5.2016
İslamcı Türk dış politikası
8.5.2016
Ahmet Hoca
4.5.2016
Dış politik hataların bedelini içeride ödemek
1.05.2016
Hanefiliğin Erozyonu ve IŞİD’in Türkiye Siyaseti
26.4.2016
IŞİD’in Türkiye saldırıları
24.4.2016
Uluslararası düzen ve İslam
2.3.2016
Muhafazakârlar ve çevre
26.2.2016
Suriye'den bir Kürt devleti çıkar mı?
24.2.2016
Dış politik krizin kökenleri
20.2.2016
Savaşa kanlı ‘davetiye'
16.2.2016
Savaş düzenine geçilirken
12.2.2016
Bir meta olarak mülteci
10.2.2016
İlahiyat/ilahiyatçı ve bilim sorunumuz
3.2.2016
Aklın dışına çıkmak üzere iken
29.1.2016
İaşe çağı, iaşe toplumu
26.1.2016
5 yıl sonra Arap ‘Baharı': Fırsat nasıl kaçtı?
23.1.2016
İslam'ın iç savaşı ve silah tüccarları
19.1.2016
İran'ın dünya sistemine dönüşü
15.1.2016
IŞİD sorununu doğru anlamak
13.1.2016
Dış politikanın güvenlik maliyeti
9.1.2016
Titanik sendromu
7.1.2016
Bir bölgesel savaş çıkar mı?
3.1.2016
Türkler ve Araplar
31.12.2015
Dış politikada hayatî bir ilke: Mesafeyi koru!
27.12.2015
Siyaset cahilliğimiz
25.12.2015
Türkiye ve İsrail: Dış politikada tabusal bir alan
19.12.2015
Sünni dünyanın lideri kim?
15.12.2015
Hurafelerin uluslararası ilişkileri istilası
9.12.2015
İslamcı Batıcılık
2.12.2015
Sosyolojiye teslim olmak
28.11.2015
Rusya ne yapacak?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları