Türkiye tımarhanesinde günün konusu, 103 emekli amiralin Montrö ve sarıklı amiral üzerine yayınladıkları bildiri.

Erdoğan’ın talimatıyla emekli amiraller hakkında “darbe” soruşturması başlatıldı, muhtemeldir ki tüm televizyon ve gazetelerde de bu konu gündem olacak ve bu insanlar taş tutulacak.

Türkiye uzun zamandır normal bir ülke olmaktan çıktı ama biz hala normalmiş muamelesi yapmaya devam ediyor, ne olması gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz bir avuç makul insana. Önce emekli amiraller ne demiş bakalım:

"Gerek Kanal İstanbul, gerekse Uluslararası Antlaşmaların iptali yetkisi kapsamında Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması endişe ile karşılanmaktadır…”

Amiraller ayrıca sarıklı bir kıyafetle tarikat şeyhini ziyaret eden amirale de tepki göstermiş ve şöyle demişler:

“Son günlerde basında ve sosyal medyada yer alan kabul edilemez nitelikteki bazı görüntüler, haber ve tartışmalar ömrünü bu mesleğe adamış bizler için çok derin bir üzüntü kaynağı olmuştur."

Öncelikle şu gerçeğin altını çizmek lazım, bu topraklarda ordu İttihat ve Terakki’den itibaren siyasetin bir parçası olmuş; iktidarlar belirlemiş, devirmiş veya kurmuştur. Cumhuriyet bu kültürü aynen alıp devam ettirmiş ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında fiilen, çok partili hayata geçtikten sonra da darbelerle siyasi hayata yön vermiş, toplumu biçimlendirmeye çalışmıştır. 

Bugün İslamcı bir yönelime girmiş olmamızın temel nedenlerinden biri de 12 Eylül darbesi arkasından komünizm tehdidine karşı İslamcılığın tercih edilmesi olmuş, toplumun dindarlaştırılmasının önü açılmıştır.

O nedenle Türkiye gibi bir toplumda emekli amirallerin bildirisi mesela seçim öncesi Amerika’da bildiri yayınlayan emekli amirallerden farklı tepki görür, bu doğaldır. Ancak bugün gördüğümüz böyle bir tepki değildir elbette. Ekonomik kriz ve Covid-19 ile inleyen halkın dikkatini dağıtmak için yeni ve elverişli bir araçtır Erdoğan ve rejimi için.

Hollandalı milletvekillerine, Fransız mizah dergilerine soruşturma ve dava açan savcıların olduğu, mahkemelerin bu iddianameleri kabul ettiği bir ülkede, Erdoğan ve AKP’yi mağdur durumda göstermek için arayıp da bulamadığı bir altın fırsattır, Allahın lütfudur.

Türkiye’de ordunun yapısı, bu amirallerin aktif görevde olduğu dönemdeki gibi değildir her şeyden önce. Ortaya çıkan görüntüler, Hakan Demiray’ın Ahval’de yayınlanan “Kemalist ordudan Erdoğanist orduya mı” başlıklı yazısı, ordunun yıllardır İslamlaşıp dindarlaştığını göstermekteydi.

Sonuç itibariyle bu gençler muhafazakar Anadolu coğrafyasından seçilen günümüz “devşirmeleridir.” Askeri okullara girdiklerinde bu dindar geçmişle bağları kopmamakta, bu kültür zihinlerinde yaşamaya devam etmektedir. Bir kısmı kariyer amaçlı tarikat bağı kursa da, bir kısmının da sadece dindar olması kaçınılmazdır. 

15 Temmuz, bu süreci hızlandırmış ve harp okullarını bir çeşit modern tekkeye dönüştürmüştür. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Pakistan ordusu gibi olması kaçınılmazdır. Bundan sonra bu ülkede bir darbe olacaksa, Erdoğan ve benzerlerini koruyup kollamak, İslamcı-Türkçü düşünceyi iktidar yapmak için yapılacaktır. 

Emekli amirallerin böyle bir organizasyon için ne Silahlı Kuvvetler içinde ne de toplumda bir desteği yoktur. Kayıklarla darbe yapacak halleri de yok herhalde… İktidarı ve muhalefeti ile bütün muhafazakarlar için emekli bir grup amirale karşı “demokratlığını” ispat fırsatı doğmuştur o kadar. Fiili ve kalıcı bir darbe rejimine dönüşmüş ülkede en kolay demokrat olma yolu, emekli amirallere esip gürlemektir çünkü.

Bu amiraller bir kısmının adı Ergenkon’la anılsa da bu ülkeye hizmet etmiş insanlardır. Ülkenin geleceği, verdiği kararlar konusunda kaygıları, rahatsızlıkları olması doğaldır ve bunları gerek bildiriyle gerek makaleyle toplumla paylaşma hakları vardır. Düşünceyi açıklamak, siyasi iktidar ve muhalefeti uyarmak, risklere işaret etmek doğal haklarıdır. Bu dünyanın hiçbir yerinde suç değildir, olamaz.

Erdoğan ve AKP bu olayı hem gündem saptırmak hem de kendilerine karşı en küçük muhalif görüşe hayat hakkı tanımamak için kullanacaktır. Boğaziçili gençleri kameraar önünde dövüp işkence ederek tüm gençliği susturmak isteyen rejim, bu amiralleri de televizyon ve gazetelerde, mahkeme salonlarında döverek herkese “susun,” mesajını verecektir.

Bu işin bir yanı… Diğer yanı NATO ve Amerika ile ilişkiler boyutu. Türkiye’nin Ukrayna’da Rusya’ya karşı duruşu, Amerika’ya yeniden yaklaşma çabalarının Erdoğan’ın bu grupla kurduğu koalisyonu çatırtıyor olabilir ama düşük bir ihtimal çünkü Bahçeli ve Vatan Partisi kımıldamadan Erdoğan’ın yanında duruyor görünüyor.

İşin diğer yanı yani Montrö Sözleşmesi ise ülkenin geleceği açısından kaygı yaratacak düzeydedir. Bir posta memuru olan Talat Paşa’nın Enver Paşa ile birlikte koca bir imparatorluğu ve halklarını nasıl bir felakete sürüklediği ortada. Şimdi ülkenin kaderi bir bisküvi dağıtıcısının elinde. Kafasında dev hayaller olan, kendisini Fatih Sultan Mehmed ya da Yavuz Sultan zanneden birinin elinde…

Montrö’nün tartışmaya açılması, Boğazlar rejiminin değiştirilmeye kalkışılması Türkiye’yi içinden çıkılması imkansız bir batağa sürükleyebilir, varlığını riske atabilir. Unutmayın ki, Bolşevik Devrimi olmasa Ruslar 1. Dünya Savaşı’nda Zonguldak’a kadar gelmiş dayanmış, İstanbul’u almak üzereydi…

Tek yanlı bir kararla uluslararası anlaşmayı bozma cüreti öngörülemez krizlere yol açıp Türkiye’yi daha da yalnızlaştırır. Amiraller tecrübeleri, ön görüleriyle bunun risklerini görmüş ve iktidar, muhalefet ve toplumla paylaşmak istemiştir. Bu da suç değildir, hatta görevdir.

Erdoğan Montrö’den çıkabilir mi? Bence mümkün değil… Bütün narsistler gibi gücü görünce geri adım atmayı bilen biri. Rusya ile uçak krizinde, Amerika ile malvarlığı araştırması gündeme gelince bunu gördük. Özetle Türk Silahlı Kuvvetleri İslamcı-Türkçü kimlik kazanmaya devam edecek, Erdoğan büyük rant beklediği Kanal İstanbul projesini hayata geçirecek; başta muhalefet olmak üzere herkes bu gerçeği kabul edecektir.