Barış Soydan

T24



Bookmark and Share

KHK’yla üniversiteden kovulan rüzgâr santrali bekçisinin hikâyesi


7.11.2019 - Bu Yazı 108 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bütün bunları hak edecek ne günah işlemiş olabilir?

Kerem'in kafasını aylardır bu soru kurcalıyordu.

Uzun uzun düşünmüş ama eften püften birkaç olay dışında hiçbir şey bulamamıştı. Bir keresinde halı saha maçında kavga çıkmıştı. Herkesin herkese vurduğu bir meydan kavgası. Harala gürele içinde o da rakip takımın oyuncularına birkaç yumruk sallamıştı. Attığı yumruklardan biri kalecinin burnunda patlamış, çocukcağızın yüzü kan içinde kalmıştı. Ertesi gün burnunun kırıldığını öğrenmişlerdi.

O yumruk olabilir mi başına gelenlerin sebebi?

Yok canım. Yaşadıklarının yanında o yumruk ne ki?

O yumruğun karşılığı abartılı olmayan bir ceza, ne bileyim, kolunun-bacağının kırılması olabilirdi, olsa olsa.

Oysa onun başına gelenler…

Acaba farkında olmadan birine büyük bir zarar mı verdi?

Bunu da düşünmüştü. Aklına gele gele bir tek, elektronik mühendisi olma hayalini elinden aldığı Erdoğan gelmişti.

Erdoğan daha Kuleli’deki ilk yılında kıta subayı olmak istemediğini, mühendis olma hayaliyle oraya geldiğini herkese söylemişti.

Kuleli’den mezun oldukları sene Genelkurmay sadece bir elektronik mühendisliği kadrosu açmıştı. Üniversite sınavında en yüksek puanı kim alırsa, o gidecekti. Şansını denemek için o da sınava girmiş ve işe bakın, doğru dürüst çalışmadığı halde Erdoğan’ı geçmişti.

Keşke Hacettepe’yi Erdoğan kazansaydı da, o, onun yaptığı gibi Kuleli’den mezun olduktan sonra  Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ayrılsaydı. O zaman bunların hiçbiri başına gelmezdi.

Hacettepe’den mezun olmaya hazırlandığı yaz hayatı bir kâbusa dönmüştü. Gözaltına alınmış, işkence görmüş, hapse atılmış, okuldan ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nden kovulmuş, nişanlısı tarafından terk edilmiş, yaşadıklarına dayanamayan annesi o hapisteyken ölmüş, kardeşleri bundan onu sorumlu tutarak tüm ilişkiyi kesmişlerdi.

Sekiz ay sonra o lanet tarikatla hiçbir bağının bulunmadığı anlaşılıp serbest bırakıldığında artık işsiz güçsüz, kimsesiz ve yapayalnız biriydi.

Adli kontrolle serbest bırakıldığı ve yurtdışına çıkış yasağı konduğu için Türkiye’yi terk etme şansı da yoktu.

Hapisten çıktıktan sonra mühendis çalıştıran yerlerde asgari ücretle iş aramış ama bulamamıştı. Başvurduğu şirketler başlangıçta ilgileniyor ama darbecilik suçlamasıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nden kovulduğu öğrenilince kapılar yüzüne kapanıyordu.

Aylarca işsiz gezmiş, sonunda taksi şoförlüğü veya inşaat işçiliği yapmaya razı olmuşken bu işi bulmuştu.

Rüzgâr santrali bekçiliği.

Bordrosunda tekniker olduğu yazıyordu ama yaptığı iş, Bandırma’ya otuz üç kilometre mesafedeki türbinlerin bekçiliğinden başka bir şey değildi.

Sözleşmeye göre görevi bir arıza durumunda anında müdahale ederek (Buna “emre amadelik koşulu” deniyordu) rüzgâr türbininin en geç altı saat içinde yeniden üretime geçmesini sağlamaktı. Altı saatten sonraki her dakika için Alman üretici, işletmeciye tazminat ödemekle yükümlüydü.

Altı aydır burada olduğu halde müdahale etmesini gerektirecek tek sorun

yaşanmamıştı. Bandırma-Susurluk yolundaki üç rüzgâr türbini saat gibi tıkır tıkır işliyordu. Almanlar bunu bildikleri için sözleşmedeki ceza maddesine evet demiş olmalıydılar. Mühendis değil bekçi maaşı vermelerinin sebebi de buydu.

Başlangıçta, takside direksiyon sallamaktan iyi, diye düşünmüştü. Ama kısa sürede büyük bir hata yaptığını anlamıştı. Keşke Ankara’da kalsa ve taksi şoförlüğü veya inşaat işçiliği yapsaydı.

Buradaki yaşamının Robinson Crusoe’nun yaşamından pek bir farkı yoktu. Haftalarca insan yüzü görmediği oluyordu.

Yalnızlık, pişmanlıklarıyla baş başa kalmasına yol açmıştı. Keşke Kuleli Askeri Lisesi’ne girmeseydi, keşke tarikatçı olduklarını bilmediği o çocuklarla arkadaşlık kurmasaydı, keşke Hacettepe Elektronik Mühendisliği’ne gitmek yerine Erdoğan’ın yaptığını yapıp Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ayrılsaydı. Keşke Yasemin’e aşık olmasa, onunla nişanlanmasaydı…

Bir insan bu kadar çok hatayı yirmi dört yıllık hayata nasıl sığdırır?

Pişmanlıklarını bir an olsun unutabilmek için rüzgâr türbinlerinin kanat sesine kulak kesiliyor.

Vızzzz… Vızzz…

Sanki milyonlarca arı yan yana gelmiş de kanat çırpıyorlar...

Keşke her zamankinden farklı bir ses duyabilse! Türbinin bozulduğunu haber veren olağandışı bir ses... Pişmanlıklarını bir kenara bırakıp alet çantasını kapsa, saatler sürecek bir tamirata girişse...

Vızzz… Vızzzz…

Otuz metrelik kanatlar altı aydır nasıl dönüyorlarsa bugün de öyle dönüyorlar.

Yine kendi içine, pişmanlıklarına dönüyor. Yasemin’i düşünüyor. Üniversitede üç yıl çıktığı, deliler gibi sevdiği, bir ömür aynı yastığa baş koymak istediği Yasemin’i… Tutuklandıktan sonra günlerce, haftalarca ziyaretine gelmesini beklediği Yasemin’i... Üçüncü ayın sonunda avukatı aracılığıyla nişanı attığı haberini gönderen Yasemin’i...

“İşçi emeklisi bir babayla ev kadını bir annenin tek çocuğu olduğumu biliyorsun” diye yazmıştı mektubunda, darbeci suçlamasıyla tutuklanan biriyle evlenmek, öğretmenlik hayalinden vazgeçmek ve bir ömür onun için uğraşıp didinen yaşlı insanlara ihanet etmek anlamına gelirdi. Onu anlayışla karşılayacağını ümit ediyordu...

Bu kadar. Üç yıllık aşk üç satırla bitmişti.

Yasemin’i yine biraz olsun anlayabiliyordu ama ya abisi? Erken yaşta ölen babalarının yerini doldurabilmek için liseyi yarım bırakıp çalışma hayatına atılmak zorunda kalan ve erken yaşta olgunlaşan, anlayışlı, şefkatli abisi?

“Annemi sen öldürdün!”

Böyle haykırmıştı cezaevindeki açık görüşte.

“Benim darbeci kardeşim yok!”

Abisi ve nişanlısı böyle davranmışken en yakın arkadaşı Oktay’a, telefonlarına çıkmadığı için kızabilir miydi?

Hem içlerinde en anlayışlısı o çıkmıştı. Cezaevine gönderdiği mektupta, yakında aklanacağına tüm kalbiyle inandığını, kısa zamanda dışarı çıkacağını, Tunalı Hilmi’yi yine birlikte aşındıracaklarını yazmıştı.

Ama sekiz ay sonra salıverildiğinde telefonlarına çıkmamıştı. Ortak arkadaşlarından savunma sanayi şirketlerinden birine girdiğini duymuştu. O şirketin çalışanlarının MİT tarafından adım adım izlendiğini bütün mühendisler bilirdi. Oktay işini kaybetmekten korkuyordu.

Vızzzzz…. Vızzzzzz… Aylardır aynı ses. Kimsenin ona ihtiyacı yok. Rüzgâr santralinin bile.

Bir sigara yakıyor. Doksan metre yüksekliğindeki direğin merdivenlerini tırmanmaya başlıyor. Günlerdir yapmak isteyip de yapamadığı şeyi bu gece yapmaya kararlı.

Kanatlara yaklaştıkça vızıldama şiddetleniyor, doksanıncı metredeki balkonun kapısını açtığında artık dayanılmaz bir gürültüye dönüşüyor.

Okuz metrelik kanatlar, dışarıda güçlü bir rüzgâr olmamasına rağmen fırıl fırıl dönüyorlar. Alman mühendislik harikaları…

Dışarıda kanatların gürültüsüyle tezat oluşturan kopkoyu bir karanlık var. Kilometrelerce orman... Uzakta, çok uzaklarda, Bandırma’nın belli belirsiz ışıkları...

Bir adım, bu saçma hayatı bitirmek için kâfi. Soruyu tekrarlıyor: “Bu kadar hata yirmi dört yıla nasıl sığar?”

Cevabı yok.

Otuz metrelik kanatlara kulak kesiliyor, sanki sorduğu sorunun cevabını onlar verecekmiş gibi.

Vızzzzzzzzzzzzz… Vızzzzzzzzzzz....

Kalbi güm güm atmaya başlıyor. Türbinin içine dönüyor, aceleci adımlarla merdivenlerden inmeye başlıyor.

Gevşeyen bir conta veya çatlayan bir kanat. Bu sesin başka bir açıklaması olamaz.

Ama zemine yaklaştıkça, başta arıza habercisi olduğunu düşündüğü ses değişiyor, bir iniltiye dönüşüyor.

Ayağı toprağa değerken artık emin: Bu bir kedi!

Kabloların arası, trafonun arkası...

Davetsiz misafirin saklanabileceğini düşündüğü her yere tek tek bakıyor.

Soğuk havalarda yemek yediği küçük sehpanın altı, sandalye niyetine kullandığı varilin içi.

“Pisi pisi, neredesin?”

Nerede bu hayvan?

Merdivenin altındaki küçük depo… Bir tek orası kaldı.

Kapıyı yavaşça açıyor.

Ve Roza’yla yüz yüze geliyor.

Biraz önce doğurduğu yavrularını yalamakla meşgul, bir cüzzamlı gibi yaralarla kaplı minicik bir kedi bu.

“Senin kadar çirkinlerini de sevenler var ha…”

Bu kelimeler dökülüyor Kerem’in dudaklarından.

“Mırrr” diye cevap veriyor Roza. (Kerem ona Roza adını, tüylerinin renginden esinlenerek o gece verecek.)

Şalt sanasındaki kulübede yarım bıraktığı akşam yemeğinin artıkları geliyor aklına. Bir koşu kulübesine gidip bir tabağa doldurduğu yemek artıklarını Roza’nın önüne koyuyor. Roza yavrularını bırakıp tabağa sokuluyor.

“Benden daha sefilleri varmış” diye mırıldanıyor Kerem, Roza’nın karnını doyurmasını seyrederken.

Sefil mi dedi? Roza mı sefil?

Hah, hiç güleceğim yoktu!

Bakmayın siz Roza’nın bu perişan haline, çok güçlü bir kedidir o.

Kaç hastalık atlattı, tüyleri kaç kez döküldü… Her seferinde ayakta kalmayı başardı. Hiç şüpheniz olmasın, sadece kendisini değil, yavrularını ve Kerem’i bahara kadar ayakta tutacak gücü var.

Bahar geldiğinde yavrular ayaklanmış, Kerem de biraz toparlamış olur. Bandırma’ya gide gele bir sevgili bulur mu dersiniz? Evlenir ve Roza’yı da alır mı yanına? Değmeyin o zaman Roza’nın keyfine!

Her yıl yavrularını emzirirken karnını doyuracak bir insan evladı bulmanın ne zor iş olduğunu bilemezsiniz. Şansı bugüne kadar hep yaver gitti. Ama bir kedi şansına o kadar da güvenmemeli. Nitekim bu sefer talihi az kaldı dönüyordu. Bandırma’ya otuz üç kilometre mesafedeki rüzgâr santralini bulabilmek için günlerce yürümek zorunda kaldı.

Bir insanın yanına kapılanma zamanının geldiğini hissediyor. Bu iyiliksever ama melankolik oğlanı gözü tuttu. İçinden bir ses bunun son doğumu olduğunu, gelecek kış rahmini aldıracağını ve ömrünün geri kalanını bu bahtsız çocuğun yanında geçireceğini söylüyor.

Bilirsiniz, kedilerin altıncı hisleri çok güçlüdür. Onları güvenle rüzgâr santralinde bırakarak yanlarından ayrılabiliriz.


(“Kediler ve Erkekler”, The Roman Yayınları, Kasım 2019.)

Facebook Yorumları

reklam
14.11.2019
Bütçe açığındaki önlenemeyen artış ve bürokratların kutsal mabadı
11.11.2019
Türkiye’den neden Samsung çıkmadı, çıkmayacak?
7.11.2019
KHK’yla üniversiteden kovulan rüzgâr santrali bekçisinin hikâyesi
4.11.2019
Türkiye ekonomisini batıran 100 günahın ilk 10 tanesi
31.10.2019
Şili’de 1 milyon kişiyi sokağa döken şey: Vahşi özelleştirme
28.10.2019
Son veriler ışığında: İnşaat ve emlak komadan çıktı mı?
24.10.2019
Lübnan nasıl battı?
21.10.2019
5 grafikte Türkiye ekonomisinin 5 zayıf noktası
17.10.2019
Olmayacak duaya amin: Güvenli bölgeye 1 milyon Suriyeli yerleştirmek
14.10.2019
Türkiye’nin silah ithalatı: Ambargolar ne kadar etkili olur?
7.10.2019
Resmi enflasyona inanmamak için 10 neden
3.10.2019
Güvenli bölgeye harcanacak 26.4 milyar dolardan önemli olan konu
30.09.2019
Hafta başlarken ekonomiyle ilgili bilmeniz gereken 5 şey
24.09.2019
IMF ne dedi, ne diyemedi, Erdoğan’ı nasıl eleştirdi?
16.09.2019
Devlet hayvan hastaneleri kurulmalı!
12.09.2019
Herkesin küfrettiği kızın öyküsü (veya yeni işçi sınıfı üzerine)
9.09.2019
TL, dolar ve Euro'nun kaderini belirleyecek 3 toplantı
6.09.2019
Kriz biterse öfkeli seçmen AKP'ye geri döner mi?
2.09.2019
Konut fiyatlarında dibi gördük mü? Yoksa düşüş sürer mi?
31.08.2019
İşlem ücretlerine fahiş zam yapan bankalar hangileri?
29.08.2019
Hayrola savaş mı çıktı, altın fiyatları neden yükseliyor?
26.08.2019
E hani düşecekti, dolar yine neden yükseliyor?
20.08.2019
Fikri takip: OYAK’ın İngiltere’deki 1 milyar dolarlık yatırımının kaynağı ne?
13.08.2019
Kriz raporu: Bankalar hasarlı, Koç idare ediyor, BİM mutlu
8.08.2019
Sayın Erdoğan, şehir hastaneleri ve otoyollarda yanıldınız, gelin vazgeçin
5.08.2019
Bir banka genel müdürünün sırları
5.08.2019
Bir banka genel müdürünün sırları
29.07.2019
Doğu Avrupa ülkeleri Türkiye’yi sollayıp nasıl geçti?
26.07.2019
Erdoğan’ın planı: Faiz inerse enflasyon iner, AKP seçmeni eve döner
15.07.2019
Ali Babacan’ın krizdeki payı ne?
11.07.2019
Doların kaderini belirleyecek 3 tarih: Bugün, 25 Temmuz, 31 Temmuz
1.07.2019
AKP’nin ekonomideki son günahı: Bütçe açığı
27.06.2019
Erdoğan, İstanbul’a aktarılan parayı kesebilir mi?
24.06.2019
Türkiye'nin ve ekonominin gündemi artık erken seçim
20.06.2019
Minare kılıfa girmiyor: Sebze-meyvede zararlı kimyasal gerçeği
17.06.2019
Rusya’nın zararlı diye reddettiği ürünleri kim yiyor?
14.06.2019
AKP-burjuvazi ilişkisi: Yoksa Marx yanıldı mı?
10.06.2019
Türkiye'nin batacağı, Güney Afrika'nın çıkacağı iddiası nasıl para kazandırdı?
7.06.2019
Türkiye’den umudu kesmemek için 10 neden
3.06.2019
Asıl meseleye gelelim: 5 yıl sonra mesleğiniz para edecek mi? (2)
27.05.2019
TOBB, İSO, İTO üyelerinin işleri tıkırında! (Olmasa söylemezler miydi?)
23.05.2019
Herkes sermaye kontrollerinden söz ediyor, yoksa?..
20.05.2019
Buraya nasıl geldik: AKP’nin ekonomideki 20 hatası
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive