Berrin Sönmez

gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Çift hukukluluk tehlikesi kapıda mı?


19.2.2019 - Bu Yazı 150 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Çift hukukluluk tehlikesi yaratan bir durumla karşı karşıyayız. Geçmişte daha çok özel hayat alanı ve ibadetler için fetvalar verilir ya da kamuoyuna böyle yansıtılırdı. Şimdi dinin muamelat hükümleri çerçevesinde kalan konular için de geçmiş fıkıh yorumlarının aynıyla tekrarlandığını görüyoruz. Kamu düzenine, toplumsal yaşama dair fetvalar kamuya açık biçimde yayınlanıyor. Sadece doğrudan o soruyu soran kişiye verilmesi gereken cevap halkla paylaşılarak, o fetvaya hukuk içtihadı niteliği kazandırılmak isteniyor.

Hâkimler kararlarıyla konuşur, ilkesi, dillere pelesenk olmuştu bir vakitler. Şimdilerde hukuk ve demokrasi ilkelerini hatırlatmak beyhude çabaya dönüştü. Öyle ki bağımsız ve yansız yargı feryadı bile duyulmaz oldu. Hukuk devleti niteliğinin esamisi kalmadığından olsa gerek ihsas-ı rey eleştirisi de yöneltilmiyor yargı mensuplarına. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanı Yüksek Hâkim Ömer Uğur Gençcan ise sosyal medya fenomeni olma yolunda aşama kaydederken paylaşımları, Yargıtay içtihadı gibi algılanıyor, kimi hâkimler ve bürokratlarca. Örneğin bir avukat arkadaşımın karşılaştığı durum, sosyal medya paylaşımlarına biçilen rolü ve sözlerin uygulamaya yansımasındaki önemi anlatmak için yeterli: “İcra müdürlüğünde aile hukuku ile ilgili bir işlem yapacaktım. Müdür bir karar verdi. Bir hafta sonra gittiğimde ise ‘Ömer Uğur Gençcan dün Facebook hesabında aksi yönde görüş paylaştı. Yapamayız’ dedi.  Facebook paylaşımında yer verdiği görüşlerine göre hareket edecekmiş.” Sözün özü artık ‘hâkimler kararlarıyla konuşur’ ilkesi yerini ‘sesi yüksek çıkan hâkimin sözü kanun metninden önemli’ algısına bırakmış görünüyor. Adalet Bakanlığı, Hâkimler ve Savcılar Kurulu ise bu konuda sessizliğe gömülmüş halde. Gençcan, hukuk kariyerini ileri sürerek “ben hâkimim, adaletle konuşurum” dediği için kişisel görüşleri kanun sayılıyor olmalı. Hukuk, yorum ilmi değilmiş gibi. Dairesine gelecek muhtemel bir nafaka dosyası hakkında vereceği karar, peşinen tüm kamuoyunca bilinen bir yüksek hâkimin istifa etmeyişi, sıradan bir hukuk devletinde kriz yaratacak, kâbus senaryosu olurdu sanırım. Bizde ise hukuk krizlerinin bini bir para… Şerbetliyiz.

İlkesizlik had safhaya çıktığı için usule ilişkin konuşacak mecal yok ülkede. Dolayısıyla doğrudan her birimiz içeriğe bakıyor, içerik eleştirisine dalmak zorunda kalıyoruz. Yoksulluk nafakası hakkındaki görüşlerimi defalarca yazdığım için tekrarlamayacağım bu yazıda. Hukukî içerik itirazını barolardan, Türkiye Barolar Birliği’nden dört gözle beklediğimi belirtmekle yetineceğim. Üstelik nafaka karşıtı görüşlerin arka planını, zihniyeti, ideolojiyi ifşa eden okunası bir yazı, Duvar okurları için dün Genel Yayın Yönetmenimiz Ali Duran Topuz’un kaleminden yayınlanmıştı. Bu nedenle aynı konuda başka bir meseleye değinmek istiyorum. Giderek “çift hukukluluk” görünümü vermeye başlayan fetvalar konusu önemli. Zira İslamî ilimlerin bir dalı olan fıkıh bilindiği gibi İslam hukukunun içtihat makamı niteliğinde. Şeriat denilen İslam hukuku külliyatındaki içtihat makamı, bizim bugünkü devlet düzenimizde yer almıyor. Ancak bir Diyanet İşleri Başkanlığı ve buna bağlı Din işleri Yüksek Kurulu var ve fetva mekanizmasını işletiyorlar. Bu nedenle de kişilerin sorularına özel cevap niteliğindeki “fetva” uygulaması, sistematik takip ve hukukî, ilmî denetimden azade, deyim yerindeyse devlet ya da iktidar partisi ideolojisinin emrinde.

Devlet yapılanması içinde hayli önemli yere sahip Diyanet İsleri Başkanlığı. Bir din kurumu değil. Bir kamu kurumu ve üstelik bütçesi Milli Savunma bütçesinin arkasında ikinci sırada yer alan çok güçlü bir kamu kurumu. Bu çok güçlü ve çok etkin kamu kurumu, ülkedeki dindarların bir kısmına yönelik faaliyet yürütür nitelikte görünüyor. Görüntü böyle. Sadece Hanefi-Sünnî dindarları öncelerken arada Şafiî-Sünnilere de göz kırptığını hakkaniyet adına ifade etmek gerek. Alevilik, Caferilik ve diğer dinlerse yok sayılarak bastırılmak isteniyor bu usulde. ‘Dindarlara hizmet eder nitelikte görünüyor, görüntü böyle ve din kurumu değil’ derken maksadım toplumun din algısını, devlet adına kontrol ve yönlendirme yetkisini hatırlatmak. Dindara ve dine değil devlet ideolojisine hizmeti, “iktidarların sözünü dinin sesiyle yansıtma” işleviyle gerçekleşiyor. İslam’dan bir ulusal din çıkarma, bir devlet dini yaratma projesi diyebiliriz Diyanet için. Kuruluşundan bu güne değişmeyen bir nitelik olduğu da söylenmeli. Sadece geçmişte daha laik devlet görünümüne uyar biçimdeydi. Günümüzde ise yerli ve milli din yaratma misyonuyla, laik hukuk devleti niteliğinin her alanda silikleşmesine hizmet ettiği görülüyor. Ve misyonundaki bu ivme, bütçesinin YÖK, Milli Eğitim, Sağlık bütçelerini sollayarak ikinci sıraya yükseliş hızıyla doğru orantılı gerçekleşiyor. İşte bu kesinlikle dinî olmayan din kurumu bünyesindeki Din İşleri Yüksek Kurulu için Diyanet birimleri arasında en önemlisi diyebiliriz. Zira Diyanet İşleri Başkanlarının, Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri arasından seçilmesi, teamüllerden.

Konuyu bunca uzattıktan sonra bu kurulun fetva makamı niteliği taşıdığını hatırlatarak yoksulluk nafakasıyla ilişkisine gelebilirim. Diyanet TV adlı televizyon kanalının fetva konulu programıyla, 14 Şubat tarihinde yoksulluk nafakasına ilişkin bir fetva yer aldı. Aslına bakarsak fetvaların, günümüz hukuku açısından önemi, etki gücü olmadığı gibi dinen de yaptırım gücü yoktur. Fetvalar sadece bir yorumdur, başka bir fıkıh ehli aynı soruya cevap olarak başka bir yorum yapabilir ve kişi bu yorumlardan istediğini seçebilir veya hiçbirini dikkate almayabilir. Dinen fetvanın durumu tıpkı Yargıtay üyesinin Facebook paylaşımının hukuktaki yeri kadar, daha başka ve daha fazla değil. Ancak laik hukuk sistemi uygulayıcılarının, yargıcın sosyal medya mesajlarından etkilenerek iş görmesi gibi dindar insanlar ve dindarlık iddiasındaki iktidarın gözüne girmek isteyen uygulayıcılar bu fetvalardan etkilenebilir, etkileniyor da. Medya marifetiyle baskı gücü kazanan bu fetvaların, kamu düzeni açısından anlam ifade etmediğini söyleyebilecek siyaset ehli, yargıç ve bürokrat zor bulunur zira. Malum fetva mekanizması, yöneltilen bireysel soru ile işler ve el-cevap denilerek hüküm değil yorum belirtilir. Hukuk sisteminde ve yargı mekanizmasında sistematik konumu olmadığı için bağlayıcılığı yok bu yorumların. Tarihsel süreçte de kişilere ve somut soruya yönelik içtihat niteliği taşıyan fetvalar bağlayıcı değildi. Yöneticiler meşrebine, maksadına uyan fetvayı meşruiyet aracı olarak kullanırdı ama.

14 Şubat günü, ilgilenenler için bağlantısı aşağıda sunulan programa gelen soru yoksulluk nafakasının helal olup olmadığıyla ilgili. Sunucunun Erhan beye ait olduğunu söylediği soru şöyle: Nafakanın çok uzun süreler ödenmesi caiz mi alan kişi için bir sorumluluk gerektirir mi? Eril tahakkümün kadına, kendisini eksik, kusurlu hissettirme taktiği formatına sokulmuş bu soruya gelen cevap hayli önemli. Hem usul hem içerik yönünden sorunlarla yüklü cevap özetle: “Nafaka iddetle sınırlıdır. Ortalama üç ay kadar bir süre nafaka verilmesi dinin emridir. Yıllar boyu nafaka helal değil haramdır.” Hoca, iddet sonrasında nafaka verilmesini yasaklayan hiçbir hüküm olmadığı halde nasıl bu kadar kolay haram diyebiliyor? Haram yasaklarla ilişkili ama burada bir yasak yok. Bakım yükümlülüğünün en alt seviyesini ifade eden, temel şart olarak zorunluluk getiren iddet müddeti bakım görevini, azami şart gibi yorumlayan bir fetva, Diyanet adına televizyondan yayınlanabiliyor. Usulen bu konu medeni kanunla düzenlenmiş bir meseledir demesi gereken devlet memuru, İslam’ın eril yorumlarının en koyusunu kamu adına dile getiriyor. Aksine bir hüküm bulunmadığı halde haram icadı da dinin içinden bir usul hatası.

Buradaki çarpıklık sadece bana görünmüyor şüphesiz. Ancak Diyanet’i ve işlevini, işleyişini sıkça eleştiren dindar aydınlar bile konu kadın olduğunda sessizleşirler malum. Erken evlilikler gibi nafaka için de seslerini yükseltmezler. Hoş dindarı, seküleri, okumuşu, cahili fark etmeden aynı kodlarla konuşuyor her zaman ataerki. Nitekim hoca da hâkim gibi kadının yaşantısını fetvasına dahil ediverdi. “Ancak kanunların boşluklarından yararlanarak resmi nikah kıymadan, gayri resmi (Allah için nezaket gösterip gayrı meşru demiyor), imam nikahlı yeni eşiyle birlikte bu parayı yiyor.” Suçlama, kesin ve genel. Nafaka almak durumundaki kadınları, toptancı bakışla suçlayan, nafaka karşıtlarının ısmarladığı tarzda bir fetvaya gerekli kodlar, yükleniverdi. Gerçi iştirak nafakası karşıtlığına prim vermeyişi de kayda değer: “Çocuğa bakmakla yükümlü, çocuğa verilen nafakanın bir kısmını kadın yiyebilir ama ömür boyu kendisine maaş bağlatması helal değildir.” Ömür boyu, maaş, nikahsız yaşam gibi nafaka karşıtlığının anahtar kelimelerini serpiştirdiği fetvasında hoca efendi aksine hüküm bulunmadığı halde dinde yeni bir haram icat etmekten çekinmediği gibi alanı dışında kalan Medeni Kanun M. 175-176 içinde boşluk olduğundan da çok emin. Seküler hukuk ve İslamî fıkıh erbabı, tesadüf bu ya hem de aynı günlerde, iki farklı hukuk sistemi adına aynı konuda aynı yorumu beyan ediverdiler. Aklın yolu mu bir yoksa dört koldan aynı hüküm mü topluma empoze ediliyor? Medya, yargı, siyaset, diyanet mi yoksa asıl dörtlü çete?

Çift hukukluluk tehlikesi yaratan bir durumla karşı karşıyayız. Geçmişte daha çok özel hayat alanı ve ibadetler için fetvalar verilir ya da kamuoyuna böyle yansıtılırdı. Şimdi dinin muamelat hükümleri çerçevesinde kalan konular için de geçmiş fıkıh yorumlarının aynıyla tekrarlandığını görüyoruz. Kamu düzenine, toplumsal yaşama dair fetvalar kamuya açık biçimde yayınlanıyor. Sadece doğrudan o soruyu soran kişiye verilmesi gereken cevap halkla paylaşılarak, o fetvaya hukuk içtihadı niteliği kazandırılmak isteniyor. Son yıllarda şiddet ve çocuğun cinsel istismarı, ensest gibi konularda da böyle skandal fetvalara imza atmıştı Diyanet. Boşanma usulleri arasına, erkeklere kolaylık niyetine “SMS yoluyla boşama” çirkinliği de fetvayla eklenmişti. İşte tüm bunlar ve sayamadığım nice örnek alt alta toplandığında aile hukuku bahsinde çift hukukluluk dönemi tehlikesini işaret eder nitelikte. Hele bir de iktidar adına “yerel seçimlerden sonra bütüncül yaklaşımla aile hukukunun yeniden ele alınacağı” mesajlarının verildiğini düşününce… Diyanet, Din İşleri Yüksek Kurulu, fetva mekanizması, Katolik Kilisesi gibi katı ve tek yetkili bir ruhban sınıfını İslam’a sokuşturmaya kalkışırken dindara da sekülere de korkulu düşten başka seçenek yok. Bu iki kurum ve fetva mekanizmasına dönük reformasyon çabası hem din adına hem laik devlet adına tek çare. Çünkü ilkesizlik sadece modern devlet düzenini değil aynı zamanda inancın temellerini de çürütmekte.

Kaynak: Diyanet’ten “Süresiz Nafaka” Fetvası

Facebook Yorumları

reklam
19.3.2019
Hıristiyan terörist ve Ayasofya
14.3.2019
Dindar algıda EŞcinsellik terörü(!)
26.2.2019
Uygur’un ve Kürt’ün çile kardeşliği
19.2.2019
Çift hukukluluk tehlikesi kapıda mı?
14.2.2019
Erken evlilik lobisine dinden bakış
12.2.2019
Medya hukuk siyaset kıskacında kız çocuğu
5.2.2019
Kadınsız yerellerde bağımsız kadın meclisleri
29.1.2019
Sivil toplum, demokratik yönetişim, Turan Hançerli
24.1.2019
Kadınlar belediye başkanı olmalı! Çünkü…
22.1.2019
İktidarların beden politikası ve başörtülü kadın
15.1.2019
'Belediyeleri Kadınlarla Sınamak'
10.1.2019
Birine mansıp birine cezaevi
4.1.2019
Eşcinsellere şiddeti reva gören dindarlık
27.12.2018
Boşanma, nafaka, erken evlilik aynı tezgahın ürünü
25.12.2018
Çocuk koruma yerine şiddet savunuculuğu
20.12.2018
Psikolojik şiddet politikasıyla seçime doğru
18.12.2018
Kadın beyanı karşıtlığında Dilipak aşaması
13.12.2018
Kent yaşamı için kadınlar ve hak savunucuları
29.11.2018
‘Şehrin anası, analar’ devrini açma zamanı
27.11.2018
Sosyo-klinik arıza olarak eşitlik ve adalet karşıtlığı
22.11.2018
Kendimizi emanet edemediğimiz hukuk
20.11.2018
Basit bir ziyaret mi misyon-vizyon sorunu mu?
16.11.2018
Avrupa Ordusu, kime yarar?
15.11.2018
Yeni mücadele alanı uzlaştırmaya direnmek
13.11.2018
İktidarın kadınlara uyguladığı psikolojik şiddet
8.11.2018
Ya saymayı bilmiyorsunuz…
6.11.2018
Hanife’nin katilleri saymakla bitmez!
1.11.2018
İstihdam, ekonomik eşitlik, nafaka
30.10.2018
Yasama maratonu ve nafaka karşıtlarının ikna turları
25.10.2018
Ret edilen EYT önergesinin düşündürdükleri
23.10.2018
Hanımlar beyleri ikna edecek, marş marş!
18.10.2018
Kürtler muhtar bile mi olamayacak?
16.10.2018
İki tabut
12.10.2018
Nafakada yeni politika: Boşanmayın barışın!
9.10.2018
Nafaka çalıştayı, sistem, demokrasi
4.10.2018
Nafakayı 217 yıl sonra konuşalım!
2.10.2018
McKinsey danışmanlığı ve eril şiddet aynı aklın ürünü
25.9.2018
Çakıcı affı ya da siyasetin açmazı
23.9.2018
Aşure mesajı ne yana Alevi açılımı ne yana düşer?
19.9.2018
Siyasetin sağı solu
15.9.2018
Karma eğitim, cinsiyetçilik ve sosyo-biyoloji
12.9.2018
İnsanın primat yanı
8.9.2018
Dünya malı erkeğe ahlak kadına mülk!
5.9.2018
Devleti, otoriteyi put edinen dindarlık
1.9.2018
Çocuk feryadıyla yürütülen kampanya
29.8.2018
Nafaka 'sorun' değil, sorumluluk mecburiyeti
25.8.2018
Sektörde ve dizide taciz
22.8.2018
Gözü yaşlı bayram
4.8.2018
Keşke yürüselerdi, keşke herkes yürüse
1.8.2018
İktidarın kadın haklarıyla imtihanı
28.7.2018
Din-Devlet çatışmasında turnusol: Kadın Hakları
25.7.2018
Devşirilen Din: Milli Görüşten Ulusalcı İslama Evriliş
21.7.2018
İdeoloji ve akçeli işler
18.7.2018
Soykırımın ayak sesi: Assam yeni Arakan mı?
14.7.2018
Patronları ve eril zihniyeti koruma bakanlığı
11.7.2018
Bindiğimiz alamet gittiğimiz…
7.7.2018
Yazar onur için değilse ne için yazar?
4.7.2018
İdam, hadım, kayıplar ve deli sorula
30.6.2018
Rant ekonomisinin düsturu: Çıkınca merdiveni çek!
27.6.2018
Galip sayılır bu yolda mağlup
23.6.2018
Kadınların sandık motivasyonu
20.6.2018
Seçimden önce yardımcısını, ekibini tanıtan kazansın
16.6.2018
Nefisle imtihan sonrası şükür bayramı
13.6.2018
Vesayetin İnce ayarı
9.6.2018
Erdoğan Demirtaş'ı neden desteklemeliydi?
6.6.2018
Cumhur İttifakının seçim vaadi: FETÖ’ye, tacizciye af; Kürde inkâr
2.6.2018
İYİ Parti ve 2K sorunu
31.5.2018
HDP'de organizasyon değil ama moral, motivasyon yerinde
30.5.2018
Seçim beyannamelerinde kadın ve eşitlik -2 - CHP
23.5.2018
Kadınların alkışını sadece HDP hak ediyor
16.5.2018
Bitmeyen şarkı: Adalet arayışı ve seçim ilişki
12.5.2018
Ey siyaset! Kadın hakları tali mesele değil...
9.5.2018
Münafıktan tövbeye arka bahçe seçim yatırımları
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
25.4.2018
Erdoğan neden seçilmemeli?
21.4.2018
Baskın, her zaman basanın olmayabilir
18.4.2018
Nafaka, istismar, kadın düşmanlığı
14.4.2018
'Çocuk kabul edilen' cinsel istismarın fail tarafı
11.4.2018
Ceza yüz kırk yıl olsa ne!
7.4.2018
Dillerin altında ne baklalar gizli
4.4.2018
Deizm sanılan belli ki riyakar dindarlığa itiraz
31.3.2018
Beş yıl kaçana iyi hal indirimi
28.3.2018
'Ankara kriterleri'nin ilki suskun başkent
24.3.2018
Kadın düştüğü yerden kalkarken
21.3.2018
Güncellemeden önce lazım olan hukuk
18.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
17.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
14.3.2018
Babasız çocuklar diyarı
10.3.2018
New York tekstil grevinden bugüne değişenler, değişmeyenler
7.3.2018
İstismarda hukuki boşluk: Akran şiddeti ve akran deneyimi kavramları
3.3.2018
Komisyon cinsellikle istismarı karıştırıyor
24.2.2018
İstismarın istismarı: Kastrasyon ve zina
21.2.2018
Sapık değil o beyler! İçinizden biri!
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
25.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
15.3.2017
Arkamdaki yadigâr olsun
11.3.2017
Sürdürülebilir politik ortaklık sahici kadınlarla mümkün
8.3.2017
Haydi kadınlar politik ortaklığa!
4.3.2017
OHAL şartlarında Dünya Kadınlar Günü
1.3.2017
Her darbeyle yeniden darp edilmiş vurgun yemiş nesiller ülkesi
26.2.2017
EVET veya HAYIR’ın kısa formülü
23.2.2017
Seçim vetoları gibi
18.2.2017
Evetin soruları hayırın cevapları
12.2.2017
Halkın aklıyla alay etmede devlet aklı
8.2.2017
Bu sefer insanlar ölmedi ama siyasette insanlıktan eser yok
4.2.2017
Pozitif ayrımcılık: Hem zehir hem şifa
1.2.2017
Kadına yönelik şiddetle mücadelede paranın izini sürmek
28.1.2017
Bakanlığın sayısını unuttuğu kadınlar
25.1.2017
Darbecilerin anayasasına makyaj referandumu
22.1.2017
Sahi bu neyin kavgası?
19.1.2017
Kırk yamalı bohçaya astar 5
14.1.2017
Kırk yamalı bohçaya astar 4
12.1.2017
Kırk yamalı bohçaya astar-3
7.1.2017
Şehîdê min ê ezîz! Mekanê te cennet be. Welat minetdarê te ye
4.1.2017
Yıldızları söndürmüş fırtınanın soluğu
31.12.2016
Emek verelim sevgiye barışa
29.12.2016
Kırk yamalı bohçaya astar (2)
24.12.2016
Kırk yamalı bohçaya astar
17.12.2016
Çocuk istismarından evlilik kitabına uzanan geniş bir yelpazede eril distopya
14.12.2016
Şehit değil aşık olmalı gençler
11.12.2016
Bilim din politika fark etmez ataerki her yerde dipdiri
8.12.2016
Kaç yıl geçti siyasi mizahtan uzak
4.12.2016
Yoksullara eğitim yardımı değil yoksulluğu istismar
1.12.2016
Küresel oyunlar değil yerel acılar öncelenmeli
27.11.2016
Son ümit kırıntısı: Bu yasayı onaylamayın Sayın Cumhurbaşkanı
23.11.2016
Adalet Komisyonu'na açık öneri
21.11.2016
TBMM'de gece yarısı tecavüz baskını
16.11.2016
Galeyan demokratik katılım sayılır mı? Kısas hükmü idamı gerektirir mi?
13.11.2016
Hayaline cihan değer: Demokrasi ve barış için güçlü toplumsal talep
9.11.2016
Grup toplantısının düşündürdükleri: HDP yine nöbete
6.11.2016
Yeter artık
2.11.2016
Çocuk istismarı 'kalın fırçalarla' çizilecek konu değil ama...
30.10.2016
Doğan çocuğun adı: Cumhuriyet
27.10.2016
Savaş, yoksulluk, istismar kıskacında çocuklar
23.10.2016
Mum kimin yanan Kerkük
20.10.2016
Siyasetin utanç günlüğüne eklenen yeni sayfa
16.10.2016
İnsanlık onuru = İnsan hakları hukuku
13.10.2016
Sorunun erkek tarafı çözümün de parçası olmalı
9.10.2016
Yine bir cinsel istismar davası
6.10.2016
Ne zafer ne hezimet Lozan sadece bir antlaşma - 2
2.10.2016
Ne zafer ne hezimet Lozan sadece bir antlaşma
26.9.2016
Vesayetin tezgahına düşülüyor
18.9.2016
Kadınlara verilen sözler
16.9.2016
Halime Hala: Türkülerde yaşayan bir memleket hikayesi
15.9.2016
Muhafazakârlık ve dindar muhafazakâr
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Düzce Satılık ve Kiralık Emlaklar Emlak8.net