Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi


8.11.2018 - Bu Yazı 136 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Danıştay’ın Andımız kararı ile Türkiye’de yeniden bir kimlik tartışması başladı. Andın okutulup okutulmaması konusundan ziyade bu metinde bulunan “Türküm” kavramı tartışmaların ana konusunu oluşturuyor.

Sorular şunlardır: Türkiye’de yaşayan insanların hepsine Türk denecek mi denmeyecek mi?

Doğal olarak ikinci soru da şudur: Eğer denmeyecek ise ne denecektir?

Konuya yönelik ılımlı milliyetçi görüş, Türklüğün bir ırkı ve etnik grubu temsil etmediğini hangi etnik kökenden gelirse gelsin herkesi bağlayan bir üst kimlik olduğunu iddia etmektedir.

Buna göre Anadolu’da Tükler, Kürtler, Arnavutlar, Çerkesler gibi değişik etnik gruplar vardır ve bunlardan bir tanesi olan Türklük tarihsel ve demografik koşullar nedeni ile doğal olarak üst kimlik olarak tanınmayı hak etmektedir.

Dolayısıyla diğer gruptan insanlara düşen Türklüğü bir üst-kimlik olarak kabullenmektir.

Aynı konuda radikal milliyetçi görüş ise üst kimlik kavramına dahi karşıdır. Bu görüşe göre Türkiye’de bir tane milli kimlik vardır ve bu Türklüktür. Bir üst kimlik arayışı ülkeye bir ihanettir.

Öğrencilerin “Türküm” şeklinde ant okumasına karşı olan blok ise HDP, AKP ve bazı entelektüel çevrelerden oluşmaktadır. Ancak bu bloğun çıkış noktaları da farklıdır: Örneğin HDP, Kürt kimliğini tanıyacak bir üst kimlik arzusundadır.

AKP ise Türklük kavramına çok kültürlü bir siyaset arzusundan ziyade bu tartışma üzerinden Kemalizm-CHP eleştirisi yapmak fırsatını ele geçirdiği için karşıdır. Yoksa AKP’nin bugünkü kimlik siyaseti epey ileri bir milliyetçilik sloganı olan “tek millet-tek vatan-tek devlettir-tek bayrak” şeklindedir.

Türkiye’de kimlik sorununun kısa vadeli bir sürede çözüleceğini beklememek gerekiyor. Bu pesimist bakışın iki temel nedeni bulunuyor:

İlk olarak, kimlik siyaseti Türkiye’de politika yapmanın kullandığı enerjinin büyük bir kısmını sağlıyor. Başka bir ifade ile Türkiye’de siyaset kimlik sorununun ürettiği yarayı kaşıyarak enerji devşiriyor.

Siyasi elitler, her sorunu bir şekilde kimlik fay hattının üstüne kaydırıp bir kimlik kavgasına dönüştürüyorlar. Böylece insanlar domates fiyatı neden arttı gibi bir konuda bile kendini kimlik kavgasının içinde buluyor.

Kimlik sorunu üzerinde günlük olarak devam eden siyaset, doğal olarak her bir alt kimliği keskinleştiriyor diğerine yönelik nefretini artırıyor.

Bugün Türkiye birbirinden nefret eden siyasi kümelenmelerden oluşmakta olan bir ülkeye dönmüştür. Bu kümeler arası ilişkinin ana dinamiği nefrettir. Doğal olarak nefreti en iyi yöneten, ülkeyi yönetebilmektedir.

Böylece, kimlik sorunu siyaseti irrasyonel hale getirmektedir: “İşsiz kalsam bile partime destek olmalıyım” düşüncesi siyasetin özündeki bireyin karar değiştirme prensibini fiilen felç etmiştir.

İkinci olarak, kimlik siyaseti salt teorik tartışmalarla çözülmez. Bir bakıma kimlik, bir ülkenin somut başarıları ile benimsenir.

Başka ifade ile kimlik bir ülkenin marka değeridir. Örneğin, pek çok ülkede insanlar Norveç pasaportu dağıtılsa almak için kuyruğa girerler. Yine her yıl kura ile piyango usulü ABD pasaportu dağıtılmakta ve binlerce insan buna başvurmaktadır.

Çünkü Norveç kişi başına gelir, demokrasi, adalet, bilimsel ilerleme, başarılı şehirleşme gibi alanlarda başarılı bir örnektir. Kendi ülkesinde Kürtlük, Türklük kavgasını inatçı biçimde vermekten çekinmeyenler, bir fırsatını bulursa hiç teorik itiraz etmeden ceplerine Norveç pasaportu koymaktadırlar.

Zıt bir örnek verirsek günümüz Irak’ında vatandaşlık konusu anayasal düzeyde gayet liberal olarak çözülmüştür. Bu ülkede Kürtçe anayasal düzeyde resmi dil olarak kabul edilmiş ve Kürtlere bir otonom bölge dahi verilmiştir. Anayasal düzeyde liberal yaklaşımları kabul etmek açısından Irak, Türkiye’den daha ileri bir noktadadır.

Ancak dünyada Norveç, Almanya gibi ülkelerin pasaportlarına yönelik ilgiyi Irak örneğinde asla görmezsiniz.

Bu örnekler şunu gösterir: Kimlik bir ülkenin markasıdır ve ekonomik gelişme, demokratikleşme gibi alanlarda başarısız ülkelerin kimliğinin benimsenme olasılığı her zaman daha düşüktür.

Örneğin üst kimliğin Osmanlı olduğu dönemlerde de yaygın Kürt yahut Arnavut isyanlarına -üstelik Türkçülüğün Osmanlı elitlerinin başat ideolojisi olmasından önceleri- rastlamak mümkündür.

Bu tartışmalar bize şunu anlatıyor: Salt teorik bazı önermelerle kimlik sorununu çözmek imkanı yoktur. Elbette kimlik sorununda kelimeler, kavramlar önemlidir ve konunun önemli bir boyutudur ancak salt bunları iyileştirmekle çözüme ulaşılacağını beklemek yanlış bir düşüncedir.

Bütün bunları bir arada düşünürsek bir ülkede kimlik sorununun çözümü öncelikli olarak üç somut başlık altında ne yapıldığına göre mesafe alır:

  • Siyasetçilerin kavgalarını kimlik sorunlarının oluşturduğu fay hatları üzerine yıkmaması,

  • Ülkenin idaresinin kimlik sorunlarını çözecek biçimde merkezi ve adem-i merkezi yönetim ilkelerine göre en başarılı ve işe yarar nasıl örgütleneceği,

  • Nihayet, ülkenin ekonomik gelişme, demokratikleşme gibi somut alanlarda başarılı olması.

Bu üç somut alanda tatmin edici ilerleme olmadığı sürece kimlik sorununu salt teorik tartışmalarla bir yere vardırma imkanı yoktur.

Yani, popüler tartışma konusu olan Andımız üzerinden konuyu özetlersek: Kimlik sorunu sadece “Türk müyüm değil miyim?” tartışması değil aynı zamanda “doğru muyum değil miyim?”, “çalışkan mıyım değil miyim?” tartışmasıdır.

Facebook Yorumları

reklam
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
12.7.2016
Kürt devleti kaçınılmaz hale gelir mi?
10.7.2016
İslam dünyasında neden bayram günleri farklı?
7.7.2016
Mülteciler konusu: Somut bazı öneriler
5.7.2016
İyi niyetli yıkıcılar
3.7.2016
Dış politikanın kilidi: Suriye
29.6.2016
Türkiye ve İsrail: Mahcup barış
27.6.2016
Dünya siyaseti ve milliyetçilik
25.6.2016
Popülizm çağı
23.6.2016
Yeni düşman kim?
20.6.2016
Dış politikadan elde ne kaldı?
18.6.2016
Güçsüzlük ve Türk dış politikası
16.6.2016
Rejim değişikliği ve Türk dış politikası
13.6.2016
İslam dünyası: Olmayacak dua
12.6.2016
Türkiye-AB: İpler kopacak mı?
9.6.2016
Türk dış politikası: Koptu
6.6.2016
Muhammed Ali
5.6.2016
Bir dal Ermeni sorunu yazısı
1.6.2016
Nahda’nın açıklaması ve küresel İslami hareketler
30.5.2016
Ordu ve Dış Politika
29.5.2016
Demokrasi neden “Türk dünyasında” gelişmiyor?
26.5.2016
Dünya Beş’ten büyük mü?
23.5.2016
Yalan-politik ve Ortadoğu
22.5.2016
Yeni Başvekil ve dış politika
19.5.2016
Neden Kilis?
17.5.2016
Kürt sorunu, dönüşüm ve bölgesel durum
15.5.2016
Dış politika Türkiye’nin demografisini değiştirdi
11.5.2016
Ahlaksızlık çağında uluslararası ilişkiler
10.5.2016
İslamcı Türk dış politikası
8.5.2016
Ahmet Hoca
4.5.2016
Dış politik hataların bedelini içeride ödemek
1.05.2016
Hanefiliğin Erozyonu ve IŞİD’in Türkiye Siyaseti
26.4.2016
IŞİD’in Türkiye saldırıları
24.4.2016
Uluslararası düzen ve İslam
2.3.2016
Muhafazakârlar ve çevre
26.2.2016
Suriye'den bir Kürt devleti çıkar mı?
24.2.2016
Dış politik krizin kökenleri
20.2.2016
Savaşa kanlı ‘davetiye'
16.2.2016
Savaş düzenine geçilirken
12.2.2016
Bir meta olarak mülteci
10.2.2016
İlahiyat/ilahiyatçı ve bilim sorunumuz
3.2.2016
Aklın dışına çıkmak üzere iken
29.1.2016
İaşe çağı, iaşe toplumu
26.1.2016
5 yıl sonra Arap ‘Baharı': Fırsat nasıl kaçtı?
23.1.2016
İslam'ın iç savaşı ve silah tüccarları
19.1.2016
İran'ın dünya sistemine dönüşü
15.1.2016
IŞİD sorununu doğru anlamak
13.1.2016
Dış politikanın güvenlik maliyeti
9.1.2016
Titanik sendromu
7.1.2016
Bir bölgesel savaş çıkar mı?
3.1.2016
Türkler ve Araplar
31.12.2015
Dış politikada hayatî bir ilke: Mesafeyi koru!
27.12.2015
Siyaset cahilliğimiz
25.12.2015
Türkiye ve İsrail: Dış politikada tabusal bir alan
19.12.2015
Sünni dünyanın lideri kim?
15.12.2015
Hurafelerin uluslararası ilişkileri istilası
9.12.2015
İslamcı Batıcılık
2.12.2015
Sosyolojiye teslim olmak
28.11.2015
Rusya ne yapacak?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.