Cengiz AKTAR

Haberdar



Bookmark and Share

AB’ye Giden İnce Uzun Yolun Sonu


27.11.2016 - Bu Yazı 807 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye Avrupa Birliği’nin (AB) genişleme tarihinde benzeri olmayan bir üye adayı. 1959’daki ilk temas sonrasında yarım yüzyılı aşan son derece karmaşık, iki taraftan da kaynaklanan sorunlarla çok tahrip olmuş bir ilişkinin sonunda hâlâ aday. Bugün bu bitmez tükenmez adaylık mutsuz sona gelmiş dayanmış gibi görünüyor. 22 Kasım 2016 bu anlamda bir dönüm noktasına benziyor. Avrupa Parlamentosu (AP) genel kurulu oturumunda saatlerce görüşülen ve 24 Kasım’da neredeyse oybirliğiyle kabul edilen müzakereleri dondurma konusunda tavsiye kararı, yaptırımı olmasa da AB tarafının gelip dayandığı yeri faş ediyor.[1] Ama önce bu tuhaf ilişkinin yakın tarihine yakından bakalım.

Olumsuz gidişatın kısa hikâyesi

AB Aralık 2002’de, son koalisyon hükümetinin olumlu ve yapıcı icraatı sonucunda, Chirac-Schröder ikilisinin rızasıyla 2004 Aralık ayını işaret etmişti. İlk AKP Hükümeti’nin toplumun ve muhalefetin desteğini de alarak reformları sürdürmesi sayesinde, belirlenen tarihte son aşama olan katılım müzakerelerine başlama kararı almıştı. Karardan itibaren işler tersyüz oldu. AKP iktidarı AB ivmesi sayesinde yakaladığı istikrar ve uluslararası itibarı kendinden menkul bir başarı varsayıp sınırsız bir özgüvene tahvil etti. Uyum çalışmalarını öncelik olmaktan çıkararak mâlum maceralara atıldı. AB tarafında ise başta Sarkozy Fransası olmak üzere kuzey Avrupalı Hıristiyan Demokratlar, müstakbel üyeliğini hiçbir zaman sindiremedikleri Türkiye’nin üyeliğine karşı sistemli bir muhalefet sergilediler. Sonuçta ortaya bir çeşit gönülsüzler koalisyonu çıktı ve müzakereler 2006’dan itibaren teklemeye başladı.

2004’teki genişleme dalgası sonrasında, AB hukukunun parçası olan AB ile Türkiye arasındaki gümrük birliğinin Kıbrıs Cumhuriyeti’ne teşmilinde yaşanan restleşme sonucunda, sekizi AB Konseyi altısı da Kıbrıs tarafından tek taraflı olmak üzere 14 faslın açılması engellendi. Bu 14 fasıl arasında Türkiye’nin sorunlu demokrasisini birebir ilgilendiren Adalet Özgürlük Güvenlik ve Yargı Temel Haklar fasıllarının olması uyum sürecine ciddi bir darbe vurdu. Diğer taraftan Batı’nın 2008’de başlayan ekonomik krizi, büyümekte olan, AB ve IMF çıpaları sayesinde makroekonomik dengelerini güçlendirmiş ve o sıralar doğrudan yabancı yatırım çekmeye başlamış Türkiye’yi çok etkilemedi. Ancak AKP iktidarı bu pozitif ayrışmayı yine Türkiye’ye has bir dinamik olarak okudu. Akamete uğrayan iki anayasa yazım teşebbüsü, 2010 anayasa değişikliği referandumu ile 2011 seçim zaferleri ve 2013’te Gezi ile 17/25 Aralık iddialarına verilen sert tepki AKP’nin AB norm, standart ve prensipleriyle negatif ayrışmasına önayak oldular. Sonuçta, 2014 başından itibaren müzakere eden aday ülke Türkiye, adaylara müzakere edebilmek için gereken Kopenhag Siyasî Kriteri’ne asgarî uyumun gerisine düştü. Bu uyumsuzluk başlarda “bizi anlayın ve olduğumuz gibi kabul edin” savunmasıyla bertaraf edilmeye çalışılırken 7 Haziran 2015 ve şimdi 15 Temmuz 2016 sonrasında bulunduğumuz yerde asgari diplomatik teamüllere bile aykırı tek taraflı bir meydan okumaya dönüşmüştür.

AB tarafının gidişata verdiği tepki ve tahlili

AB tarafı, yıllardır yokuş aşağıya giden ve genişleme tarihinde benzeri olmayan bu durum karşısında nasıl davranması gerektiğini bilemedi. Başlarda daima diplomatik dile sığınarak Türkiye’yi “doğru yola” davet etti, Ankara’nın Kopenhag Siyasî Kriteri’ne uymadığını ve dolayısıyla bir gözden geçirmeye ihtiyaç olduğunu bile bile ilişkiyi koparmamaya özen gösterdi. Oysa bugüne kadar hiç uygulanmamış olan ama her müzakere eden adayın Müzakere Çerçeve Belgesi’nde müzakerelerin dayandığı ilkeler başlığının beşinci maddesi şunu der: “Birliğin temelini oluşturan özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere tam saygı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin Türkiye’de ciddi ve ısrarlı bir şekilde ihlal edilmesi durumunda, Komisyon, kendi tasarrufuyla veya Üye Devletlerin üçte birinin talebi üzerine, müzakerelerin askıya alınmasını önerebilir ve müzakerelerin tekrar başlaması için karşılanması gereken koşullara yönelik tekliflerde bulunabilir. Konsey, Türkiye’yi dinledikten sonra, müzakerelerin askıya alınıp alınmaması veya müzakerelerin yeniden başlaması için aranacak koşullarla ilgili bu tür bir öneriyi nitelikli çoğunluk esasına göre kararlaştıracaktır. Üye Devletler, Hükümetlerarası Konferans’taki genel oybirliği şartından bağımsız olarak Hükümetlerarası Konferans’ta Konsey kararına uygun olarak hareket edeceklerdir. Avrupa Parlamentosu’na bilgi verilecektir.”[2]

AB bu maddeyi uygulamaktan daima geri durdu. Son üç yılın resmî belge ve demeçlerinde hak ihlallerine ve eksiklere diplomatik dilin sertlik derecesini artırarak değinse de radikal bir tutum almaktan imtina etti. Bu alttan alma ısrarı Türkiye’de demokrat çevrelerde AB’nin dertlere deva olmayacağı düşüncesini pekiştirdi.

AB’nin “yatıştırıcı” tavrının iki nedeni olduğunu düşünüyorum. İlkin AB’nin siyasi teamülleri köprülerin atılmamasına özen gösterir, son dakikaya kadar diyalog, istişare ve pazarlık kapılarını açık tutar. Zira bilinir ki aksi halde bu, telafisi çok zor bir kopuşlara kadar gider. Yine de o sınırsız diyalog davetinin bir doğal sınırı vardır. Demokrasiler ile demokrasi fakiri ülkeler ortak bir hedefe sahip olmadıkları gibi aynı dili konuşmazlar. Bunun en bariz örneği AB ve genelde Batı’nın Kırım’ı gözünü kırpmadan işgal eden Moskova karşısındaki biçareliğidir.

Sürdürüldüğü varsayılan Ankara-AB diyalogunun ise nasıl iki monologdan ibaret olduğunu her gün işitiyoruz. AB alttan alsa dahi Ankara AB ile aynı yolda yürümeyeceğini hem uygulamada hem söylemde milim geri adım atmadan açıkça gösteriyor. Bugün bulunduğumuz kritik aşamada, her iki tarafta da “diyalog kanallarının açık tutulması” çağrısında bulunanlar var. Bu diyalogun fiiliyatta bir sağırlar diyalogu olduğunu ve hiçbir faydası olmadığını bilmek gerekiyor. Misalen 1963 Ankara Anlaşması döneminden miras önemli bir kurum olan Karma Parlamento Komisyonu –ki temel işlevi diyalogdur– 76. ve son toplantısını Ankara’da 19-20 Mart 2015’te yaptı! İkili veya AB kurumlarıyla istişarelerde taraflar yıllardır sadece kendi duruşlarını sergiliyor, ortak bir çalışma namevcut. AB’nin diyalog kanallarını muhafaza etme yaklaşımının Ankara’da herhangi bir karşılığı yok.

Diğer taraftan Ankara’nın vurdumduymazlığı AB’nin Genişleme Politikası’nın inandırıcılığını Balkanlardaki diğer adaylar nezdinde ciddi zedeliyor. AP Türkiye raportörü Kati Piri’nin artık Ankara’da “istenmeyen kişi” persona non grata olduğunu unutmayalım. En önemlisi, 24 Kasım’da AP’de alınan müzakereleri askıya alma konusunda tavsiye kararı ise son karar mercii olan AB Konseyi üzerinde büyük baskı oluşturacaktır. Uzun lafın kısası, Almanya’nın başını çektiği “illâ bitirmek istiyorsanız siz bitirin” tavrı sürdürülebilir değil.

Alttan almayı, ortada hiçbir gerçek diyalog zemini olmadığını bile bile sürdürmenin ardında AB’nin vahim bir çıkar hesabı yatıyor. İkinci neden de tam bu. AB artık yapısal bir hal almış olan hukukdışılığı ve yaygın hak ihlallerini “müzakere eden aday ülke” Türkiye ile yukarıda verdiğim mevzuata uygun biçimde masaya yatırmıyorsa bunun ardında Türkiye’nin böylece üyelikten tamamen uzaklaşmasından duyduğu memnuniyet yatıyor. AB misalen Suudî Arabistan’a nasıl hak ihlalleri veya demokrasi zaafları konusunda ikazda bulunmuyorsa, gözünde bir üçüncü ülke haline gelmiş Türkiye’ye de son AP tavsiye kararına kadar, hiçbir ciddi ikazda bulunmadı. Asla içine sindiremediği “AB Üye Devleti” olasılığının böylece ortadan kalkmasını izlemek AB kurumları ve devletlerinin ataletinin esas nedenidir. Üye olmayacak bir ülkeyle sadece ekonomik ilişkilerin sürdürülecek olması ise herkesin işine geliyor. Ama aşağıda göreceğimiz gibi bu da kolay değil.

Nitekim AB’nin Türkiye ile olan ilişkisini epeyidir üyelik müzakereleri zemininde götürmediğini bilmek gerekir. Bu yönde alametler epeydir birikti; dört örnekle yetinelim. AB’nin Hollanda, Slovakya ve Malta dönem başkanlıklarına tekabül eden 1 Ocak 2016-30 Haziran 2017 arasını kapsayan 18 aylık iş planının genişleme başlığında Türkiye zikredilmez.[3] İkincisi, 2015 yılı sonunda Türkiye ile kotarılan “Mülteci Anlaşması” AB müktesebatının iltica konularındaki mevzuatı zemininde değil ad hoc bir al-ver zemininde düşünüldü. Üçüncüsü 14 Kasım 2016 AB Dışişleri Konseyi’nden çıkan Türkiye ile ilgili Ortak Tutum Belgesi’nde, kötü siyasi gidişata yöneltilen eleştirilerin sonunda yapılan çağrı, müzakerelere devam çağrısı değil içi boşalmış “siyasî diyalog” çağrısıydı. Dördüncüsü, Avrupa Komisyonu’nda çoktandır Türkiye’nin muhatabı, üçüncü ülkelerle uğraşan Dışpolitika Temsilcisi Federica Mogherini, 2004’ten bu yana olduğu gibi Genişleme Politikası’nın şimdiki temsilcisi Johannes Hahn değil.

Müzakerelere Türkiye tarafından bakacak olursak hali hazırda “kağıt üzerinde” müzakere edilen 15 fasılda yapılan uyum çalışmaları son İlerleme Raporu’nda belirtildiği gibi tamamen yetersiz. Pek çok mevzuatta (misalen Merkez Bankası özerkliği) geriye gidiş söz konusu. Ankara bu ipin ucunu çoktan bıraktı, kimi bakanlık ve kurumda aktif AB uyum birimi bile kalmadı. Peş peşe AB programlarından çıkılıyor. Katılım Öncesi Araç uyarınca projelendirilmesi gereken mali kaynaklar proje üretilemediği için kullanılmıyor, bütçelendirilmiş olanlar Brüksel’de sanki yeni kaynakmış gibi Mülteci Anlaşması’na kaydırılıyor.

İlişki bundan sonra nereye gider  

Bu veriler ışığında ilişki bundan böyle nereye doğru gider?

Ara sıra işittiğimiz ve özellikle Alman siyasetçilerden gelen siyasî diyalogla sorun çözme çağrılarını artık ciddiye almak mümkün değil. Bunlar kulağa hoş gelen boş lakırdılar, geçelim.

AB tarafının “kırmızıçizgi” olarak belirlediği, buna mukabil iktidarın “milletin talep ettiği” idam cezasının geri gelmesi ilişkiyi aslında tarafları memnun edecek şekilde sonlandırma potansiyeli taşıyor. Bu, en “zahmetsiz” senaryo.

Diğer beklenti iyice şirazesinden çıkmış olan vize muafiyeti meselesi. Ankara bu konuda AB tarafına 31 Aralık 2016’ya kadar süre verdiğini, eğer gerçekleşmezse – ki gerçekleşmeyecek, Mülteci Anlaşması’nı feshedeceğini söylüyor. AB tarafı bu resti çoktandır sindirdi, böyle bir tepki sadece kopuşu hızlandırır, zira AB-Türkiye ilişkisinin son pamuk ipliklerinden biri bu anlaşma.

AB mekanizmalarına vakıf olmayan kimi yorumcu Kıbrıs’ta bulunması beklenen federal çözümün Kıbrıs Cumhuriyeti bağlantılı 14 müzakere faslının önünü açacağını varsayıyor. Daha şimdiden Montreux müzakerelerinin başarısızlıkla sonuçlanması, bu tıkanma atlatılsa dahi federal çözümün onayı için her iki tarafta yapılacak referandumun KKTC’de hüsranla sonuçlanması olasılığı, Kıbrıs’a bel bağlanamayacağını gösteriyor. Çözüm bulunsa dahi Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin, gayridemokratik uygulamalar nedeniyle ve Kıbrıs’ta bulunacak çözüm Türkiye’yi demokratikleştirmeye yetmeyeceğinden, artık bitirilmesi gerektiğini yüksek sesle söyleyen Avusturya’nın tek başına fasıl açılmasını engelleyeceğini bilmek gerekiyor.

Son olarak iktidarın en yetkili ağızlarından AB üyeliğini “millete sorma” arzusunu biliyoruz. Referandumun sonucunun olumsuz olma ihtimali yüksek olsa da başkanlık referandumu nedeniyle organize edilmesi kolay durmuyor. Ancak iktidar “milletine” sormadan dahi böyle bir karar alabilir.

Geriye kalıyor yegâne elle tutulur ilişki olan ama yürürlüğe girmesinden 21 yıl sonra epey köhnemiş ve artık üyelikle taçlanmayacağı anlaşılmış olan gümrük birliğinin gözden geçirilmesi. Taraflar bununla yetinmeye hazır. Ne var ki Türkiye’deki yaygın hukukdışılık gümrük birliğinin gözden geçirilmesini ve başka her ekonomik ortaklığı olumsuz etkileme potansiyeline sahip. Çığ gibi büyümekte olan ekonomik istikrarsızlık krize dönüşürse, hukukdışı uygulamalar artar ve sağlıklı bir ekonomik ortaklığı engeller. 

Son olarak, yıllardır tarayan ve artık tamamen tutmaz hale gelen AB çıpasının zaten tökezlemiş olan ekonomik dengelere olacak olumsuz etkisini bir kenara not edip altını çizmek gerekiyor. Mali piyasalara bakarsak, 24 Kasım 2016 öğleden sonra, AP’nin müzakereleri askıya alma konusunda tavsiye kararı Türkiye’nin AB ilişkisinin bittiğinin ön işareti olarak algılandı ve ortalık altüst oldu. Daha uzun vadede AB pazarı 2015’te 61.607 milyar avroyla Türkiye’nin ihracatının yüzde 44’ünü oluşturuyordu. Birlik Türkiye’nin açık ara bir numaralı ithalat ve ihracat ortağı, toplam doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının hem stok hem yıllık bazda % 65-70’inin kaynağıdır. Bülent Danışoğlu AB’nin ekonomik öneminin altını çiziyor: “2016 yılında AB hariç, bütün ülke gruplarına yapılan ihracatın gerilediğini de belirtmek lazım. İlk 9 ayda AB ülkelerine yapılan ihracat yüzde 8 artarken, Bağımsız Devletler Topluluğu’na yapılan ihracat yüzde 31, Ortadoğu ülkelerine yapılan ihracat yüzde 6 azalmış. Türkiye’nin dış ticaretinde AB’nin önemi sadece en büyük ihracat pazarı ve ithalat kaynağı olmasından gelmiyor. AB aynı zamanda ihracatın ithalatı karşılama oranını da yükselterek, dış ticaret açığını küçültüyor.”[4] Doğrudan ekonomik ilişkinin aldığı ve giderek alacağı vahim yaralara ilâveten üçüncü ülkelerden gelecek yatırımların da tehlikede olduğunu hatırlatalım. Seyfettin Gürsel son T24 makalelerinde ekonomik ilişkide tehlikeli gidişatı irdeledikten sonra bu gidişattan endişelenen ama iktidar çevresinde kimsenin dikkate almadığı Mehmet Şimşek’in ikazlarına yer veriyor: “Bana ister katılın ister katılmayın, AB’den kopmuş bir Türkiye’nin dünya algısı Üçüncü Dünya ülkesidir… Japonya’ya gittim en çok gelen soru ‘Türkiye AB’den kopacak mı? Koparsanız biz uğramayız’ diyorlar…AB konusu çok net. Kendi menfaatimiz gereği AB ile ilişkileri götürmemiz lazım.”

Şimşek’in çırpınışlarının “yüksek siyasette” bir karşılığı yok; vakit artık çok geç.

Facebook Yorumları

reklam
26.5.2017
Çaresizlik
12.5.2017
Biat yarışı
5.5.2017
‘Yürütme üzerindeki aşırı hâkimiyet’ takıntısı ve total iktidar
28.4.2017
Avrupa meselesi - Bir toparlama
21.4.2017
Rejim hukukdışı, hukuksuz değil
14.4.2017
17 Nisan ve sonrası
7.4.2017
Akademinin çektiği zulüm
31.3.2017
Rusya’yla ilişkiler yine limonileşiyormuş
24.3.2017
Artı Gerçek Eksi Gerçek
27.11.2016
AB’ye Giden İnce Uzun Yolun Sonu
6.7.2016
“Devletinin toplumu” nasıl muhalefet üretecek
30.6.2016
AB-27
21.6.2016
Bir gün siz de mülteci olabilirsiniz
15.6.2016
Dokunulmaza dokun, dokunulura dokunma
8.6.2016
Soykırımda fabrika ayarlarına dönüş
1.6.2016
Yetmezamaevetçi nefreti üzerine
21.5.2016
20 Mayıs 2016 parlamenter siyasetin sonu
18.5.2016
AB işleri: restleşme, ayar, kopuş
11.5.2016
Vize: “Hadi yolunuza”
4.5.2016
#KOMURDENKURTUL
30.4.2016
Vize muafiyeti: Alice Schengen diyarında
27.4.2016
Türkiye artık merak değil endişe ve alay konusu
23.4.2016
Anayasasız, yasamasız, yasasız yürütme
20.4.2016
Almanya sorunu
16.4.2016
Olumsuz varsayılan her şey yok hükmündedir (2)
12.4.2016
Kıbrıs’ta yine ne oldu?
9.4.2016
Kasım referandumu
6.4.2016
Asparagas
2.4.2016
Olumsuz varsayılan herşey yok hükmündedir
30.3.2016
“AB ile yeni dönem” rivayeti üzerine
26.3.2016
Bir mahpus, bir üniversite, bir rektör
23.3.2016
Allahın sopası: AKP
19.3.2016
72 koşul ve yolsuzluk
15.3.2016
Yapısal istikrarsızlık
12.3.2016
Çöküşü kabullenememek
9.3.2016
AB’nin AKP’si, AKP’nin AB’si
5.3.2016
Millî ve yerli hukuk
2.3.2016
“İhtilâl ve terör”
27.2.2016
Bunun adı savaş değil mi?
23.2.2016
TÜRKİYE’DE CAN VE MAL GÜVENLİĞİ VAR MI?
20.2.2016
2. ANKARA KATLİAMI
16.2.2016
YURTTA HARP CİHANDA HARP
13.2.2016
MÜLTECİ PAZARLIĞI ÜZERİNE
10.2.2016
BİR ÖZET GEÇMEK GEREKİRSEBİR ÖZET GEÇMEK GEREKİRSE
6.2.2016
BARIŞ DÜŞMANLA YAPILIR, O DÜŞMAN KARDEŞ DE OLABİLİR
3.2.2016
SUR TOLEDO OLUYORMUŞ, BIRAK SUR OLARAK KALSIN
26.1.2016
BURADA KAÇ KİŞİ BARIŞ İSTİYOR?
23.1.2016
YÖNETEMEYEN AKIL
20.1.2016
SAVAŞTA BARIŞ ÇAĞRISI YAPMAK
16.1.2016
FAŞİZME ŞİDDETSİZ DİRENİŞ
13.1.2016
İNSANİ GELİŞMİŞLİK
9.1.2016
AKP'NİN HEDEFİ ANAYASA DEĞİL BAŞKANLIK
6.1.2016
1915 YENİDEN BAŞLARKEN
2.1.2016
TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR CEPHESİ SAFLAŞIYOR
30.12.2015
4. CENEVRE SÖZLEŞMESİ 'SAVAŞTA SİVİLLERİ KORU' DİYOR
26.12.2015
ÖLÜMÜ GÖSTERİP SITMAYA RAZI ETMEK
22.12.2015
KOSOVALILAŞMA?
21.12.2015
1915'İN YÜZÜNCÜ YILI
16.12.2015
AB MEVZUATI İLE AKP MEVZUATI AYNI DEĞİL
11.12.2015
BİRLEŞİK KIBRIS FEDERASYONU
8.12.2015
KRİZ VE TOTAL KONTROL KAYBI
5.12.2015
Haberdar’da hoşbulduk
2.12.2015
AB- Türkiye: Sanal dünyalarda yalancı poker
28.11.2015
RUS UÇAĞI SONRASI KISA BİLANÇO
24.11.2015
Yok edilen medeniyetin bedeli
20.11.2015
SURİYE’DE ŞARK KURNAZLIĞININ SONU
17.11.2015
Biat, terk, itiraz
10.11.2015
AB-Türkiye ilişkisi: Münih 1938
6.11.2015
İSTİKRAR ANCA SOPAYLA OLUR
3.11.2015
1 Kasım seçimlerine armağan: Gönüllü kulluk
30.10.2015
OYUNUZA SAHİP ÇIKIN
27.10.2015
2 Kasım 2015
23.10.2015
İKTİDARIN “BEYAZ” PROPAGANDİSTLERİ
17.10.2015
AB ve Erdoğan, hayal dünyası
16.10.2015
DOSTUMUZ RUSYA!
14.10.2015
Finans dünyası sıkılmış
6.10.2015
AB’nin Erdoğan ile imtihanı
29.9.2015
Batık devlet- Failed state
22.9.2015
İltica hakkında bilmemiz gereken birkaç husus
15.9.2015
Boyut yeni, ezber eski, sonuç ciddî
8.9.2015
6/7 Eylül 1955
1.9.2015
Nankör millî irade
28.7.2015
Başkomutan Erdoğan’ın gazası
21.7.2015
İran zamanı
14.7.2015
Alman AB?
7.7.2015
Yunanistan şimdi Avrupalılaşacak
30.6.2015
Cezasızlığın meşruiyeti
23.6.2015
Tabii ki devr-i sabık
16.6.2015
15 Haziran 1215 Magna Carta
9.6.2015
Gezi ruhundan 7 Haziran ruhuna
5.6.2015
“HERKESTE BİR HDP MERAKI”
2.6.2015
Adil ve serbest seçim mi dediniz
29.5.2015
BİTMEYEN FETİH
27.5.2015
Millî aşı, Millî Ar-Ge
22.5.2015
YETİMHANEYE EL KOYMAK
19.5.2015
Kaosa uyanmak
15.5.2015
LİBYA’DA MUAMMA
12.5.2015
Venedik’te Nefes almak
8.5.2015
OY VE ÖTESİ’NE GÖNÜLLÜ LÂZIM, ACİL
5.5.2015
Kıbrıslılar adaya geri döndü
1.5.2015
KIBRIS SÖMÜRGESİ
28.4.2015
Mi mornarzis
24.4.2015
24 Nisan notları
21.4.2015
Soykırım: İnkârdan olumlamaya
17.4.2015
BAŞKANLIK İFŞASI
14.4.2015
Genel seçimde yerel boyut yine yok
10.4.2015
BAŞKANLIK MASALLARI
7.4.2015
Oyunuza sahip çıkın
03.04.2015
İZİNSİZ SOKAĞA ÇIKILMAYACAK
31.03.2015
Hrant Dink Vakfı Ermeni Araştırmaları Enstitüsü
28.03.2015
HAYAT MEMAT SEÇİMİ
24.03.2015
Tarihî Newrozlar
20.03.2015
TC AŞ
17.03.2015
Türk resmî İslâmı Avrupa İslâmına karşı
13.03.2015
Cuma notları
10.03.2015
Türkün tüketimle imtihanı
27.02.2015
İKİ YIL SONRA BİR ÇÖZÜM METNİ
24.02.2015
‘İktidarın güvenliği’ paketinden barış da çıkmaz
20.02.2015
NUH KÖKLÜ VE MAHALLE
17.02.2015
Toprağın fıtratı
13.02.2015
ALTERNATİF 14 ŞUBATLAR
10.02.2015
SYRİZA-AKP, farklı kimyalar
06.02.2015
BAŞKANLARIN ÇOĞU DİKTATÖR
03.02.2015
Kobane ve SYRİZA rüzgârları
30.01.2015
BAŞKANLIK SEÇİMİ
27.01.2015
HDP: Bu zamanda o risk alınmaz
23.01.2015
ÖLÜ ÇOCUKLAR ÜLKESİ
20.01.2015
İhtilâlin ideolojisi, propagandası
16.01.2015
CHARLIE OLMAYANLAR
13.01.2015
Charlie Fransa’dır
10.01.2015
AKLI ÖLDÜRMEK
06.01.2015
Bölgede ademimerkezîleşme Türkiye’de merkezîleşme
02.01.2015
Cuma notları
31.12.2014
1915’e girerken
26.12.2014
ÖZERKLİK MESELESİ
23.12.2014
Federal Kıbrıs ve düşmanları
19.12.2014
BATI’DAN KATÎ KOPUŞ
16.12.2014
Yarın 17 Aralık
12.12.2014
2014 TÜRKİYESİNİN İKİ ANA DİNAMİĞİ
10.12.2014
Başkanlık gölgesindeki sürecin sonu kopuştur
05.12.2014
BARAJ VE EŞEK
02.12.2014
İktidarın yeni mağduriyeti
28.11.2014
PAPA NEDEN VE KİME GELİYOR
25.11.2014
Kapalı sınırı konuşmak
21.11.2014
MUHALEFET YOKMUŞ
18.11.2014
Faşizm arzusu
14.11.2014
YAPAY SINIRLAR
11.11.2014
Kıbrıs’ta kritik zıtlaşma
07.11.2014
İYİLERİN YÖNETİMİ
04.11.2014
Enkaz ve envanteri
31.10.2014
1923 Cumhuriyetinin sonu
28.10.2014
Ezîdi soykırımı
24.10.2014
KAKOFONİ
21.10.2014
Değersiz yalnızlık hâlleri
17.10.2014
AKP ENKAZI ENVANTERİ
14.10.2014
Hayata ve akla dair
10.10.2014
SON ÇILGIN PROJE: SURİYE’YE MÜDAHALE
07.10.2014
Ekim, çözüm veya çözülme ayı
03.10.2014
ULEMADAN AÇIK MEKTUP
30.09.2014
Doğu demokrasisi
26.09.2014
BAĞIMLI YARGI
23.09.2014
10 yıl sonra AB işleri nerede
19.09.2014
IŞİD’İN CEPHE ARKASI
16.09.2014
Türkiyelilik
12.09.2014
SAĞLAM İRADE SAVAŞA KARŞI
09.09.2014
Muhalif siyasetin alanı
12.08.2014
Erdoğan karşıtlığı gayet tabii
08.07.2014
HDP’li vekilin başkanlık nazariyesi
04.07.2014
1934 TRAKYA OLAYLARI
01.07.2014
Tarımın sonu- Bir bilanço
27.06.2014
HUKUKÎ ALTYAPI NİHAYET
24.06.2014
Yeni Devlet
20.06.2014
EKMELEDDİN İHSANOĞLU
17.06.2014
IŞİD dersleri
13.06.2014
MEZOPOTAMYA’DA KAOS
10.06.2014
Firavun havaalanı
06.06.2014
TOPLANTI ÖZGÜRLÜĞÜ
03.06.2014
İhtilâl ve iktidar
30.05.2014
ŞİZOFRENİ 1
27.05.2014
AP seçimleri, Erdoğan ve Poroşenko
23.05.2014
ALMANYA’YA TAŞRADAN ZİYARET
20.05.2014
Kömür öldürür, süründürür
16.05.2014
JÖN TÜRKİYE
13.05.2014
Rusya modeli
09.05.2014
"ERMENİ AÇILIMI"?
06.05.2014
Gönüllü kulluk
02.05.2014
ORGANİZE MASKARALIK
29.04.2014
Doğu’nun modernite paradoksu (bis)
25.04.2014
AHLÂK VE SİYASET
22.04.2014
Etti 99
18.04.2014
Cuma notları: AKP BURJUVAZİSİ
15.04.2014
Gümrük birliği tadilatı
11.04.2014
KÖTÜLÜK BULİMİSİ
08.04.2014
Alakart demokrasi yürümez
04.04.2014
POST-SEÇİM
02.04.2014
AKP artık yalnız başına
28.03.2014
PAZAR AKŞAMI
25.03.2014
Ennn büyük...
18.03.2014
Seçim gözlemcisi şart
14.03.2014
24 ŞUBAT
11.03.2014
Seçmen ‘mazoşizminin’ ekonomi politiği
07.03.2014
MEMLEKET ORWELLVARÎ
04.03.2014
Apelassis
28.02.2014
MİT YASASI
25.02.2014
Devletin çöküşü
21.02.2014
İNTERNET ZAVALLILIĞI
18.02.2014
Kıbrıs nihayet
14.02.2014
KÜRT BARIŞI İÇİN HUKUK LÂZIM
11.02.2014
Yeni Türkiye ile Sivil Türkiye
07.02.2014
İKTİDARIN ŞEFFAFLIK TAKINTISI
04.02.2014
Polenz: Türkiye güçlü sivil toplumu cesaretlendirsin
31.01.2014
HOLLANDE SONRASI
28.01.2014
Cumhurbaşkanı Hollande
24.01.2014
BRÜKSEL ZİYARETİ
21.01.2014
Ne kefaretmiş
17.01.2014
AB İLE KRİZ SALIYA
14.01.2014
2014’te üç kayda değer olay
10.01.2014
DERİN ÇELİŞKİLER
07.01.2014
Siyasetin sefaleti
03.01.2014
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
31.12.2013
Krizden kaosa
27.12.2013
İKİ HATIRLATMA
24.12.2013
Yolsuzluk, AB ve AKP
20.12.2013
Cuma notları
17.12.2013
Vize meselesi
13.12.2013
DENETSİZ TÜRKİYE
10.12.2013
Kafkas cephesinde hareketlilik
06.12.2013
DEVLET DİNİ
03.12.2013
Peki, o sandık demokratik mi
29.11.2013
YENİ DEMİR PERDE
26.11.2013
Keramet sahibi bir başbakan
22.11.2013
ANAYASANIN RUHUNA FATİHA
19.11.2013
Dostumuz Rusya?
15.11.2013
GENÇLİK MÜHENDİSLİĞİ
12.11.2013
Yeni elitin beton Türkiye’si
08.11.2013
CHP DEĞİŞMESİN!
05.11.2013
Ermeni Müslüman
01.11.2013
BAŞBAKAN’IN DİLİNDE DEVRİM
29.10.2013
AB’ye katılım yılı artık şart
22.10.2013
Avrupa Konseyi ilişkileri daha iyi değil
15.10.2013
AB’nin yeni ortakları
11.10.2013
BİR PAKET NOTU DAHA
08.10.2013
Yerel(siz) seçim
04.10.2013
ON DÖRDÜNCÜ PAKET
01.10.2013
Avrupa ilişkileri ve sorumsuzluk
27.09.2013
YERLEŞİM YERİ ADLARI
24.09.2013
Stratejik boşluk
20.09.2013
GAYRİMÜSLİM VAKIF MALLARI
17.09.2013
Tekadamlardan medet ummak
13.09.2013
SEPTEMBRIANA
10.09.2013
İstanbul ve İstanbullular kazandı
06.09.2013
OLİMPİYATLAR İSTANBUL’UN OCAĞINI SÖNDÜRECEK
03.09.2013
Kalan sahici bir şey kalmadı
30.08.2013
Suriye’de ne olmayabilir
27.08.2013
Türkiye yönetiliyor mu
23.08.2013
Dış mihrak edebiyatı
20.08.2013
Mısır ve AKP
30.07.2013
‘Anadoluyu Vermeyoz’
26.07.2013
Suriye ile nereye?
23.07.2013
Eski AKP ve yeni dinamikler
19.07.2013
Kirli enerji lobicileri
16.07.2013
Güneş enerjisinde nal toplamaya devam
12.07.2013
48 yeni anayasa maddesi
05.07.2013
Başbakanı hoş tutalım
02.07.2013
Fırtına öncesi sükûnet
28.06.2013
Orda bir park var uzakta
25.06.2013
‘Yargı kararlarına uyacağız’
21.06.2013
“Durma yapma”
18.06.2013
Temizlik
14.06.2013
Referandum: Ara sandık
11.06.2013
Yeni Türkiye’nin berisine düşen AKP
07.06.2013
Opsiyonlar
04.06.2013
Mars’tan memleket yöneten bir Başbakan
31.05.2013
Taksim pususu ve direnişi
28.05.2013
Yarın fethin 60. yıldönümü
27.05.2013
Yarın fethin 60. yıldönümü
25.05.2013
Demirören haberi
21.05.2013
Suriye politikası
17.05.2013
Takrir-i Sükûn
14.05.2013
Ana muhalefet BDP
10.05.2013
AB’nin meşruiyet krizi
07.05.2013
‘Herkes için daha fazla özgürlük’
03.05.2013
Bu 1 Mayıs da tarihe geçer
30.04.2013
‘Eski Türkiye’nin son anayasası’
26.04.2013
CHP’nin trajikomik hâlleri
23.04.2013
24 Nisan nedir
19.04.2013
Cuma notları
16.04.2013
Realpolitik ve yeni ahlâk
12.04.2013
Cuma notları
12.04.2013
Cuma notları
09.04.2013
Eyalet sistemi, inşallah
02.04.2013
AK Parti’nin müzakere vakti
29.03.2013
Cuma notları
26.03.2013
İsrail’in özrü
22.03.2013
Cuma notları
19.03.2013
Barışı anlamak değil kurmak
15.03.2013
Allah tabiatı bu kanundan korusun
12.03.2013
‘Demokratikleşme Süreci’ desek
08.03.2013
Milliyet’in başına gelenler
05.03.2013
Özerklik Şartı bir daha
01.03.2013
Cuma notları / Tutanaklar
26.02.2013
Mesele kalkınmaysa tabiat teferruattır
22.02.2013
Cuma notları
19.02.2013
Bölgesel Politika ve çözüm
15.02.2013
Cuma notları
12.02.2013
Mesele kalkınmaysa işçi teferruattır
09.02.2013
Anayasa olmuyor Başkanlık verelim
01.02.2013
Siyasî istikrar!
29.01.2013
Devlet koruma refleksi
25.01.2013
Çözüm cephesinden
22.01.2013
Tuareg
18.01.2013
Empati nihayet?
11.01.2013
Barış notu
08.01.2013
Çatışma çözümü
04.01.2013
Cuma notları
01.01.2013
Artık gündem başkanlık
28.12.2012
Göktürk-2
25.12.2012
Halka ve hukuka rağmen halk için
21.12.2012
Kıyamet cuması notları
18.12.2012
Vatan kardeşliği
14.12.2012
AK Parti Kürtlerini keşfediyor
11.12.2012
Yeni ‘Tarih Tezi’
07.12.2012
Suriye Ermenileri
04.12.2012
Kibir mabetleri
30.11.2012
Yerkürenin intihar süreci
27.11.2012
Çözüm büyükşehir değil adem-i merkeziyet
23.11.2012
Cuma notları
20.11.2012
Konfederal Avrupa’da Türkiye
16.11.2012
Varlık Vergisi’nin 70. yıldönümü
13.11.2012
Kent terörü
09.11.2012
İrlanda ölüm oruçları
06.11.2012
‘Hayatta olup, yaşamaktayız’
02.11.2012
GDO notları
30.10.2012
Türk standartları
26.10.2012
Cuma notları
23.10.2012
Doğu’nun modernite paradoksu
19.10.2012
Cuma notları
16.10.2012
Avrupa’nın barışı
12.10.2012
Cuma notları
12.10.2012
Askeriyenin kamusal meşruiyeti
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.