Birbirimizi konuşmaya çağıralım


12.8.2015 - Bu Yazı 4061 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Günümüz Türkiye’sinde taraf olmak, kendine özgü apayrı bir yorumda bulunmaktan kaçınmakla bir tutuluyor adeta. Kişisel hiçbir düşünceye ve yoruma  izin vermek istemeyen, zaaf sebebi olur diye özeleştiriye uzak duran, buna karşılık medeniyet, özgürlük ve barış gibi olguları bayraklaştıran bir okuma engelli taraftarlık hali neredeyse olağan karşılanmaya başlandı.

Kesin haklılığa özgü  klişeler karşı tarafın aynı tondaki klişeleriyle çatışıyor; bir söz şiddeti hakim oluyor ortama. O anlaşılmaz hale gelen uğultu aslında umutsuzca bir suskunluk; çünkü kelimelerin anlaşma ya da uzlaşma için bir işe yaramadığını söylemeye getiriyor.   Okur yazarların kan davası, irfandan yoksunlaştırmanın bedelleri üzerine düşündürüyor.  Kendisi gibi düşünmeyen insandan duyulan nefreti onu sürüleştiremiyorsa imha noktasına taşırmaya hazır ne çok tahakküm heveslisi varmış.

Senelerdir barış için yazılar yazdık, toplantılara katıldık, umuda kapıldık. Hayalperest, saf, yüzeysel, cahil olmakla suçlandık. Oysa bütün dileğimiz kan kısır döngüsünün sona ermesiydi.  Gencecik erler göğ ekin misali biçilmesin, çocuk yaşta Kürt çocuklar dağa çıkmasın, yeni ölüm tarlaları ekilmesin, ölüm kuyuları açılmasın, dedik.  Gücünü iç barışının değerlerinden alan bir ülkenin insanları olarak kaos içindeki dünyaya sunabileceğimiz bir tefekkür olabilirdi. Beklentilerimizi yüksek tutmanın bocalaması içindeyiz şimdi. Buna karşılık elbette ki umutsuz olmaya hakkımız yok.

Ne yazık ki birikimlerimiz öngörülü bir tarife güç yetirse de bir yerlerde eksik kalıyor, bunu da fark etmiş olduk. Gerçekte bitmemiş olan bir sürece fazla güvenmiş, konuşmaları eksik haliyle dondurmuşuz anlaşılan. Yerine sahici bir anlam teklif etmediğiniz takdirde hiçbir köhnemiş yapı ve zihniyet öyle kolay değişmiyormuş. Bu durumu tarifte yaşanan acz ise suskunluktan veya suskunluğun yerini alacak ölü kelimelerden, klişelerden medet umuyormuş.

***

Asıl konuşulması gerekenden uzaklaşmanın yollarından biri, haddini bildirme dili. Bir tür sağırlığı tercihin dili mecliste de sokakta da benzeri kelimelerle dolaşıyor. Meclisin 28 Şubat’a götüren “bu kadına haddini bildirin” dili bu alanda toplumsal kabulleri adeta değişmez kılıyor, sabitliyor.  Bu dil dönemden döneme siyasi partiler arasında dolaşıyor. 28 Şubat’a götüren süreçte önce Ecevit Merve Kavakçı için sarf etmiş ve meclisteki onca milletvekili arasında da itiraz eden olmamıştı. Tersine –Kavakçı’nın bana anlattığına göre- “masalara vurularak alkışlarla ayağa kalkılıp ‘dışarı, dışarı’ diye haykırmıştı milletvekilleri.”

Geçen hafta mecliste yine bir kadını susturma günü yaşandı. Önce, Osman Baydemir’in konuşması sırasında HDP milletvekili Pervin Buldan, AK Parti Antalya milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’e şunları söyledi: “Sen bir sus be! Sus! Çok ayıp bir şey, çok ayıp. Vır vır vır, sabahtan beri. Kadınlığından utan biraz…”  Buldan’ın bu sözlerine itiraz edildiğine dair bir kayıt göremedim. Daha sonra Baydemir’in konuşmalarındaki bazı bölümlere itiraz etmek için söz alan Arınç da HDP Diyarbakır milletvekili Nursel Aydoğan’a “Hanımefendi, sus! Bir kadın olarak sus! Sus!” dediğinde bir milletvekili itiraz etti. Buna karşılık medyada sadece Arınç’ın sözlerinin sorgulanması ilginç.  Tartışmalar daha sonra yer yer hangi susturma halinin daha kabul edilemez olduğu üzerinden sürdürüldü.

Kimine göre suskunluk kadının ağırbaşlılığının göstergesidir. Spivak suskunluğun zeminini “tabi”nin bulunduğu yer” olarak tarif eder. “Tabi” aslında “tabi konumunda görülen”dir. 
Susturma dilinin öteki yüzünde ise küfür sözcükleri var. Bir tür sokak dilinden beslenen, cinselliğin en aşağılayıcı bir şekilde kullanıldığı kelimeler küfrü olağanlaştıran bir dille kullanılıyor. Söz konusu dil hem gerçek hayatın hem de sosyal medyanın sokaklarında hararetle yer tutuyor. Rastgele kullanım, kolektif bilincin bazı mevzilerinin küfre teslimiyeti anlamına geldiği için bilinçli olanından daha da düşündürücü.  Bu dilin cinsel taciz, tecavüz, kadın cinayeti gibi konularda da suçluyu tahkir ve sorgulama için fütursuzca kullanımı ayrıca ironik.  “Düşman kadınların bedenlerine kazınan ilk işaretler (...) iffetsizlik, çürüme, ahlaksızlık ve ve sefihlik" diye anlatıyordu Osman Özarslan, Dekalog’da, sf.155.

***

Kamusal alan tartışmalarının geldiği noktada manzara şöyle: Kimse diğerini dinlemiyor ve çokları karşıtı saydığını komploculukla oyuna gelmekle suçluyor. Medya/sosyal medya bu denli faal, bilgi her yerden akıyor, yine de çoğunluk kendi gerçeğinin fanatiği.

Konuşmayı başaramadığınızda öncelikle klişelerin rahatlığı adına suskunluğu talep ediyorsunuz. Herkes sadece kendi susturulma mağduriyeti konusunda alıngan. Kadın bedenini metalaştıran sokak dilinin sosyal medyada bazen başörtülü kadınlar tarafından bile kullanılması bir hayli çarpıcı. “Çan çan”, “vır vır”, “dır dır” “vıdı vıdı” şeklindeki nitelemelerle kadınların konuşma tarzına edep, haya ve erdem üzerinden bir sınırlama getirme eğilimi, “kadınsız sokak” dilinin yanı sıra ortak kamusal dilin oluşmasının önünde en büyük engel.

Bize düşen asli işi yapmadığımız bir sorgulamanın içinde tükeniyorsa enerjimiz, bu da bir tür kendini kümeden düşürmektir. Düşünmeyi sürdüren zihin için sınır ufku hep ötededir ve bazen üzülmeye mecbur kalırız, yol almayı sürdürmemiz gerekir çünkü. Bilinç emanetini yüklenme cesaretinin, insan olmayı öğrenmenin alanı bunca dar olamaz.

Cemal Süreya, “Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek” diyor ya… O mısra çatışma sebeplerine rağmen oturup konuşmaya ve asgari müştereklerde bir araya gelmenin gereklerine dönük bir kavrayışla ilişkili olabilirdi. Şefkat, merhamet,kardeşlik hatta barış gibi kelime ve kavramlar bazı platformlarda tavsamış da olsa, "saygı" "insaf" gibi kelimeler "kul hakkı" gibi kavramlar yok mu?

Facebook Yorumları

reklam
21.9.2016
Yurdumuz, gayretimiz kadar
20.11.2015
Seçim muhasebesi ihtiyacı
6.10.2015
Saat Kulesi’nin şairi, kahramanım
3.9.2015
Yanlış zaman, doğru cümleler
12.8.2015
Birbirimizi konuşmaya çağıralım
5.8.2015
Barış biricik umudumuz
10.7.2015
Hepimizin hayal kırıklığı
25.6.2015
Ayşe Şasa ile "hikayemiz"
17.6.2015
Seçim irfanı
11.6.2015
Şehrin duvarları nasıl boyalı?
5.6.2015
Sokağın seslerine açık siyaset
15.01.2015
Başka türlü faşizmler
01.09.2014
AK Parti'nin kültürelliğinin sorunları
07.08.2014
Gazze için yeniden ittifak zamanı
26.06.2014
Tesettür agorafobisinde Necip Fazıl etkisi
28.05.2014
Kirli tırnakların ince düşüncesi
10.05.2014
Eleştiri hayattır
02.05.2014
Başka türlü sürüyor dağınıklığımız
27.04.2014
Geleneksel mevzi konforumuz
14.04.2014
Kiraz çiçeği bakışı
07.04.2014
Japonya üzerinden seçim dersleri
22.03.2014
Daha ne kadar üzülebiliriz?
13.03.2014
Berkin için üzülmenin soruları
12.03.2014
Asi şehrin kadınları
27.02.2014
Kabataş körleşmesi
17.02.2014
'Rahima'nın hatırlattığı her şey
10.02.2014
Mahremiyet tartışmaları bize neyi öğretmişti?
01.02.2014
Muhabbet sarayı, plazaya karşı
28.01.2014
Tam o sırada neredeydim ben?
21.01.2014
Yargı, mahremiyet, Rus ruleti...
10.01.2014
Yeraltı Camii notları
04.01.2014
Birdenbire yaşlanmak
29.12.2013
Kızı Hamira'nın dilinden Mevdudi
22.12.2013
Uzun gece, eksik cümleler
17.12.2013
Temiz kar, kirli siyaset
09.12.2013
Bir zindanın başlıca sesleri
29.11.2013
Sahibine zarar veren diploma
23.11.2013
Gece konukları
18.11.2013
Mahalle, mahremiyet ve medya
14.11.2013
‘Kaspa’ Duvarı
01.11.2013
Cellabe okumaları
25.10.2013
Fas kolajı
19.10.2013
Daha yalnız olan aslında kim?
12.10.2013
Sis ve edebiyat
04.10.2013
Meleğin kanatları
27.09.2013
Barış yolu: Dua, salavat, türkü
20.09.2013
Alevi Sünni sofrası
14.09.2013
Rövanşist ya da müşahit dil
07.09.2013
İki genç kızın tebessümü
02.09.2013
Suriye yakalanması
29.08.2013
Fıkıh, roman ve komplo
20.08.2013
Halkın sesinde Hakk'ı arama
13.08.2013
Parkta Sezai Karakoç okumak
11.08.2013
Kadın, beden, sokaklar...
29.07.2013
Şair taşınması
21.07.2013
Kaos ve oruç
13.07.2013
Rabia Meydanı
11.07.2013
Başörtüsü tacizini içselleştirme
03.07.2013
Bize "Helal"den soran gençler
27.06.2013
İdeal toplumu Çin'de aramayalım
18.06.2013
Özgürlük hattının rövanşı
13.06.2013
AKM tabusu, avm taşması
08.06.2013
İnşaat ve Siyaset
26.05.2013
Ana Sütü Gibi Ak Bir Dil
24.05.2013
Kültür Eken Barış Biçebilir
29.04.2013
Ayrılma zamanı
22.04.2013
Mutlu son-suz hayatlar
7.04.2013
Şehri öldüren yalıtımlar
15.04.2013
Başka türlü güç, bambaşka akıl
08.04.2013
Şehri öldüren yalıtımlar
01.04.2013
Dönüşün buruk güzelliği
25.03.2013
İnsaf ya da şovenizm
18.03.2013
Öykü ve alerji
11.03.2013
‘Vasıfsız’ kadınlar
04.03.2013
Çirkinleştiren o bakış
25.02.2013
İki kadın, farklı roller
18.02.2013
Kentsel dönüşüm ve hafıza
11.02.2013
Peluş ayıcık ve aşk
04.02.2013
Tasvir, nostalji, Cündioğlu
28.01.2013
Pınar Selek telmihi
21.01.2013
Manşet infazları
14.01.2013
Maskeli günler
07.01.2013
Bir can dünyaya bedeldir
31.12.2012
Hangi ‘hanım’ın enerjisi...
24.12.2012
Direnmeyi sürdüren Morisko
21.12.2012
Taraf'la hikâyemiz
20.12.2012
İnşaat tozunun kara büyüsü
17.12.2012
Dört mevsim kitap orada...
10.12.2012
Benim bildiğim Hilâl
03.12.2012
Şeriati duyarlığı, yeniden
26.11.2012
Çamlıca Camii ve ince bağlantılar
19.11.2012
Gri şehir, renkli katmanlar
12.11.2012
Acıları yarıştırmak
05.11.2012
Meryem Cemile’nin ülkesi
01.11.2012
Ölüm orucu kimin cezası
29.10.2012
Sıla-i rahim
22.10.2012
Bilmediğimiz kitap okuru...
15.10.2012
Konya, hüzünlü göründü bana
08.10.2012
AK Parti, roman ve kuram
01.10.2012
‘Film Arası’, ‘Hayal Perdesi’
24.09.2012
Yürüyerek barış yazmak
17.09.2012
Kuzu ve çocuk
10.09.2012
Sansür ve ilke
06.09.2012
Neşe’nin eczanesi
03.09.2012
İran devrimi mezhepçi miydi...
30.08.2012
İslâmcılık, bir sınır aşma hareketi..
27.08.2012
İran’ın kız öğrenci sorunu
23.08.2012
And olsun kaleme ki...
20.08.2012
Elden gelen Arakan’a
16.08.2012
Süleymaniye bakışı
13.08.2012
Sapasağlam bedenler
09.08.2012
İslamcılık ve Borges
06.08.2012
Açık mutfak
02.08.2012
‘Issız cami’ kimin projesi
30.07.2012
İşkence sözcesi
26.07.2012
Akademi, feminizm ve burka
23.07.2012
Ucu açık sofra
19.07.2012
Yusuf Kuşu misali annem
16.07.2012
Taşınıp düşünürken…
12.07.2012
Hakikatli cümleler
09.07.2012
Mezar konutlar
05.07.2012
Taşlaşan suret
02.07.2012
Suriye dersleri
28.06.2012
Garaudy ve kadınlar
21.06.2012
Utanç yangınları
18.06.2012
Dağ adımlarıyla Garaudy
14.06.2012
Muhteşem muhalif
11.06.2012
Kelime tamircisi
07.06.2012
Ali, kelimeler ve biz
04.06.2012
Rus ruleti
31.05.2012
Kürtaj ve Uludere kolajı
28.05.2012
Hakkını helal etmeyen işçi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları