Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası


12.10.2018 - Bu Yazı 116 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ekonomik krizi açıklamak için iktisatçıların uzlaştığı nedenlerden birisi şu: Türkiye, 2000’lerin başından beri dışarıdan ucuz maliyetli bol para buldu ancak bunu inşaat gibi alanlarda heba etti.

Peki, İslamcılar neden bu kadar zamana ve paraya sahipken, inşaat dışında daha nitelikli ekonomik bir model kuramadı? Bu sorunun cevabı; içinde AKP, Gülen cemaati ve diğer İslami oluşumlar olmak üzere İslami hareketin rantiyeci kökeninde saklıdır.

Kısaca rant ekonomisini tanımlayalım:

Petrol satışı, Suudi Arabistan’ın bütçe gelirlerinin yaklaşık yüzde 87’sini oluşturur.  Arabistan gibi gelirini halktan vergi ile değil rant üzerinden elde eden hükümetler, ekonomik olarak elleri rahat oldukları için halkı istedikleri gibi idare ederler.

Ancak, rant rekabetle yani yeteneklerin yarışması ile üretilen bir gelir olmadığı için kof büyüklük üretir. Niteliksiz kof büyümenin örneklerinden birisi inşaattır. Rant toplumları sürekli olarak büyük inşaat projelerinin peşindedir.

Öte yandan, ranttan gelen gelir, yeteneklere, rekabete yani liyakate göre dağıtılmadığı aksine hükümetin itaat beklentilerine göre dağıtıldığı için, rant gelirinin esas olduğu çevrede sosyalleşen bireyler de, rekabetçi ve mesleki yeteneklerinde donanımlı olmazlar.

Politik mantığa ve itaate göre dağıtılan rant, insanlarda uyuşukluğa yol açar. Rant düzeni yenilikçi, ısrarcı, rekabetle kendini geliştiren girişimci bireyi üretmez. Pek çok Ortadoğu ülkesinde rant modelinin sorunlarını gözlemlemek mümkündür.

Şimdi Türkiye’ye gelelim: İslami hareketin para üretme stratejisi büyük ölçüde rantiye modelidir.

İslami gruplar başlangıçtan beri esas olarak yardım, himmet, bağış, burs, hibe gibi ekonomik çaba ve girişimciliğe dayanmayan gelir kaynakları ile büyümüştür.

Bu bağlamda İslamcıların Refah Partisi (RP) döneminde belediyeleri kazanmaya başlaması ile, İslami hareket ve rant arasındaki ilişki daha da gelişmiştir.

Zamanla İslami gruplar milyar dolarla ifade edilen ekonomik büyüklükleri yönetmeye başlamıştır. Ancak girişimcilik, risk, rekabet gibi unsurları gerektirmeyen bu gelir sağlama yöntemleri, rantiye modelinin tipik sorunlarını üretmiştir.

Zira tarikat, parti yahut cemaat, topladığı parayı büyük ölçüde kendi grup ‘bürokrasisinin’ öngördüğü biçimde, temelde elbette itaate göre, yani idari bir mantıkla dağıtmaya başlamıştır.

Bu yapı asla rekabetçi, eleştirel bir insan tipine izin vermemiştir. Petrol geliri ile istediği gibi düzen kuran Arap rejimleri gibi, İslami gruplar rant sağladıkları sürece kendi iç yapılarında hiyerarşik yapılar kurmuşlardır.

Örneğin bugün mağduriyetler yaşayan ve Gülen Cemaati ile birlikte alınan pek çok önemli işadamının, bu hareketin son 10 yılda aldığı kritik hiçbir kararda etkisi yoktur.

Çünkü diğer İslami gruplar gibi Gülen cemaati de işadamlarını karar alma sürecine katmaz. Diğerleri gibi Gülen Cemaati de, mesleksiz veya mesleği körelmiş kişilerden oluşan çekirdek bir grup bürokrasisi üzerine kurgulanmıştır.

Örneğin, Gülen Cemaati’nin kurduğu Bank Asya, Kaynak Holding gibi kurumların üzerinde etkili olan Mustafa Özcan ilahiyat eğitimi almış, eskiden vaizlik yapmış, iktisat alanına dair teorik ve pratik birikimi olmayan bir kişidir.

Bu rantiyeci yapı İslami hareketin içinde yetişen bireylerin rekabetçi ve mesleki konularda yeterli olmasını engelledi. İşin merkezinde her zaman gelirleri İslami grubun idari mantığına göre harcayan ve dağıtan ‘bürokratlar’ oldu.

Ne var ki, bu durum İslami gruplarda kaçınılmaz olarak kof büyüklükler üretti. İslami jargonla konuşursak, bu yapı keyfiyete (kalite) değil kemiyete (çokluk) sebep oldu.

Bu gücün ürettiği kemiyet; meydanda kalabalık, bürokraside çoğunluk, büyük binalar, hakimler, savcılar, yollar üretti ama keyfiyet konusunda başarı gösteremedi.

AKP büyük inşaatlar yapıyor, meydanlara milyonları dolduruyor. Ancak AİHM tarafından yeterli bulunacak üç tane İslamcı hâkim bulunamıyor.

Bina fetişizminde Gülen Cemaati de aynı çizgideydi. Bugün binlerce hâkim, bürokrat, subay mağdur ancak Gülen Cemaati’nin içinde sosyalleşmiş bir tane tanınmış karikatürist, şarkıcı yahut romancı bulmak imkânı yok.

İçkin rantiyeci yapı nedeniyle, neredeyse 20 yıldır Türkiye İslami hareketin kontrolünde olduğu halde kültürel hayat hâlâ sekülerlerin hegemonyası altında.

İslami hareketin rantiye modelinden kaynaklanan sert hiyerarşisi, bağımsız yetenek gerektiren alanlarda örnek üretemiyor. Kamuoyunda gördüğümüz pek çok İslami rol model, bireysel yeteneklerinden ziyade arkasındaki kalabalığın ve siyasi gücün sayesinde işlerini yapıyor.

Bugünkü krize dönersek, Cumhurbaşkanı Erdoğan dâhil İslamcı bürokratların ve siyasilerin pek çoğu bu rantiyeci model içinde sosyalleştiler. Nitekim, rant geleneğinden gelen AKP, geçen 10 yılda dünyadaki ucuz ve bol parayı aynı rantçı mantıkla kullandı: Yollar yaptı, milyonlarca insana sosyal yardım dağıttı.

Ancak bu devir bitti. İslamcıların üretmesi, girişimcilik örnekleri sergilemesi, rekabet etmeleri ve yaratıcı olmaları gerekiyor. Ancak bunu yapmaları zor.

Kısa sürede kendine güvenen, girişimci, mesleğinde küresel olarak kendini kabul ettirmiş bir nesil yetiştiremeyeceklerine göre önlerinde iki yol var:

Birincisi seküler akıldan yardım almak. Nitekim, hükümetin McKinsey ile yılan hikâyesine dönen ilişkisi böyle bir denemedir.

Hâlbuki İslamcılar Türkiye’nin yetişmiş seküler akıllarından da esasen hizmet alabilir. Ancak, İslamcı siyaset bugün yerli olsun yabancı olsun seküler bir yönlendirmenin talep edeceği asgari şeffaflığı sağlayacak durumda değildir.

İkinci ihtimal ise geleneksel çizgide devam etmek yani rantiye modeline daha sarılmak ve bunun sonucu üretim, risk gibi kavramlarla uğraşmak yerine devletin gücünü kaba biçimde kullanmaktır. Zaten, süpermarketlerde fiyat denetimi yapan zabıta memurları ikinci ihtimalin ağır bastığını gösteriyor.

Facebook Yorumları

reklam
19.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
12.7.2016
Kürt devleti kaçınılmaz hale gelir mi?
10.7.2016
İslam dünyasında neden bayram günleri farklı?
7.7.2016
Mülteciler konusu: Somut bazı öneriler
5.7.2016
İyi niyetli yıkıcılar
3.7.2016
Dış politikanın kilidi: Suriye
29.6.2016
Türkiye ve İsrail: Mahcup barış
27.6.2016
Dünya siyaseti ve milliyetçilik
25.6.2016
Popülizm çağı
23.6.2016
Yeni düşman kim?
20.6.2016
Dış politikadan elde ne kaldı?
18.6.2016
Güçsüzlük ve Türk dış politikası
16.6.2016
Rejim değişikliği ve Türk dış politikası
13.6.2016
İslam dünyası: Olmayacak dua
12.6.2016
Türkiye-AB: İpler kopacak mı?
9.6.2016
Türk dış politikası: Koptu
6.6.2016
Muhammed Ali
5.6.2016
Bir dal Ermeni sorunu yazısı
1.6.2016
Nahda’nın açıklaması ve küresel İslami hareketler
30.5.2016
Ordu ve Dış Politika
29.5.2016
Demokrasi neden “Türk dünyasında” gelişmiyor?
26.5.2016
Dünya Beş’ten büyük mü?
23.5.2016
Yalan-politik ve Ortadoğu
22.5.2016
Yeni Başvekil ve dış politika
19.5.2016
Neden Kilis?
17.5.2016
Kürt sorunu, dönüşüm ve bölgesel durum
15.5.2016
Dış politika Türkiye’nin demografisini değiştirdi
11.5.2016
Ahlaksızlık çağında uluslararası ilişkiler
10.5.2016
İslamcı Türk dış politikası
8.5.2016
Ahmet Hoca
4.5.2016
Dış politik hataların bedelini içeride ödemek
1.05.2016
Hanefiliğin Erozyonu ve IŞİD’in Türkiye Siyaseti
26.4.2016
IŞİD’in Türkiye saldırıları
24.4.2016
Uluslararası düzen ve İslam
2.3.2016
Muhafazakârlar ve çevre
26.2.2016
Suriye'den bir Kürt devleti çıkar mı?
24.2.2016
Dış politik krizin kökenleri
20.2.2016
Savaşa kanlı ‘davetiye'
16.2.2016
Savaş düzenine geçilirken
12.2.2016
Bir meta olarak mülteci
10.2.2016
İlahiyat/ilahiyatçı ve bilim sorunumuz
3.2.2016
Aklın dışına çıkmak üzere iken
29.1.2016
İaşe çağı, iaşe toplumu
26.1.2016
5 yıl sonra Arap ‘Baharı': Fırsat nasıl kaçtı?
23.1.2016
İslam'ın iç savaşı ve silah tüccarları
19.1.2016
İran'ın dünya sistemine dönüşü
15.1.2016
IŞİD sorununu doğru anlamak
13.1.2016
Dış politikanın güvenlik maliyeti
9.1.2016
Titanik sendromu
7.1.2016
Bir bölgesel savaş çıkar mı?
3.1.2016
Türkler ve Araplar
31.12.2015
Dış politikada hayatî bir ilke: Mesafeyi koru!
27.12.2015
Siyaset cahilliğimiz
25.12.2015
Türkiye ve İsrail: Dış politikada tabusal bir alan
19.12.2015
Sünni dünyanın lideri kim?
15.12.2015
Hurafelerin uluslararası ilişkileri istilası
9.12.2015
İslamcı Batıcılık
2.12.2015
Sosyolojiye teslim olmak
28.11.2015
Rusya ne yapacak?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.