Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib


13.9.2018 - Bu Yazı 180 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Putin, Ruhani ve Erdoğan arasında yapılan üçlü zirvede dördüncü bir hayalet katılımcı daha vardı: Beşşar Esad.

Bu ‘hayalet’ esasen Türkiye’nin Suriye siyasetinin en büyük açmazlarından biri anlamına geliyor: Türkiye, Batı dışında bir alternatif arıyor ve bu bağlamda Rusya’yla İran’a büyük önem veriyor.

Ne var ki, bu iki ülke Şam rejiminin en büyük destekçisi konumundalar. O nedenle pek çok toplantıda Türkiye, Rusya veya İran ile konuşurken dolaylı olarak Şam rejimi ile de konuşuyor.

Zirvede Erdoğan, İdlib için ateşkes önerince masada eğer Putin değil de Esad da oturuyor olsaydı benzer tepkiyi verir ve “teröristlerle ateşkesi konuşmam” derdi.

Rusya ve İran desteği ile Suriye rejiminin göz göre göre önüne kattığı bütün savaşçı grupları topa tutması Ankara için o nedenle son derece karmaşık bir durum.

Türkiye Suriye’de bulunan pek çok silahlı gruba ihtiyaç duyuyor. Bunun nedeni açık: Türkiye, Şam rejimi ile fiilen düşmanlık ilişkisi içinde. Öte yandan Kürtler ile de arası yok.

Hal böyle olunca Ankara’nın sahada işbirliği yapacağı yegane aktörler burada savaşan çeşitli gruplar. Ancak bu zorunluluk iki ciddi maliyet doğuruyor:

Birincisi, Türkiye uzun vadede kontrol edilmesi mümkün olmayan savaşçı grupların etkisine açık hale geliyor.

İkincisi, Türkiye uluslararası düzeyde cihatçı grupların koruyucusu gibi algılanıyor.

Muhtemelen İdlib öncesi bu algıları dengelemek için Ankara, Heyet Tahrir el-Şam grubunu terörist olarak ilan etti.

Bu grubun kökeni Usame bin Ladin’e yakın cihatçılara uzanıyor. Yani, El-Şam, geleneksel olarak El Kaide çizgisinin içinden çıkan gruplardan birisi.

El-Kaide çizgisinden çıkan bu grup yakın zamana kadar Türkiye için Suriye rejimine karşı savaşan ÖSO’nun muteber bir parçasıydı.

Ancak, uzun vadede Türkiye, bu gruplardan vaz geçemez. Bunun nedeni basit: Suriye krizinde Türkiye, tarihinde dış politikada ilk defa komşusu bir ülkede rejimin değişikliğine girişti.

Ne var ki, Rusya ve İran sayesinde, Şam rejimi ayakta kaldı. Öte yandan, Kürt meselesi karmaşık hale geldi.

Ankara ise rejim değiştirmek hedefinin artık mümkün olmadığını anlayınca bu sefer B planı olarak Suriye üzerinde uzun vadeli bir etkinlik kurmayı denemeye karar verdi.

Burada Ankara’nın haklı olduğu bir nokta var: Gerek Türkiye’de sayıları 4 milyonu bulan Suriyeliler gerekse Kuzey Suriye’deki karmaşık sosyolojik durum çok uzun süre Türkiye ve Suriye’yi hem iç hem dış politikada birbirine geçişken iki ülke yapacaktır.

Bir zamanlar ticaretle entegrasyon hayali kuran Türkiye ve Suriye ironik biçimde bir savaşla birbiri içine geçmiş ülkeler haline gelmişlerdir.

Suriye’de rejimi değiştiremeyen Türkiye, stratejik menfaatleri için alternatif olarak çeşitli savaşçı grupları da kullanarak bu ülkede bir etki mekanizması kurmak istiyor.

Öte yandan, fiilen Türkiye’nin kontrolünde olan Suriye kasabalarında okullar açılıyor insanlar eğitiliyor. Bu tip yöntemlerin masraflı olması ve ancak çok uzun vadeli meyve vermesi bir kenara başarı şansları da düşük.

Kendi içinde sosyal bir barış sağlayamayan ülkenin Suriye’de dış politikada etkin olacak kadar Türk muhibbi bir kitle yaratması neredeyse imkansız.

Dahası, bu şekilde savaşçı gruplarla uzun vadeli bir Suriye siyasetinde ısrar etmek finansal olarak Türkiye için sürekli yüksek maliyetli bir iştir. Vekalet savaşı sadece politik riskler içermez bunun yanında son derece pahalı bir iştir.

Unutmamak gerekiyor ki Suriye krizi Türkiye, İran ve Rusya’nın bütçesini ciddi olarak sarsmıştır. Bu üç ülkede yaşanan ekonomik sorunlarda Suriye’de harcanan paraların etkisi ihmal edilemez.

Ancak daha önemlisi Türkiye’nin “rejimi değiştiremedik bari uzun vadede Suriye üstünde etki kuralım” planının başka sorunları da olacak.

Halihazırda sorun Suriye’de savaşın bitmesi. Bu iş kotarılırsa yeni sihirli kelime Suriye’nin yeniden yapılanması olur ve Türkiye’nin varlığı yeni sorun haline gelir.

Rusya ve İran (hatta ABD), Türkiye’nin Suriye’de varlığını belirli menfaatler için tolere ediyorlar. Ancak, bu ülkeler Suriye konusunda temel sorunlar çözülürse buna ihtiyaç duymazlar.

Savaş sonrası Suriye’yi hayal etmek için Türkiye biraz ABD’nin ne yaptığına bakmalı.

Örneğin, ABD’nin Suriye’de artık odak noktası Kürtlerin uzun vadede durumu. ABD küçük aksaklıklar dışında Kürtlere silah sağlama dahil standart programına devam ediyor.

Hemen hatırlayalım yakın bir zamanda ABD’li bir general Türkiye’nin başına 4 milyon TL koyduğu önde gelen bir YPG’li ile görüşmüştür.

Bu ABD açısından ise tutarlı bir politika: Irak’ı burada hatırlamak lazım. Onyıllarca süren Irak krizi sonunda bugün Bağdat’ta ofislerde İran Dini Lideri Ali Hamaney’in porteleri asılı.

Suriye’de de bundan sonra birisinin portresi asılacaksa bu ya Putin’in olur yahut Nasrallah’ın.

O nedenle ABD bölgedeki stratejik hesapları için “elde var Kürtler” demek durumunda kalacaktır. Bir bakıma ABD etkisinin sınırlarının farkındadır ve büyük bir devlet olsa bile politik gerçekçilik ile hareket etmektedir.

ABD’nin politik gerçekçiliği Türkiye’ye önemli bir mesaj veriyor: Başka bir ülkede nüfuz kurmak için büyük politik, etnik yahut mezhepsel gruplara ihtiyacınız vardır. Bunlar olmadan küçük gruplarla yahut değişik silahlı gruplarla bunu sağlamanız mümkün değildir.

Facebook Yorumları

reklam
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
12.7.2016
Kürt devleti kaçınılmaz hale gelir mi?
10.7.2016
İslam dünyasında neden bayram günleri farklı?
7.7.2016
Mülteciler konusu: Somut bazı öneriler
5.7.2016
İyi niyetli yıkıcılar
3.7.2016
Dış politikanın kilidi: Suriye
29.6.2016
Türkiye ve İsrail: Mahcup barış
27.6.2016
Dünya siyaseti ve milliyetçilik
25.6.2016
Popülizm çağı
23.6.2016
Yeni düşman kim?
20.6.2016
Dış politikadan elde ne kaldı?
18.6.2016
Güçsüzlük ve Türk dış politikası
16.6.2016
Rejim değişikliği ve Türk dış politikası
13.6.2016
İslam dünyası: Olmayacak dua
12.6.2016
Türkiye-AB: İpler kopacak mı?
9.6.2016
Türk dış politikası: Koptu
6.6.2016
Muhammed Ali
5.6.2016
Bir dal Ermeni sorunu yazısı
1.6.2016
Nahda’nın açıklaması ve küresel İslami hareketler
30.5.2016
Ordu ve Dış Politika
29.5.2016
Demokrasi neden “Türk dünyasında” gelişmiyor?
26.5.2016
Dünya Beş’ten büyük mü?
23.5.2016
Yalan-politik ve Ortadoğu
22.5.2016
Yeni Başvekil ve dış politika
19.5.2016
Neden Kilis?
17.5.2016
Kürt sorunu, dönüşüm ve bölgesel durum
15.5.2016
Dış politika Türkiye’nin demografisini değiştirdi
11.5.2016
Ahlaksızlık çağında uluslararası ilişkiler
10.5.2016
İslamcı Türk dış politikası
8.5.2016
Ahmet Hoca
4.5.2016
Dış politik hataların bedelini içeride ödemek
1.05.2016
Hanefiliğin Erozyonu ve IŞİD’in Türkiye Siyaseti
26.4.2016
IŞİD’in Türkiye saldırıları
24.4.2016
Uluslararası düzen ve İslam
2.3.2016
Muhafazakârlar ve çevre
26.2.2016
Suriye'den bir Kürt devleti çıkar mı?
24.2.2016
Dış politik krizin kökenleri
20.2.2016
Savaşa kanlı ‘davetiye'
16.2.2016
Savaş düzenine geçilirken
12.2.2016
Bir meta olarak mülteci
10.2.2016
İlahiyat/ilahiyatçı ve bilim sorunumuz
3.2.2016
Aklın dışına çıkmak üzere iken
29.1.2016
İaşe çağı, iaşe toplumu
26.1.2016
5 yıl sonra Arap ‘Baharı': Fırsat nasıl kaçtı?
23.1.2016
İslam'ın iç savaşı ve silah tüccarları
19.1.2016
İran'ın dünya sistemine dönüşü
15.1.2016
IŞİD sorununu doğru anlamak
13.1.2016
Dış politikanın güvenlik maliyeti
9.1.2016
Titanik sendromu
7.1.2016
Bir bölgesel savaş çıkar mı?
3.1.2016
Türkler ve Araplar
31.12.2015
Dış politikada hayatî bir ilke: Mesafeyi koru!
27.12.2015
Siyaset cahilliğimiz
25.12.2015
Türkiye ve İsrail: Dış politikada tabusal bir alan
19.12.2015
Sünni dünyanın lideri kim?
15.12.2015
Hurafelerin uluslararası ilişkileri istilası
9.12.2015
İslamcı Batıcılık
2.12.2015
Sosyolojiye teslim olmak
28.11.2015
Rusya ne yapacak?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları