Berrin Sönmez

gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Nafakada yeni politika: Boşanmayın barışın!


12.10.2018 - Bu Yazı 82 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Adalet Bakanlığı adına yapılan değerlendirme konuşması, gün boyu çalıştayda hiç dile getirilmeyen konuların da çalıştayın sonuç metnine yerleştirileceğini gösterdi. Yoksulluk nafakası çerçevesinde gerçekleştirilen çalıştay, kapanış aşamasında boşanma davalarında arabuluculuk kavramına taşınıverdi. Ve tabii İstanbul Sözleşmesi'ne uzandı. İstanbul Sözleşmesi gereği şiddetle ilişkili durumlarda yargı kararı olmaksızın arabuluculuk sistemi uygulanamadığından yakınıldı.

Açılış konuşmalarında belirtilenlerin salondaki katılımcı görüşleriyle uyuşmadığı, değerlendirme ve kapanış konuşmalarınınsa dile getirilen fikirlerin hepten uzağına düştüğü bir çalıştay daha gerçekleşti, 10 Ekim Çarşamba günü. “Nafaka Sistemi” ele alındı. Adı Nafaka Sistemi olarak belirlense de Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, açılış konuşmasında yoksulluk nafakası vurgusuyla çerçevelemişti, konuyu. Gerekçe olarak hükümetin yüz günlük eylem planında yer alan “nafaka sistemine adaletli bir düzenleme getirileceği” vaadini tekrarladı Gül. İki bakanlığın ortak icraatı olan çalıştayın açılış konuşmasında Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk ise nafaka düzenlemesinin güncellenerek daha adil bir yapıya kavuşacağı görüşünü dile getirdi.

Hem eylem planında hem bakanların sunuşunda adalet vurgusunun dikkat çektiği çalıştayın, mevcut uygulamanın “adil olmadığı” ön kabulüyle düzenlendiği çok açık. Ancak çalıştayın, paydaş görüşlerinin dile getirileceği oturumu açılırken moderasyonu üstlenen bürokratlarca kamunun tarafsızlığına vurgu yapılması, gülümsetti katılımcıları. “Sosyal İhtiyaçlar ve Sosyo-Ekonomik Boyutuyla Yoksulluk Nafakası” adı verilen ve ana tartışma konusunu teşkil edecek olan bölüme sadece 11:15-12:30 arasında süre ayrılması hiç gerçekçi değildi. Ve uygulanamadı tabii ki. Öğleden sonraki oturum için ayrılan “Hukuksal Boyutuyla Yoksulluk Nafakası” başlığı ile birlikte sabahtan akşama kadar iki ayrı konu başlığı bir arada ele alınmış oldu.

Sivil toplum adına katılımlar farklı kesimlere eşit fırsat sunacak şekilde düzenlenmediği için dile getirilen itirazlar sonucu, davetli olmayan örgütlerin temsilcileri de çalıştayda yer almayı başardı. Kamu-STK işbirliğiyle karar alma süreçlerine katılım konusunda deneyimli sivil toplum örgütlerini dışlama eğilimindeki idareye geri adım attırıldı. Sivil toplum temsilcileri, yüksek yargı bürokratları, kürsü hakimleri, avukatlar ve akademik hukukçulardan oluşan yaklaşık elli kişilik gruba beşer dakikalık söz hakkıyla gün boyu sürdü çalıştay.

Katılımcı yüksek yargı mensuplarının ihsas-ı reyden çekinmediği, akademik hukukçuların toplumun gerçeklerinden, hayattan bihaber kaldığı açıkça bir kere daha görüldü maalesef. Kürsü hakimi ve avukat olan hukukçularsa yoksulluk nafakasına ilişkin tecrübelerini paylaşarak, oldukça gerçekçi yaklaşımlarıyla dikkat çekti. Sivil toplum temsilcileri ise sahada var olanı en iyi bilen kesim olarak yoksulluk nafakası ile kadın yoksulluğu arasındaki ilişkiyi somut örneklerle ortaya koyarak, kadının ekonomik güçlenmesi üzerinde durdu. İktidara yakın derneklerin temsilcileri olan kadınlarla muhalif derneklerin temsilcileri olan kadınların görüşlerinin bu çalıştayda birbirine hayli yaklaşması, günün en sevindirici kazanımıydı.

Dile getirilen görüşlerle toplantının temel konusu “nafaka sisteminde değişiklik yapacak bir yasal düzenlemeye ihtiyaç var mı yok mu?” sorusu etrafında şekillendi. Hükümetin yüz günlük eylem planında bir ön kabulle dile getirdiği adaletli düzenleme vaadine mukabil çalıştay katılımcılarının çoğunluğu yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadığı görüşünde birleşti. Yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğunu söyleyenlerin büyük kısmı da “ancak kadının ekonomik güçlenmesi ve kadın yoksulluğuna, kadın istihdamına ve kreş gibi temel ihtiyaçlara ilişkin tedbirler alınmasından sonra yoksulluk nafakasının yeniden düzenlenebileceği” yönünde görüş bildirdi.

Çalıştaya damga vuran ama bakanlıklardan cevabı alınamayan bir diğer temel soru ise sorunun boyutu oldu. Nafaka karşıtlarının Meclis BoşanMA Komisyonu’nu etkileyecek, hükümet eylem planına girecek denli iktidar üzerinde etkili olmasına karşın “ömür boyu nafaka zulmüne son” gibi sloganların gerçekten toplumsal karşılığı olup olmadığı yazık ki anlaşılamadı. Bu çerçevede özellikle karma örgütlerden katılan kadın sivil toplum temsilcilerinden birisine ait şu soru bence çok kıymetli:

“Erkekler bizden, yoksulluk nafakasının kısıtlanması konusunda kendilerine destek vermemizi istiyorlar. Ancak ben yoksulluk nafakasının gerçek bir toplumsal sorun olup olmadığını bilmiyorum. Bu alanda yapılmış haritalama çalışması ve analiz var mı?”

Katılımcı nezaketen “ben bilmiyorum” sözüyle hükümete “siz biliyor musunuz?” sorusunu yöneltmişti kuşkusuz. İktidara yakın bir kadının bu sorusu, kadın örgütleri tarafından da farklı cümlelerle defalarca dile getirildi, çalıştayda ve çalıştay öncesinde konu toplum gündemine düştüğünden bu yana. En son Filiz Kerestecioğlu tarafından Adalet Bakanı’na verilen soru önergesinde, çok benzer ifadelerle, sorunun boyutlarının tespit edilmesine dikkat çekilmişti. Boyutları tespit edilmemiş bir konunun toplum gündemine sorun olarak taşınıp çözülmeye girişilmesinin yaratacağı aksaklıklara dikkat çekmişti Kerestecioğlu önergesinde. Ve sayısal veriler istemişti. Parlamentoda verilen soru önergesine gelecek cevabı beklemek durumundayız. Çünkü çalıştay salonunda bakanlık mensuplarına yönelttiğimiz aynı soruya cevap alamadık. Adalet Bakanlığı adına verilen cevapta sayısal veri, analiz ve haritalama çalışması olmayışına ilişkin sunulan gerekçe muhteşemdi ama:

“Bizim kayıtlarımız UYAP sistemi kuruluncaya kadar hep kağıt üstünde dosyalarda yer aldığından böyle bir çalışma yapmak imkansızın ötesinde zor. Son yıllara ait kayıtları ise hemen çıkarabiliriz”.

Dijital ortama geçilmeden önce dünyada ve bu ülkede hiç basılı kağıt üzerinde araştırma, inceleme ve analiz yapılmamış gibi. İnternetsiz evreni tanımayan genç bürokratımız son yıllara ait kayıtları da hemen çıkarıp bir sayısal veri sunmadı elbette. BİAPLATFORM (Boşanmış İnsanlar ve Aileler Platformu), Aile Akademisi gibi keskin ve kesin nafaka karşıtı sivil oluşumlar da ellerinde sayısal veri olduğunu söylemelerine rağmen söz hakkı kendilerine geldiğinde “nafaka mağduru” olarak isimlendirdikleri, yoksulluk nafakası yükümlüsü kişi sayısını belirtmediler. Gazetelerde ise “nafaka düzenlemesi, iki bin kişiye umut oldu” cümlesiyle verilen haberler kısa süre içinde güncellenip sayı iki milyona yükseltilmişti. Konunun toplumsal sorun boyutunda olup olmadığını anlamak için ihtiyaç duyulan çalışmalar yapılmadığına göre hiç değilse sayısal verinin bu çalıştayın sunuş konuşmalarında açıklanması gerekirdi, ama olmadı. HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu’nun soru önergesine verilecek yanıtı merakla bekleyeceğiz bu durumda, HDP’lisi, CHP’lisi, AKP’lisi, partilisi, partisizi, dindarı, seküleriyle bütün kadınlar.

Medeni Kanun m. 175-176 ile düzenlenen yoksulluk nafakası, cinsiyetsiz ifade ile yazılmış olmasına ve kadınlar da nafaka yükümlüsü olmasına rağmen, çalıştay katılımcıları konunun kadın yoksulluğu ve ekonomik alanda cinsiyet eşitsizliğiyle ilişkisini net olarak kurdu. Yoksulluk nafakasına 1 ila 5 yıllık alt-üst sınırlar önerenler olduysa da çoğunluk süre sınırını ya tümden reddetti ya da kadının güçlenmesi şartına bağlayarak sonraki zamanlara öteledi. Evlilik süresiyle nafaka süresi arasında paralellik kurulması talebi de çoğunlukça uygun bulunmadı. Yasa maddesinin olduğu gibi kalması, hakimin takdir yetkisiyle ve Yargıtay içtihatlarıyla uygulamadaki hataların giderilebileceği kanaati, yaygın görüş olarak ortaya çıktı çalıştayda. En önemlisi de “süresiz nafaka” kavramsallaştırmasının yasayı çarpıtmak anlamına geldiği açıklıkla ortaya kondu kadın avukat ve hakimler tarafından. M.175’in, geçmişte bir yıl süre ile uygulanan yoksulluk nafakasına ilişkin hükmü “süre sınırı olmaksızın” 1988 tarihinde değiştirilmesi, itiraz konusuydu. Kimileri 1988 öncesine dönülmesini savunuyordu. Ancak m.176 ile nafaka süresinin belirlenmesi, şartları, ölçütleri ve değiştirilmesine ilişkin esaslar hakimin takdir yetkisine bırakıldığı için, süresiz nafaka kavramının yanlışlığına dikkat çekti birçok katılımcı. Esnek yasa yazımıyla hakimin takdir yetkisini genişleten yaklaşımla sorunların aşılabileceği ancak süre sınırlarının yasa maddesine gireceği kazuistik yasa yazım yöntemiyle somut olayda hakimin takdir yetkisi kısıtlanacağından hakkaniyetli karar vermenin zorlaşacağı yönünde pek çok görüş dile getirildi.

Ancak günün sonunda çalıştayın değerlendirilmesi ve kapanış konuşmalarına sıra geldiği zaman her şey alt üst oldu. Adalet Bakanlığı adına yapılan değerlendirme konuşması, gün boyu çalıştayda hiç dile getirilmeyen konuların da çalıştayın sonuç metnine yerleştirileceğini gösterdi. Yoksulluk nafakası çerçevesinde gerçekleştirilen çalıştay, kapanış aşamasında boşanma davalarında arabuluculuk kavramına taşınıverdi. Ve tabii İstanbul Sözleşmesi’ne uzandı. İstanbul Sözleşmesi gereği şiddetle ilişkili durumlarda yargı kararı olmaksızın arabuluculuk sistemi uygulanamadığından yakınıldı. Şiddeti hafifseyen dehşetengiz bir ifadeyle üstelik:

“İstanbul Sözleşmesi sadece fiziksel şiddeti ele almıyor. Psikolojik, ekonomik, duygusal şiddet kavramlarına yer verdiği için arabuluculuk sistemine engel teşkil ediyor. Çünkü bir tokat, hakaret vs. içermeyen boşanma olmaz” mış. BoşanMA anlamındaki arabuluculuk sistemi, buna göre kadını şiddetle yaşamaya mahkum eden barıştırma mekanizması işlevi görecek demektir. Nafakayla ilişkisi kurulmadan, boşanma davalarında ev içi şiddetin yok sayılması için İstanbul Sözleşmesi’nden yakınan Adalet Bakanlığı değerlendirmesi başka sorunlar da içeriyordu. Yoksulluk nafakasına süre sınırı yönünde görüş oluşmuş gibi sonuç raporu yazılacağı çıktı ortaya, bu değerlendirme konuşmasıyla. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bürokratı da farklı bir değerlendirme yapmadı. Çalıştay sonucuna göre taslak hazırlanıp sunulacağını söylediği zaman kuvvetler ayrılığı ilkesini hatırlatmama verilen cevap “o bahsi diğer” oldu.

Günlerce bu çalıştayı konuşmanın, katılma yollarını araştırmanın ve uzak, yakın pek çok ilden gelerek vakit, nakit ve enerji harcamanın yanı sıra katılımcılar, gün boyu süren mesainin sonunda eldeki taslak metne uygun değerlendirme yapıldığı gerçeğiyle yüzleşti. Deyim yerindeyse eldeki kumaşa göre don biçmek için çalıştay gün boyu yönlendirilmeye çalışılsa da başarılamadığı halde elde hazır tutulduğu ayan olan taslak, çalıştay sonucuymuş gibi sunulabilecek, bu değerlendirme konuşmalarıyla. Parlamentoya yasa tasarısı olarak sunamayacakları halde arka kapılardan geçerek, iktidar vekillerinin eline hazır metin verilecek. Pireyi deve yaparak olmayan sorunu var gösterme illüzyonuna bir de çalıştay görüşlerine takla attırma becerisi eklenecek, görünüşe bakılırsa.

Onca emeğin sonunda elde kalan, farklı siyasi görüşlere ve hayat tarzlarına sahip kadınların yoksulluk nafakası özelinde ortaklaşmaya çok çok yakın durduğunu görmenin paha biçilemez değeri.

Facebook Yorumları

reklam
18.10.2018
Kürtler muhtar bile mi olamayacak?
16.10.2018
İki tabut
12.10.2018
Nafakada yeni politika: Boşanmayın barışın!
9.10.2018
Nafaka çalıştayı, sistem, demokrasi
4.10.2018
Nafakayı 217 yıl sonra konuşalım!
2.10.2018
McKinsey danışmanlığı ve eril şiddet aynı aklın ürünü
25.9.2018
Çakıcı affı ya da siyasetin açmazı
23.9.2018
Aşure mesajı ne yana Alevi açılımı ne yana düşer?
19.9.2018
Siyasetin sağı solu
15.9.2018
Karma eğitim, cinsiyetçilik ve sosyo-biyoloji
12.9.2018
İnsanın primat yanı
8.9.2018
Dünya malı erkeğe ahlak kadına mülk!
5.9.2018
Devleti, otoriteyi put edinen dindarlık
1.9.2018
Çocuk feryadıyla yürütülen kampanya
29.8.2018
Nafaka 'sorun' değil, sorumluluk mecburiyeti
25.8.2018
Sektörde ve dizide taciz
22.8.2018
Gözü yaşlı bayram
4.8.2018
Keşke yürüselerdi, keşke herkes yürüse
1.8.2018
İktidarın kadın haklarıyla imtihanı
28.7.2018
Din-Devlet çatışmasında turnusol: Kadın Hakları
25.7.2018
Devşirilen Din: Milli Görüşten Ulusalcı İslama Evriliş
21.7.2018
İdeoloji ve akçeli işler
18.7.2018
Soykırımın ayak sesi: Assam yeni Arakan mı?
14.7.2018
Patronları ve eril zihniyeti koruma bakanlığı
11.7.2018
Bindiğimiz alamet gittiğimiz…
7.7.2018
Yazar onur için değilse ne için yazar?
4.7.2018
İdam, hadım, kayıplar ve deli sorula
30.6.2018
Rant ekonomisinin düsturu: Çıkınca merdiveni çek!
27.6.2018
Galip sayılır bu yolda mağlup
23.6.2018
Kadınların sandık motivasyonu
20.6.2018
Seçimden önce yardımcısını, ekibini tanıtan kazansın
16.6.2018
Nefisle imtihan sonrası şükür bayramı
13.6.2018
Vesayetin İnce ayarı
9.6.2018
Erdoğan Demirtaş'ı neden desteklemeliydi?
6.6.2018
Cumhur İttifakının seçim vaadi: FETÖ’ye, tacizciye af; Kürde inkâr
2.6.2018
İYİ Parti ve 2K sorunu
31.5.2018
HDP'de organizasyon değil ama moral, motivasyon yerinde
30.5.2018
Seçim beyannamelerinde kadın ve eşitlik -2 - CHP
23.5.2018
Kadınların alkışını sadece HDP hak ediyor
16.5.2018
Bitmeyen şarkı: Adalet arayışı ve seçim ilişki
12.5.2018
Ey siyaset! Kadın hakları tali mesele değil...
9.5.2018
Münafıktan tövbeye arka bahçe seçim yatırımları
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
25.4.2018
Erdoğan neden seçilmemeli?
21.4.2018
Baskın, her zaman basanın olmayabilir
18.4.2018
Nafaka, istismar, kadın düşmanlığı
14.4.2018
'Çocuk kabul edilen' cinsel istismarın fail tarafı
11.4.2018
Ceza yüz kırk yıl olsa ne!
7.4.2018
Dillerin altında ne baklalar gizli
4.4.2018
Deizm sanılan belli ki riyakar dindarlığa itiraz
31.3.2018
Beş yıl kaçana iyi hal indirimi
28.3.2018
'Ankara kriterleri'nin ilki suskun başkent
24.3.2018
Kadın düştüğü yerden kalkarken
21.3.2018
Güncellemeden önce lazım olan hukuk
18.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
17.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
14.3.2018
Babasız çocuklar diyarı
10.3.2018
New York tekstil grevinden bugüne değişenler, değişmeyenler
7.3.2018
İstismarda hukuki boşluk: Akran şiddeti ve akran deneyimi kavramları
3.3.2018
Komisyon cinsellikle istismarı karıştırıyor
24.2.2018
İstismarın istismarı: Kastrasyon ve zina
21.2.2018
Sapık değil o beyler! İçinizden biri!
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
25.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
15.3.2017
Arkamdaki yadigâr olsun
11.3.2017
Sürdürülebilir politik ortaklık sahici kadınlarla mümkün
8.3.2017
Haydi kadınlar politik ortaklığa!
4.3.2017
OHAL şartlarında Dünya Kadınlar Günü
1.3.2017
Her darbeyle yeniden darp edilmiş vurgun yemiş nesiller ülkesi
26.2.2017
EVET veya HAYIR’ın kısa formülü
23.2.2017
Seçim vetoları gibi
18.2.2017
Evetin soruları hayırın cevapları
12.2.2017
Halkın aklıyla alay etmede devlet aklı
8.2.2017
Bu sefer insanlar ölmedi ama siyasette insanlıktan eser yok
4.2.2017
Pozitif ayrımcılık: Hem zehir hem şifa
1.2.2017
Kadına yönelik şiddetle mücadelede paranın izini sürmek
28.1.2017
Bakanlığın sayısını unuttuğu kadınlar
25.1.2017
Darbecilerin anayasasına makyaj referandumu
22.1.2017
Sahi bu neyin kavgası?
19.1.2017
Kırk yamalı bohçaya astar 5
14.1.2017
Kırk yamalı bohçaya astar 4
12.1.2017
Kırk yamalı bohçaya astar-3
7.1.2017
Şehîdê min ê ezîz! Mekanê te cennet be. Welat minetdarê te ye
4.1.2017
Yıldızları söndürmüş fırtınanın soluğu
31.12.2016
Emek verelim sevgiye barışa
29.12.2016
Kırk yamalı bohçaya astar (2)
24.12.2016
Kırk yamalı bohçaya astar
17.12.2016
Çocuk istismarından evlilik kitabına uzanan geniş bir yelpazede eril distopya
14.12.2016
Şehit değil aşık olmalı gençler
11.12.2016
Bilim din politika fark etmez ataerki her yerde dipdiri
8.12.2016
Kaç yıl geçti siyasi mizahtan uzak
4.12.2016
Yoksullara eğitim yardımı değil yoksulluğu istismar
1.12.2016
Küresel oyunlar değil yerel acılar öncelenmeli
27.11.2016
Son ümit kırıntısı: Bu yasayı onaylamayın Sayın Cumhurbaşkanı
23.11.2016
Adalet Komisyonu'na açık öneri
21.11.2016
TBMM'de gece yarısı tecavüz baskını
16.11.2016
Galeyan demokratik katılım sayılır mı? Kısas hükmü idamı gerektirir mi?
13.11.2016
Hayaline cihan değer: Demokrasi ve barış için güçlü toplumsal talep
9.11.2016
Grup toplantısının düşündürdükleri: HDP yine nöbete
6.11.2016
Yeter artık
2.11.2016
Çocuk istismarı 'kalın fırçalarla' çizilecek konu değil ama...
30.10.2016
Doğan çocuğun adı: Cumhuriyet
27.10.2016
Savaş, yoksulluk, istismar kıskacında çocuklar
23.10.2016
Mum kimin yanan Kerkük
20.10.2016
Siyasetin utanç günlüğüne eklenen yeni sayfa
16.10.2016
İnsanlık onuru = İnsan hakları hukuku
13.10.2016
Sorunun erkek tarafı çözümün de parçası olmalı
9.10.2016
Yine bir cinsel istismar davası
6.10.2016
Ne zafer ne hezimet Lozan sadece bir antlaşma - 2
2.10.2016
Ne zafer ne hezimet Lozan sadece bir antlaşma
26.9.2016
Vesayetin tezgahına düşülüyor
18.9.2016
Kadınlara verilen sözler
16.9.2016
Halime Hala: Türkülerde yaşayan bir memleket hikayesi
15.9.2016
Muhafazakârlık ve dindar muhafazakâr
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları