Bekir AĞIRDIR

T24.Com



Bookmark and Share

Küresel ara buzul dönem


20.4.2018 - Bu Yazı 1114 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Seçimlere dönük stratejiler için tüm analizler yapmaya çalışırken; küresel ve bölgesel gelişmeleri, dinamikleri ve karşı karşıya olduğumuz meselelere etkilerini dikkate almadan önümüzdeki tabloyu tam anlamıyla anlayamayız.

Son beş yılda dünyadaki tüm seçimlerde popülist, şoven söylemin ve partilerin yükseldiğini görüyoruz. Son beş yılda yapılan hemen tüm seçimlerde popülist, şoven, nefret söylemine yaslanan ama her bir toplumun en az yarısının rızasına dayalı partiler ve liderler yükselişte.

Tabii ki yüzeyde ve güncelde görünen bir hareketlilik ve gerilimler var. “Soğuk Savaş bitti” sanıyorduk, şimdi Rusya yeniden sahne aldı; Amerika ile Rusya arasında yeni bir denge nasıl kurulacak bilmiyoruz. “Ekonomik ağırlık Çin ve Hindistan’a hatta Doğu’ya kayıyor” deniyor ama yeni ekonomik denge nasıl kurulacak bilmiyoruz. Avrupa Birliği’nin kendi krizi var, yeni düzen nasıl tanımlanacak bilmiyoruz. 2008 Küresel ekonomik kriz neden çıktı, nasıl geçecek, yeni ekonomik model nasıl olacak sorularının henüz tam bir cevabı yok. Arap Baharı yaşandı ama bu ülkelerde henüz tam bir reform çabası yok, hatta Müslüman ülkelerde neredeyse “devletsizleşme” sürecinden bahsetmek mümkün. Kimse adlı adınca söylemese de bir yandan Müslüman coğrafya ile Hristiyan coğrafyanın yeni denge arayışı, öte yandan da Müslüman coğrafyada mezhepsel gerilimler, radikal arayışlar yaşanıyor.

Dolayısıyla Suriye diye kodlanan şey, yeni dünyanın yeni denge arayışının kostümlü provasıdır. Ve yine Suriye diye kodlanan şey Türkiye’dir. Çünkü Türkiye bir yandan sanayi toplumu-bilgi toplumu süreçlerini bir arada yaşayan, tüm küresel gerilimlerin doğrudan muhatabı hem de kendi özgün siyasi ve toplumsal meseleleri olan ülkedir. O nedenle de küresel gerilimlerin ve kostümlü provanın bizzatihi oyun sahasıdır.

Tüm bu krizlerin altında daha derin bir mesele var, 21. yüzyıl veya bilgi toplumu veya postmodern dünya olarak nasıl adlandırırsak adlandıralım ama insanlık yeni hayatın yeni devlet, hukuk ve siyasal sistem modellerini üretemedi. Yeni hayatın sorunlarıyla baş edemedikçe de geleneksel ulus devlet kodlarına geri dönülüyor. Özgürlük yerine güvenlik, demokrasi yerine ekonomik kalkınma politikalarıyla, ülke sınırlarına duvarlar inşa edilerek sorunların aşılabileceği sanılıyor. Bu dönemi ben “küresel ara buzul dönem” olarak adlandırıyorum.

Halbuki gündelik hayat ve zihin dünyamız değişti. Yeni hayatta sınıfsal sorunlar kadar kültürel sorunlar, emek-sermaye çelişkisi kadar tüketici-sermaye çelişkisi, hayatı sürdürme-yeme-içme-barınma talebi kadar özgürlük talebi, temsiliyet yerine katılım, zaman ve mekandan bağımsız iş yapma-örgütlenme-siyaset yapma imkanı gibi tüm bildiklerimiz dışında değişimler var. O nedenle de ulus devlet modeliyle çözüm arayışları sonuçsuz kalacak. Ta ki “koşulsuz vatandaş memnuniyeti” diyecek devlet modeli ve bu talebi siyasete çevirecek “küresel demokrasi hareketi” ağırlık kazanana kadar.

Türkiye’nin özgün hikayesi

Türkiye, küresel ara buzul döneme demokrasi kriziyle, orta gelir tuzağına takılmış ekonomisiyle, popülist ve sürdürebilirliği olmayan günlük ekonomi politikalarıyla ve kimliklere sıkışmış, kutuplaşmış siyaset yapısıyla yakalandı. Tüm bu karmaşada ülkenin refahı, huzuru için politikalar üretmesi gereken iktidar yerine karşımızda hegemonik, hükmedici bir devlet ve iktidar var. Kendi makbul vatandaşlarını yaratmaya çalışan, son derece merkeziyetçi, son derece keyfiyetçi bir siyaset anlayışına sahip, son derece partizan bir iktidar ve devlet söz konusu. Siyasi alanın her gün biraz daha kısıtlandığı ve daraltıldığı bir dönemden geçiyoruz.

Türkiye, “biz” duygusunun parçalandığı bir süreç yaşıyor. “Biz” derken bir kısmımız dindarları, önemlice bir kısmımız Kürtleri, bir kısmımız sekülerleri, solcuları, bizden farklı düşünenleri dâhil etmiyoruz. İktidar ve fanatik yandaşları da “biz” derken muhalif düşünenleri dahil etmiyor. Üç farklı siyasal, kültürel, sosyoekonomik coğrafyanın ve toplumsal dokunun üç farklı Türkiye hayali var.

İktidar ve ortakları özgürlük yerine güvenliği, demokrasi yerine ekonomiyi tercih etmiş, kutuplaşmaya yaslanmayı, muhalifleri ötekileştirmeyi seçim stratejisi olarak benimsemiş görünüyor.

Üstelik tüm bu politikalar küresel ara buzul dönemin farklı katmanlardaki yeni küresel denge arayışlarını savaş politikalarıyla sürdürme aşamasına geçildiği, her biri doğrudan bizi ilgilendiren küresel meselelerde ülke çıkarının Müslüman coğrafyanın ve vicdan siyasetinin küresel liderliği illüzyonuyla daha da karmaşık hale geldiği bir süreçle vücut buluyor.

Görünen o ki iktidar ve ortakları seçim sürecini “yerli, milli olmak-olmamak” şeklinde kodlanan bir söylem ve kutuplaşma üzerinden kuracak. Yine görünen o ki kendi sorumluluğunu dışarıda bırakarak ülkenin beka sorunu ve ülkenin düşmanları diline yaslanacak. Söylemler korku ve güvenlik üzerine kurulacak.

Yeni siyasetin parametreleri

Buraya dek not ettiğim var olan siyaset zeminine dair tespitleri özetlersek, siyaset konsolide oldu, kimliklere sıkıştı ve kutuplaştı. Siyasi rekabet eksik ve belirleyici siyasi aktör iktidar partisi. Aşağıdaki grafikte üç yıllık araştırma bulgularındaki doğrudan söylenen tercihlerdeki değişimi görselleştirilmiş. Görüldüğü gibi siyasi tercihlerdeki dalgalanmayı üreten muhalefet değil iktidar partisinin yaptıklarına seçmenin beğenileri ya da tepkileri belirliyor. Bir başka ifade ile Ak Parti’nin icraatlarından memnun olmayan, ya da ilk bölümde alıntıladığım şiirdeki gibi ‘memleketin dağılmış pazar yerlerine’ benzediğini düşünen seçmenler başka bir partiye oy vermiyor ve seçim yaklaşınca yeniden Ak Parti’ye oy veriyorlar. Çünkü pazarı düzenleme iddiasını sahiplenebilen, yönetme kapasitesi olduğunu gördüğü, güven veren bir parti bulamıyorlar.

Bir başka tespitte siyasi partilerin radikal değişme, dönüşme kapasitelerinin sınırlı olduğu ve hatta hiç olmadığı. Bunlara karşılık da siyasetten umudu giderek azalan toplumun kendi gündelik hayatının meselelerine, hanesinin dirlik düzenliğine odaklanarak siyasetle ilişkisini en aza indirdiği gözleniyor.

Toplumlar böylesi sıkışma, kırılma anlarında aydınlarına ve siyasetçilerine bakar. Onlardan çıkış yollarını duymayı bekler. Ortak gelecek konusunda muhafazakârlar, dindarlar afallamış; modernler, sekülerler umutsuz ve endişeli, Kürtler kırgın ve kızgınlar. Siyasi aktörler gündelik hayattan kopmuş, beslenme ve değişme kanallarını kapatmış durumdalar. Aydınlar ise bir yandan baskı altındalar öte yandan da ıssızlığa ve korkularına teslim olmuş durumdalar. Daha da vahim olanı siyasi aktörler de aydınlar da kendi pozisyonlarına, kendi akıl ve tercihlerine aşık, o nedenle değişimi diğerlerinden bekliyor.

Bu verili hal içinde 21. yüzyılın, bilgi toplumun siyasetini seçimlere kadar kısa sürede inşa edecek bilgi, kapasite, model, beceri olmadığına göre kısa vadeli seçim stratejisi ne olacak? Bu verili hal içinde seçimlerin sonuçlarını ne belirleyecek? Süreci belirleme rolünü iktidar sürdürebilecek mi yoksa muhalefet beklenmeyen bir sıçrama yapabilecek mi?

Senaryolar

Bu yazı dizisinin son bölümü hazırlanırken seçimin 24 Haziran'da yapılacağı ilan edildi. İktidar blokunun “ekonomide ve siyasette bir şeyleri toparlayıp seçime gitme” hesabı yerine “muhalif blokun dağınıklığına, muhalif aktörlerin toplumun yükselen huzursuzluğunu örgütleme maharetlerindeki eksikliğine yatırım” hesabı yaptığı anlaşılıyor. Kaos mu, düzen mi ikileminde toplumun düzeni tercih edeceği hesabı yapıyor. Tüm bunların yanında Erdoğan’ın kitlesi üzerindeki dönüştürücü etkisi ve mahareti dikkate alınırsa iktidar ve ortaklarının oyun planı ve stratejisi belli. Yukarıda bahsettiğim üzere kararsız seçmeni sandık önlerine gelene kadar ikna etmedeki başarıları ve deneyimleri de ortada. Soru işareti muhalefetteki aktörlerin ne yapacaklarına dair.

Bu seçim sürecinin korkulara, korkutmalara, bölünme kaygılarına yaslanan birlik, beraberlik  söylemleri ağırlıklı yürüyeceği öngörülebilir. İktidarın OHAL yetkilerini, KHK yetkilerini, medyayı sonuna kadar kullanacağı da bilinmeyen bir şey değil. Hayatın her bir alanını  denetlemeye çalışan bir iktidara karşı muhalefetin olası tehlikeler, korkular üzerinden söylemi bu seçimde etkisiz kalacaktır çünkü iktidar bloğunun korkutma kapasitesi daha büyük. Muhalefet ancak umut yaratarak oyunu değiştirebilir. Dolayısıyla oyunu değiştirmek için muhalefetin beklenmeyen, oy oranlarında olağanüstü bir sıçrama yaratacak stratejiyi üretebilmesi lazım.

Baskın seçim tarihinin bu kadar yakın olması, partisiz aday çıkabilmesi ve başarılı olması gibi olasılıkları zayıflatıyor. Bu kadar kısa sürede bağımsız bir adayın örgütlenebilmesi, verili koşullarda topluma kendini anlatabilmesi ve ikna edebilmesi beklenemez. Hele toplumun idolü kabul edilebilecek, farklı kimliklerin ortak beğenisine sahip siyasi kişiliklerin bile olmadığı ıssız zamanlarda böylesi aday denemelerinden başarı beklemek olanaksız. Bu aday Meral Akşener bile olsa.

Bu durumda muhalif partilerin birinci ve ikinci tur stratejilerine odaklanmak gerekir. Örneğin 2015 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde uygulanması gerektiği halde yapılamayan “çoklu aday ile seçimi ikinci tura taşıma stratejisi” bu seçimde uygulanırsa başarı şansı var mı? Diyelim ki her parti kendi adaylarını çıkardı ve yine diyelim ki birinci turda Erdoğan yüzde 45, diğerleri de sırasıyla yüzde 18, yüzde 12 gibi oylar aldı. İkinci turda yüzde 18’lik adayın arkasında yüzde 51’in dizilmesi, o adayın yönetme kapasitesine 15 günde ikna olması mümkün mü? Bu durumda ikinci tur “Erdoğan yandaşları ve karşıtları” oyununa, kutuplaşma içindeki seçmen tercihlerine döner ki sonucunu merak etmeye gerek yok.

2015 Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki Ak Parti yandaşları-karşıtları ekseni de, 16 Nisan halkoylamasının evet-hayır bloklaşması da bugünkü oyun planının başlangıç noktası olarak ele alınmasının, her iki sonucu da hatırlayınca, yetersiz kalacağı açık.

Yalnızca Cumhurbaşkanlığı seçiminin esas alınması da doğru olmaz. Her ne kadar sistem değişmiş olsa da parlamentonun yasama gücü ve bu gücün içinde kimin 400 milletvekilini yakalayacağı da en az Cumhurbaşkanının kim olacağı kadar önemli.

Oyunun akışını radikal biçimde değiştirecek, seçmen tercihlerinde olağanüstü sıçrama üretme potansiyeli olan tüm kimliklerin kendi kimliklerini aşarak, kutuplaşmanın duygusal ambargolarını aşarak oy verebilecekleri strateji ne olabilir?

Hedef durum ile hedef durumdaki politik duruşları ayırmak

Ülkenin biraz sakinleşmeye, kendi fırsatlarını, risklerini, ihtiyaçlarını ve taleplerini müzakere edecek, küresel ara buzul dönemin kargaşası ve kaosu dışından düşünecek zemine ihtiyacı var.

Ülkenin güçler ayrılığını yeniden tesis etmeye, iktidar ve yürütme gücünün hukukun içine çekilmesine ihtiyacı var.

Ülkenin savaştan, şidetten, terörden, her türlü siyasi ve ekonomik, çıkar ve terör çetelerinden kurtulmaya ihtiyacı var.

Ülkenin yargıyı acilen yeniden yapılandırmaya, tarafsızlığını ve bağımsızlığını tesis etmeye kurtarmaya ihtiyacı var.

Ülkenin siyasetin doğallaştırılmasına, siyasi alanın güçlendirilmesine ve demokratikleşmesine, parlamentoda her türlü farklılığın temsiliyetine ihtiyacı var.

Ülkenin birarada yaşama iradesinin ve biz duygusunun yeniden inşa edilmesine ihtiyacı var.

Hedef durum bunlar. Bu hedef durum içinde farklı siyasi tercihlerimiz, farklı siyasi tutum ve davranışlarımız, farklı kültürel aidiyetlerimiz, farklı hayat tarzlarımız olabilir.

Aslında seçimi kim kazanırsa kazansın bu durumu yaratmaya ihtiyacımız var.

Eğer muhalefetin tüm aktörleri, hiçbirisini dışarıda bırakmadan, hedef durum konusunda ilkesel bir birlik oluşturabilirler, her birisinin varolan tutum ve davranışlarında gerekli zihni dönüşümü yapabilirlerse ancak herşey değişebilir. Her kimliğin, her kutuplaşma köşesinin aktörleri bir arada yaşamanın koşullarını inşa etmek konusunda mutabık kalır ve bir arada oldukları konusunda seçmeni ikna edebilirlerse her şey değişebilir. Bu biraradalık sağlanabilirse ortak adayın kim olacağı sorusuna sıra gelir. İktidar blokunun stratejisi ancak böyle boşa düşürebilir.

Muhalif aktörlerin bunu başarabilmesinin önşartı, bu toprakların insanlarına, bu toprakların geleceğine güvenmeleri, toplumun kendi kararlarını verebilecek olgunlukta olduğuna inanmalarıdır. Önşart; şiddetsiz, çatışmasız, terörsüz, dayatmasız siyaset marifetiyle toplumun daha iyisini yapabileceğine, ülkenin tüm renkleriyle bunu hakettiğine inanmaktır. O zaman ancak toplum da onlara inanacaktır.

İktidar adayı, vaatleri, yapabilecekleri belli. Muhalefetin siyaset üretme mahirliği ve ihtiyacı da belli, zaman dar.  Bu koşullarda seçime gidiliyor. O nedenle seçimin sonucunu iktidarın yapacaklarından çok muhalefetin yapabilecekleri belirleyecek.

 

Facebook Yorumları

reklam
20.4.2018
Küresel ara buzul dönem
19.4.2018
Kentlileşmiş, dönüşmüş toplum
18.4.2018
Kimliklere sıkışmış ve kutuplaşmış siyasi zeminde bir Türkiye fotoğrafı: En büyük parti gri alandakiler!
30.4.2017
Referandumun ardından Türkiye’yi yeniden düşünmek
29.4.2017
Anayasa değişikliği karmaşık sorunlara ne kadar çözüm üretecek?
28.4.2017
Referandumda sonuç ile tabloyu belirleyen küresel ve yerel dinamikler
27.4.2017
Referandumda sonucu ve tabloyu neler belirledi?
14.6.2016
Dünya nereye?
27.5.2016
Kürt meselesi artık Türk meselesidir!
10.5.2016
Son seçim haritaları ne diyor...
16.10.2015
Katliam sonrası seçmen ne yapar?
13.10.2015
Yarınımıza sahip çıkmanın yolu, seçime, sandıklara sahip çıkmaktır!
4.9.2015
Seçmen bütünleme sınavında ne yapacak?
24.8.2015
Erdoğan ve Ak Parti için tekrar seçim bir kumar
21.8.2015
Seçmeni bütünlemeye bıraktılar
25.5.2015
7 Haziran’ın dinamikleri
3.6.2015
Uçağın burnu düzelmiyor ama ya sonrası…
11.5.2015
Kampanyaların ilk çeyreği geçilirken
26.4.2015
AKP'nin çekirdek oyunda çözülme başladı
12.4.2015
Seçimin sonucunu neden HDP ve MHP belirleyecek?
9.4.2015
Listeler aritmetiği değiştirecek nitelikte değil, sonucu MHP ve HDP belirleyecek
04.04.2015
Kabul edin, hiçbiriniz terör belasını konuşmuyorsunuz
24.03.2015
Cumhurbaşkanı, toplumu başkanlık sistemine razı etmek için gerilime yol veriyor
22.03.2015
Kutuplaşma verilerinde neler değişti, seçmenin yüzde 35'i ne yapacak?
16.03.2015
Araştırmalarda ilk kez AK Parti karşıtlarının oranı AK Parti yandaşlarını geçti!
05.02.2015
Başkanlık sistemi üzerine
29.01.2015
HDP ve baraj
09.01.2015
Fanatizm ve lümpenleşme yayılınca
25.12.2014
Trenin raydan çıkmasına engel olanlar
22.12.2014
Diyanet, kadınlar ve Aleviler
19.12.2014
Hangi tarafta duracağız?
11.12.2014
Mesele gerçekten Osmanlıca mı?
04.12.2014
Yine, yeniden seçim barajı
20.11.2014
Süreci sürdürmek zorunluluğunu üreten toplumsal dinamikler
06.11.2014
Kaybedilen her gün Çözüm Süreci'nde zorlukları çoğaltıyor
30.10.2014
Cumhuriyet, kalkınma ve maden kazaları
23.10.2014
Kürtler parça parça da olsa devletleşecek
11.10.2014
Şiddet pornosu mu şizofreni mi?
03.10.2014
Cumhurbaşkanı'nın konuşmasının kodları
21.07.2014
Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası senaryolar
15.07.2014
Cumhurbaşkanlığı seçimi için olasılıklar
07.07.2014
Paradigmalar bir daha değişiyor
1.07.2014
Seçim rallisinde 2. etaba girilirken Erdoğan ve Ak Parti için senaryolar
18.06.2014
Çatı aday bulundu. Şimdi ne olacak?
16.06.2014
IŞİD'in iç politikaya etkileri
19.05.2014
Ölüm kuyularından çalışmaya razı olmak
12.05.2014
Olağanüstülüğü nasıl aşacağız?
14.04.2014
Kostümlü provadan sonrası
05.04.2014
Verili durum: Türkçülük, Kürtçülük, İslamcılık ve laikçilik
04.04.2014
30 Mart sonuçları, Cumhurbaşkanlığı seçimi için nasıl okunmalı?
03.04.2014
Hangi parti hedefine hangi ölçüde ulaştı?
27.03.2014
7 maddede 30 Mart'ta sandıktan çıkacak sonuçları okuma rehberi
17.03.2014
Siyaset tarzı olarak linç kültürü yaygınlaşırken
10.03.2014
Yabancılaşıyoruz, yabancılaşıyorlar
05.03.2014
Seçmen değil insan (3)
04.03.2014
Seçmen değil insan - 2
03.03.2014
Seçmen değil insan - 1
10.02.2014
İlişki ve diyalog zeminleri bir bir yok olurken
27.01.2014
Süreç yaratıcı yıkıma dönüşür mü?
21.01.2014
Cevaplar bu değil
13.01.2014
Kriz yeni bir devlet aklında mutabakat üretiyor
31.12.2013
Herkes giderek inandırıcılığını yitiriyor
23.12.2013
Yolsuzluk operasyonu seçmen tavrına nasıl yansır, oyları ne etkiler
16.12.2013
Yerelleşme ve katılımı önleyen zihinsel ve duygulsal engeller neler?
14.12.2013
Sivil toplumda demokratikleşmeye öneri
09.12.2013
Seçmen hangi dürtülerle tercihini belirleyecek?
02.12.2013
AKP-Cemaat gerilimi neyi ima ediyor, Erdoğan ne yapmaya çalışıyor?
25.11.2013
Komisyon çalışmayınca anayasa ihtiyacı kalktı mı?
18.11.2013
Cumartesi Diyarbakır’da ne oldu?
11.11.2013
Ak Parti’nin toplum tahayyülünü çerçevelemek
04.11.2013
Türkiyelileşirken yerelleşmek
28.10.2013
Esas çılgın proje ne olurdu?
21.10.2013
Yerel yönetim mi dediniz?
14.10.2013
Ak Parti’nin paradoksu
05.10.2013
Seçim sistemine dair öneriler ne anlama geliyor? (3)
04.10.2013
Seçim sistemine dair öneriler ne anlama geliyor? (2)
03.10.2013
Seçim sistemine dair öneriler ne anlama geliyor? (1)
01.10.2013
Demokratikleşme ve Ceylan ve Tahribat ve Nazar
29.09.2013
Birden çok Türkiye paketi beklerken
23.09.2013
Sahaya inen binlerce taraftar bize ne söylüyor?
20.09.2013
Kederin beş evresi
13.09.2013
Süreç ne olursa olsun sürer
12.09.2013
AKP, Habur krizinde neden yalnız kaldı?
11.09.2013
Kürt sorununa çözüm sürecinin neresindeyiz?
09.09.2013
Yerelliğin olmadığı yerel seçim
03.09.2013
Yerel seçimde İstanbul
26.08.2013
Uzun ve sıcak bir kış
09.07.2013
Y Kuşağı mı yeni hayatın yeni insanları mı?
04.07.2013
Toplum nasıl müdahale edecek?
01.07.2013
Hayatı dar alanlara sıkıştıranlar
21.06.2013
Ak Parti neden yönetemedi?
20.06.2013
Gezi Parkı direnişinin siyasal ve toplumsal sonuçları (2)
18.06.2013
Gezi direnişinin sonuçları: Artık 'yeni' AK Parti'nin tekelinde değil
16.06.2013
Önerim parkın boşaltılmasıdır
15.06.2013
Gezi Parkı hakkında hâlâ anlaşılamayanlar
08.06.2013
Rest çekmek mi, diz çökmek mi, yoksa bir an durup düşünmek mi?
07.06.2013
Gezi Parkı direnişi dipte neleri değiştiriyor
03.06.2013
Gezi Parkı direnişinden çıkan beş ders
30.05.2013
Devletin dindar bir nesil yetiştirme görevi var mı?
20.05.2013
Ekonomideki büyüme hane gelirlerine nasıl yansıdı?
15.05.2013
Çevre bilinci olmayan cahil toplum (mu?)
13.05.2013
Nükleer enerjiyi referanduma götürsek…
06.05.2013
Sürecin riski karşısındakiler değil yanındakiler
02.05.2013
Burada bir şeyler oluyor
29.04.2013
Birileri değil hepimiz inşa edeceğiz barışı
25.04.2013
Seçim sistemi ve siyasi rekabet
22.04.2013
Seçim sistemi ve baraj
18.04.2013
Değerler mi, tabular mı
7.04.2013
Karamsarlık kalıcı olabilir mi
15.04.2013
Kardeşlik değil eşitlik ve adalet
11.04.2013
Kavramlar bozuldu
08.04.2013
Karamsarlık kalıcı olabilir mi
08.04.2013
Çatışmacı kültürde şiddet
01.04.2013
Süreç düz bir hatta ilerlemez
28.03.2013
Yol, yordam bulmak
25.03.2013
Doğrular, yanlışlar, bilerek yanlışlar
21.03.2013
Bir köprü ayağı mı olsaydım ah, barış yolunun üstünde...
18.03.2013
Oltayla balina avlamak
14.03.2013
Geçiş dönemi (mi)
11.03.2013
Asıl, barışmak cesaret istiyor
07.03.2013
Sivil toplum sahneye
04.03.2013
Ya benimsin ya kara toprağın
28.02.2013
Güven, dil ve muhataplık üzerine
25.02.2013
Lümpenleşme
21.02.2013
Jüri
18.02.2013
Özgürlük mü, güvenlik mi
14.02.2013
Kadına şiddet
11.02.2013
Kadın meselesi
07.02.2013
Aile, çocuklar, hayaller
04.02.2013
Kentler, metropoller
31.01.2013
Barışa katkı nasıl olabilir
28.01.2013
Duvarlar ardında sivil siyaset
24.01.2013
Değerler ve hayat pratikleri
21.01.2013
İki ayrı hayat
17.01.2013
Aykırı sorular
14.01.2013
Çok anahtarlı kapı
10.01.2013
Psikolojik ambargolar
07.01.2013
Barışı inşa etmek
03.01.2013
Gelecek kaygısı
31.12.2012
Yıl biterken
27.12.2012
Bela
24.12.2012
Diyet
20.12.2012
Sade vatandaş gözünde Ergenekon
17.12.2012
Şoven zihniyet ve silikozis
10.12.2012
Partilerin oylarını değerler mi, beklentiler mi belirliyor?
29.11.2012
Bir araştırma üzerine 4: Kimlik siyasetleri parti tabanlarına dayanmıyor
28.11.2012
Bir araştırma üzerine 3: Çelişki mi ikircikli değişim mi?
27.11.2012
Bir araştırma üzerine 2: Her soyutlama gerçeklikten bir miktar kaybetmektir
26.11.2012
Bir araştırma üzerine 1: Yine, yeniden medya üzerine
19.11.2012
Endişeleri korku politikalarına çevirmek
12.11.2012
Ölüm üzerinden politika
05.11.2012
Gri alanlar
29.10.2012
Toplumun ağrı eşiği düştü
22.10.2012
Yönetimde kademelenme
15.10.2012
Gücün ihtiyacına göre değil hayatın ihtiyacına göre yönetim
11.10.2012
Diyarbakır Emniyet Müdürü ne demiş oldu?
08.10.2012
Türkiye'nin insanlarını bir İsveçli'den bu denli farklı yapan ne?
01.10.2012
Münazara, münakaşa ve müzakere
24.09.2012
Yol bulmak
17.09.2012
Kayıp hedefli oyun
10.09.2012
İhtiyaç akıl mı?
03.09.2012
Siyasetin yönetemediği Türkiye
27.08.2012
Kürt meselesinde yeni viraj
30.07.2012
CHP’nin kritik eşikleri
12.07.2012
Dünün çözümü bugün sorunun ta kendisi
03.07.2012
Zihni sorunlar duygusal soruna dönüşünce
26.06.2012
Kürt meselesi ve yeni çözüm zemini
22.06.2012
Ya kedi odada değilse!
19.06.2012
Türkiye’de 6 milyon çocuğun anadili Kürtçe!
13.06.2012
Kürtler'de hayat tarzları ve siyasi tercih
13.06.2012
Uludere Kürtler'in oy tercihini değiştirdi mi?
05.06.2012
Kürtaj tartışmaları üzerine
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları