Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Yeni Devletin sahibi kim?


11.7.2018 - Bu Yazı 236 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye’de artık rejim değişikliği büyük ölçüde gerçekleşmiş durumda.

Bundan sonra yeni rejimin sosyal, kültürel ve ekonomik alanları kendi değerlerine göre şekillendirmesini izleyeceğiz.

Ancak, yeni ortaya çıkan rejimin sahibinin kim olduğu konusunda bir kafa karışıklığı göze çarpıyor.

Bazı uzmanlar aslında devletin özünün değişmediğini siyasi gelişmelere rağmen bu eski çekirdeğin devam ettiğini ve ülkeyi yönettiğini iddia ediyor.

Bu görüşe göre “eski devlet geleneği’” aslında olduğu gibi duruyor ve İslamcılarla – yani Erdoğan ile – bir tür işbirliği içinde.

Mesela bu bağlamda, Devlet Bahçeli’nin oynadığı rol “eski devlet geleneğinin” aslında gücünü koruduğunun göstergesi şeklinde yorumlanıyor. Yine benzer şekilde Doğu Perinçek ekibinin devlete ait pek çok konuda esas hakim aktörler olduğu düşünülüyor.

O zaman şu soruyu sormak gerekiyor: Yeni devletin ve rejimin gerçek sahibi kim?

Gerçekten Erdoğan’ın estirdiği bütün siyasi fırtınaya rağmen perdenin arkasında “eski devlet düzeni” gücünü koruyor mu?

Rejim değişikliği gibi önemli dönüşümler birden gerçekleşmezler. Dolayısıyla rejim değişikliği uzun sayılacak bir süre devam edecek gri alanlar oluşturur. O nedenle eski devlet geleneğini temsil edenlerin bir hafta içinde ortadan kalkacaklarını beklemek mümkün değildir.

Ancak buna rağmen şunun altını çizmek gerekiyor: Yeni rejimin ve devletin sahibi İslamcılardır ve “eski devlet geleneğine” ait aktörlerin bazı güçleri olduğunu varsaymak yanıltıcı bir düşüncedir.

O nedenle Perinçek yahut Bahçeli gibi siyasi aktörler üzerinden Erdoğan’ın yani İslamcıların dışında bir asıl belirleyici olduğunu düşünmek bir yanılsamadan ibarettir.

Türkiye’de yeni ortaya çıkan rejimin üzerindeki güç ilişkilerini açıklamak için biraz Türk devlet geleneğine bakmak gerekiyor.

Siyaset bilimi literatüründe kabaca devlet geleneklerini ikiye ayırmak mümkündür: Aşkın devlet geleneği ve fonksiyonel devlet geleneği.

Fonksiyonel devlet geleneğinde devlet bir enstrüman olarak vardır ve temel amacı vatandaşların ihtiyaçlarını gidermektir. Aşkın devlet geleneğinde ise devlet bir tür metafizik bir kavramdır ve vatandaşlarının ihtiyaçlarının giderilmenin ötesinde onların maddi ve manevi hayatlarını idare eden bir olgudur.

Şüphesiz bu iki modelde saf tanımlamalardır ve dünyadaki ülkeler bu ikisinin arasında belirli yerlerde pozisyon almışlardır.

Türk devlet geleneği ise tarihsel olarak genelde aşkın bir anlayışın belirlediği şekilde yoluna devam etmiştir.

Aşkın geleneğe uygun olarak Türk devleti vatandaşlarının üstünde onlardan ayrı bir yerde konumlanmıştır. Bu modelde Türk devleti bir hizmet sunan araç değil aksine vatandaşlarına doğruyu yanlışı öğreten bir yapıdır. Alman siyaset bilimci Carl Schmitt’in bir kavramını ödünç kullanırsak, Türk devlet geleneğinde siyaset yerine bir tür “siyasal ilahiyat” vardır.

Bu siyasi ilahiyatın sonucu olarak Türk devleti vatandaşlarına hizmet etmez, vatandaşları devlete hizmet eder. Devlet de uygun gördüğü biçimde yurttaşlarına özgürlük, iş, ekmek ve diğer ihtiyaçları lütfeder.

Şimdi burada kritik nokta şudur: Türk devletinin bir tür siyasal ilahiyat üzerine vatandaşlarını yönetmesinin tarihsel dinamiği halkın kendisidir. Yani kim olursa olsun devletin başına geçenleri aşkın bir pozisyonun bütün yetkilerini kullanmasına razı olan halktır.

Anadolu ahalisi, devletinin aşkın bir örgütlenme olmasını istiyor. Bu aşkınlık içinde doğruyu yanlışı ayırt etmesini, ona yol göstermesini, yanlış fikirlerin peşinden gidenlere cezasını vermesini arzuluyor.

Esasında daha büyük çerçevede bu durum İslami devlet geleneğinin “ulu’l emre itaat” olarak özetlenen yaklaşımının Türkiye’deki yansımasından ibaret.

Devleti kutsayarak sevmek isteyen bu sosyolojinin sonucu olarak Kemalist olsun İslamcı olsun devleti devralan kadrolar hızla devletçi bir hale dönüşüyor.

Dolayısıyla bugün gördüğümüz şey “eski devlet düzeninin” İslamcı AKP’yi eritmesi değildir. Tam aksine dünün fani insanları olan İslamcı AKP’lilerin artık devleti devralması ile siyasi ilahiyatın da desteği ile aşkın bir hale ulaşmalarıdır.

Ancak bu devlet merkezli aşkın geleneğin devamı pek çok insanda “eski devlet olduğu gibi duruyor AKP’yi yönetiyor” şeklinde bir illüzyonun oluşmasına neden oluyor.

AKP’li İslamcıların Türk devlet geleneğinin otoriter özelliklerini yansıtmaları sanki büyük bir değişiklik olmadan eski devlet düzeninin devam ettiği yanılsamasını oluşturuyor.

AKP, Türk devlet geleneğinin pek çok özelliğini elbette devam ettirecek: Örneğin devlet her alanda belirleyici olacak. Ancak bu süreklilik unsurlarına bakıp hemen karar vermek için erken çünkü orta ve uzun vadede AKP, kendi ideolojik kimliğinin yansıması olarak bazı büyük değişiklikler de isteyecek.

Örneğin, klasik Kemalist kadrolar orta ve uzun vadede tamamen tasfiye edilecekler. Tarihsel sürekliliği içinde ancak bu sefer milliyetçi-İslamcı kodlarda örgütlenen yeni Türk devleti, klasik Kemalizm’i tamamen tasfiye etmek isteyecek. Bunun yerine TSK’da dahil olmak üzere devlet kurumlarında İslamcı-milliyetçi ideoloji benimsenecek.

Yine aynı şekilde hangi tonunda olursa olsun sol, sosyalist hatta sosyal demokrat aktörlerin de yeni rejimin içinde etkili bir rol almasına izin verilmeyecektir.

Bu arada, klasik Kemalizm’den farklı daha milliyetçi tondaki eski unsurlar – MHP örneğinde olduğu gibi – yine İslamcı elitler ile uzlaşarak etkilerini bir süre devam ettirebilirler. Ancak, İslamcılar bu grupların da devlet içindeki özgül ağırlığını zamanla azaltmak isteyeceklerdir.

Bütün bunlar dikkate alınırsa bugün itibari ile yeni bir devlet ortaya çıkmaktadır ve bunun sahibi İslamcılardır. Yarının ne olacağını kestirmek zordur ancak Türkiye’de zaman şu anda İslamcıların lehine akmaktadır.

Facebook Yorumları

reklam
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
12.7.2016
Kürt devleti kaçınılmaz hale gelir mi?
10.7.2016
İslam dünyasında neden bayram günleri farklı?
7.7.2016
Mülteciler konusu: Somut bazı öneriler
5.7.2016
İyi niyetli yıkıcılar
3.7.2016
Dış politikanın kilidi: Suriye
29.6.2016
Türkiye ve İsrail: Mahcup barış
27.6.2016
Dünya siyaseti ve milliyetçilik
25.6.2016
Popülizm çağı
23.6.2016
Yeni düşman kim?
20.6.2016
Dış politikadan elde ne kaldı?
18.6.2016
Güçsüzlük ve Türk dış politikası
16.6.2016
Rejim değişikliği ve Türk dış politikası
13.6.2016
İslam dünyası: Olmayacak dua
12.6.2016
Türkiye-AB: İpler kopacak mı?
9.6.2016
Türk dış politikası: Koptu
6.6.2016
Muhammed Ali
5.6.2016
Bir dal Ermeni sorunu yazısı
1.6.2016
Nahda’nın açıklaması ve küresel İslami hareketler
30.5.2016
Ordu ve Dış Politika
29.5.2016
Demokrasi neden “Türk dünyasında” gelişmiyor?
26.5.2016
Dünya Beş’ten büyük mü?
23.5.2016
Yalan-politik ve Ortadoğu
22.5.2016
Yeni Başvekil ve dış politika
19.5.2016
Neden Kilis?
17.5.2016
Kürt sorunu, dönüşüm ve bölgesel durum
15.5.2016
Dış politika Türkiye’nin demografisini değiştirdi
11.5.2016
Ahlaksızlık çağında uluslararası ilişkiler
10.5.2016
İslamcı Türk dış politikası
8.5.2016
Ahmet Hoca
4.5.2016
Dış politik hataların bedelini içeride ödemek
1.05.2016
Hanefiliğin Erozyonu ve IŞİD’in Türkiye Siyaseti
26.4.2016
IŞİD’in Türkiye saldırıları
24.4.2016
Uluslararası düzen ve İslam
2.3.2016
Muhafazakârlar ve çevre
26.2.2016
Suriye'den bir Kürt devleti çıkar mı?
24.2.2016
Dış politik krizin kökenleri
20.2.2016
Savaşa kanlı ‘davetiye'
16.2.2016
Savaş düzenine geçilirken
12.2.2016
Bir meta olarak mülteci
10.2.2016
İlahiyat/ilahiyatçı ve bilim sorunumuz
3.2.2016
Aklın dışına çıkmak üzere iken
29.1.2016
İaşe çağı, iaşe toplumu
26.1.2016
5 yıl sonra Arap ‘Baharı': Fırsat nasıl kaçtı?
23.1.2016
İslam'ın iç savaşı ve silah tüccarları
19.1.2016
İran'ın dünya sistemine dönüşü
15.1.2016
IŞİD sorununu doğru anlamak
13.1.2016
Dış politikanın güvenlik maliyeti
9.1.2016
Titanik sendromu
7.1.2016
Bir bölgesel savaş çıkar mı?
3.1.2016
Türkler ve Araplar
31.12.2015
Dış politikada hayatî bir ilke: Mesafeyi koru!
27.12.2015
Siyaset cahilliğimiz
25.12.2015
Türkiye ve İsrail: Dış politikada tabusal bir alan
19.12.2015
Sünni dünyanın lideri kim?
15.12.2015
Hurafelerin uluslararası ilişkileri istilası
9.12.2015
İslamcı Batıcılık
2.12.2015
Sosyolojiye teslim olmak
28.11.2015
Rusya ne yapacak?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.