El Bab ateşi halkı yaktığı gibi hükümeti yakmıyor


28.12.2016 - Bu Yazı 880 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye’nin 24 Ağustos’ta başlattığı Fırat Kalkanı Harekâtı’nın deklare edilmiş iki hedefi vardı: İslam Devleti’ni (İD) sınırlardan uzaklaştırmak ve kırmızı çizgilere rağmen Fırat Nehri’nin batısına geçen Kürtlerin Menbic’ten sonra Cerablus’u İD’den temizleyip Afrin’e kadar gitmesini engellemek. Deklare edilmeyen ama satır aralarına sokulan diğer amaçlar ise Halep’te sıkışan silahlı gruplara nefes borusu açmak, muhalif örgütlere korunaklı bir alan yaratmak ve sığınmacıları bu alanda tutmak.

Ankara Kürtlerin önünü hem kuzey hem de güneyden kestikten sonra operasyona daha da derinlik katarak El Bab’a girmeyi ve ardından Rakka operasyonu için ABD’nin Kürtlerle kurduğu ortaklığı bitirecek şekilde alternatif bir güç oluşturmayı kafasına koydu.

Ancak Cerablus, El Rai ve İD’in kıyametten önce Haçlılarla son savaşın gerçekleşeceği yer diye efsaneleştirdiği Dabık’a kadar gerçek bir dirençle karşılaşmayan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) El Bab’a dayandığında ağır kayıplar vermeye başladı.

21 Aralık’ta 16 askerle birlikte TSK’nin kayıpları 37’yi buldu. Türkiye 16 askerin şokunu atlatamadan daha önce kaçırılmış iki askerin yakıldığına dair görüntüler de insanların yüreğini yaktı.

Devletin ilgili makamları “Görüntüleri inceliyoruz” demekle yetinirken hükümet susmayı tercih etti. Hatta meselenin tartışılmasını önlemek için interneti yavaşlatmak gibi önlemlerden geri durmadı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bir süt ürünleri tesisinin açılışında kendisinden bir açıklama yapması beklenirken “Günlerce, haftalarca bana saldırdılar. Varsın saldırsınlar. Evet bizim milli içkimiz ayrandır" diyerek bir şişe ayranı kafasına dikti.

Nihayetinde Milli Savunma Bakanı Fikri Işık’ın “Üç askerimizin DEAŞ'ın elinde olduğunu değerlendiriyoruz ancak bundan öteki tüm yorumlar teyit edilmiş bilgi değildir.” açıklaması da kimseyi tatmin etmedi.

Acı haberler karşısında Türk kamuoyu bölündü. Bir tarafta “Taş üstünde taş bırakmayalım” diyenler öne çıktı, diğer tarafta “Amaç Kürt koridorunu önlemek ve İD’i sınırlardan uzaklaştırmak ise hedefe varılmadı mı, neden El Bab’a girmekte ısrar ediliyor” diye soranlar oldu.

Suriye’nin bataklık olacağına dair uyarılara rağmen operasyona destek verenler bu denli bir fatura beklemiyordu. ABD ve Rusya ile kıyaslandığında Türkiye’nin kayıpları çok yüksek. Suriye’de 2014’ten beri hava operasyonları yürüten ve sahada 300 askerle Suriye Demokratik Güçleri’ne danışmanlık-eğitim desteği veren ABD şimdiye kadar bir asker kaybetti. Sahada 4 bin askeri personel bulunduran Rusya’nın 30 Eylül 2015’ten bu yana askeri kayıpları 23. Fırat Kalkanı’nı 500 kadar askerle yürüten Türkiye ise dört ayda yakıldığı söylenen iki asker hariç 37 askerini kaybetti.

Operasyonun yol açtığı sivil kayıplar da gündeme geldi ancak milliyetçilik ve hamasetin tavan yaptığı bir ortamda bunların çok da umursandığı söylenemez. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin Fırat Kalkanı’yla 250 sivilin öldüğüne dair raporu TSK tarafından yalanlandı.

Türk kamuoyu TSK’nin sözünün üzerine söz söyleme gibi bir geleneğe sahip değil! TSK’nin İD’e ağır darbeler vurulduğu yönündeki açıklamaları da askeri kayıplardan dolayı biriken öfkeyi sönümlendirici bir etki yapıyor. Sonuçta sosyal medyada alevli tartışmalara rağmen hükümeti Fırat Kalkanı ile ilgili radikal bir değişikliğe zorlayacak bir kamuoyu baskısı oluşmadı.

Aksine askerlerin yakıldığını gösteren video kaydından iki gün sonra Erdoğan, operasyonu sürdürmekte kararlı oldukları mesajı verdi:

"Bizim 'terörden arındırılmış güvenli bölge' diye bir tezimiz var. Eğer bu hallolmazsa Gaziantep her zaman tehditte, Kilis her zaman tehditte, Şanlıurfa her zaman tehditte. Dertleri ne? Kuzey Suriye'de yeni bir devlet kurmak. Biz böyle bir devletin kurulmasına müsaade etmeyeceğiz. Şüphesiz ki şehitlerimiz canımızı yakıyor ama bir toprağın vatan olabilmesi için şehide ihtiyacı var, gaziye ihtiyacı var.”

Hükümetin şansı, “Kürt koridorunun oluşmasını engelledik” sözüyle bırakın Milliyetçi Halk Partisi’ni (MHP), “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” sözünü şiar edindiği iddiasındaki ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi’ni (CHP) Fırat Kalkanı’nın haklılığı konusunda tamamen ikna etmiş olmasıdır. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ülke Suriye’den gelen acı haberlerle sarsılırken “Türkiye kendi geleceğini güvence altına almak açısından böyle bir operasyon başlatmışsa belli acılara katlanmak gerekiyor” deyiverdi.

MHP lideri Devlet Bahçeli ise ne pahasına olursa olsun Fırat Kalkanı’nın devam etmesi gerektiğini söyledi. Suriye’ye müdahaleye izin veren tezkere zaten MHP ve CHP’nin oylarıyla kabul edilmişti.

Muhalif kanatlar bütün bu belaların müsebbibi olarak yanlış Suriye politikası yüzünden hükümeti görürken TSK’nin desteklediği grupların kapasiteleri de nihayet sorgulanmaya başladı. Ülkücü camianın gazetesi Yeni Çağ’dan Ahmet Takan, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) diye sunulan Fırat Kalkanı’nın kara unsurlarının ihanet ettiğini öne sürdü:

“Yapılan planlamaya göre Mehmetçik ile ÖSO'ya ait 400 civarında güç IŞİD'in stratejik bölgesini ele geçirecekti. Yaralı olarak şu an hastanede yatan bir subayımızın anlatımına göre; taarruza geçildiğinde IŞİD'in attığı ilk mermilerden sonra ÖSO mensuplarının büyük bir bölümü cepheden kaçtı. Mehmetçikle birlikte sadece 40 civarında ÖSO mensubu kaldı.”

Bu iddiayı teyit edecek sağlıklı bilgiler ortaya çıkmasa da kabaca ÖSO diye etiketlenen saha unsurlarının toplama bir yapı olduğu konusunda şüphe yok. Bunlara bel bağlayarak El Bab gibi İD’in stratejik önem atfettiği bir yeri almak ya da 90’a 40 kilometrelik bir alanı güvenlik bölge haline getirmek kolay değil. Bu yüzden operasyon derinleşirken TSK destek gücü olmaktan çıkıp öncü savaş gücüne dönüşüyor.

Ankara, Halep’ten ayrılan daha tecrübeli ve adanmış örgütlerle Fırat Kalkanı’nın savaşçı kapasitesini güçlendirmeyi umuyor(du).

Rus Büyükelçisi Andrei Karlov’un Ankara’da bir polis tarafından öldürülmesinin ardından Moskova’da Türkiye, İran ve Rusya arasında imzalanan deklarasyon Türkiye’nin Suriye politikası kadar Fırat Kalkanı’nın amaç ve kapsamını da etkileyebilir. Rusya’nın Suriye ordusunu zora sokacak ya da müzakere masasında Esad yönetiminin elini zayıflatacak şekilde Türkiye’nin yeni bir stratejiyi hayata geçirmesine izin vermesi mümkün gözükmüyor.

Rusya lideri Vladimir Putin’in 23 Aralık’taki basın toplantısında ilan ettiği gibi Rusya, İran, Türkiye ve Suriye gelecek ay Astana’da masada oturacaksa Fırat Kalkanı ile ilgili muhtemel senaryonun da yeni sürecin ruhuna uygun gelişmesi beklenir.

Rus uçağının düşürülmesine ilaveten elçi cinayetinden dolayı bir diyet borcu daha olan Ankara’ya El Bab vizesi çıkması sürpriz olmaz. Böylece, Halep’i Suriye ordusunun kontrolüne geçmesi sürecinde yaptığı iş birliğine ve silahlı gruplara askeri-lojistik desteği kesmesine karşılık olarak Türkiye’ye onurlu çıkış şansı sunulmuş olur. Bu durumda, Ankara hem İD’i temizlediği hem de Kürt koridorunu önlediği hikâyesini rahatlıkla satabilir. Ancak bu başarıyı, İD’den kurtarılan bölgelerin Suriye ordusunun denetimine bırakılması adımı izleyebilir. Tampon bölge oluşumuna geçit vermesi beklenmeyen Putin’in elinde bu tür bir şartı dayatacak kadar koz birikti.

 http://www.al-monitor.com/pulse/tr/originals/2016/12/turkey-euphrates-shield-operation-syria-russia-putin-buffer.html#ixzz4U0uHK0oo

Facebook Yorumları

reklam
23.6.2017
Taht kavgasından Badiya Çölü'ne
21.6.2017
Ya Fırat kızıla çalarsa!
14.6.2017
Puslu havada ‘Amerikan hilali’
8.6.2017
IŞİD’in püskürtülmesi, Haşd’ın Kürtleri ve alabora hesaplar
7.6.2017
Terör sofrasında terör muhabbeti
6.6.2017
Ah Katar vah Katar!
25.5.2017
Jöleli-Arap-İslam NATO’su
20.5.2017
Diplomaside Yerkelizm
17.5.2017
Noktalı virgül
15.5.2017
Fars mı seçim mi?
5.5.2017
Çatışmasızlık bölgeleri: Bu tampon, başka tampon
30.4.2017
İsrail'in IŞİD ve El Kaide aşkı!
26.4.2017
Referandum Orta Doğu siyasetine nasıl yansıyacak?
22.4.2017
Suriyelinin canı, Katar’ın fidyesi
19.4.2017
Yerim daraldı ama oynayacağım!
10.4.2017
Ebu İvanka! Saçma sıkan kovboy!
7.4.2017
Kimyasal dehşetten sonra
6.4.2017
Kerkük; ateş orada, duman burada
5.4.2017
‘Kiril Mücahitlerle’ yüzleşme
25.3.2017
50 aşiretlik yeni ordu: Yine kâğıttan kaplan
22.3.2017
Kürtlerin 'çıkış' senaryosu
16.3.2017
Gürültü hasılatı
10.3.2017
Menbic Düzeni’nden Rakka’ya: Uygunsuz adım marş marş!
9.3.2017
Menbic’te oyunu bozan oyun ve bayrak savaşı
4.3.2017
Bab’tan sonra Menbic tuzağı
2.3.2017
Beyaz ile siyah inci arasındaki Kürt kaderi
28.2.2017
İyi Şii kötü Şii!
26.2.2017
İran-Türkiye gerilimi ekonomiyi vuruyor
24.2.2017
Kürt’ü seven Kürt’ü döven!
22.2.2017
Kürtlere göre Rakka’da Türkiye olmayacak
20.2.2017
El Bab’ı aşmadan Rakka inandırıcı mı?
19.2.2017
Erdoğan’ın vadettiği ordu milli mi hayalet mi?
17.2.2017
Fırat’ın fısıldadıkları
13.2.2017
Golan’ın Çerkesleri: Ateş hattında hayat
12.2.2017
Rakka’yı Suriye’siz kurtarmak!
10.2.2017
Suriye’de ABD’ye Mehmet olmak!
9.2.2017
Türk'ün eliyle Rus ruleti: Cihatçıyla cihatçıyı temizlemek!
3.2.2017
Trump’ın levhasız yolu
2.2.2017
Savaş kendini dayatırsa Kürtler ne yapacak?
29.1.2017
İD’in PYD’den gizli talebi: Kürt İslam devleti
26.1.2017
Şam’dan Kamışlı’ya: Özerklik gerilimi
23.1.2017
Suriyelilerin Suriye’si (1)
21.1.2017
Halep bir Pirus zaferi mi?
14.1.2017
Suriyelilerin Suriye’si
28.12.2016
El Bab ateşi halkı yaktığı gibi hükümeti yakmıyor
26.12.2016
Sıradaki İdlib Emirliği; ibretlik bir miras
25.12.2016
Ankara’nın boynu artık kıldan ince
23.12.2016
Halep’ten sonra Türk’ün senaryosu
21.12.2016
Mahşerin üç atlısı!
20.12.2016
Suikastı Moskova’nın nasıl okuduğu önemli!
19.12.2016
Hezimetten Türk usulü zafer çıkarmak!
11.12.2016
Şeyh Maksud’daki Kürt düğümü
8.12.2016
Türk'ün Türk'le, Türk'ün Rum'la imtihanı
6.12.2016
Halep ateşi niçin Türkiye’yi yakıyor?
1.12.2016
Dua kardeşliğinde son perde
30.11.2016
Salih Müslim’i yakalama kararı Türkiye’ye ne getirir?
26.11.2016
El Bab! Felaket Kapısı!
24.11.2016
Asya’nın NATO’sunda Türk’ün yeri
20.11.2016
Şengal ikinci bir Kandil olur mu?
12.11.2016
Menbic taktiği Rakka için de geçerli
11.11.2016
Trump dünyanın sonu mu?
8.11.2016
Bu kez Rakka’nın gazabı!
6.11.2016
Halep cehenneminde yakıcı kartlar
3.11.2016
'Hacı' Bekir'in ekseni kaybediyor!
28.10.2016
Rojava’yı kemiksiz Esad’a teslim etmek! Öyle mi?
22.10.2016
Musul’dan sonra nasipse Rakka! Amma velakin fakat…
18.10.2016
Musul’a beş kala!
14.10.2016
Musul’u ne yapsak? Musullulara bıraksak! Birlikte kurtarsak! Parçalasak! Dağıtsak!
8.10.2016
Dicle’dir kalkanın adı paşam! Ama bu Musul o Musul değildir!
5.10.2016
Korkunun İdaresi
10.9.2016
Türk müdahalesi Kürt-Arap ittifakını bozar mı?
4.9.2016
TÜRKİYE’NİN KENDİNİ SÜRÜKLEDİĞİ TUZAK
24.8.2016
İran’la balayı ne vaat ediyor?
14.8.2016
Rusya ile ikinci baharın diyeti: Suriye
31.7.2016
İnce ayar Kürt hesabı
3.7.2016
IŞİD Türkiye'nin komşularıyla barışını mı hedef aldı?
15.6.2016
Son nakavt Erdoğan’a
7.6.2016
‘Değerli Yalnız’ın Afrika fethi!
28.5.2016
Rakka’ya doğru yol temizliği
26.4.2016
ROJAVA, AVRUPA’DA ‘DİPLOMATİK’ AĞINI GENİŞLETİYOR
16.4.2016
Türkiye’nin İD’e karşı ilk hamlesi fiyasko
7.4.2016
Bu bir veda değildir!
13.3.2016
KÜRT HESABI!
11.3.2016
ABD Kürtleri terk mi ediyor?
20.2.2016
Türkiye’nin umutsuz Azez savaşı
2.2.2016
Cenevre'nin ahı Rojava'dan çıkıyor!
4.1.2016
'Beyaz IŞİD'in aynasından...
2.1.2016
Düşman kardeşliği!
23.12.2015
Bir kayıp hikayesi: Şii Türkmenler-5
22.12.2015
IŞİD'e karşı Sünni direnişi-4
21.12.2015
Kerbela'dan Samarra, Tıkrit ve Beyci'ye...
20.12.2015
Ali Ekber Tugayı: Şii-Sünni-Hıristiyan ittifakı
19.12.2015
IRAK'IN IŞİD İLE SAVAŞI-1: Kerbela; IŞİD eliyle yeniden...
18.12.2015
Suud şakası: Aşırıların aşırılıkla savaşı
15.12.2015
Bağdat'ın şifreleri
11.12.2015
Suudilerin elinin değdiği hamur
8.12.2015
Bağdat'tan dönen Musul hesabı!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.