Rabiacı takım kendine güveniyorsa Mandela’yı serbest bıraksın


11.5.2018 - Bu Yazı 147 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Rabiacılık meselesine hemen geleceğim, önce Mandela’dan başlayalım.

Düşünebiliyor musunuz: Bir ülkede cumhurbaşkanlığı seçimi yapılıyor ve resmî adaylardan biri cezaevinde tutuklu.

Adlı adınca: Türkiye’nin mağdur insanı Kürtlerin temsilcisi, Meclis’in üçüncü büyük partisi HDP’nin cumhurbaşkanı adayı “Selocan” Selahattin Demirtaş, memleketinden en uzak ildeki mahpus damında, Edirne cezaevinde hücrede.

Görülmüş şey değil.

Ama hemen geri alıyorum. Görülmüş şey.

Bir tek yerde: Afrika’da. 1990’dan önce.

Mağdur Siyahların Nobel Barış Ödülü alacak ve ardından da cumhurbaşkanı seçilecek lideri Nelson Mandela’yı ırkçı Beyazların 27 yıl cezaevi hücresinde yatırdıkları Apartheid dönemi G. Afrika Cumhuriyeti’nde.

***

Mandela ile Demirtaş arasındaki benzerlikler muazzam. İkisi de çok çekici kişilik sahibi, ikisi de zeka ve alçakgönüllülükten gelen muazzam bir mizah gücüne sahip, ikisi de son kertede güler yüzlü, ikisi de maruz kaldığı onca şiddete rağmen hiçbir kin ve nefret taşımamakla maruf.

Aralarında bir de fark var: 1960’da 69 Siyah’ın polis tarafından öldürüldüğü Sharpeville katliamından sonra Mandela silahlı mücadele başlatıyor, ama Demirtaş’ta şiddet’in ş’si yok. Her şeye rağmen ve hiçbir dönemde ve hiçbir biçimde yok.

***

Rabia’ya gelelim kısaca.

Rabia, malum, Arapçada “dördüncü” demek. 8. yüzyılda ailesinin dördüncü çocuğu olarak doğan Rabia-tül Adeviyye’den, evliya ilan edilen ve Mısır’da özgürlüğün simgesi sayılan bir köle şair kadından geliyor. Bu el işaretiyle, Mısır’daki Müslüman Biraderler lideri Mursi taraftarları hem toplandıkları Rabiatül Adeviyye Meydanı’na, hem de Mursi’nin dördüncü cumhurbaşkanı olmasına gönderme yapıyorlar ve Erdoğan da oradan kopyalıyor.

Tabii, İslam-Türk Sentezci Erdoğan’ın terminolojisinde rabia özgürlük’ten çok farklı dört şey demek: 1) Tek millet; 2) Tek bayrak; 3) Tek vatan; 4) Tek devlet.

Buradan başlayalım tahlile.

***

Tek bayrak, tek vatan, tek devlet; tamam.

Taa-maaam.

Ama “tek millet” katiyen tamam falan değil. “Tek millet” diye bir kavramı hiçbir medeni ülkede anlatamazsın. Çünkü bunu telaffuz ettiğin anda millet’i oluşturan alt-kimlikleri otomatikman reddediyorsun demektir ki, bu da demokrasi’nin reddinin ta kendisi.

***

Daha önce de konuşmuştuk sanırım ama tekrarda yarar var:

Üst-kimlik (supra-identity), devletin ulusal bütünleşmeyi sağlamak için yurttaşa biçtiği kimliktir ve bu amaca ulaşmak için herkesi kucaklayacak biçimde formüle edilmek zorundadır. Alt-kimlik (infra-identity), anamızın karnından otomatik olarak getirdiğimiz etnik ve/veya dinsel kimliktir, yani bizatihi kendimizdir.

Herhangi bir ülkedeki demokrasi’nin ve dolayısıyla toplumsal barış’ın tek formülü de şudur: Yurttaş, devletin ortaya attığı üst-kimliği benimseyecektir; devlet de yurttaşın alt-kimliğini aynen kabul edecek, ona tüm saygıyı gösterecek, ülke yönetiminde temsil edilmesi için gerekeni yapacaktır.

Bu ikili kimlik seti “olmazsa olmaz” bir “Siyamlı ikiz”dir. Birbirine yapışıktır. Birincisi olmazsa ülke parçalanırçünkü ortaklaşma yoktur, ikincisi olmazsa ülke yine parçalanır çünkü ezildiğini gören farklı yurttaşı ne yaparsan yap zorla tutamazsın.

***

Şimdi geri dönelim Mandela’ya, yani Selocan’a.

Sen kalk, bu barışçı insanı içeri at, cumhurbaşkanlığı yarışına hücresinden ses vermeye mahkum et, ondan sonra da herkesi kucaklayan cumhurbaşkanıyım diye çık ortaya.

Dahası, millet’in bölünmez bütünlüğü’nden bahset.

Zor iş.

Daha önce de konuşmuştuk:

1) Kürtleri dışlamak millet’i bölmenin dik âlâsıdır. Böyle bir durumda ülke asla istikrara kavuşamaz. Vatanın huzura kavuşmasını böylesine engellemek de artık nedir siz söyleyin, ben Erdoğan’ın her muhalif için durmadan kullandığı o iki kelimeli çirkin terimi ağzıma almaktan nefret ediyorum.

2) Kürtlerin demokratik ve parlamenter faaliyetini engellemek, bu yurttaşları silaha sarılmaya teşvik etmektir. Mehmet Ağar bile “Dağda silah tutacağına düz ovada siyaset yapsın diyerek daha Ekim 2006’da uyarmıştır.

3) Farklılık bilinci bir kere ortaya çıkıp kemikleştiği zaman, sergilenecek asimilasyon ve şiddet bu bilinci sadece daha keskinleştirir. Zaten, mağduriyet ve özellikle de mazlumiyet kadar kuvvet verici hiçbir şey yoktur dünyada. Türkiyeli Kürtlerin durumu da milimi milimine aynen budur.

***

Buraya kadar ulaşmasını tamamen mağduriyet’e borçlu olan Erdoğan’a bişey hatırlatmak istiyorum:

Mandela’ya reva görülenler, sonunda Apartheid’ı tarih çukuruna gömdü. Hani taraftar, “Hakeeeem, anlarsın ya!” diye bağırmış ya, o hesap.

Selocan’ı bu yarışa cezaevi hücresinden katılmak zorunda bırakmak, geniş kapsamlı seçim yasaklarından hiçbirine tabi olmadığı ilan edilen sayın cumhurbaşkanına çok ama çok pahalıya mal olacak.

Hele de; toplantı ve gösterilerin vali emriyle yasaklandığı, seçim sandıklarına tekerlek takıldığı, medyanın % 90’ını oluşturan yandaşların sadece Erdoğan nutukları yayınladığı, savcı ve yargıçların tir tir titretildiği OHAL rejimi altında seçim yapılacağı düşünülürse!

***

“Millet tamam derse çekiliriz” lafı üzerine Twitter’da püskürmeye geçen “T A M A M”lar Türkiye ve dünya TT listesinde 1 numaraya çıktı. Bu yazıyı yayına yollayacağım sırada 2 milyonu geçmişti.

6 Nisan’da “Emareler belirdi, büyü bozuluyor”  diye yazmıştım ya, bu son kilometre taşını da onun yanına yerleştiriniz.  

Facebook Yorumları

reklam
19.5.2018
Sen kimselere böylesi bi paniklemeyi reva görme Yarabbi!
11.5.2018
Rabiacı takım kendine güveniyorsa Mandela’yı serbest bıraksın
2.5.2018
Vahim derecede önemli: CHP adayının niteliği
28.4.2018
Aday işinde hata yapılmazsa, Tek Adam parantezi nihayet kapanıyor
21.4.2018
İfade özgürlüğü gün gelir, herkese lazım olur
14.4.2018
Eğer buna ülke yönetmek deniyorsa…
7.4.2018
Emareler belirdi, büyü bozuluyor…
30.3.2018
Hem Küçük Amerika, hem Küçük Rusya
24.3.2018
Suriye fütuhatı ve uluslararası hukuk
16.3.2018
Ara bilanço: Şu anda neyin neresindeyiz?
9.3.2018
Dünya Kadınlar Gününde bunu da işittik ya…
2.3.2018
Erken seçime giderken, zina üzerine önemli bilgiler
23.2.2018
Kürt partisi kapatma el rehberi
16.2.2018
Kayyım atanmadık Ermeni Patrikhanesi kalmıştı
9.2.2018
Ne olmuş çıkardıysa harp; harbiden tuttum bu lafını Erdoğan’ın
3.2.2018
Kilis’e düşen bu roketleri kim atıyor?
26.1.2018
Bu ortamda en sağlamı futbol takılmak
19.1.2018
Yerli ve Milli Şiarımız: 'Yurtta baskı, cihanda savaş'
12.1.2018
Tanımıyorum demeyin; çok bildik biri: Roy Moore
5.1.2018
'Yunan işgalindeki Ege adalarımız' meselesi
29.12.2017
Çakma KHK’ler varken, TBMM niçin hâlâ açık?
22.12.2017
Şu anda en ıstıraplı iş vicdanlı ve ahlaklı Müslüman olmak
15.12.2017
Can simitleri: Emlakçı Trump’ın Kudüs’ü, 'Siyaset Hukukçusu' Erdoğan’ın Lozan’ı
8.12.2017
Yunanistan’ın bize verdiği ve bizim hâlâ anlamadığımız iki büyük ders
1.12.2017
Sincan F Tipi Cezaevi duruşma salonundan hazin notlar
24.11.2017
'Allah’ın Büyük Lütfu' No. 2: NATO’cunun eşekliği
17.11.2017
Erdoğan niye Atatürkçü oldu?
10.11.2017
Bizi oğlumuz Hasan evlendirmişti
3.11.2017
Ayrı dünyaların referandumları: Katalonya ve Kürdistan
27.10.2017
CHP için iyi, 'İyi Parti' için kötü haber
20.10.2017
'PKK’lidir ve FETÖ’cüdür' söylemi de olmasa AKP ne yaparmış?
14.10.2017
İngiltere’de imamların resmî nikah kıyması hakkında yararlı olabilecek bilgiler
7.10.2017
AKP’nin iktidara gelmiş olmasından ben çok memnunum
29.9.2017
Her Musul-Kerkük dendiğinde hortlayan ulusalcı yalanları teşhirimdir
23.9.2017
Mezara saldırıp resim çektirmek üzerine
16.9.2017
Dinbazın hakkından…
8.9.2017
Acı duymayan kurbandan Myanmar’a, Türkiye’de tutarlılık
1.9.2017
“İşte Cenab-ı Hakk'ın hayvanlara yerleştirdiği muhteşem sistemin ayrıntıları”
25.8.2017
Kürt Fobisi’nden Münih Sendromu’na CHP ve Türkiye
11.8.2017
Bodrum’da niye gürültü (ve deprem) oluyor?
5.8.2017
Bu ağır tahriklerin sebebini bilen var mı?
28.7.2017
Lozan kutlamamız ve şehir efsanelerimiz
21.7.2017
Rezil darbenin yıldönümünde karşılaştırmalı bir muhasebe
15.7.2017
Adalet derken: Yargımızdan bir vesikalık fotoğraf
8.7.2017
Mardin nire Bodrum nire: İki “büyükşehir uygulaması”
30.6.2017
Ördek Hayri hikayesinin epey ötesindedir bu olay
23.6.2017
Kürtler üzerine bazı trajikomik deneyler
16.6.2017
Değerli ve Şahane Yalnızlık’ın son fotoğrafı
9.6.2017
'Ülkede yaşanan sürece uygun düşen' bir yargımız var
2.6.2017
Cevabını çok merak ettiğim sorulardan bazıları
26.5.2017
Demiyorlarsa zaten, onlara verdiğim emekler haram olsun
19.5.2017
Türk dış politikasını nasıl bilirdiniz?
12.5.2017
Ülkemiz yönetiminde trajikomik durum vaziyetleri
5.5.2017
O benim canım sekreterimdi
29.4.2017
CHP Nasıl Kurtulur
21.4.2017
Referandum 2017: Erdoğan için son’un başı olabilir
14.4.2017
Referandumda mazoşizm vaziyetleri
7.4.2017
En âlâsından sansür: ‘Pıstırıcı Etki’
31.3.2017
Fetocular ve Fetöcüler
24.3.2017
Tam da kayyımlık belediyeler ülkesinde
17.3.2017
Lale muhabbeti ve Mart Karı üzerine düşünceler
14.3.2017
Erdoğan & Wilders Şti. altın madeni buldu, siyanürle işletiyor
10.3.2017
Almanya tarikiyle Decameron’a avdet…
4.3.2017
Almanya'daki bazı dostlara: Büyük hata içindesiniz
3.3.2017
Hürriyet haberinin düşündürdükleri
24.2.2017
Özdeyişler ve fıkralarla, korkutma’dan korkma’ya AKP
18.2.2017
Dışta İkinci Kıbrıs, içte sürüyle tarikat yolda; bekleyiniz
11.2.2017
Karizmanın yırtılmasına doğru
9.2.2017
Söke söke dönecekler
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları