Demir Küçükaydın

Demir'den Kapılar



Bookmark and Share

Triyaj Nedir? Niçin Yaşlıların ve Hastaların Soykırımı Sonucunu Verecektir?


22.03.2020 - Bu Yazı 676 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Triyaj Fransızca seçmek, ayırmak anlamına gelmektedir?

Türkçe Wikipedi’de “Triyaj, savaş alanlarında ve acil servislerde tıbbi müdahale önceliklerini belirleme sistemi. Bu öncelikler; hastanın yaşama şansı, durumunun aciliyeti gibi unsurlara dayanarak belirlenir.” diye açıklanmış.

Peki kim seçilecek? Hangi ölçülere göre seçilecek? Ne için seçilecek?

Yaklaşan ve giderek engellenemez hale gelen yaşlı ve hastaların soykırımını görmek ve asgari ölçüde de olsa engellemek bu soruların cevabında gizlidir.

*

Triyaj kavramı bugünkü kullanımıyla modern devletler ve savaşlarla ortaya çıkıp gelişmiştir.

Triyaj ciddi bir sorun olarak Fransız devriminden sonraki savaşlarda eşit yurttaşların genel silah altına alınmasıyla ortaya çıktı. Hiyerarşik bir toplumda triyajı elbette toplumsal hiyerarşi belirler ve örneğin soyluların önceliği olurdu.

Fransız ordusunda Larrey adlı bir askeri doktor, hızlı bir sınıflama ve seçim sistemiyle, yani triyajla bacak kesmelerde diğer doktorlara göre daha çok oranda askeri yaşatmayı başarıyor (%75-80) oranında. Bu konunun ilk başlangcı oluyor.

Daha sonra bir Rus doktor, Kırım ve Kafkasya savaşlarında öncelikli olarak tedavi görecekler için seçme ilkelerini belirliyor ilk kez. Bunu Prusya ordusu da benimsiyor Ve sonra da bütün dünya ordularına yayılıyor. Modern tıpta özellikle acil servislerde büyük önem kazanıyor.

Örneğin gemilerin batışında, “önce kadınlar ve çocuklar” “en son kaptan” bir triyaj ilkesidir.

Yani büyük felaketler, savaşlar ve pandemilerde kimin öncelikle tedaviye alınacağı, kimin önce kurtarılacağı, yani “yangında ilk kurtarılacak” olanı seçmek, bunun ilkelerini belirlemek zorunludur.

Triyajda çeşitli ülkeler ayrıntıda farklılıklar gösteren standartlara sahipse de, esas olarak beş aşamalı bir triyaj kabul görmüştür ve uygulanmaktadır ve bu aşamaları sembolize eden renkler vardır.

Kırmızı: hayati tehlike, derhal müdahale

Sarı: Ağır yaralı

Yeşil: Sonra müdahale

Mavi: yaşama şansı yok

Siyah: Ölü

*

 

Peki ya binlerce kırmızı, yani acil müdahale bir anda gelirse ne olacak?
Önümüzdeki günlerde hastanelere binlerce “hayati tehlike”, yani kırmızı hasta yığılacak, eldeki yoğun bakım yatakları binlerin yüzde veya binde birine bile yetmeyecek ve bu muhtemelen bu böyle, en iyi ihtimalle yaz ortasına kadar, birkaç ay sürecek, (ertesi yıla uzama olasılığı bile var).

Yani acil müdahale gerektiren ağır hastalar içinde de seçim yapılmak zorunda kalınacak. Durumları eşit derecede acil olanlar veya daha yaşlı ama daha umutvar olmakla birlikte daha genç ama daha az umutvar olan arasında yaşaması ve suni solunum aygıtına bağlanması için kim seçilecek?

Doktorları kimin yaşayacağına karar verme ahlaki yükünden ve sorumluluğundan kurtarmak için, olabildiğince nesnel kriterler belirlenmiştir. Ancak gelecek hasta sayısı, zaman kısıtlılığı personelin yorgunluğu ve sınırlılığı nedeniyle bu “nesnel” kriterler bile işe yaramayacaktır.

Kaldı ki, bu hastalıkta henüz böyle ölçütler de yoktur ve belirlenmiş değildir.

Bu durumların nesnel bir kriteri o kadar zordur ki.

Bu gibi durumlarda seçim yapmak zorunda kalan doktor ve diğer personel genellikle travma sonrası rahatsızlıklar gösterir.

Bu durumda ne olacak?

Zamanında sokağa çıkma yasağı ilen etmeyerek, hastalığın yayılma hızını yavaşlatmak için elinden geleni yapmayarak, yoğun bakım ve suni solunum cihazlarını, bunları kullanacak personeli azami düzeye çıkarmayarak, sayıları gizleyerek ve az göstererek, sorunun hastalığı yavaşlatma ve kapasiteyi aşmama olduğunu gizleyerek bizzat virüs aracılığıyla hükümet bir triyaj (ayıklama, seçim) yapıyor. Yani önceliği daha genç ve sağlıklı olanlara veriyor.

Bu “büyük triyaj”.

Böylece yaşlı nüfusu ölüme terk etmiş oluyor.

Bir de hastaneye gidenler içinde de ikici bir triyaj olacak. Bu da “küçük triyaj

Büyük bir olasılıkla gençlere vs. öncelik tanınarak, birinci triyajda virüsün gözünden kaçanlar, bu ikinci triyajda eleneceklerdir.

*

Bu geleceği apaçık olan yığılmayı engellemek için hiçbir şey yapmayan, sorunu bu yığılmayı engellemek ve hastalığın yayılışını yavaşlatıp zamana yaymak gibi bir strateji izlemeyen hükümet apaçık olarak yaşlı nüfusun büyük ölçüde soykırıma uğratmayı planlamış bulunmaktadır.
Muhalefet de sorunun bu olduğunu hiçbir şekilde öne çıkarmayarak hükümete fiilen destek olmuştur ve olmaktadır.

Daha önceleri insanlar dillerinden, dinlerinden, “ırklarından”, siyasi görüşlerinden dolayı defalarca soykırımlara uğramışlardır.

Bunun benzerini saf ve sağlıklı olanı seçmeyi kısmen öjenikler, naziler savunurdu bir zamanlar.

Ama şimdi ilk kez hasta ve yaşlıların soykırımı karşısındayız.

İngiltere’nin uygulayacağını söylediği “sürü bağışıklığı” tamı tamına bir yaşlı ve hasta soykırımıdır.

Ve başlangıçta buna hiç tepki vermeyen İngilizler sonra tepki verince hükümet geri adım atmak sorunda kaldı ama tedbirleri hala fiilen bu yaşlı ve hasta soykırımını engelleyecek durumda değildir.

Türkiye’de ise hükümet resmen bunu istedi ve bütün stratejisini, bunun gizlenmesi üzerine, dikkatleri başka noktaya çekme ve bunu açıklayanları bastırıp susturma ve tüm toplumu fiilen bu soykırımdan habersiz bırakma üzerine kurdu.

Şu ana kadar da bunu başardı,

Erdoğan ve damadının gülmelerinin nedeni budur. Güzel günlerden, ekonomik başarılardan söz etmelerinin nedeni budur.

Eğer toplumdan ses çıkmaz ve sıkı durup on binlerce hasta ve yaşlı insanın boğulurak ölümünü “solunum yetmezliği” ve “zatürre” raporlarıyla gizler ve bu soykırımı kişisel ve ailevi trajediler olarak topluma kabul ettirebilirse kendi açısından başarıya da ulaşmış olacak ve kendisiyle suç ortağı ve iyice çürümüş bir toplum yaratacaktır.

Çünkü yaşayanlar tıpkı Ermeni mallarına konmuş Müslümanlar gibi bu suç ortaklığından maddi bakımdan kazançlı olarak çıkacaklardır. Ölen yaşlı ve hastaların masrafının azalması sosyal sigortaların hastalık ve emeklilik sigortalarının örneğin soluklanmasına yol açacaktır. Buradan küçük ödülleri kalanlara dağıtmak memnuniyetsizlikleri bastırmaya yarayabilir.

*

Yaşlı ve hastaların bu soykırımı yepyeni bir olgudur.

Herkes bu salgının yol açacağı sosyolojik değişmelerden söz ediyor.

Böyle tahminlerde bulunmak entelektüel bir spor haline geldi. Ama bu sporu yapanlar gerçek bir olgu karşısında susuyorlar.

Kimseden çıt çıkmıyor.

Yaptığım paylaşımları çok az insan paylaşıyor.

Sadece korku değil bunun nedeni. Haydi benim dilim sivri, önermelerim keskin köşeli ama yumuşak ve yuvarlak da olsa konuyu öne çıkaran yok.

Ezop dili veya başka olanaklarla da başkaları aynı şeyleri söylemeyi deneyebilir.

Bu bile yapılmıyor.

Ortada bu soykırımı sessizce bir kabullenme de var.

Bu korkunç bir durumdur. İnsanlığın, toplumun sonudur.

*

Peki neler yapılabilir?
Oyunun kuralları değişmiş bulunuyor.

Bu artık bildiğimiz dünya değil.

Hayatın ve toplumsal yaşamın en temel sorunları karşısındayız.

Örneğin böylesine bir soykırım söz konusuyken işçilerin durumundan söz etmek gibi şeyler nesnel olarak bu soykırıma onay vermek anlamına gelmektedir.

Bu satırların yazarı bir Marksisttir.

Marksizm de gerçekliğin somut olduğunu, her şeyin her an kendi zıddına dönebileceğini söyler.

İşte böyle bir anda bir Marksistin görevi bu değişimi görmek ve ona uygun bir strateji ve program uygulamak ve geliştirmektir.

Nasıl “Bugün sosyalistlerin, demokratların, HDP'nin hükümetin tedbirlerini eleştirirken emekçilerden, fakirlerden söz etmesi, gerçek sorunu anlamadığını gösterir. Bugün sorun emekçilerin değil, çoğu hasta ve yaşlı olanların YAŞAMA HAKKINI savunmaktır.” diyorsak, bununla bilinen bütün ezberleri bozuyorsak, şimdi de acil olarak yine ezber bozan tedbirler önereceğiz.

*

Türkiye’de acil görev Hükümet’in bu gizleme ve soykırım stratejisin ve planını  bozabilmek için her şeyi yapmaktır.

Aşağıda bu bağlamda en acil ve somut öneriler yer alıyor.

Bunları bir, en temel bir yerde bulunma hakkı üzerinden sivil direniş önerileri yapan bir Marksistin şimdi derhal ve kesin olarak sokağa çıkma yasağı önermesi kimseyi şaşırtmamalıdır.

Çünkü soykırımı biraz olsun engellemenin ve hükümetin oyununu bozmanın tek yolu budur.

Pandemi’nin yayılma hızını yavaşlatmak ve ölümcül tehlike içindeki hastaları bakım kapasitesinin altına çekebilmek için acilen şunlar yapılmalıdır.

1)     Derhal, acilen, hiçbir gevşetmeye mahal vermeden, kesin ve istisnasız sokağa çıkma yasağı. Tüm sivil nüfusun evlerine kapanması, evsizlere barınak bulunması.

2)     Hapishaneler, yatılı okullar vs.’de yaşayanların birbirine virüsün bulaşmayacağı ölçüde mesafeli yaşayabilmeleri için evlerine yollanmaları veya evleri olmayanlara kalacakları yerler sağlanması.

3)     Tüm nüfusun evde kaldığı sürece temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamak için, ilk elde tüm ordu, polis, bekçi ve diyanetten maaş alanları görevlendirmek. Yani ordu ve polisin ve bekçilerin vs. asli görevi evine kapatılmış yurttaşların alışverişi, iaşe ve ibadesi gibi en temel ihtiyaçlarını karşılamak olmalıdır. Şu anki durumla baş edebilecek tek kullanılabilir güç bunlardır. Bunun için baka ülkelerde bulunan tüm güçlerin ülke içine çekilerek ihtiyaç olan yerlerde  görevlendirilmesi

4)     Tüm ödemeler, borçlar, dondurulmalı, ihtiyacı olan her yurttaşa, eşit miktarda olmak üzere temel ihtiyaçlarını karşılayacak bir para verilmelidir. Yurttaşlara bu paraları vermek, bu paralarla ihtiyaçlarını alıp onlara getirmek tüm ordu, polis vs. gibi personelin temel görevi olmalıdır.

5)     Ülkeyi yönetimini Türkiye Büyük Millet Meclisi ele almalı ve sürekli toplantı halinde bulunmalıdır. Meclis tıpkı Birinci Büyük Millet Meclisinde olduğu gibi, kendisine karşı sorumlu bakanları ve diğer komisyonları görevlendirmelidir.

6)     Yurttaşlar birbirinden izole olacağı için, büyük önem kazanacak tüm medya organları, sendikalar, meslek kuruluşları, odalar vs. gibi sivil toplum örgütlerinin kontrolüne verilmelidir.

7)     Tüm hastaneler ve sağlık kurumları derhal kamulaştırılmalıdır. Tüm sağlık kurumlarının yönetimi, efektif bir çalışma ve koordinasyon için, tam sağlık kurumlarının yönetimi sağlık personelinin kontrolüne verilmelidir.

8)     Ancak tarihte görülmemiş, devletin şiddet araçlarını yurttaşların ihtiyaçlarını karşılamakla görevlendiren ve onların yaşamlarını en az kayıpla sürdürmesinin aracı kılan böyle tedbirlerle uçuruma doğru giden arabaya ani fren yaptırıldıktan ve uçuruma yuvarlanmak engellendikten sonra, neyin nasıl yapılacağına yine halk karar verebilir.

9)     Tarihte daha önce görülmemiş tüm ezberleri bozan bu pandemi ve sonuçlarıyla yine tarihte benzeri görülmemiş ezber bozan tedbirlerle baş edilebilir.

21 Mart 2020 Cumartesi

Demir Küçükaydın

demiraltona@gmail.com

Facebook Yorumları

reklam
10.04.2020
Koronik - Korona Günleri Kroniği
30.03.2020
Yaklaşan Felaket ve Onu Önlemenin Yolları
19.03.2020
Erdoğanın konuşması binlerce insanın ölüme terk edileceğinin sinikçe ilanıdır.
18.03.2020
Yaklaşan Felaket ve İflasını Gizleyen Devlet
17.03.2020
Koronavirüs Pandemisi Üzerine Hatırlatmalar
10.03.2020
Biz Marksistlerin Nesnel Tarihsel İşlevi Ne Oldu?
2.03.2020
Uçurumun Kenarında Danstan Dolu Dizgin Savaşa
1.03.2020
HDP Kongresi’nden Sonra - HDP’yi Reorganize Etmek Gereği
2.02.2020
Koronavirüs Salgını Vesilesiyle Globalleşme, Kapitalizm ve Ulusal Devletler
3.01.2020
“Yerli Otomobil” Dolandırıcılığı
29.12.2019
Kanal İstanbul Erdoğan Diktasına Son Vermek İçin Bir Olanaktır
15.10.2019
“Savaş” ve Demokrasi
26.08.2019
Kadınların Katline Karşı Acil ve Pratik bir Teklif
11.07.2019
Vedat Orakçıoğlu’nun Ardından
22.03.2020
Triyaj Nedir? Niçin Yaşlıların ve Hastaların Soykırımı Sonucunu Verecektir?
10.07.2019
Vedat Orakçıoğlu’nun Ardından
28.3.2019
HDP’nin “Stratejik Oy”u Doğru Bir Taktiktir
18.7.2018
Seçimler ve Sonrası Üzerine: CHP Başarılı, HDP başarısızdır
23.4.2018
Birinci ve İkinci Tur Farkı ve HDP’nin Yapabileceği
20.4.2018
Demokratlar İçin Seçim Stratejisi ve HDP’nin Acil Olarak Yapması Gerekenler
19.3.2018
Afrin’in Düşüşü
16.3.2018
Afrin Değil Erdoğan Düşecek
20.2.2018
Murat Belge’yi Savunmak ve Eleştirmek
16.2.2018
Onur Öncü'nün yaptığı, Özgürüz'de yayınlanan söyleşi
10.2.2018
HDP Kongresi Gelirken Ölümcül Bir Yanlışı Önlemek İçin Son Uyarılar
2.2.2018
HDP Kongresi Gelirken Özgürlük Hareketine Açık Mektup
13.7.2017
Adalet Yürüyüşü ve Mitingi’nin Ardından
22.6.2017
Sahada Olmak ve HDP’nin Yanlışı
1.6.2017
"Boynuna O Kırmızı Fuları Bağlama Çocuk (.) Vurulursun" - Gezi'den ve Rojava'ya
29.5.2017
Aydınlanma ve İslam’ın Sentezi ve Mirasçısı Olarak Marksizm
6.5.2017
OHAL ve KHK’ların Ekonomi Politiği
7.4.2017
Türkiye’nin Kimyasalı ve Allah’ın Lütfü
5.4.2017
AB’nin “Çok Gizli” Darbe Raporu Vesilesiyle Gizlilik Üzerine
16.3.2017
Erdoğan Rejiminin Karakteri ve Faşizm Üzerine
11.3.2017
Erdoğan Putin'e Ne Verecek? Suriye'de Yeni Strateji
10.3.2017
Erdoğan’ın “Kardan Zarar” Hesabı ve Sivil Direniş Gereği
7.3.2017
#HAYIR’sız Gelişmeler - Kötü Kokular Geliyor
3.3.2017
Erdoğan’ın Menbiç Provokasyonu – Bir Sıçrarsın Çekirge, İki Sıçrarsın Çekirge
2.3.2017
Erdoğan’a Hakaret Hakkı
26.2.2017
#HAYIR ve Azınlığın Üç Türü
19.2.2017
#HAYIR Meclislerinden #HAYIR’lı Haberler
15.2.2017
#HAYIR’ın Kaderi ve Suriye
13.2.2017
Barış İçin Akademisyenler, KHK Kurbanları, OHAL Kurbanları Ne Yapmalı?
9.2.2017
Referandumdan Vazgeçilmesi Olasılığı ve #HAYIR Diyenlerde Rehavet Tehlikesi
7.2.2017
#HAYIR Girişimlerinin Örgütlenme Sorunları – Bilimsel ve Politik Tartışma ve Karar Almanın Farklı Özleri ve Yapıları
2.2.2017
Temel Kuvvetler, Yıldızların Oluşumu ve #HAYIR Diyenler
1.2.2017
Kadıköy #HAYIR Forumu Değerlendirmesi - Gezi’den #Hayır’a
30.1.2017
#HAYIR’ın Biriken Enerjisi ve Korkusu
27.1.2017
#HAYIR ve Kritik Kütle
25.1.2017
PKK’ya Açık ve Acil bir Çağrı
22.1.2017
Garbis Altınoğlu’nun Yaklaşan Felaket Üzerine Uyarıları ve Önerisi
19.1.2017
#HAYIR ve Mücadele Biçimleri
17.1.2017
Niçin #Hayır? Nasıl #Hayır? - Sık Sorulan Sorular (SSS)
14.1.2017
Çocuklarınız Okullarda Nasıl Bir Erdoğan Portresi Okuyacak?
11.1.2017
Yaklaşan Felaket Nasıl Durdurulabilir? Somut Bir Öneri: #Hayır
9.1.2017
“Laik Yaşım Tarzı” Neden “Ulusal Sorun”dur ve Öyle Olduğu Niçin Anlaşılamaz? (2)
6.1.2017
Reina Katliamının Düşündürdükleri: Artık Gâvur ve Kâfir olmak Tek Demokratik ve Politik Eylemdir
2.1.2017
“Yaklaşan Felaket ve Kurtulma Çareleri” (1) Demokratik ya da Devrimci Yükseliş ve Bitişi
30.12.2016
Hedef ve Görev Tanımı: Erdoğan Baş Sorundur. Erdoğan Hal Olmadan Hiçbir Sorun Hallolamaz. Nokta!..
12.11.2016
Kemalizm ve Atatürk Üzerine Eski ama Yeni Dört Yazı
5.11.2016
Erdoğan Nasıl Gider? Ne Yapmalı?
1.11.2016
Okulların Ayrılmasının Yanlışlığı ve Anti Demokratik Karakteri Üzerine
20.10.2016
Demokrasi Nedir ve Türkiye’de Demokrat var mı?
13.11.2015
Bir Belge: “Kemalizmin Yerini Ne Alacak?”
10.11.2015
Seçim Sonuçları Analizlerinde Hiç Söz Edilmeyen Belirleyici Güç
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive