Galip DALAY

Karar gazetesi



Bookmark and Share

Libya’da yeni süreç


13.01.2020 - Bu Yazı 458 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Libya’da sahadaki hareketlilik masayı da hareketlendirdi. Bu da saha-masa ikiliğinin suniliğini ortaya koydu. Rusya, özel güvenlik şirketi Wagner aracılığıyla sahada Haftar lehine bilfiil çatışıyordu. Türkiye ise Libya’ya askerî mühimmat göndererek başladığı yolculukta fiilî olarak asker gönderme aşamasına geldi. Nitekim, Cumhurbaşkanı Erdoğan Libya’ya askerî personelin gitmeye başladığını 5 Ocak’ta belirtmişti. Tabii ki Türkiye ile Rusya sahada askerî olarak var olan veya var olmaya çalışan yegane güçler değiller. Mısır’dan Birleşik Arap Emirliklerine, İtalya’dan Fransa’ya ve Sudanlı askerlere kadar birçok başka aktör sahada ya doğrudan veya dolaylı olarak bir şekilde var ola geldiler. Şimdi de masa kuruluyor. Geçen hafta masa kurulmadan önceki evrenin bütün emarelerine ve diplomatik aktivizmine şahit olduk. İtalyan dışişleri bakanının Türkiye ziyaretinden, Putin - Erdoğan’ın Libya’da ateşkes çağrısına, Erdoğan - Merkel’in telefon görüşmesinden Merkel - Putin’in Moskova buluşmasına, AB Konseyi Başkanının Türkiye ziyaretinden İtalyan başkanının bugünkü ziyaretine kadar bütün trafik, masanın üzerine bina edileceği çerçeveyi ve parametreleri etkilemeye matuf görünüyor. Bugün de Türkiye’den üst-düzey bir heyet Moskova’ya Libya-gündemli bir ziyaret yapıyor.

Sınırlı Astana Süreci

Daha önce de belirttiğim gibi Rusya ve Türkiye’nin öncülük ettiği sınırlı bir Astana sürecinin zemini oluşuyor. Muhtemelen Moskova ile Ankara ikili ilişkilerinde Libya ve Suriye başlıklarını sık sık aynı paketin parçası kılacaklar gibi duruyor. Bunun ilk başlıklarından birini Türkiye’nin Rusya’dan Wagner savaşçılarını Libya’da dizginleme talebinde, Rusya’nın ise buna mukabil Türkiye’den Suriyeli savaşçıların Libya’da savaştırmama arzusunda görüyoruz. Bu parantezi şimdilik kapatıp, tekrardan Türkiye - Rusya’nın başlattığı veya başlatacağı Libya gündemli sınırlı Astana sürecine dönelim. Suriye kriziyle karşılaştırıldığında, Libya krizine daha fazla bölgesel ve uluslararası aktör müdahil durumda. Benzer şekilde, Suriye’ye oranla Türkiye ve Rusya’nın Libya’daki askeri ve siyasal süreci tek başlarına şekillendirebilme potansiyelleri daha sınırlı. Bu da Moskova ve Ankara’nın başlattıkları yeni süreci yeni aktörlerle tahkim etmelerini elzem kılıyor. Böylesi bir çeşitlendirme ve takviye, hem yeni sürecin başarısı için hem de uluslararası meşruiyeti için şart gözüküyor.

Uluslararası meşruiyet

Bu bağlamda, mevzubahis sürece Cezayir veya İtalya gibi ülkelerin katılması bu sürecin uluslararası meşruiyet ve kabul edilirliğini artırır. Burada özellikle Cezayir böylesi bir sürece dahil edilmek için epey elverişli bir profile sahip. Cezayir Arap dünyasında Rusya’yla en yakın ve derin İlişkilere sahip ülkelerin başında geliyor. Buna ilaveten, Cezayir aynı zamanda Libya’da Türkiye gibi Trablus merkezli hükümeti destekliyor. Bu özellikler Cezayir’i böylesi bir süreç için iyi bir aday konumuna sokuyor. Benzer şekilde, resmiyette Trablus merkezli hükümeti tanımakla birlikte, İtalya son dönemlerde Haftar ile de yakın ilişkiler geliştirdi. Nitekim Haftar geçen hafta İtalya’yı ziyaret etti. İtalya’nın Ankara-Moskova’nın başlatacağı bir sürece katılıp ona Batılı ve Avrupalı bir sahiplik kazandırması bu sürecin daha fazla uluslararası meşruiyete sahip olmasını kolaylaştıracaktır. Son olarak, Almanya ile başlayan Libya merkezli trafiğin daha yoğunlaştırılması ve sistemize edilmesi Türkiye’nin Libya’daki savunduğu pozisyonu daha çok tahkim edebilir. Nihayetinde, Almanya da Türkiye gibi Trablus’taki BM-destekli Ulusal Mutabakat Hükümetini Libya’daki meşru otorite olarak tanıyor. Bu minvalde, Merkel de Berlin konferansı öncesi aktif bir diplomatik trafik yürütüyor.

Sakınılması gereken adımlar

Eğer bunlar başarılırsa, Libya’da Türkiye - Rusya öncülüğünde başlaması kuvvetle muhtemel olan bu yeni süreç Batı ile Batı-dışı güçler (veya Batı’dan rahatsız olan revizyonist güçler) rekabeti başlığına mahkum edilmez olur. Bunun devamı olarak, Türkiye - Rusya’nın başlattığı süreç ile Berlin süreci birbirlerine rakip süreçler olarak kurgulanmaktan ziyade daha fazla birbirlerini tamamlayan süreçler olarak tasarlanmalıdır. Bu iki süreç arasında geliştirilecek maksimum entegrasyon Ankara - Moskova merkezli sürece daha fazla uluslararası meşruiyet ve kabul sağlayacaktır. Bu da bu yeni sürecin Astana sürecinin kaderini yaşamamasını sağlayabilir. Her ne kadar Astana süreci askerî anlamda sahayı yeniden dizayn etmiş olsa da (rejim lehine), bu sürecin Cenevre’ye rakip olarak görülmesi ve Batı - Batı-dışı rekabeti başlığına sıkıştırılması, bu sürecin sahadaki kazanımlarının uluslararası meşruiyetini sorunlu hale getirdi. Astana - Cenevre arasındaki makas daha uzun bir süre açık kalacak gibi duruyor. Batılı aktörler her ne kadar bilfiil sahaya müdahil olma konusunda mütereddit davransalar da sahadaki kazanımların uluslararası bir meşruiyete sahip olmasını engelleyebilecek epey bir enstrümana sahipler. Dolayısıyla Türkiye’nin, bu yeni sürecin Batı-Batı-dışı ikiliğine sokulmasından ısrarla kaçınması gerekir. Bu konuda, ABD nezdinde de bir sürecin başlatılması gerekir.

Son olarak, Mısır ve BAE’nin Libya’da gelişmekte olan bu süreçleri hâlâ bozabilme kapasiteleri mevcut. Fakat eğer hem Türkiye - Rusya süreci hem de Berlin süreci etkin olarak işlerse, bu ihtimal epey azalır. Bu çok taraflı süreçler muhtemelen Türkiye ile bu ülkeler arasında, özellikle de Mısır ile, Libya veya Doğu Akdeniz gündemli dolaylı diyalog kanallarının daha fazla kurulmasına yol açabilir.

Facebook Yorumları

reklam
20.01.2020
Libya üzerinden Avrupa’yı okumak
13.01.2020
Libya’da yeni süreç
6.01.2020
Irak’ın yeni ‘gerçekliği’
30.12.2019
Libya için Suriye dersleri
23.12.2019
Yeni bölgesel jeopolitiğin habercisi: Libya
16.12.2019
Yeni Partiler ve Türkiye’nin normalleşme arayışı
9.12.2019
İktidar, kaba güç ve bedel ödetme siyaseti
12.4.2018
İran'a Sovyet modeli..
2.4.2018
Suriye’de aktör, model ve meşruiyet tartışmaları...
22.3.2018
Muhammed bin Selman'ın tetiklediği sistemik tartışma...
15.3.2018
Türkiye-ABD ilişkilerinde Trump’ın ötesini görmek...
8.3.2018
160 milyar $’lık gıda pazarı var
5.3.2018
Türkiye - İran ilişkileri nereye evriliyor?
26.2.2018
BM Güvenlik Konseyi kararından sonra Suriye
15.2.2018
Suriye’deki ‘yeni gerçeklik’ ne kadar gerçek?
8.2.2018
Astana’dan Soçi’ye Suriye’de değişmeyen
1.2.2018
Soçi’ye yansıyan Suriye manzarası
29.1.2018
Afrin Operasyonu ve ötesi
15.1.2018
Avrupa - Türkiye - Ortadoğu: Kim dönüşüyor, kim dönüştürüyor?
1.1.2018
Türkiye'nin Avrupa meselesi
25.12.2017
2018'e giderken dış politikadaki manzara
14.12.2017
Kudüs kararının ortaya çıkardığı manzara ve hatırlattıkları
4.12.2017
IŞİD’in geride bıraktığı boşluk ve bölgesel ittifaklar
30.11.2017
Türkiye-Batı ilişkilerinde çerçeve ve statü krizi
27.11.2017
Suriye’de ‘siyasi çözüm’ neyi ifade ediyor?
6.11.2017
Ortadoğu'daki kriz alanları ve Türkiye
26.10.2017
Şii milisler sorunu veya Irak’ın sonraki krizi
23.10.2017
Irak'ta yeni dönem ve Türkiye
16.10.2017
Post - IŞİD döneminin bölgesel jeopolitiği ve Türkiye
3.10.2017
Post-referandum döneminin opsiyonları
29.9.2017
Irak Kürdistanı’ndaki referandum ve Türkiye’nin siyaseti
19.9.2017
Irak Kürdistanı'ndaki referandumun sordurduğu sorular...
14.9.2017
"Kuzey Irak'ın" geri dönüşü...
8.9.2017
Türkiye - İran ilişkilerinin geleceği
29.8.2017
Türkiye, Esad rejimiyle görüşmeli mi?
21.8.2017
Türkiye – İran ilişkilerinin değişen mahiyeti
10.8.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlık süreci ve Türkiye
31.7.2017
Diyanet raporu, Görmez hoca ve Türkiye'nin imaj sorunu...
27.7.2017
Tahran’da Ortadoğu’yu konuşmak...
10.7.2017
Bir belediyecilik faaliyeti olarak Filistin meselesi...
4.7.2017
Arap Cumhuriyetleri, Arap Monarşileri ve yeni dönem...
26.6.2017
Körfez'in yeni 'normali'
19.6.2017
Körfez krizi boyut değiştirirken
12.6.2017
Türkiye, Körfez krizine yönelik nasıl bir siyaset izlemeli?
8.6.2017
“Körfez” krizini nasıl okumalıyız?
7.6.2017
Katar’ı Bahreynleştirme girişimi
29.5.2017
Türkiye: IŞİD-PKK-PYD düğümü
25.5.2017
Trump’ın Riyad seferi ve bölgesel düzen meselesi
16.5.2017
Suriye'de karar vakti
8.5.2017
Suriye: Siyasal ile analitik olanın ayrışması
21.4.2017
Siyasetin aritmetiği
10.4.2017
Operasyon mu, Siyaset mi?
23.3.2017
Ortadoğu’da yeni bir güvenlik mimarisine doğru...
20.3.2017
Bir Çanakkale hatırası
14.3.2017
Avrupa’da tarihin geri gelişi...
28.2.2017
El Bab sonrası Suriye senaryoları
20.2.2017
Trump’ın alevlendirdiği Batı-içi tartışma
14.2.2017
Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi bağımsızlığa ne kadar yakın?
6.2.2017
Trump ve Müslümanlar: Tehditler ve imkanlar
31.1.2017
Yeni dönemde Suriye krizi
17.1.2017
Beka siyaseti beka sorunu doğurur
12.1.2017
Üç mesele
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive