Berrin Sönmez

gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Çağın medeniyet eşiği: Toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesi ve İstanbul Sözleşmesi


12.05.2020 - Bu Yazı 787 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Yüzyıllardır kültürel iktidarın “Batı” üstünlüğüyle kurulmasından dolayı bugün hâlâ ülkemizde siyasal iktidarın, kendisini muktedir hissedemeyişine ve buna bağlı derin korkularına değinmiştim son yazımda. Ve kültürel iktidara karşı kültürel muhalefet taktiğine kilitlenerek zor olan kültür üretimi çabasındansa kolay olduğu düşüncesiyle toplumu yeniden inşa niyetine yöneldiklerini yazmıştım. Sosyal mühendislik denemeleri, yerli kültürel iktidarı temsil eden ve evrensel değerleri benimsemiş kesimleri düşmanlaştırmakla yürütülüyor. Bilinçli seçimle kutuplaştırma siyaseti izlenmesi, ahlaklı değil ahlakçı yaklaşımla özel ve kamusal alanlarda toplum hayatına istenilen formu vermeyi kolaylaştıracak bir araç olarak kullanılıyor. Sosyal mühendislik, özellikle iktidarın kadın politikalarında çok rahat izlenebilir halde. Kadın politikası dediysem de aslında yürütülen, kadın haklarını içermeyen bir aile politikası. Kısa kısa birkaç örnekle hatırlayalım hemen.

Çocuk istismarına erken evlilik adının takılması, Medeni Kanun’un delinmesini yani mevzuatın ciddi şekilde hırpalanmasını kolaylaştıracak. Orta Çağ tarım toplumu evlilik yaşı, erkekler için değil sadece kız çocukları için dini değer sayılıyor. Çocuk istismarı gerçeği, kadın hakları, çocuk hakları, uluslararası sözleşmeler, anayasa, yasa kimsenin umurunda değil. Mesele kız çocuğunu güçlü bir kadın olmaktan alıkoyacak şekilde baskı altında tutarak evdeki erkek tahakkümünü sürdürmek. Aile toplumun temeli anlayışı, devletin mikro modeli olmasını dayatıp otoriter iktidarı sürdürmeyi kolaylaştıracak bu hesapça. Kadınlar ve çocuklar adeta “sarf malzemesi” bu düşünce biçiminde, kolayca harcanıyor. Evrensel değerlerle uyumlu yasal mevzuat, Batı dayatması, öteki/düşman kültürün unsurları sayılıp yok edilmek isteniyor. Medeni Kanun bunların başında tabii ki…

Yeni bir sosyolojik doku icadı, Medeni Kanun’a muhalefeti gerekli kıldığından nafaka düzenlemesi de yok edilmesi gerekenlerin başında sayılıyor. Yoksulluk nafakası karşıtlığının yükselişi ve iktidardan bulduğu destek de bu çerçevede toplum hayatını yeniden şekillendirmek amaçlı. Oysa ekonomik eşitsizlik devasa bir uçurum olduğu için boşanmış kadının maddi açıdan desteklenmesi gerçek bir toplumsal ihtiyaçtı. Medeni Kanun’da var olan boşanma hakkının gündelik hayatta uygulanabilir oluşu, kadınları ekonomik yönden kısmen de olsa destekleyecek nafakanın, süresiz olarak bağlanmasını gerektiriyordu. Çünkü evrensel insani değerlerin gereğiydi kadının güçlenmesi. Ve tabi ki kadını güçlendiren, eskiden olduğu gibi kölelik düzeyindeki evliliklere tahammül etme çaresizliğinden kurtaran, evdeki eril tahakkümü baskılama potansiyeli içerdiğinden yükseldi itirazlar. Kadının güçlenmesini ve kültürel dönüşümü, zihniyet dönüşümünü mümkün kılacak bu uygulama en çok itiraz edilenlerden oldu. Sosyal mühendisliğin kadını baskılayarak toplumu evrensel değerlerden uzaklaştırma hamlesiydi. Yasayı değiştirmelerini kadın hareketi engelledi ama iktidarın şark kurnazlığıyla uygulamayı değiştirmesini önlemek mümkün olmadı. İktidarın emrindeki yargı, doğrudan erkeklerin cüzdanını ilgilendiren nafaka konusunda her kesimden erkek destekçiyi bulmakta zorlanmadığı için bütün diğer adaletsizliklerden çok daha kolay şekilde yasa değişmeden hukuku dolanarak, uygulamada yoksulluk nafakası süreyle sınırlandırılmaya başladı.

Sosyal kalkınma ve insani gelişme açısından toplumların düzeyini belirleyen ölçütlerin başında kadının toplumsal statüsü geliyor bilindiği gibi. Kadın katılımı ve eşitlik mücadelesinin ulaştığı düzey belirliyor, insani gelişmeyi. Engelliler, çocuklar, yaşlılar gibi dezavantajlı grupların konumu da ancak toplumun yarısını oluşturan kadınların statüsü yükseldikçe iyileşiyor. Kadının toplumsal statüsünün yükselmesi önündeki en büyük engellerden birisi de eril şiddettir. Eril şiddet bir politik tercih olarak kadına sınır çizmek için yaygın olarak kullanılıyor. Anlık öfke filan kesinlikle değil bilinçli bir seçim eril şiddet ve toplumu geleneksel yaşam formlarında tutabilmek için ailedeki erkek egemenliğinin en önemli enstrümanı sayılır. Toplumu değil, belki sadece kadınları tarım toplumu yaşam biçimlerinde dondurmak murat ediliyor. Erkekler, çağın nimetlerinden özgürce yararlanabilir, bu bakış açısında.

Politik seçim ve yaygın oluşuyla kendine mahsus karakteristik özelliklere sahip eril şiddetle mücadele için iyi tasarlanmış mekanizmaların gerektiği çok açıktı. Bireyi şiddete karşı koruma yükümlülüğü de haliyle devletin temel görevlerinden olmalıydı. Dünyada ve ülkemizde kadına yönelik şiddetin artması kadar bu şiddetle mücadelenin özel uzmanlık gerektirmesi nedeniyle hazırlandı İstanbul Sözleşmesi. Şiddetin farklı biçimlerinin her birini çok iyi tanımladı ve ayrı ayrı mücadele kuralları tespit etti, sözleşme. Aynı zamanda devletleri, şiddetten koruma yükümlülüğünü yerin getirmeye zorlayacak, bağlayıcı niteliğe sahip bir uluslararası sözleşme olarak tasarlandı. Şiddetle mücadelenin en önemli adımı olarak şiddetin gerçekleşmeden önlenmesini sağlayacak düzenlemelere de yer verdi, sözleşme. Sadece fiziksel ve cinsel şiddetten de ibaret değildi. Bazen fiziksel ve cinsel şiddete eşlik eden bazen bu şiddet biçimlerinin öncülü olarak kullanılan ekonomik ve duygusal şiddeti de tanımlayarak mücadele ve önleme kapsamına aldı. Aynı zamanda hâlâ bizde ve pek çok ülkede ulusal mekanizmalarda tanımlanmamış olan ısrarlı takip şiddetine de yer vererek ataerkinin kadını kuşatan şiddet araçlarını elinden almayı mümkün kılacak özelliklere sahip oldu.

Türkiye’nin ilk imzacı olmasında, Nahide Opuz davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2009 yılında verdiği mahkumiyet kararı etkiliydi. AİHM tarihinde kadına yönelik şiddet suçuyla ilişkili verilen ilk mahkumiyet kararıydı ve Türkiye AB sürecinde prestijini yükseltmek zorundaydı. Mevlüt Çavuşoğlu Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanlığı’nı yürütüyordu. Başbakan olarak Erdoğan 2011 yılında imzaladı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve AP’de Çavuşoğlu ikilisi Türkiye’den sonra diğer Avrupa Konseyi ülkelerinin de imzalayıp onaylaması için özel çaba harcamışlardı. Yani bugün günah keçisi ilan edilen İstanbul Sözleşmesi’nin bir an önce uygulamaya geçirilebilmesi için, 2011-2014 yıllarında Türkiye hükümeti, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de özel desteği ve bakanları, bürokratları düzeyinde hummalı bir lobi çalışması yürütmüştü Avrupa’da. Son günlerde Pelikan bağlantılı olduğu tahmin edilen yazarlar öncülüğünde İstanbul Sözleşmesi Ahmet Davutoğlu’na bir kusur gibi yapıştırılmaya çalışılıyor. İşin garibi Davutoğlu adına kimi partilileri de “Davutoğlu’nun ‘suçu değil’, Erdoğan imzaladı” minvalinde savunmaya girişti. İşin esası o yıllarda iktidardaki herkes İstanbul Sözleşmesi için elini taşın altına koymuştu. Çünkü bu sözleşme bir medeniyet çıtasıydı. Nitekim 2012 yılında meclis onayına sunulan sözleşmeyi bütün partiler desteklemiş, tek bir fire vermeden dönemin milletvekilleri oy birliğiyle onaylamışlardı. Gerçi Mehmet Metiner ‘neye oy verdiğimizi bilmiyorduk’ sözüyle iradesini ipotek ettiğini itiraf ederek karşı çıkıyor olsa da o iradenin bugün de başka kanallara ipotek edilmediğini kimse iddia edemez. Ve akabinde sözleşmenin öngördüğü sayıda üye ülke onayının gerçekleştiği tarih olan 2014’te uygulama aşamasına geçilmişti.

Şiddetle mücadelenin etkin yürütülmesi eril şiddetin kökenini teşkil eden eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasına bağlıydı ve maalesef tam 2014’te uygulamaya geçildiği zaman patriarkal lobi de karşıt kampanyaya başladı. Aile dediler, gelenek, görenek, din, iman dediler ama en çok yerli ve milli hassasiyetini kışkırtarak Batılı değerler dediler, karşı çıkış gerekçeleri olarak. Ama şiddet, şiddetle mücadele ihtiyacı, eril şiddetin ciddi bir toplumsal sorun oluşu, kadınların hayatı ve haysiyeti onların yüce(?) değerlerinin yanında hiç önem taşımadı. En çok da sözleşmenin toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesini temel alan bağlayıcılığı nedeniyle itiraz ettiler, ediyorlar ve giderek güçleniyorlar. İmzalayanların, uygulanması için çalışanların bile bu ithamlardan etkilenip birbirini suçladığı günlerdeyiz.

Oysa toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesi, BM bünyesinde düzenlenen Pekin Dünya Kadın Konferansı’nda Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 160 ülke tarafından kabul edilmişti. 15 Eylül 1995 tarihli Pekin Deklarasyonu ve Eylem Planı, dünya kadın konferanslarının dördüncüsünün gerçekleştirildiği Pekin’de kabul edildiği vakit imzacı ülkeler, toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesini kendi toplumlarında yaşama geçirmek üzere gerekli düzenlemeleri yapacaklarını ilan etmişlerdi. Sosyal kalkınma ve insani gelişmenin ölçütü olarak kabul edilmişti toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesi. Bu, bir gerçek elbette ama ekonomik gelişme açısından da toplumların yarısının üretimin dışında tutulması, kalkınmayı engelleyen etkenlerin başında geldiğinden gerekliydi. Aynı zamanda siyasal düzenin demokratikleşmesi için eşit yurttaşlık haklarının uygulanmasını önleyen eşitsiz cinsiyet rejimlerinin değişmesi gerekiyordu. Ve tabii ki hukuki eşitliğin kağıt üzerinde kalmasını önleyecek, eşitliği hayata geçirecek yöntem buydu. Adaletin gereğiydi zira en büyük ve en eski en yaygın adaletsizlik tüm toplumlardaki kadına yönelik ayrımcılıklardı. Bunun için gerekliydi toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesi. Üstelik insan ve yurttaş hakları beyannamelerinin üzerinden iki yüzyıldan fazla zaman geçmişti ve hâlâ kadınlar insan haklarından eşit yararlanamıyorlardı. Çünkü zaten onlar adı üstünde ‘human rights’ idi. İnsan dendiğinde erkek anlaşılan, bu şekilde anlamlandırılıp uygulanan hakların kadınları kapsamayışı hep tartışıldı. Ve tam da bu nedenle Olympe’miz, Clara’mız, Martha’mız kadınlar için yurttaş hakları bildirgesi, sosyalist kadın hakları bildirgesi yazmış, kadın enternasyonalini düzenlemişlerdi geçmişte. Cinsiyet eşitliğine dayalı toplum ve aile düzeni ta 1791’den beri kadınların ulaşmak istediği seviyeydi, yani. Dünya ancak iki yüzyıl sonra idrak edip deklarasyonu ve eylem planını imzalayabildi. Ama hâlâ taahhüdünü gerçekleştirmiş tek bir örnek ülke yok. Tersine bu ilkeden vazgeçmek isteyen ülke çok.

Çünkü devreye Vatikan girdi. Toplumsal cinsiyet adaleti kavramını icat etti. Rus Ortodoks Kilisesi aynı fikirde birleşti. Müslümanlar geri kalır mı? Ortodoksi Sünniler de ortodoksi Şiiler de, radikal İslamcısı, siyasal İslamcısı, Selefisi akla gelen pek çok grup ve ülke Vatikan’ın koluna girdi. Tıpkı Macaristan’ın İstanbul Sözleşmesi’nden imzasını çekme gerekçelerine benzer ortak tepkiler veriliyor. Kimisi Hıristiyanlık değerlerine kimisi İslami değerlere aykırı buluyor. Farklı din ve farklı mezhepler her konuda sürekli çatışma halindeyken patriyarka savunusunda ortaklaşıyorlar. Hegemonik erkeklik, bütün dinlerin değil kesinlikle ama yine kesinlikle bütün din “adamlarının” vazgeçilmez dini değeri. Onlar human çünkü, onlar adem/adam çünkü ve onların dar din anlayışları gibi daraltılıp er kişiye indirgenmiş insanlıkları, kadını içermiyor. Eşcinsellikse sadece LGBTİ+ bireyler onların elinde seks oyuncağı olmaktan çıkmak istediklerinde itiraz ettikleri bir olgu. Asıl mesele kadını, erkekle eşit görmek istemeyişleri.

Diyanetin hutbede, vaizin iftarda hayır duası değil nefret söylemi saçması boşuna değil. Alt yapısı sağlam ama daha önemlisi sosyal mühendislikle yeni toplum inşa etmeye girişmiş siyasi iktidardan torpilliler. Muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma hedefi bugün kesinlikle toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesini gerçekleştirmeye bağlı. Fakat kültürel iktidar korkusu siyasi iktidarı öylesine kuşatmış ki evrensel değerlere savaş açıp kendi mevzuatını bile uygulamıyor. Uygulamadığı yetmezmiş gibi kaldırmaya, yok etmeye hazırlanıyor. Katolik Kilisesi 5’inci yüzyılda “kadın insan mı” konulu dini tartışmalar gerçekleştirmişti. Suudi Arabistan daha birkaç yıl önce benzerini yaptı. Din otoriteleri de, otoriter siyasetçiler de kadına karşı, kadın düşmanı.

Osmanlı modernleşme süreci softaların, yeniçerilerin isyanlarıyla engellenmek istenmişti. Şimdi İstanbul Sözleşmesi merkezinde kadın düşmanlığı, o yılların “istemezük” çığırtkanlığıyla bire bir örtüşüyor. İktidarın seçim dönemlerinde bir parmak şaklatmasıyla susturduğu grupların şimdi bu kadar gür sesle ortaya çıkması da yine iktidarın isteğiyle. Demokratik hakları, özgürlükleri yok etmek için “kul taifesi” çağrıldığı an emre amade. Olmazsa bir aile elli kişiyi götürürmüş zaten hazırlıklar tamammış ya. Anaerkil düzenden ataerkil düzene geçen insanlık için toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesi yeni bir düzen vaat ediyor. İnsanlık başarabilse eşitlikçi bir düzen kurabilir. Dünyada bu yeni çağı başlatmaya, cinsiyet eşitliğini kurmaya yakın ülkeler de yok değil. Fakat her çağa girişi geciken, ülkemiz elindeki hazır mevzuatı elinin tersiyle iterek eşitlik çağını da kaçırmaya hazırlanıyor. Kültürel iktidara değil kültürel muhalefete oynadığı, evrensel değerlerden korktuğu için. Hoş giderek militerleşen bazı ülkelerin, toplumların da bizden farkı yok ama. Yine de insan onurunu yücelten kültürün, kültürel iktidara sahip olacağı, insanlık tarihinin ortaya koyduğu belki tek gerçek. İnsan onurunu yücelten, insanlığı human ile adem ile daraltmadan yücelten, cinsiyet eşitliğini kuran kültürler yine hakim kültür olacak orası kesin.

Facebook Yorumları

reklam
12.05.2020
Çağın medeniyet eşiği: Toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesi ve İstanbul Sözleşmesi
10.05.2020
Darbe, kültürel iktidar, İstanbul Sözleşmesi
5.05.2020
İktidardan tecavüzcülere bayram müjdesi
3.05.2020
'De facto diktatörlüğü' yükselten sacayağı: Din-akademi-gongo
28.04.2020
Erbaş’ın sözü İlahî hükümmüş! Pes!
26.04.2020
Yaratanın mağfireti yaratılmışa merhametten geçer
21.04.2020
Cinayet mahallinde karantina ve İstanbul Sözleşmesi
12.04.2020
İnfaz paketinden canlı tutanakla madde on dokuz
31.03.2020
Cinsel istismara af teşebbüsünde Romanlar 'araç' kılınıyor
29.03.2020
Cinsel suçlar 'kapsam dışı' aldatmacası
16.03.2020
İktidarın kadın politikasına DEVA olabilir
10.03.2020
Rengârenk coşkulu isyanımız korkutuyor
8.03.2020
KONDA Nafaka dosyası: Toplum mühendisliğine cevap
3.03.2020
Kültürel terör kavramı yeni Baas yöntemi olmalı
1.03.2020
İdlib şehitleri parti içi mesele mi?
18.02.2020
Linç değil alkış gelince yükselen umut
11.02.2020
Yeni deliller de haram icadına elverişli değil
5.02.2020
Şiddet seviciler yasa yapıcılara karş
3.02.2020
Kızılayla gelen AKP Kızılayla gider
28.01.2020
İslam ve Sol Çalıştayının ardından
27.01.2020
TÜİK eşitlik karşıtı lobinin mi emrinde?
21.01.2020
AKP liberalizmi, laiklik, feminizm
19.01.2020
Din-devlet kıskacında muhalefet
14.01.2020
Erken evliliklerle mücadelede stalkingin önemi
12.01.2020
Yargı, Anayasa ve yasadan emir alıyor olsaydı…
7.01.2020
Çocuğun cinsel istismarının affı olmaz
5.01.2020
Yasaya uymayan görevli genelgeye uyar mı?
30.12.2019
Kanal İstanbul mu, II. Enver mi?
23.12.2019
Bir AKP sorunu olarak Şehir ve BİSAV
18.12.2019
Yasa ve anayasaya rağmen İçişleri Bakanı hakkı
16.12.2019
Retorik ve sağ siyasetin karanlık yüzü
10.12.2019
Kadınları değil katilleri durdurun!
8.12.2019
Hayatta kalanın başarı öyküsü: A.A. için adalet
4.12.2019
Emine Erdoğan, eril şiddet ve Akitle mücadele
2.12.2019
Saadet Partisi nereye?
26.11.2019
Kadın örgütlerine terör ithamı, istismarcıya af
25.11.2019
Çakıcı affı: Suçu, eril şiddeti ve trafik terörünü teşvik
20.11.2019
Kayyım politikası pilot bölge uygulaması gibi
18.11.2019
Abdülhamit Gül: Kadın kazanımlarından geri adım atılmayacak
12.11.2019
Kandil, düalizm, devletçilik
11.11.2019
Vahdetten düalizme giden yol: Kandil
5.11.2019
Önleyici tedbir kararlarına itiraz kadınları öldürüyor
29.10.2019
Pekin+25 ve Cumhuriyet değerleri ışığında kadının konumu
27.10.2019
Yargı reformuyla cinsel istismar yasallaştırılıyor
22.10.2019
İstanbul Sözleşmesi ve Emine Bulut kararı
21.10.2019
Boşama ve boşanma, düşen n ile açılan gedik
15.10.2019
Savaş çığırtkanlığıyla nafaka karşıtlığı iç içe
13.10.2019
Savaşın emrinde din, soykırıma Nobel
8.10.2019
Nafakada restorasyonla geçmişi canlandırma isteği
6.10.2019
Biraderlik dayanışmasını pekiştiren ‘Kız Kardeşler’
1.10.2019
Şüpheden mağdur yararlanmalı
22.09.2019
Yargı reformu paketinden kötü sürpriz çıkar mı?
23.08.2019
Terör bahanesiyle kolektif ceza
13.08.2019
Kutsadığınız aile hangisi?
11.07.2019
Ümmet kim? Parçalanan ne?
2.07.2019
Neden kavram ataerki cinayeti olarak değişmeli?
24.03.2020
Karantinada ekonomik tedbirler ve eril şiddetle mücadele
22.03.2020
Salgınla mücadelede bile göçmenlere yer yok
11.07.2019
Ümmet kim? Parçalanan ne?
2.07.2019
Neden kavram ataerki cinayeti olarak değişmeli?
25.06.2019
İstanbul’un seçiminde dindar kadınların rolü
18.06.2019
Beka tutmadıysa FETÖ ithamı cepte
29.05.2019
Açlık grevi hakkında söylenmeyenleri söyleme zamanı
23.05.2019
Müzeyyen Boylu’nun çocukları nerede?
21.05.2019
Allah kadını dövün demiyor
16.05.2019
İYİ Parti'nin sessizliği
9.05.2019
İmamoğlu kolları sıvadığında
30.04.2019
İçinde sığınma evi geçmeyen bir sığınma evi çığlığı
23.4.2019
Bodrum, Bodrum Kadın Dayanışması ve KöyBox
18.4.2019
Kışlar var baharlar içre
4.4.2019
Biraz da dertleşelim
2.4.2019
Şiddet dili out sükûnet ve güleryüz in
28.3.2019
İmama küsüp camiye gitmemezlik yapmayın
19.3.2019
Hıristiyan terörist ve Ayasofya
14.3.2019
Dindar algıda EŞcinsellik terörü(!)
26.2.2019
Uygur’un ve Kürt’ün çile kardeşliği
19.2.2019
Çift hukukluluk tehlikesi kapıda mı?
14.2.2019
Erken evlilik lobisine dinden bakış
12.2.2019
Medya hukuk siyaset kıskacında kız çocuğu
5.2.2019
Kadınsız yerellerde bağımsız kadın meclisleri
29.1.2019
Sivil toplum, demokratik yönetişim, Turan Hançerli
24.1.2019
Kadınlar belediye başkanı olmalı! Çünkü…
22.1.2019
İktidarların beden politikası ve başörtülü kadın
15.1.2019
'Belediyeleri Kadınlarla Sınamak'
10.1.2019
Birine mansıp birine cezaevi
4.1.2019
Eşcinsellere şiddeti reva gören dindarlık
27.12.2018
Boşanma, nafaka, erken evlilik aynı tezgahın ürünü
25.12.2018
Çocuk koruma yerine şiddet savunuculuğu
20.12.2018
Psikolojik şiddet politikasıyla seçime doğru
18.12.2018
Kadın beyanı karşıtlığında Dilipak aşaması
13.12.2018
Kent yaşamı için kadınlar ve hak savunucuları
29.11.2018
‘Şehrin anası, analar’ devrini açma zamanı
27.11.2018
Sosyo-klinik arıza olarak eşitlik ve adalet karşıtlığı
22.11.2018
Kendimizi emanet edemediğimiz hukuk
20.11.2018
Basit bir ziyaret mi misyon-vizyon sorunu mu?
16.11.2018
Avrupa Ordusu, kime yarar?
15.11.2018
Yeni mücadele alanı uzlaştırmaya direnmek
13.11.2018
İktidarın kadınlara uyguladığı psikolojik şiddet
8.11.2018
Ya saymayı bilmiyorsunuz…
6.11.2018
Hanife’nin katilleri saymakla bitmez!
1.11.2018
İstihdam, ekonomik eşitlik, nafaka
30.10.2018
Yasama maratonu ve nafaka karşıtlarının ikna turları
25.10.2018
Ret edilen EYT önergesinin düşündürdükleri
23.10.2018
Hanımlar beyleri ikna edecek, marş marş!
18.10.2018
Kürtler muhtar bile mi olamayacak?
16.10.2018
İki tabut
12.10.2018
Nafakada yeni politika: Boşanmayın barışın!
9.10.2018
Nafaka çalıştayı, sistem, demokrasi
4.10.2018
Nafakayı 217 yıl sonra konuşalım!
2.10.2018
McKinsey danışmanlığı ve eril şiddet aynı aklın ürünü
25.9.2018
Çakıcı affı ya da siyasetin açmazı
23.9.2018
Aşure mesajı ne yana Alevi açılımı ne yana düşer?
19.9.2018
Siyasetin sağı solu
15.9.2018
Karma eğitim, cinsiyetçilik ve sosyo-biyoloji
12.9.2018
İnsanın primat yanı
8.9.2018
Dünya malı erkeğe ahlak kadına mülk!
5.9.2018
Devleti, otoriteyi put edinen dindarlık
1.9.2018
Çocuk feryadıyla yürütülen kampanya
29.8.2018
Nafaka 'sorun' değil, sorumluluk mecburiyeti
25.8.2018
Sektörde ve dizide taciz
22.8.2018
Gözü yaşlı bayram
4.8.2018
Keşke yürüselerdi, keşke herkes yürüse
1.8.2018
İktidarın kadın haklarıyla imtihanı
28.7.2018
Din-Devlet çatışmasında turnusol: Kadın Hakları
25.7.2018
Devşirilen Din: Milli Görüşten Ulusalcı İslama Evriliş
21.7.2018
İdeoloji ve akçeli işler
18.7.2018
Soykırımın ayak sesi: Assam yeni Arakan mı?
14.7.2018
Patronları ve eril zihniyeti koruma bakanlığı
11.7.2018
Bindiğimiz alamet gittiğimiz…
7.7.2018
Yazar onur için değilse ne için yazar?
4.7.2018
İdam, hadım, kayıplar ve deli sorula
30.6.2018
Rant ekonomisinin düsturu: Çıkınca merdiveni çek!
27.6.2018
Galip sayılır bu yolda mağlup
23.6.2018
Kadınların sandık motivasyonu
20.6.2018
Seçimden önce yardımcısını, ekibini tanıtan kazansın
16.6.2018
Nefisle imtihan sonrası şükür bayramı
13.6.2018
Vesayetin İnce ayarı
9.6.2018
Erdoğan Demirtaş'ı neden desteklemeliydi?
6.6.2018
Cumhur İttifakının seçim vaadi: FETÖ’ye, tacizciye af; Kürde inkâr
2.6.2018
İYİ Parti ve 2K sorunu
31.5.2018
HDP'de organizasyon değil ama moral, motivasyon yerinde
30.5.2018
Seçim beyannamelerinde kadın ve eşitlik -2 - CHP
23.5.2018
Kadınların alkışını sadece HDP hak ediyor
16.5.2018
Bitmeyen şarkı: Adalet arayışı ve seçim ilişki
12.5.2018
Ey siyaset! Kadın hakları tali mesele değil...
9.5.2018
Münafıktan tövbeye arka bahçe seçim yatırımları
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
25.4.2018
Erdoğan neden seçilmemeli?
21.4.2018
Baskın, her zaman basanın olmayabilir
18.4.2018
Nafaka, istismar, kadın düşmanlığı
14.4.2018
'Çocuk kabul edilen' cinsel istismarın fail tarafı
11.4.2018
Ceza yüz kırk yıl olsa ne!
7.4.2018
Dillerin altında ne baklalar gizli
4.4.2018
Deizm sanılan belli ki riyakar dindarlığa itiraz
31.3.2018
Beş yıl kaçana iyi hal indirimi
28.3.2018
'Ankara kriterleri'nin ilki suskun başkent
24.3.2018
Kadın düştüğü yerden kalkarken
21.3.2018
Güncellemeden önce lazım olan hukuk
18.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
17.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
14.3.2018
Babasız çocuklar diyarı
10.3.2018
New York tekstil grevinden bugüne değişenler, değişmeyenler
7.3.2018
İstismarda hukuki boşluk: Akran şiddeti ve akran deneyimi kavramları
3.3.2018
Komisyon cinsellikle istismarı karıştırıyor
24.2.2018
İstismarın istismarı: Kastrasyon ve zina
21.2.2018
Sapık değil o beyler! İçinizden biri!
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
25.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
15.3.2017
Arkamdaki yadigâr olsun
11.3.2017
Sürdürülebilir politik ortaklık sahici kadınlarla mümkün
8.3.2017
Haydi kadınlar politik ortaklığa!
4.3.2017
OHAL şartlarında Dünya Kadınlar Günü
1.3.2017
Her darbeyle yeniden darp edilmiş vurgun yemiş nesiller ülkesi
26.2.2017
EVET veya HAYIR’ın kısa formülü
23.2.2017
Seçim vetoları gibi
18.2.2017
Evetin soruları hayırın cevapları
12.2.2017
Halkın aklıyla alay etmede devlet aklı
8.2.2017
Bu sefer insanlar ölmedi ama siyasette insanlıktan eser yok
4.2.2017
Pozitif ayrımcılık: Hem zehir hem şifa
1.2.2017
Kadına yönelik şiddetle mücadelede paranın izini sürmek
28.1.2017
Bakanlığın sayısını unuttuğu kadınlar
25.1.2017
Darbecilerin anayasasına makyaj referandumu
22.1.2017
Sahi bu neyin kavgası?
19.1.2017
Kırk yamalı bohçaya astar 5
14.1.2017
Kırk yamalı bohçaya astar 4
12.1.2017
Kırk yamalı bohçaya astar-3
7.1.2017
Şehîdê min ê ezîz! Mekanê te cennet be. Welat minetdarê te ye
4.1.2017
Yıldızları söndürmüş fırtınanın soluğu
31.12.2016
Emek verelim sevgiye barışa
29.12.2016
Kırk yamalı bohçaya astar (2)
24.12.2016
Kırk yamalı bohçaya astar
17.12.2016
Çocuk istismarından evlilik kitabına uzanan geniş bir yelpazede eril distopya
14.12.2016
Şehit değil aşık olmalı gençler
11.12.2016
Bilim din politika fark etmez ataerki her yerde dipdiri
8.12.2016
Kaç yıl geçti siyasi mizahtan uzak
4.12.2016
Yoksullara eğitim yardımı değil yoksulluğu istismar
1.12.2016
Küresel oyunlar değil yerel acılar öncelenmeli
27.11.2016
Son ümit kırıntısı: Bu yasayı onaylamayın Sayın Cumhurbaşkanı
23.11.2016
Adalet Komisyonu'na açık öneri
21.11.2016
TBMM'de gece yarısı tecavüz baskını
16.11.2016
Galeyan demokratik katılım sayılır mı? Kısas hükmü idamı gerektirir mi?
13.11.2016
Hayaline cihan değer: Demokrasi ve barış için güçlü toplumsal talep
9.11.2016
Grup toplantısının düşündürdükleri: HDP yine nöbete
6.11.2016
Yeter artık
2.11.2016
Çocuk istismarı 'kalın fırçalarla' çizilecek konu değil ama...
30.10.2016
Doğan çocuğun adı: Cumhuriyet
27.10.2016
Savaş, yoksulluk, istismar kıskacında çocuklar
23.10.2016
Mum kimin yanan Kerkük
20.10.2016
Siyasetin utanç günlüğüne eklenen yeni sayfa
16.10.2016
İnsanlık onuru = İnsan hakları hukuku
13.10.2016
Sorunun erkek tarafı çözümün de parçası olmalı
9.10.2016
Yine bir cinsel istismar davası
6.10.2016
Ne zafer ne hezimet Lozan sadece bir antlaşma - 2
2.10.2016
Ne zafer ne hezimet Lozan sadece bir antlaşma
26.9.2016
Vesayetin tezgahına düşülüyor
18.9.2016
Kadınlara verilen sözler
16.9.2016
Halime Hala: Türkülerde yaşayan bir memleket hikayesi
15.9.2016
Muhafazakârlık ve dindar muhafazakâr
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive