KHK mağdurları ile başlayalım.  

Binlerce kişi bilmem ne terör örgütü ile “iltisaklı” sayılarak ihraç edildi.  

Bazısı dava açabildi, bazısına henüz o imkan bile verilmedi.  

Dava açıp, beraat edenler oldu.  

Ama beraat geriye yürümedi.  

Neymiş? 

İltisaklı imiş.  

Kime göre ? 

OHAL Komisyonu tarafından kurulan, yanlı idare mahkemesi hakimlerine göre.  

Bu insanların dertlerine ne kadar ses verdik? 

Halbuki yapacağımız iş, sadece ve sadece hukuku savunmak olacaktı.. 

Zulme karşı hukuku savunmaktan korktuk... 

Devam edeyim.. 

15 Temmuz ertesi, hukukta depremler oldu, hem de kaç kez...  

Bir mahkeme, 21 gazeteciyi tahliye ettiği için bir gecede görevden alındı, yerine yeni bir heyet kuruldu. 

Mahkemelerin “hukuka göre” karar vermesine itiraz eden, bu işlerde pek mahir olan HSK idi.  

Bu skandal, hukuk devletini ve adil yargılamayı, bağımsız ve tarafsız mahkeme uygulamasını fiilen bitirdi. 

Bu rezalete tekrarını önleyecek bir gürbüzlükle karşı koymadık. 

Meşru olanın korktuğu bir ülke olur mu ?  

Bir başka örnek; 

Bir kesim öyleymiş gibi yapsa da Anayasa Mahkemesi kararına direnme, ilk defa Enis Berberoğlu ile yaşanmadı.  

2018 yılında Anayasa Mahkemesi’ni ve Anayasa’yı dört ayrı mahkeme yok saydı. 

Anayasa ve AYM Kararına direnme gibi anayasal bir suçun yolunun açılmasına karşı ne yapıldı ? 

Halbuki koca bir ülkenin anayasal düzeni yok edilmekteydi… 

2018 yılında atılmayan çığlık, 2021 yılına yol oldu… 

Yol olan o kadar çok şey oluyor ki.. 

Son davalı gazeteciler, sanki üç ya da dört isim vardı, tutuklu olan gazeteci.  

Milletvekilleri duruşmaları izledi.  

Açıklamalar yaptılar, sahip çıktılar. Doğrusu da bu idi.  

Sevinç ve mutlulukla karşıladım, tahliye oldular.  

Peki diğer tutuklu gazeteciler ?  

Hakları savunuluyor mu?  

Yargılamaları izleniyor mu ? 

General Metin İyidil davasını hatırlayalım; istinaf incelemesinde beraat ve tahliye kararı verildi ama ne oldu? 

İstinafta beraat eden kişi tutuklandı. Görülmemiş şey... 

Dosya kapsamı nedir bilemem ama böyle bir usul yasada yok.  

Yenildi, yutuldu. 

Bir başka örnek; 

Mahkeme, 77 yaşında ve 42 aydır tecritte tutulan bir tutuklunun, bir saat havalandırma iznini dört saate çıkardı. 

Savcı buna itiraz etti.  

İnsan hukuku mu, düşman hukuku mu ? 

Kapatılmaktan zor kurtulan AKP, şimdi küçük ortağı ile birlikte HDP’nin kapatılmasının peşinde. 

Muhalefet partileri, bu fezlekeleri hazırlayan yargıya mı güveniyor?  

Siyasallaşmış yargının  ayyuka çıktığı bir ortamda doğrudan buna hayır demek gerekmez mi ? 

Ne yazık ki öyle olmuyor. 

Maalesef buralarda önemli olan, hukuk değil siyaset.  

İktidar da tam da bunu istiyor zaten.  

Hukuk değil, siyaset önemli olsun istiyor. 

Mesele hukuk devleti olduğunda, mesele temel hak ve özgürlükler olduğunda sessizlik, aldırmazlık, burun kıvırmak da ne demek?  

Konu temel hak ve özgürlükler ise mağdurun kimliğine bakmak söz konusu olamaz. 

Mağdurun siyasal kimliğine bakıp ona göre tavır almak, hukuksuzluğu savunmakla eş anlamlıdır... 

Eğer sağlıklı bir toplum istiyorsak ortaklaşa hareket edeceğimiz temel hak ve özgürlüklerimiz, devletin hukuk devleti kimliği gibi ‘temel vazgeçilmezlerimiz’ olmalıdır.  

İktidarın başarılı yürüttüğü bir iş var, toplumu değerler üzerinden bölmek, kutsallara göre karşı karşıya getirmek, çarpıştırmak.  

Korku salarak bunu sağladığında, toplum eylemsiz, toplum sessiz suskun kalıyor. 

Oysa haklı olan, meşru olan korkmaz, korkmamalı. 

Haksız olanı, en başta kendi haksızlığı korkutur. Korku, kendi karanlığında zalimi işte böyle yaratır. 

Sessiz miyiz ? Evet.  

Suskun muyuz? Evet... 

Neden peki?  

Bize ne derler çekincesinden olmasın sakın... 

İşte bu çekince yüzünden iktidarın tuzaklarının ortasına düşüveriyoruz. 

Korkarak hak savunulamaz.