95 yaşındaki Cumhuriyet: Bir toparlama


3.11.2018 - Bu Yazı 137 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kelime’den başlayalım. Çünkü monarşi’nin tersi bir rejim adından ibaret olan “cumhuriyet” kelimesi bugün bazıları için “gavurluk” anlamına geliyor, bazıları için de “Batıcılık” ve “demokrasi”. Birincilerin durumu için doktorlar “ne yerse yesin” demişler. İkinciler ise bu kelimeyi, CB Erdoğan’ın kurduğu tümüyle antidemokratik Tek Adam düzeninin karşıt kavramı olarak kullanıyor. 

Oysa “cumhuriyet”, demokrasi’yle özdeş değil. Olsaydı, 1930’lardaki Tek Parti ve şimdiki Tek Adam düzenleri cumhuriyet olmak sayesinde demokratik, demokrasinin beşiği olan B. Britanya ise monarşi olmak yüzünden anti-demokratik olurdu.   
* * *
Cumhuriyet’in Türkiye açısından ne olduğuna geçelim: Bir “Yukarıdan Devrim” (YD). Şöyle ki: 
Azgelişmiş ülkelerin iç dinamiği tembeldir. Zamanla gelişmesini beklersen çok beklersin. İktidarı bir biçimde ele geçiren aydınlar gelişmeyi hızlandırıp kültürünü aldıkları Batı’ya yetişmek için YD yapıp iç dinamikleri tetiklerler. M. Kemal Paşa da 1923’te cumhuriyeti ilan ederek aynen bunu yaptı. 
Ama demokrasi getirmedi. Getiremezdi zaten. Hem eskiyi yıkıp yepyeni bir devlet ve özellikle de millet kurmak gibi çok zor bir işe girişmişti, hem de o günkü uluslararası atmosfer pro-faşist veya faşistti.
O atmosferde M. Kemal Paşa, bire-bir örnek aldığı Avrupa’nın 1789’da başladığı yerden, yani “millet” kavramını temel alan “ulusal devlet”ten başlamadı. O evreyi atladı. (Emperyalizm yarışında komşularıyla rekabet edebilmek amacıyla “tek vücut” olmak için) büyük Avrupa ülkelerinin 19. Yüzyılın son çeyreğinde vardığı yerden başladı: Ülkedeki en güçlü etno-dinsel grubun damgasını taşıyan ve başka gruplara (“alt-kimlikler”e) tahammül göstermeyen “ulus-devlet”ten.  
* * *
Uzatmayıp çok kısa söyleyeyim: Cumhuriyet bu topraklara çok büyük atılım sağladı, İslam temelli bir ortaçağ karanlığından burnunu çıkarmasını, önünü görmesini sağladı. O YD olmasaydı bugün hâlâ “Kadınlara da oy hakkı!” diye inlemekte olabilirdik. 
Diğer yandan, alt-kimliklere tahammül etmeyen niteliği yüzünden ulus-devlet, ülkedeki Gayrimüslimleri etno-dinsel arındırmaya uğratarak neredeyse kuruttu, Kürtlerin de tepesine bindi zorla asimile etmek için. İttihat-Terakki mirasının devamından ibaret bu Türkçü politikanın ülke için 2 vahim sonucu oldu: 

  1. Türkiye’nin sanayileşmesini en azından yarım yüzyıl geri bıraktı çünkü Gayrimüslimler bu ülkenin biricik gerçek burjuvaları, girişimcileri idiler; 
  2. Kurulmak istenen “millet”i işin başından parçaladı. Çünkü netice alıcı doğal asimilasyon ancak ve ancak “ulusal ekonomik pazar”ın varlığı sayesinde mümkündü ve bu pazarın ancak 1980’lerden sonra oluştuğu bu ülkede Kürtlük bilinci zorla asimilasyon yüzünden en geç 1950’lerin sonunda oluşmuştu. Bu oluşmadan sonraki asimilasyon çabaları bu bilinci ancak sivriltirdi ki, aynen böyle oldu. Şu anda bunu anlamak istemeyen Türk devleti Türkiyeli Kürtleri ülkeden buz gibi soğutmayı, yani milleti parçalamayı sürdürüyor. 

* * *
Tek Parti dönemini burada bırakalım, bugüne gelelim. YD muazzam zaman kazandırıcı bir yöntemdi ama kaçınılmaz bir sonucu oldu ve yine kaçınılmaz bir kuralı vardı. 
Sonuç: Kurumlar (yargı, parlamento, vb.) zaman içinde sindire sindire değil de bir anda “yukarıdan” kuruldukları için zayıf idiler. Kural: YD tek atımlık olağandışı bir silahtı; birden fazla atılırsa namlu atanın yüzünde parçalanırdı. 
“Sonuç” açısından durum ortada; Tek Adam rejimi karşısında Yargı’nın da, TBMM’nin de, medya’nın da, sivil toplumun da hal-i pür melali önümüzde. Ama burada söylenecek çok önemli bir şey var: Bu durum sadece zaman faktöründen değil, Kural’a aldırmamaktan doğdu. Şöyle ki:
YD 1923’te yapıldı. Ondan sonra artık ülkenin yavaş yavaş oda sıcaklığına gelmesi beklenmeliydi. Nitekim gelmeye başladı da: Daha yirmi yıl (nedir ki yirmi yıl bir ülkenin hayatında!) yeni geçmişti ki 1946’da demokrasiye adım atıldı. Bundan 4 yıl sonra da 14.05.1950’de de iktidar seçimle değişti. 
Fakat askerler, bir yandan ayrıcalıklı durumlarını kaybetmekten korkuyorlardı; sırf ekonomik olarak alsanız bile, enflasyonun azdığı ortamda “gazozcu subaylar” lafı çıkmıştı. Diğer yandan askerler, “Kemalist” ideolojileri fena zorladığı için, YD silahını durup durup sıktılar: 27.05.1960, 12.03.1971, 12.09.1980, 28.02.1997. Doğal gelişmeyi her seferinde böldüler. Ve namlu da Türkiye’nin yüzüne patladı: Halk, R. T. Erdoğan’ın İslamcı rejimini getirdi. 
* * *
Sadece İslamcı olsaydı amenna; İslamcı-Türkçü oldu. Çünkü bu ülkedeki Türkçülük ile İslamcılıkevlendirildiği zaman politikacılar çok daha fazla oy devşiriyordu. Bunun içindir ki, Mısırlı İslamcıların Rabia (dört) işaretini şu anda fena sıkışmış olan CB Erdoğan şöyle tanımladı: «Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Devlet, Tek Vatan». Bunun “Ein Folk, Ein Reich”la benzerliği ortada ama, İslam’la benzerliğini gören beri gelsin. İslamcı kisvesi altında bir Türk milliyetçiliğinden ibaret bu. 
Bu tanım, işler kötüye gittikçe panikleyen bir Tek Adam rejiminin tükürükle alelacele yapıştırdığı, Mahşerin Dört Atlısı’nı hatırlatan acayip bir koalisyonu bir arada tutmak için yapıldı: İslamcı AKP + Irkçı MHP + Ehlileştirilmiş Ergenekon + Ulusolcular. Tek ortak paydası/yapıştırıcısı Kürt düşmanlığı olan fiili bir koalisyon bu. Bekleyin, ekonomi ve uluslararası durum kötüye gittikçe Kürtlere “operasyonlar” artacak.  
İşte, bu koalisyonun iktidara gelmesine sebep olan da, zırt pırt darbe yapan, “askerî vesayet”le kafayı tütsülemek yüzünden namlunun suratlara patlayacağını görmek istemeyen darbeci askerler. 
Böyle bir ortamda, “yukarıdan” kurulan kurumlar da 95 yıllık geçmişe rağmen Tek Adam rejimine teslim oluyor, en azından direnmiyor. Özellikle de, Yargı.
* * *
Şu andaki durum: “Türküm, Doğruyum, Çalışkanım” deyip o Türkçü atmosferde diğer alt-kimlikleri silip atan bir and’a karşı bugünkü IŞİD atmosferinde başka bir and yaygınlaştırılıyor özel “Enderun” okullarından başlayarak:
“Aleyküm selam. Bu ne güzel kelam. Yaşasın İslam. Elimizde Kuran. Kalbimizde iman, bir Allah’a inanan Müslümanız Müslüman. Ayrılmayız bu yoldan. Hep doğru yoldan. Kitaba sünnete sarılan, emirlerini yapan, yasaklardan kaçınan Müslümanız Müslüman.” 
And’a laf söyleyenler, sabi sübyana dinci and içirtiyorlar. Bu gericiliğin resmen dik âlâsıdır.
* * *
Âlâsıdır ama, işte kurtuluş da tam orada. 
Türkiye tam da bu aşırılık sayesinde kurtulacak. İki ayağının üzerine dikilecek ve bu “Türkçü-Dinci Sivil Vesayet”i bir daha insan önüne çıkamayacak hale getirecek. 
Bu rezaleti yaşamamış olsaydık, kim bilir kaç kişi “Aaaaah ah! Bi Müslüman iktidarımız olsa, ah bi olsa, her şey kendiliğinden nura kavuşacak!” yavelerini tekrarlamaya devam edecekti. Şimdi geldiler, aynen Orwell’in 1948’de yazdığı “1984” romanındaki Okyanusya iktidarı gibi “Savaş Barıştır, Özgürlük Köleliktir, Bilgisizlik Kuvvettir” diye tekrarlayarak ayakta kalmaya çalışıyorlar.
Artık “ilericiler” aklını başına alsın, gericilere de geçmişler olsun. Bu aşı pek acılı oldu ama, Baba Diyalektik bu hastalığın ebedi antikorlarını da getirdi.   
Demokrasi ve adalet isteyenler, biraz bekleyiniz. Sabır, Metanet, Mücadele. Yukarıdan Devrim’le kestirmeden edinilmiş olan kurumlar, bu aşı ve mücadele sonucu başlarını dik tutacaklardır artık.

Facebook Yorumları

reklam
17.11.2018
Yargıcın kararı tamamen hukuksuzdu. Ama yargıç haklıydı
10.11.2018
AYM-AİHM ilişkisinden tatsız kokular geliyor
3.11.2018
95 yaşındaki Cumhuriyet: Bir toparlama
19.10.2018
THY’den biletiniz varsa dikkatli olun
12.10.2018
Kürtlerimize bu denli takmanın çok önemli bir sebebi olmalı
5.10.2018
Zaytung’dan son inciler
30.9.2018
Vaziyetimizin özetidir
21.9.2018
G. Depardieu üşütmüş olabilir mi?
15.9.2018
Bir 'Beşinci Kol' remake’i olarak Cumhuriyet operasyonu
7.9.2018
Espriler diyarı Türkiye’den enstantaneler
1.9.2018
Erdoğan ve Soylu: Kim kimden korkmalı?
24.8.2018
Belediye seçimleri yaklaşırken 'Tek Hesap' ve Kürt meselesi
17.8.2018
Türk Tarih Kurumu, vah…
10.8.2018
Ağlamadan gülmeye doğru: Dışişleri, İçişleri, Milli Eğitim, hele de Maliye
4.8.2018
Türkiye’nin bağımsızlığına müdahale meselesi
27.7.2018
Cevat Abi üzerinden 12 Eylül faşizmi ile günümüzün mukayesesi
20.7.2018
131.182 kardeşime: Söke söke döneceksiniz!
13.7.2018
Baba Diyalektik: Tek Adam, R. T. Erdoğan’a karşı…
6.7.2018
AYM ne durumda?
30.6.2018
Bekri Mustafa devrinde Türkiye’nin zoru ve Tek Adam’ın sonu
21.6.2018
Oylarımı açıklıyorum
16.6.2018
Bu Zaytung derhal KHK’yle kapatılmalı ve 299’dan tutuklanmalıdır
9.6.2018
Apo kalmadı, Kandil verelim
2.6.2018
AKP ve Erdoğan’a ülkemiz büyük teşekkür borçludur
26.5.2018
Armudun sapı üzümün çöpü diyecek zaman değil!
19.5.2018
Sen kimselere böylesi bi paniklemeyi reva görme Yarabbi!
11.5.2018
Rabiacı takım kendine güveniyorsa Mandela’yı serbest bıraksın
2.5.2018
Vahim derecede önemli: CHP adayının niteliği
28.4.2018
Aday işinde hata yapılmazsa, Tek Adam parantezi nihayet kapanıyor
21.4.2018
İfade özgürlüğü gün gelir, herkese lazım olur
14.4.2018
Eğer buna ülke yönetmek deniyorsa…
7.4.2018
Emareler belirdi, büyü bozuluyor…
30.3.2018
Hem Küçük Amerika, hem Küçük Rusya
24.3.2018
Suriye fütuhatı ve uluslararası hukuk
16.3.2018
Ara bilanço: Şu anda neyin neresindeyiz?
9.3.2018
Dünya Kadınlar Gününde bunu da işittik ya…
2.3.2018
Erken seçime giderken, zina üzerine önemli bilgiler
23.2.2018
Kürt partisi kapatma el rehberi
16.2.2018
Kayyım atanmadık Ermeni Patrikhanesi kalmıştı
9.2.2018
Ne olmuş çıkardıysa harp; harbiden tuttum bu lafını Erdoğan’ın
3.2.2018
Kilis’e düşen bu roketleri kim atıyor?
26.1.2018
Bu ortamda en sağlamı futbol takılmak
19.1.2018
Yerli ve Milli Şiarımız: 'Yurtta baskı, cihanda savaş'
12.1.2018
Tanımıyorum demeyin; çok bildik biri: Roy Moore
5.1.2018
'Yunan işgalindeki Ege adalarımız' meselesi
29.12.2017
Çakma KHK’ler varken, TBMM niçin hâlâ açık?
22.12.2017
Şu anda en ıstıraplı iş vicdanlı ve ahlaklı Müslüman olmak
15.12.2017
Can simitleri: Emlakçı Trump’ın Kudüs’ü, 'Siyaset Hukukçusu' Erdoğan’ın Lozan’ı
8.12.2017
Yunanistan’ın bize verdiği ve bizim hâlâ anlamadığımız iki büyük ders
1.12.2017
Sincan F Tipi Cezaevi duruşma salonundan hazin notlar
24.11.2017
'Allah’ın Büyük Lütfu' No. 2: NATO’cunun eşekliği
17.11.2017
Erdoğan niye Atatürkçü oldu?
10.11.2017
Bizi oğlumuz Hasan evlendirmişti
3.11.2017
Ayrı dünyaların referandumları: Katalonya ve Kürdistan
27.10.2017
CHP için iyi, 'İyi Parti' için kötü haber
20.10.2017
'PKK’lidir ve FETÖ’cüdür' söylemi de olmasa AKP ne yaparmış?
14.10.2017
İngiltere’de imamların resmî nikah kıyması hakkında yararlı olabilecek bilgiler
7.10.2017
AKP’nin iktidara gelmiş olmasından ben çok memnunum
29.9.2017
Her Musul-Kerkük dendiğinde hortlayan ulusalcı yalanları teşhirimdir
23.9.2017
Mezara saldırıp resim çektirmek üzerine
16.9.2017
Dinbazın hakkından…
8.9.2017
Acı duymayan kurbandan Myanmar’a, Türkiye’de tutarlılık
1.9.2017
“İşte Cenab-ı Hakk'ın hayvanlara yerleştirdiği muhteşem sistemin ayrıntıları”
25.8.2017
Kürt Fobisi’nden Münih Sendromu’na CHP ve Türkiye
11.8.2017
Bodrum’da niye gürültü (ve deprem) oluyor?
5.8.2017
Bu ağır tahriklerin sebebini bilen var mı?
28.7.2017
Lozan kutlamamız ve şehir efsanelerimiz
21.7.2017
Rezil darbenin yıldönümünde karşılaştırmalı bir muhasebe
15.7.2017
Adalet derken: Yargımızdan bir vesikalık fotoğraf
8.7.2017
Mardin nire Bodrum nire: İki “büyükşehir uygulaması”
30.6.2017
Ördek Hayri hikayesinin epey ötesindedir bu olay
23.6.2017
Kürtler üzerine bazı trajikomik deneyler
16.6.2017
Değerli ve Şahane Yalnızlık’ın son fotoğrafı
9.6.2017
'Ülkede yaşanan sürece uygun düşen' bir yargımız var
2.6.2017
Cevabını çok merak ettiğim sorulardan bazıları
26.5.2017
Demiyorlarsa zaten, onlara verdiğim emekler haram olsun
19.5.2017
Türk dış politikasını nasıl bilirdiniz?
12.5.2017
Ülkemiz yönetiminde trajikomik durum vaziyetleri
5.5.2017
O benim canım sekreterimdi
29.4.2017
CHP Nasıl Kurtulur
21.4.2017
Referandum 2017: Erdoğan için son’un başı olabilir
14.4.2017
Referandumda mazoşizm vaziyetleri
7.4.2017
En âlâsından sansür: ‘Pıstırıcı Etki’
31.3.2017
Fetocular ve Fetöcüler
24.3.2017
Tam da kayyımlık belediyeler ülkesinde
17.3.2017
Lale muhabbeti ve Mart Karı üzerine düşünceler
14.3.2017
Erdoğan & Wilders Şti. altın madeni buldu, siyanürle işletiyor
10.3.2017
Almanya tarikiyle Decameron’a avdet…
4.3.2017
Almanya'daki bazı dostlara: Büyük hata içindesiniz
3.3.2017
Hürriyet haberinin düşündürdükleri
24.2.2017
Özdeyişler ve fıkralarla, korkutma’dan korkma’ya AKP
18.2.2017
Dışta İkinci Kıbrıs, içte sürüyle tarikat yolda; bekleyiniz
11.2.2017
Karizmanın yırtılmasına doğru
9.2.2017
Söke söke dönecekler
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.