DOĞAN ÖZGÜDEN

Artı Gerçek



Bookmark and Share

Soykırım çocukları özür bekliyor…


11.4.2019 - Bu Yazı 116 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Muhalif bir gazetenin tütün deposundan bozma yazı işleri odasında genç yaşta ciğerlerimi esir alan müzmin bronşit yüzünden iki gündür yoğun hava kirliliğine esir düşen Brüksel’de içeri kapanıp kalmıştım… Bu sabah güneş ortalığı aydınlatmaya başlayınca kendimi önce Voltaire Caddesi’ne, ardından da Josaphat Parkı’na atıyorum.

Cadde boylarındaki ve de parkın dört bir yanındaki manolya ağaçları beyaz, altınçanak çalıları sarı çiçeklerini çoktan dökmüş, japon kirazlarının renk cümbüşü başlamış…

Josaphat Parkı’nın bir köşesinde benim gibi yaşını başını almış dostlarımla buluşup sohbete koyuluyorum… Hepsi yıllarca Belçika madenlerinde, ağır inşaatlarda çalıştıktan sonra emekli olmuş emekçiler… Belçikalı ya da göçmen… Önce kaçınılmaz sağlık dertleşmeleri… Ardından kaçınılmaz soru: “Ne olacak bu memleketin hali?”

Yani Belçika’nın hali?

Sarı Yelekliler direnişi, ardından genç kuşakların iklim direnişi… Seçimlere nerdeyse bir buçuk ay kalmış. Siyasal partilerin hepsi sokağın haykırışına doğru dürüst yanıt verememenin aczi içinde…

“Memleket” deyince sadece Belçika mı? Her birinin göçmen olarak kopup arkada bıraktıkları, ama yürekleri onun topraklarında atmaya devam eden kendi ana vatanları…

Cezayir’de kitlesel protestolarla Buteflika’nın cumhurbaşkanlığından istifaya zorlanışını konuşuyoruz, ardından Fas’ı, Yunanistan’ı…

Ve de Türkiye’deki seçimleri soruyorlar…

Erdoğan’ın büyük kentlerde ağır yenilgiye uğradığını, bunu hazmedemeyip uydurma itirazlarla zaman kazanmaya çalıştığını anlatıyorum…

Takılıyorlar… “Sizin memlekette belki bir şeyler sahiden değişir, ama buradaki Emirdağ’lılar? Erdoğan’sız edebilir mi?”

Emirdağ çıkışlıların, yakında bir seçim olsa, yine çoğunlukla “Reis”e oy vereceklerinden pek kuşku yok… Nasıl olsun ki, 2018 genel seçimlerinde AKP+MHP ittifakının Belçika’daki oy oranı yüzde 74,0, son yerel seçimlerde ise aynı ittifakın Emirdağ’daki oy oranı yüzde 73,3. Gurbet’le Sıla tam uyum halinde…

Ama, her şeye rağmen, Belçika’da Erdoğan’a nicel olmasa da nitel olarak hayli güçlü bir muhalefet var… Muhalefetin güçlü partisi ise yüzde 10’a yakın oy almış olan HDP…

Türk devlet lobisinin basılı ve sözlü propaganda araçları HDP’yi, Türkiye’de olduğu gibi, Belçika’da da “terör örgütünün legal uzantısı” gibi göstermeye çalışsa da, parti bu ülkede, Belçikalı olsun, göçmen olsun, demokrasiden ve insan haklarından yana herkesin dayanışmasına sahip…

Geçen yazılarımdan birinde İran’daki Halkın Mücahitleri Örgütü’nün ABD ve AB’nin terör örgütleri listesinden çıkartılmış olduğunu anımsatarak sormuştum:

“Suriye’nin IŞİD teröründen arınmasında en büyük rolü oynayanlar, PKK’nın verdiği ilhamla seferber olup kendi bağımsız örgütleri PYD’yi, ardından diğer halklarla birlikte demokratik ittifak kuran, İslamcı katillere karşı doğrudan mücadeleye girerek canlarını tehlikeye atan Rojava Kürtleridir.

“Kürt halkı sadece Rojava’yı değil, tüm Suriye’yi ve de tüm Avrupa ülkelerini IŞİD belasından kurtarmak için kadınıyla erkeğiyle seferber olmuş, ülkenin en güneyine kadar Suriye’yi bir afetten kurtarmıştır. Bunun ödülü kara listede tutulmak mı olmalıdır?”

Neyse ki, “terör örgütü” suçlamaları Belçika ve Lüksemburg’ta alınmış olan son mahkeme kararlarıyla artık Türkiyeliler arasında da, Belçika kamuoyunda da inanırlığını büyük ölçüde yitirmiş durumda…

Kongra Gel Eşbaşkanı Remzi Kartal dün ANF ajansına verdiği demeçte “Artık Kürt hareketi, PKK, Avrupa’daki Kürt kurumları, siyasetçileri açısından hukuki anlamda, yeni bir sürecin başladığını söyleyebiliriz” diyor.

Kartal’ın saptamaları çok önemli:

“Ortadoğu’daki gelişmeler, özellikle Kürtlerin Suriye eksenli geliştirdiği mücadele, özgürlükçü kadın mücadelesinin bütün dünyaya yansıması, DAİŞ’e karşı yürütülen mücadele, halkların Rojava’da demokrasi, eşitlik, özgürlük temelindeki devrimi ve onun Kuzey ve Doğu Suriye çerçevesinde bir formülasyona kavuşması, Kürt sorununa yönelik yürütülen politikalarda bir değişiklik dayattı. Türkiye uluslararası sisteme, özelikle uluslararası topluma hâlâ eski politikalarını dayatıyor. Fakat bu, şu anda Ortadoğu’daki tabloya uygun gelmiyor. Onun için Kürtleri terörize eden, terör listelerine alan politikalarda bir değişiklik gerektiriyor. Nasıl ki, PKK’nin terör örgütleri listesine alınması siyasi bir karar ise, bugün mahkemelerin aldığı kararın da özünde bir siyasi irade olduğunu bilmek gerekiyor. Gelişen siyasal süreç, böyle bir gelişmeyi dayatmıştır.”

KCK Yürütme Konseyi üyesi Zübeyir Aydar da, aynı ajansa verdiği demeçte, “terörist örgütler” listesinin hukuken çöktüğüne vurgu yaparak şöyle diyor:

“Hareketimizin güçlenmesi ve uluslararası alana daha fazla açılmasıyla bizim diplomasi ve kendimizi anlatma imkânlarımız da süreç içerisinde fazlalaştı. Bir de özellikle Arap Baharı ve sonrası Ortadoğu’da, Suriye ve Irak’ta yaşanan gelişmeler, orada başta DAİŞ ve El Nusra olmak üzere selefi güçlerin güçlenmesi ve bu güçlere Türkiye’nin destek vermesi, bizim büyük bedellerle buna karşı durmamız, bugün DAİŞ’in bitiyor olması, Erdoğan’ın gerçek yüzünün ortaya çıkması, Türkiye’nin farklı bir siyaset izleyerek Batılıların çıkarlarıyla çelişmesi, Rusya ile ilişkileri, İslamcıları desteklemesi bize uluslararası alanda bir açılım sağladı. Bu haklılık süreci, bu yeni konjonktür kamuoyunu etkilediği gibi, mahkemeleri, hükümetleri de etkiliyor. Dünya artık gerçeği daha rahat görüyor.”

Erdoğan diktasını uluslararası planda ve Belçika’da giderek “vazgeçilemez ortak” konumundan uzaklaştıran gelişmelerden biri de, hiç kuşkusuz, dünya kamuoyunun soykırımlar konusunda giderek daha duyarlı hale gelmesi…

Bundan iki ay önce Fransa’da, Ermeni Örgütleri Koordinasyon Konseyi’nin (CCAF) geleneksel yemeğine katılan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 24 Nisan gününü resmen Ermeni Soykırımı anma günü ilan ettiğini açıklamıştı.

Macron konuşmasında, "Fransa, her şeyden önce tarihe doğru bakmasını bilen bir ülke. Fransa, 1915 olaylarını o dönemde soykırım olarak tanıyan ve uzun bir mücadeleden sonra 2001'de bunu yasayla tanıyan ilk ülkelerden biri oldu” diyerek Fransız vatandaşlarına geçmişle ilgili bütün gerçekleri öğrenmesi ve her türlü inkârcılığa karşı çıkması çağrısında bulunmuştu. Ayrıca, bu kararı almadan önce Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da bilgilendirdiğini özellikle vurgulamıştı.

Soykırım inkârcısı Türk lobisinin uluslararası merkezi olan Belçika ise, 104. yıldönümünde 1915 Ermeni Soykırımı’nı anmaya hazırlanırken, doğrudan sorumluluğunu taşıdığı bir başka insanlık suçundan, Ruanda Soykırımı’ndan ötürü günah çıkarmakla meşguldü. Bu soykırımın 25. yıldönümü dolayısıyla 7 Nisan günü Brüksel ve Kigali’de düzenlenen anma törenlerinde Belçika’nın sorumluluğundan ötürü başbakan Charles Michel Ruanda halkından resmen özür diledi.

Öncesi de var… Charles Michel ondan üç gün önce de, 4 Nisan’da, Kongo’nun Belçika sömürgesi olduğu dönemde yaşanmış olan “melez çocuklar” faciasından ötürü de Kongo halkından özür dilemek zorunda kaldı.

Belçikalı erkeklerin, Kongolu kadınlarla ilişkisinden dünyaya gelen çocuklara Fransızcada melez anlamına gelen "métis" denmişti. Onbinlerce melez çocuk, 1960'da Kongo'nun bağımsızlık ilanının hemen öncesinde zorla anne kucağından kopartılıp Belçika'ya götürülerek katolik kilisesine bağlı yetimhanelere yerleştirilmiş ya da Belçikalı ailelere evlatlık verilmişti.

Hem Kongo hem de Ruanda halkından arka arkaya özür dilenmesi üzerine 7 Nisan günü Belçika kamuoyuna hitaben yazdığım bir yazıda “6-7 Nisan, 1 milyona yakın insanın alçakça katledildiği Ruanda Soykırımı'nın başlangıcının 25. yıldönümü... Tüm dünyada bu kara yıldönümü anılıyor, başta Belçika ve Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerinin ve de Birleşmiş Milletler'in sorumluluğu enine boyuna tartışılıyor. Ne yazık ki, 20. yüzyılın ilk soykırımına, 1915 Ermeni ve Asuri soykırımına sahne olan Türkiye'de ses seda yok...” demiştim.

İki gün önce Mahmut Alınak’ın çok önemli bir mesajı geldi, hemen paylaştım. 2014’te başlayan Êzidi soykırımında IŞİD  ve AKP’nin yol arkadaşlığını belgeleriyle ortaya koyduktan sonra soruyordu: “Bunlar mezarlarında nasıl rahat uyuyacaklar?”

Alınak’ın açıklamaları gerçekten dehşet vericiydi:

“Binlerce Êzidi erkeği din değiştirmeyi kabul etmedikleri için canavarca katledildiler. Katiller yaklaşık 5 bin Êzidi kadın ve çocuğa da savaş ganimeti diye el koydular. Orta yaş ve üzerindeki kadınları katlederken, aralarında on yaşındaki kız çocuklarının da olduğu genç yaştaki kadınlarla kızlara topluca tecavüz ettiler.

“Kadınlar bir hücre evinden diğer hücre evine gönderilirken, her evde ayrıca tecavüze uğradılar. Birçok kadın tecavüze uğradıkları o hücre evlerinde intihar ettiler. Tecavüz edilen Êzidi kadınları daha sonra Musul ve Rakka’da kurulan köle pazarlarında ve internette açık arttırmayla satışa çıkardılar."

“Arap dünyasına ve şeyhlere ‘cazibeli kâfirler’ diye satılan kadınların fiyatları 50 ile 500 Dolar arasında değişiyordu. Bu canice saldırı, apaçık bir etnik temizlikti.”

Anadolu topraklarında katledilen Ermeniler, Asuriler, Grekler, Kürtler, Aleviler…

Şimdilerde komşu ülke topraklarında katledilen Êzidiler.

Onların hayatta kalabilen, vahşet ve dehşetin izlerini taşıyan çocukları… Ve onların da acı anılarını paylaşıp yüreklerinde bir kor gibi taşıyan ya da paylaşma olanağına dahi sahip olamadan, aile geçmişini ve gerçek kimliğini tanıyamamanın acısıyla büyüyen çocukları…

Brüksel’deki Güneş Atölyeleri’nde İnci de ben de 40 yıla yakın süredir onların farklı coğrafyalardan gelenleriyle beraber olduk, acılarını paylaştık. Belçika toplumuna eşit haklarla entegre olmanın mücadelesini birlikte verdik.

İlk gelenlerin çocukları Brüksel’in çok kültürlü ortamında doğup büyüdüler, sonra da onların çocukları… İçlerinde artık atölyelerde sorumluluk üstlenenler, mücadelelerde baş çekenler var… Onlarla iftihar ediyoruz.

Soykırımların her on, on beş yılda bir yenilenen kuşakları… Onlardan kim ve ne zaman özür dileyecek?

Belki bunu görmeye bizim ömrümüz yetmeyecek, ama eminim ki bu özür dilendiği gün, evet ancak o gün, Türkiye’de çok şey gerçekten değişmeye başlayacak…

Facebook Yorumları

reklam
18.4.2019
Yarım asır öncesinden dersler…
11.4.2019
Soykırım çocukları özür bekliyor…
3.4.2019
Millet İttifakı’nın Kürtlere vefa borcu…
28.3.2019
İslamofobi… İslamofobi… Ya senin fobilerin?
22.3.2019
Nevroz' despotların Newroz krizleri…
14.3.2019
Kürt halkının mücahitlerine nankörlük neden?
7.3.2019
Melina Mercouri, Never in Turkey!
1.3.2019
Belçika’yı temellerinden sarsan vatandaş isyanı…
23.2.2019
Seçimin ittifaksal tuzakları…
14.2.2019
İşçi sınıfı mücadelesinde iki zirve: TİP ve DİSK
6.2.2019
Thomas’ın 47 yıllık Türkiye kavgası…
1.2.2019
Che bereli ve de Bolivar kılıçlı 'anti-emperyalist'ler…
25.1.2019
Yerel seçimin 56 yıllık kızıl çizgisi…
4.1.2019
60-70’lerin TİP’i günümüzde HDP’dir…
27.12.2018
Ya Jön Türkler’in ilerici olmayanları?
21.12.2018
Belçika sömürgeci tarihiyle hesaplaşıyor, ya Türkiye?
15.12.2018
Tüm iktidarların tükenmez sürgün düşmanlığı…
29.11.2018
NATO mahallesinde mega-zından ve mega-cami kavgası…
23.11.2018
Demirtaş zındandayken AB’nin kurtlarla dansı…
17.11.2018
Fırat’ın doğusuna tehdit, ya Kıbrıs’ın kuzeyi?
8.11.2018
dogan@ozguden.be Marx’tan 170 yıl sonra Belçika’da bir hayalet dolaşıyor…
3.11.2018
100. yılında Akşam'ın tarihine otosansür!
25.10.2018
Darağacına meydan okuyan devrimci Hıdır Aslan
19.10.2018
Suudi polisiyesi ve Suudi'nin Türkiye'deki asıl cürümleri…
13.10.2018
Polis ve Özel Harekat hayranı 'sosyalist'ler…
4.10.2018
Sürgünde despot sorgulamanın bedeli…
28.9.2018
Ayı kafesinden Brüksel'in eşekli siyasetini temaşa...
19.9.2018
Sol'un 'kol kırılır yen içinde kalır'ı…
12.9.2018
Castro Allende'yi daha 1971'de uyarmıştı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Düzce Satılık ve Kiralık Emlaklar Emlak8.net