Yurdumuz, gayretimiz kadar


21.9.2016 - Bu Yazı 872 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 “Tekrarlıyorum, sanat bir yakarma, bir dua biçimidir ve insan yalnızca duasıyla yaşar” diyordu, Andrei Tarkovsky.

İnce ince işlenen, sabırla gerçekleşen, alın teri ve tefekkürle beslenen “dua” için kim gereken sabrı ve fedakarlığı gösterebilir? Sahih bir eser sürekli bir çabaya ihtiyaç duyuyor; dua gibi. Sevgili Hülya Yazıcı, 6 yıl önce küratörlüğünü yaptığı “Şehrin Gizli Dili” konulu trienale, ipek böceğini konu alan bir çalışma ile katılmıştı. İpekböceği, kendini tüketme pahasına kıymetli üretimiyle sarmalıyor hayatı ucundan bucağından. Hülya’yı 1979’den beri tanıyorum. "İpekböceği" onun eserlerinde önemli bir metafor olmasının yanında, hayırlı bir amaca ulaşmak için sürdürülen tutkunun da adı.

3 Eylül akşamı Hülya Yazıcı’nın küratörlüğünde Taksim Cumhuriyet Sanat Galerisi’nde açılışı yapılan İstanbul Trienali’nin teması ise, “Yurtsuzlaşma.”

Kuşkusuz akla önce mültecileri getiriyor bu tema. Mülteciliği toplum olarak benliğimizde hissettiğimiz için olmalı, trienal bu yıl çok dolu. Küresel sistemin yenilenme piyasası gibi bir kan tezgâhına çevirdiği Suriye’de yüz binler katledildi, en az 6 milyon insan yurdunu terke mecbur kaldı. Bu mülteci nüfusun neredeyse yarısı Türkiye’ye sığındı. Bir sanatçının görmeden edemeyeceği acılar yaşanıyor gözlerimizin önünde. Yurtsuzlaşma, metaforik değil, şahit olduğumuz bir facia.

Hülya’nın düzenlediği 2. Trienal, 2013 yılında aynı mekanda yapılmıştı. Gezi olaylarına denk düşmesi bir talihsizlikti. Sanat ve barışın boş bir iddia olamayacağını gösteren vandal bir saldırıya maruz kalmıştı trienal ve eserlerin çoğu tahrip edilmişti. Eylemciler, Feridüddin Attar’ın kuşlarından esinle gerçekleştirilen bir çalışmadaki kuşları söküp parçalamış, yerlere atmış, projeksiyon cihazları kırmışlardı, Amerikalı bir sanatçının duvarlara yapıştırdığı enstalasyonuna ait kuş figürleri de koparılıp atılmıştı. Anlaşılan sanat galerilerine saldırı bize hep belletilmeye çalışıldığı gibi özellikle Müslüman “fanatik”lerden gelmezmiş. Bu saldırıyı Twitter’da dile getirdiğimde solcu arkadaşlarımın inanmakta zorlandıklarını hatırlıyorum.

Büyük fedakârlıklarla düzenlediği trienalin bu şekilde tahribi karşısında Hülya yılmadı, çalışmalarını sürdürdü. O hep işe yarayan, bilinçleri besleyecek anlamlı eserler ortaya koymak istedi, halkın iyiliği, Hakk’ın rızası için. Güncel sanata yönelmesinde de sanatın hayata karışması konusunda taşıdığı temel bir kaygının, sorumluluk hissinin rolü var. Tuvalle yetinmek istemedi, aslında sanata bakışı galerileri de aşıyor, ileriki dönemlerde faaliyeti açık alanlara yönelirse benim için sürpriz olmaz.

Biz sanat konusunda moda akımların baskınına uğratılmış bir toplumuz. Kendi birikim ve duyarlıklarımızla sahici bir yüzleşme yapmaya izin vermeyen mitler, işte şöyle yazarsan, çizersen sanat olur diye önümüzü kesmiş. Batı, Müslümanların minyatür mirasından beslenerek kendi sanatını yenilerken, Türk ressamlar Cumhuriyet’le birlikte resmi eğitimin bir parçası haline gelen merkezi perspektife dayalı resim tekniğinin alanında donup kalmaya mecbur edildiler. Sanat ideolojik sebeplerle kısıtlanırken ve galerilere sıkıştırılırken hayattan eksiliyor. İlişkilerden eksilen sanatı yeniden hayatla buluşturmak, Hülya’nın sanat faaliyetlerinin temel kaygısı. Trienalde yer alan işi “Naas”, hakikate doğru sürekli arayış çabasını açıyor sanırım. Naas, İlahi bilgi, açık söz anlamına geliyor. Varlığın içinde yer tutmanın şeref ve sorumluluğu üzerine düşündürüyor “Naas.” Bir nebula ile ipekböceğinin “yurtlanma/yurt olma” süreci aynı manzarayı nasıl sunabilir?

Sanatçıların söyleyecek çok sözü var mültecilik ve yurtlanma, yurtsuzlaşma üzerine. 15 Temmuz’u yaşamak, yurtsuzlaşmanın daha somut anlamlarına açtı bilinçlerimizi. “Suriye” gibi iç savaş yaşayabilir, yurdumuzu terke mecbur kalabilirdik. Bilim adamlarının açıklamakta yetersiz kaldığı “olay”ların anlamına, sanatçıların güncel ajitatif başlıklara kanmayan eserleriyle yakınlaşıyoruz.

Hayatın sahneleri bazen tekrarlar yüzünden görünmez olur, solgunlaşır. O anlamda sanat biraz da eşyanın ve varlığın üzerindeki tozları silkelemektir. Medya vasıtasıyla telkin edilerek zihnimizi ele geçiren telakki ve mitler, duyum kirliliğine yol açıyor elbette. Bakışımızı, duyuşumuzu nasıl koruyacak ve geliştireceğiz? Kendimizi “onun” yerine koymayı başaramıyorsak, bunun bir sebebi de sanat ve din arasında açılan uçurum. Bu uçurum yüzünden ortaya çıkan ifade ve yaşantı sakatlıkları, tanımlarımızı da etkiliyor elbette. Sürekli yeniden okumanın getirdiği yeni sorumlulukları göze almaktansa, bıktırıcı ve gereksiz tekrarlarla idare etmeyi başka nasıl anlamak gerek…

Mültecilerle dayanışmanın yollarını gece gündüz duyularımızı esir alan medyadan öğrenemiyoruz, aksi takdirde bu kadar çaresiz hissetmezdik kendimizi. Sanat eseri ise bizi kendimizle yüzleşmeye çağırıyor. Kurduğu ince bağlarla “onun” yerine geçmeyi mümkün kılacak köprüler inşa ediyor, kanallar açıyor. Bir koridorda ilerliyorsun, solunda bir bavul var önce, üzerinde İsmet Özel”’in “Mataramda tuzlu su” şiirinden mısralar. Engin Beyaz’ın çalışmalarının ana figürleri kapılar ve gölgeler. Gölge, rahatsız etme korkusu taşıyan, bu korkuya mecbur edilen, şımarma ve hata yapma lüksü olmayan insanın temsili. “Bir arayışın yansımaları” diye anlatıyor Beyaz. Kapı, arayışın cevapsız kalmayacağının haberini veriyor, tedirgin bilinçlere. Mustafa Küçüköner, yıllardır geliştirdiği “Babil” izleği üzerinden sürdürüyor kurcalamasını: “Babil Dağılıyor.” Yüksek binaların temsili, bir medeniyet yanılsaması. Bu anlamda medeniyet, Aliya’nın belirttiği gibi, âlemin ıstırabı nedir bilmeyen bir kalkınma zirvesi değil midir?


Engin Beyaz, Kapılar ve Gölgeler

Zain al Ahmed’in “Harabe”si bir başka Halep silueti çağrışımıyla uyarıyor: Binlerce yıldır korunmuş olanın bile bir güvencesi olmayabilirmiş bu kanlı savaşta. İşte böylece harabeye çevrilen şehrin türkülere esin kaynağı olan şen çehresi nasıl bayındır olabilir yeniden…


Zain al Ahmed, Harabe

İbrahim Alhassaun’un “İsimsiz”i, savaşın sebep olduğu parçalanmayı anlatıyor; adeta kendi dönemimizin Guernica’sı. Gövdenin parçaları, yüzün, benliğin, giderek bir ruhun dağılarak yeniden hayat bulma arayışına dönüşüyor. İnsan ve silah böylesine karışmışken, terörist aynı zamanda “barış savunucusu” olarak takdim edilirken, nasıl sürdürebiliriz bu arayışımızı? Mülteci sanatçı bize bunu en iyi anlatabilecek kişi. Markus Miessen “Katılım Kabusu”nda “davetsiz yabancı”dan söz ediyor. Kurulu herhangi bir denklem içinde yer almadığından, kendine yer açacak taze bir enerjiyle toplumu hareketlendirir mülteci ve oraya bereket getirir. Kuşkusuz mültecinin doğaçlama hesapsızlığı kadar karşılanma biçimi de bu berekette pay sahibi. “İsimsiz” bir parçalanma ve dağılmanın ardından öne çıkan ihtimaller üzerine düşündürüyor. Öyle ya, hayat imkan ve ihtimal demek. Khadija Baker, “Bırakma beni… yaşıyorum…” diye bir çığlıkla bağırıyor peşimizden. Nizar Kabbani’nin “Kırmızı… Kırmızı…”sının tecessümü gibi geliyor tablo.


Khadija Baker, Bırakma beni... Yaşıyorum

Bir diğer mülteci sanatçı, Azad Kerim, Lost Herigate’te hoyratlığa yenik düşen kültürel birikimlerim muhasebesini yapmaya çağırıyor. Sanat bir açıdan anlamlı bütünden kopuşun ıstırabı üzerine düşündürmeyi amaçlamaz mı zaten?

Ahmet Özel’in tabloları, “öteki” imgesini kurcalıyor. Öteki, asla bütünüyle görülmeyen, tanınmayan. Buna karşılık insanlığımızı geliştirmek için biz görece yerleşik olanlar onu tanımalı, sükun bulması için yanımızda yer açmalıyız. Dağılma çığlığını fark edemediğimizde, gecikmenin bedelini ödemeye hazır olalım: Çoğu zaman kıyıya vuran ayakkabı tekleri gibi gecikilmiş işaretlerle hatırlatıyor kendini, yazgısıyla baş başa bırakılan. Uğur Özen’in Yermuk Mülteci Kampı’nı konu alan tablosu umutsuzluğun son noktasının tasviri. Perişan yüzlerin birbirine söyleyebileceği bir cümlesi kalmamış, bize bakıyorlar, sana, bana; bu umutsuzluktaki payımızı hiç unutmayalım diye. Elbet bir yakarı sanat, bir dua; resim, daha fazla gecikmemenin uyarısını üstleniyor. Bakışlarda bir merkezsizleşme var, ister istemez soruyoruz kendimize: Göz göze nasıl gelebiliriz mahcubiyet duymadan, nasıl başarabiliriz bunu… Hülya’nın çalışması üzerinden ipek böceğinin “naas”ı tam olarak şöyle anlaşılamaz mı? Yurdumuz, gayretimiz kadar var. Beri taraftan, Koray Sevindi’nin “Aynı” ismini taşıyan minimalist animasyonunu izlerken, yerli yurtlu olmanın fiziki endişeleri, ontolojik sorularla pekişiyor: Dünya kimse için, kök salacağı kadar kalıcı bir yurt sunmuyor. Buna karşılık bağlanıyoruz yerimize yurdumuza, sılamızda arıyoruz benliğimizin yapı taşlarını sonuçta. Bu aidiyet hissi, “şehrin en uzak ucundan koşarak gelen” uyarıcı olma sorumluluğuyla kurtuluyor aşırılıklardan.

Ayşe Taşkent’in kompozit eseri, 14 Temmuz üzerine: “Yatakta basacaklar, şafakta asacaklar.” Yassıada yargılamalarına ait broşürleri araştırıp bulmuş Taşkent, birlikte okuduk bazı sayfalarını. Darbe heveskârlarının cümleleri ne kadar da birbirine benziyor! Darbeciler bizim için en doğruyu biliyorlar sözde ve bu yüzden iflah olmakta zorlanıyoruz. Kenarlarına kuralsızca dolanmış darağacını ve idamı yansıtan ilmiklerle demir küp, toplumumuza biçilen yazgıyı hatırlatıyor: Bir felaket sökün edebilir, kesinlik yok. Riskler, göze alışlar… Menderes’i astılar, Erdoğan’ı asmak istediler. Koca bir toplum bir işgal, bir savaşla yersiz yurtsuz kılınabilirdi; 15 Temmuz gecesi bunu fark etik.

Cem Mehmet Eren ve Fırat Erez’in “Kaybolan” isimli işi, izleyiciyi de dahil ediyor arama yolculuğuna. Hangi önlemlerle üstesinden gelinir yurtsuzlaşmanın? Yurtsuzlar için elimizden geleni yaptık mı? Dahası, fiziki olmayan anlamda bir arayış içindeyken nasıl başarabiliriz sınırların engeline takılmamayı… Doğrusu, yurtsuzlaşma trienali, burada yer veremediğim daha birçok değerli çalışmayla sınırlar üzerine de düşündürüyor. Galeriye sığmıyor, izleyicisine soru yüklüyor, yurtsuzlaşmaya karşı elini taşın altına koymaya çağırıyor.

Facebook Yorumları

reklam
21.9.2016
Yurdumuz, gayretimiz kadar
20.11.2015
Seçim muhasebesi ihtiyacı
6.10.2015
Saat Kulesi’nin şairi, kahramanım
3.9.2015
Yanlış zaman, doğru cümleler
12.8.2015
Birbirimizi konuşmaya çağıralım
5.8.2015
Barış biricik umudumuz
10.7.2015
Hepimizin hayal kırıklığı
25.6.2015
Ayşe Şasa ile "hikayemiz"
17.6.2015
Seçim irfanı
11.6.2015
Şehrin duvarları nasıl boyalı?
5.6.2015
Sokağın seslerine açık siyaset
15.01.2015
Başka türlü faşizmler
01.09.2014
AK Parti'nin kültürelliğinin sorunları
07.08.2014
Gazze için yeniden ittifak zamanı
26.06.2014
Tesettür agorafobisinde Necip Fazıl etkisi
28.05.2014
Kirli tırnakların ince düşüncesi
10.05.2014
Eleştiri hayattır
02.05.2014
Başka türlü sürüyor dağınıklığımız
27.04.2014
Geleneksel mevzi konforumuz
14.04.2014
Kiraz çiçeği bakışı
07.04.2014
Japonya üzerinden seçim dersleri
22.03.2014
Daha ne kadar üzülebiliriz?
13.03.2014
Berkin için üzülmenin soruları
12.03.2014
Asi şehrin kadınları
27.02.2014
Kabataş körleşmesi
17.02.2014
'Rahima'nın hatırlattığı her şey
10.02.2014
Mahremiyet tartışmaları bize neyi öğretmişti?
01.02.2014
Muhabbet sarayı, plazaya karşı
28.01.2014
Tam o sırada neredeydim ben?
21.01.2014
Yargı, mahremiyet, Rus ruleti...
10.01.2014
Yeraltı Camii notları
04.01.2014
Birdenbire yaşlanmak
29.12.2013
Kızı Hamira'nın dilinden Mevdudi
22.12.2013
Uzun gece, eksik cümleler
17.12.2013
Temiz kar, kirli siyaset
09.12.2013
Bir zindanın başlıca sesleri
29.11.2013
Sahibine zarar veren diploma
23.11.2013
Gece konukları
18.11.2013
Mahalle, mahremiyet ve medya
14.11.2013
‘Kaspa’ Duvarı
01.11.2013
Cellabe okumaları
25.10.2013
Fas kolajı
19.10.2013
Daha yalnız olan aslında kim?
12.10.2013
Sis ve edebiyat
04.10.2013
Meleğin kanatları
27.09.2013
Barış yolu: Dua, salavat, türkü
20.09.2013
Alevi Sünni sofrası
14.09.2013
Rövanşist ya da müşahit dil
07.09.2013
İki genç kızın tebessümü
02.09.2013
Suriye yakalanması
29.08.2013
Fıkıh, roman ve komplo
20.08.2013
Halkın sesinde Hakk'ı arama
13.08.2013
Parkta Sezai Karakoç okumak
11.08.2013
Kadın, beden, sokaklar...
29.07.2013
Şair taşınması
21.07.2013
Kaos ve oruç
13.07.2013
Rabia Meydanı
11.07.2013
Başörtüsü tacizini içselleştirme
03.07.2013
Bize "Helal"den soran gençler
27.06.2013
İdeal toplumu Çin'de aramayalım
18.06.2013
Özgürlük hattının rövanşı
13.06.2013
AKM tabusu, avm taşması
08.06.2013
İnşaat ve Siyaset
26.05.2013
Ana Sütü Gibi Ak Bir Dil
24.05.2013
Kültür Eken Barış Biçebilir
29.04.2013
Ayrılma zamanı
22.04.2013
Mutlu son-suz hayatlar
7.04.2013
Şehri öldüren yalıtımlar
15.04.2013
Başka türlü güç, bambaşka akıl
08.04.2013
Şehri öldüren yalıtımlar
01.04.2013
Dönüşün buruk güzelliği
25.03.2013
İnsaf ya da şovenizm
18.03.2013
Öykü ve alerji
11.03.2013
‘Vasıfsız’ kadınlar
04.03.2013
Çirkinleştiren o bakış
25.02.2013
İki kadın, farklı roller
18.02.2013
Kentsel dönüşüm ve hafıza
11.02.2013
Peluş ayıcık ve aşk
04.02.2013
Tasvir, nostalji, Cündioğlu
28.01.2013
Pınar Selek telmihi
21.01.2013
Manşet infazları
14.01.2013
Maskeli günler
07.01.2013
Bir can dünyaya bedeldir
31.12.2012
Hangi ‘hanım’ın enerjisi...
24.12.2012
Direnmeyi sürdüren Morisko
21.12.2012
Taraf'la hikâyemiz
20.12.2012
İnşaat tozunun kara büyüsü
17.12.2012
Dört mevsim kitap orada...
10.12.2012
Benim bildiğim Hilâl
03.12.2012
Şeriati duyarlığı, yeniden
26.11.2012
Çamlıca Camii ve ince bağlantılar
19.11.2012
Gri şehir, renkli katmanlar
12.11.2012
Acıları yarıştırmak
05.11.2012
Meryem Cemile’nin ülkesi
01.11.2012
Ölüm orucu kimin cezası
29.10.2012
Sıla-i rahim
22.10.2012
Bilmediğimiz kitap okuru...
15.10.2012
Konya, hüzünlü göründü bana
08.10.2012
AK Parti, roman ve kuram
01.10.2012
‘Film Arası’, ‘Hayal Perdesi’
24.09.2012
Yürüyerek barış yazmak
17.09.2012
Kuzu ve çocuk
10.09.2012
Sansür ve ilke
06.09.2012
Neşe’nin eczanesi
03.09.2012
İran devrimi mezhepçi miydi...
30.08.2012
İslâmcılık, bir sınır aşma hareketi..
27.08.2012
İran’ın kız öğrenci sorunu
23.08.2012
And olsun kaleme ki...
20.08.2012
Elden gelen Arakan’a
16.08.2012
Süleymaniye bakışı
13.08.2012
Sapasağlam bedenler
09.08.2012
İslamcılık ve Borges
06.08.2012
Açık mutfak
02.08.2012
‘Issız cami’ kimin projesi
30.07.2012
İşkence sözcesi
26.07.2012
Akademi, feminizm ve burka
23.07.2012
Ucu açık sofra
19.07.2012
Yusuf Kuşu misali annem
16.07.2012
Taşınıp düşünürken…
12.07.2012
Hakikatli cümleler
09.07.2012
Mezar konutlar
05.07.2012
Taşlaşan suret
02.07.2012
Suriye dersleri
28.06.2012
Garaudy ve kadınlar
21.06.2012
Utanç yangınları
18.06.2012
Dağ adımlarıyla Garaudy
14.06.2012
Muhteşem muhalif
11.06.2012
Kelime tamircisi
07.06.2012
Ali, kelimeler ve biz
04.06.2012
Rus ruleti
31.05.2012
Kürtaj ve Uludere kolajı
28.05.2012
Hakkını helal etmeyen işçi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.