Gazi BAŞYURT

gazibasyurt@yahoo.com



Bookmark and Share

ANILAR


28.03.2015 - Bu Yazı 3552 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Mithat Tiryaki

(1953 - 26 Şubat 2015)

Anılar rahat bırakmıyor beni. Bilmem neresinden başlasam… Çocukluk yıllarım, okul hayatım, ilk işim, işçilik yıllarım, hepsi ayrı bir konu. Yazmakla bitmek bilmeyen bir roman olur hayatım. İş hayatımda tanıdıklarım, dostlarım, can yoldaşlarım gözümde canlanıyor. Hele bir de buna kaybettiğimiz arkadaşlar yoldaşlar eklenince yazmak daha da zor geliyor insana. Yakın zaman da kaybettiğim, unutamadığım bir arkadaşımı -partisiz Partili dostumu- yazmak istiyorum.

PETKİM-Kauçuk SBR Ünitesi’nde 1975 Nisan’ında işe başladım. İzmit’e ve işe yabancıydım. Daha önce çalıştığım yerlere hiç benzemiyordu. Hava kirliliğini saymazsak oldukça modern, teknolojik ve donanımlı yerdi. İlk günler işi ve arkadaşları tanımakla geçti. Hepsi de değişik yörenin insanlarıydılar. Boş zamanlarda dinlenme odasında, sigara molalarında hep birlikteydik. Sayımız 25 civarıydı. Kimi maçtan, kimi aşklarından, kimi başka şeylerden söz ediyordu. Formen Cengiz Gebeş’i saymazsak hepsi lise ve dengi okul mezunu ve yaş ortalaması 25 olan insanlardı. Fabrika, üretim açısından oldukça karmaşık bir yerdi. Öncelikle kısım kısım yerleşim planını bilmek gerekiyordu. Üretim kapalı sistem olduğu için hammadde bir yerden girip diğer yerden kauçuk olarak çıkıyordu. Her operatörün elinde çalıştığı kısımla ilgili şemalar, projeler vardı ve durmadan onları inceliyorlardı. Onlar da yeni oldukları için çalıştıkları kısımlarla ilgili detayları öğrenmeye çalışıyorlardı. En karmaşık yerlerden birisi 400 Sahası’ydı. Yüzlerce vana, pompa, elektronik aksamdan oluşuyordu. Her birinin ne işe yaradığını, nerede olduğunu bilmek gerekiyordu. Bulunduğum B Vardiyası’nda bu kısma Mithat Tiryaki ve Bülent Karataş bakıyordu. Her Dinlenme Odası’na gittiğimde, masanın üstünde bulunan 400 Sahası’nın projesini Mithat ve Bülent’in bir mühendis edasıyla incelediklerine ve iş konusunda tartıştıklarına şahit oluyordum. Bu durum dikkatimi çekiyordu ama kendi saham olmadığı için fazla da ilgilenmiyordum. Bunun dışında sendika, yaklaşan toplu iş sözleşmesi gibi konularda konuşmalar ağırlık kazanıyordu. Sol söylemler ağırlıktaydı Ünite’de. Bu tartışmalar birbirimizi daha da tanımamıza yardımcı oluyordu. Bülent’le Mithat’ı tanımaya çalışıyordum. Bülent, benim için kapalı bir kutuydu. Fazla renk vermez, bir şey sormayınca lafa girmez, devamlı dinlemede kalan biriydi. İlk izlenimim, gözlerinin altıdaki şişliklere bakınca onun çok okuyan bir mollaya benzemesiydi. Kıvırcık saçlı, düzgün tıraşlı, dindar bir görünümü vardı. Mithat, Haydar Paşa Lisesi’nden mezun, açık sözlü, cana yakın, esprili biriydi. Gebze’nin Demirciler Köyü’ndenmiş. Konuşmalarımızda bana köyünü anlatırdı. Ortak yanlarımız çoktu. Zaman geçtikçe işyeri dışında görüşmelerimiz sıklaştı. İşyeri ve dışında hep birlikteydik. İkimizde bekârdık. İzmit sahilinde sandalla açılıp balık tutmaya gidiyorduk. O yıllar çok bereketliydi. Bir saatte 5-6 kilo balıkla dönüyorduk bekâr evimize. Güzel yıllardı. Mithat’ın ilginç bir özelliği vardı. Süt ve süt mamullerine karşı alerjisi vardı, köy çocuğu olmasına rağmen kokusundan bile rahatsız olurdu süt mamullerinin.

İşyerindeki sendikal mücadele hızlanınca ileri çıkan unsurlar birbirine daha çok yakınlaştı. Sendikal konular, beraberinde politikanın tartışılmasını da getirdi. DİSK Dergisi’ne üyelik, DİSK’e katılma kararı, toplu iş sözleşmesi taslak çalışmaları sebebiyle sendikaya gidiş gelişler hızlandı. Artık işyerindeki boş zamanlarda başka konu koşulmaz oldu. Toplu iş sözleşmesi taslağı oluşturmak için toplantılar yapmaya başladık. Bu daha çok ekonomik işlere yönelikti. Sözleşmede en çok hangi hakları alacağımızla ilgiliydi. Her gün ayrı etkinlikler, bildiriler çıkıyordu. İşyerinde birden fazla sendikal görüş olduğu için inanılmaz bir hareketlilik vardı. Sonuçta bunlar sendikal mücadele idi. İşin özü politikadan geçiyordu. Bülent’in önerisiyle okuma grubu oluşturduk. Bekâr evimizde haftanın belli günlerinde bir araya gelip çalışıyorduk. Felsefenin Temel İlkeleri’nden başladık Mithat’ın evinde. Belki de PETKİM’in ilk Parti Hücresi’ni oluşturuyorduk farkında olmadan. Mithat, ben ve Bülent uzun süre devam ettik bu çalışmalara. Sendikal çalışmalar sonucu işten atılana kadar. İlk önce Bülent, sonra ben ve Mithat, işten atıldık ama birlikteliğimiz devam etti. Mithat’ın bize sağladığı destek çok büyüktü. Evini, Parti Evi gibi kullanıyorduk. Hiçbir rahatsızlık duymuyor, evini bize açıyordu. PETKİM’den atıldıktan sonra da beraberdik. Daha sonra SEKA’ya birlikte işbaşı yaptık. Ben, Bülent, Mithat ve Faruk... Mithat’la iki yıl SEKA’da birlikte çalıştık. Mithat ölçü aletleri teknisyeni olarak 4.Kâğıt Fabrikası’na bakıyordu. Ben 3. Kâğıt Fabrikası’na, Faruk 2. Kâğıt Fabrikası’na, Bülent Kazan Dairesi’ne bakıyordu. Rahmi Arslan da o zamanki Ölçü Aletleri Şefi’mizdi. Seka’da çalışmış olduğumuz ikinci yılın sonunda imzalanan toplu iş sözleşmesi ardından tekrar PETKİM’e geri döndük. 1981 Mayıs sonuna kadar Mithat’la birlikte çalıştım PETKİM’de. Faruk’la Bülent daha önce PETKİM’den ayrılmıştı. PETKİM’den sonra benim Cezaevi yıllarım başladı. Mithat yine PETKİM’de çalışmaya devam etti. Cezaevi’nden çıktıktan sonra yine görüşmemiz devam etti. Candan bir arkadaşımdı. Yaptığımız işlerden dolayı artık eskisi gibi sık sık görüşemiyorduk. İlerleyen yıllarda benim İzmit dışında çalışmam, emekli olduktan sonra da uzun yıllar yurtdışında olmam nedeniyle fazla görüşemedim Mithat’la. Hasta olduğunda birkaç kez görüştüm. İyi bir arkadaş, can dostu, partisiz Partili’ydi. Çoğu Partili yoldaştan daha çok emek verdi, omuz verdi Partimize. Ama Partili olmadı. Uzun yıllar yakalandığı kansere yenik düştü, aramızdan ayrıldı anılarıyla birlikte. Çok sevdiği Demirciler Köyü’ne uğurladık onu. Mithat, okul yıllarını da anlatıyordu bana. O yıllarda Haydar Paşa Lisesi’nin çok kaliteli okul olduğunu, eğitimin iyi olduğunu, köy kökenli olduğu için zorluklarla okuduğunu, etrafında zengin şımarık arkadaşlar olduğunu ve sınıfında iri yarı bir arkadaşının bilek güreşi şampiyonu olduğunu... Kendisi zayıf ve çelimsiz olduğu için onunla bilek güreşi tutan olmuyormuş. Bir gün yine sınıfta bilek güreşi şampiyonu hava atıyormuş. Benim bileğimi kimse yenemez diye. Mithat “Benimle bilek güreşi yapar mısın?” demiş. Alaylı bir tavırla bakmışlar Mithat’a. Mithat’ın ısrarı üzerine bilek güreşi başlamış. Mithat, Şampiyon’u yenmiş. Sınıfta herkes şaşkın... Şampiyon, bir daha denemiş. Sonuç aynı. Havası sönmüş şampiyonun. Ama Mithat, bunu övünç meselesi yapmamış. İş hayatında da öyleydi. Fazla bilmişlik taslamaz, işini büyük dikkatle ve titizlikle yapardı.     

Bordmen Abdullah Kara vardı, üniversiteden terk. Saha sorumlusuydu ve çok şakacı biriydi. Dinlenme odasında hareketli tartışmaların olduğu sırada içeri girer ve “Kompresör trip etti.” cümlesi ağzından çıkar çıkmaz Mithat’la Bülent birbiriyle yarışırcasına dışarı çıkmaya çalışırlardı. Çünkü kompresörün durması üretiminde durması demekti. Tabii bazılarımız Abdullah’ın bunu şaka ile söylediğini biliyorduk. Gülüşmeler başlıyordu odada. Mithat ve Bülent’te şamataya katılıyordu. Benim gardaşlığımdı Mithat. Söze başladığı zaman gardaşlık derdi. 1976 yılının son günüydü. Mithat’ın evindeydim. İşten atılmıştık, ikimiz de iş arıyorduk. 1977 yılında Ocak ayının birinci günü ya da ikinci günüydü, tam hatırlamıyorum. Küçükyalı’da iş için mülakata gidecektik. Mülakattan önceki gün iki galon şarap aldık. Şimdi o büyüklükte şarap şişesi yok. Her şişe iki litreden fazlaydı zannederim. Ben daha önceleri rakı içtiğim için şarap bana meyve suyu gibi geldi. İki şişeyi de bitirdik. Ertesi gün zor kalktık yataktan. Su içiyor sarhoş oluyorduk... Sonradan çarpıyormuş şarap insanı... Tabii o kafayla gittik mülakata, sonuç olumsuzdu, giremedik o işe. Bir ay sonra Parti’nin yardımıyla SEKA’ya girdik, Ölçü Aletleri’ne. Oradaki sendikal mücadeleye katıldık. Bizim SEKA’ya girmemiz dağınık muhalefet hareketini toparladı. Yeni dostlar edindik. Sendikal ve sosyal etkinlikler bizim için konuşmaya değmeyecek sıradan işlerdi. 1 Mayıslar, mitingler, afişlemeler vs. SEKA’da o yıllarda daha sonradan AKP’den Maliye Bakanı olan Kemal Unakıtan, Fabrika Müdürü idi. Buna rağmen çok iyi işler başardık orada. İki yıl SEKA’da çalıştık. Sonra PETKİM’de sendika el değiştirdiğinde sözleşmeye konan “atılan işçilerin geri dönmesi” maddesiyle PETKİM’e geri döndük. O zaman Petrol-İş Sendikası Şube Başkanı, Cafer Ulusoy; Sekreter, şimdi aramızda olmayan Şükrü Kurtuluş’tu. Dönüş yılımız 1979... PETKİM’de yeniden çalışmaya başladık. Buraya dönmemiz olumlu bir hava yarattı. Politik etkinliğimiz arttı. “İlerici Yurtsever Gençlik”, “Ürün”, “Barış Ve Sosyalizm Sorunları” dergilerine şimdi sayısını hatırlayamadığım çok sayıda arkadaşı abone yaptık. Tarihsel TKP’nin yayın organı “Atılım”ı da çok sayıda illegal olarak dağıtıyorduk. Bazılarını elden bağış karşılığı, bazılarını postayla dağıtıyorduk. O yıllarda Maden-İş Sendikası’nın MESS’e karşı yürüttüğü greve maddi ve manevi aktif desteğimiz vardı.  Bize içmemiz için verilen sütleri toplayıp gidiyorduk grev yerlerine. Bazı günler yüz litreyi buluyordu paket sütler. 1980 yılı 20 Eylül’ünde beş dakikalık bir ifade için aldılar beni “Çuhane” denen askeri birliğe. Bir ay tuttular. 12 Eylül’ün ilk günleriydi. Statları doldurdular. İzmit’te Birinci Şube bile tam olarak bilmiyordu bizi neden aldıklarını. Sordukları ana adı, baba adı, üye olduğun sendika, dernek, parti gibi sıradan şeyler. Bir ay sonra bıraktılar bizi tekrar işe döndük.  Ücretimizi de kesmediler. 1981 yılının Mayıs ayının yirmi sekizinci günü beni yeniden gözaltına aldılar. Bu defa “TKP’ye üye olmak” suçlamasıyla... Birinci Şube’de uzun sorgulardan sonra Konca’ya götürdüler. Fazla detaya girmek istemiyorum. Otuz altı gün Birinci Şube ve Gebze Topçu Kışlası’nda kaldık. O yıllardaki işkencelerden nasibimizi aldık herkes gibi. Birinci Şube’de bana sorulanlardan birisi de “Mithat Tiryaki’nin Partili olup olmadığı” idi. Bu yüzden okkalı bir dayak da yedim. Zaten o zaman bildiğim kadarıyla Partili değildi. Ama çoğu Partili’den aktifti. O yüzden işyerinden verilen istihbarat sonucu soruyorlardı. Çok baskı yaptı 1. Şube, Mithat konusunda. Sonuçta “Ondan bir şey olmaz, hovardanın tekidir.” dedim. Ondan sonra bir daha sormadılar Mithat konusunu ve Mithat PETKİM’de emekli olana kadar çalıştı. Cezaevi’nden çıktıktan sonra bunları Mithat’a anlattım. Gülüştük beraber “Ya beni de hovarda yapmışsın diye.” Görüştüğümüz zamanlar eski günleri anlatıp dururduk. O şimdi aramızda yok. Uğurladık onu çok sevdiği köyüne... 26 Şubat 2015’de... Toprağı bol olsun. Işıklar içinde uyusun. Başka bir şey gelmiyor elden, çok sevdiğim bir dostumu, yoldaşımı kaybetmenin üzüntüsü içindeyim. Şimdi biz de sıramızı bekliyoruz yaşlandık iyice, kaçmak mümkün değil bu gelecekten. Her canlının başına gelecek bir şey bu doğmak gibi ölmek de… Yeter ki geride iyi anılar bırakılsın. Mithat Tiryaki gibi... Sözün bittiği yerdeyiz, söyleyecek başka bir söz bulamıyorum.

Facebook Yorumları

reklam
28.03.2015
ANILAR
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları