Ayşe HÜR

Radikal GAZETESİ



Bookmark and Share

"Ah bir ataş ver, cigaramı yakayım!"


5.7.2015 - Bu Yazı 3637 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Çok sevdiğim bir İzmir türküsüdür “Ah bir ataş ver, cigaramı yakayım/Sen salın gez, ben boyuna bakayım/Uzun olur gemilerin direği/Ah yanık olur efelerin yüreği/Uzun olur gemilerin direği/Ah çatal olur efelerin yüreği…”

Nerden aklıma mı geldi? Şurdan: 19 Temmuz 2009’dan itibaren yürürlüğe konulan ‘kapalı yerlerde sigara yasağı’  konusunda AKP iktidarının tavizsiz tutumumun arka planında neyin olduğu bilemiyorum ama gerekçe ne olursa olsun bunun sonuçları açısından olumlu bir uygulama olduğunu düşünmüşümdür. Fakat hayatım boyunca sigara içmediğim halde, uygulamanın bu kadar katı ve radikal olmasını doğru bulmamışımdır. Sigarasız yaşama daha yumuşak bir şekilde geçmek mümkün diye düşünmüşümdür. Bu sertlik de beni hep kuşkulandırmıştır. Ama esas Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sigara konusundaki kişisel çıkışlarını çok garipsemişimdir. 2014 yılında Esenler’de bir kafede sigara içen gençlere ‘terbiyesizler’ diye girişmesini anımsarsınız. Epey tartışmıştık ama sonunda “kötü niyetli olmayalım, gençlerimizin iyiliğini istiyordur hakikaten” deyip susmuştuk. Geçen gün Erdoğan Yeşilay’ın düzenlediği iftarda “bir Müslümanın ne alkolle, ne uyuşturucu ile ne de sigara ile işi yoktur olamaz. Bakıyorsun hoca koskoca profesör sigara alkol bunların hepsini götürüyor. Sonra kendini savunuyor. Sonra başkası yapınca bunları yapmamalısın diyor. Ben medya ile bu konuda çok savaş verdim.” (cümle yapısı, imla kendisine ait.) derken yüzünü öyle buruşturdu ki aklıma IV. Murad geliverdi ve bu haftayı sigara konusuna ayırmaya karar verdim. (Alkol konusunda daha önce bir kaç kez yazmıştım. Örneğin şu yazılar: 
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse_hur/meyhaneye_gel_kim_ne_riya_var_ne_murai-1134981, http://arsiv.taraf.com.tr/yazilar/ayse-hur/icki-butun-curumlerin-anasi-midir/14415/.İlerde belki uyuşturucu konusuna da değenirim.)

Kolomb’un hediyesi

Tütün, patlıcangiller (Solanacease) familyasından altmış dört cinsi içinde barındıran, bilimsel adı ‘nicotiana’ olan türün bir üyesi. Tütünün ana vatanının Asya mı, Avustralya mı yoksa Amerika kıtası mı olduğu yolunda değişik teoriler varsa da, genel kabul, tütünü Avrupa’ya tanıtan kişinin 1492 yılında Amerika Kıtası’nı ‘keşfeden’ Kristof Kolomb olduğu. Kaynaklara göre, Kolomb’un adamları, tütünle ilk kez Venezuela kıyılarının açıklarındaki bugünkü adıyla Trinidad ve Tobago Adaları’nda tanışmışlardı. Yerlilerin bir bitkinin yapraklarını bir çubuğa yerleştirdiklerini, daha sonra yakarak dumanını içlerine çektiklerini gören Kolomb ve arkadaşları, yerlilerin ‘tobacco’ adını verdikleri tütünü Avrupa’ya getirdiklerinde bu kadar tutulacağını muhtemelen tahmin etmemişlerdi. Gerçekten de, daha sonraki yıllarda Amerika kıtasına adını veren Amerigo Vespuci, dünyanın çevresini dolaşan Ferdinand Macellan ve Güney Amerika’daki Aztek uygarlığının sonunu getiren ve kıtayı İspanya’nın sömürgesi yapan Hernando Cortez gibi Kolomb’un ardılları, Kolomb ve yerliler gibi tütün tiryakisi olmuşlardı. Onların da etkisiyle, tütün Avrupa’da öyle bir moda olmuştu ki, 1550’lere kadar başta İspanya ve Portekiz olmak üzere, Belçika, İsviçre, İtalya, Fransa ve İngiltere’de tütün tanınıyor, hatta küçük çapta üretiliyordu. 

(Raleigh's First Pipe in England-Raleigh’in İngiltere’de İlk Piposu, Frederick William Fairholt, 1859)

Tütünün Osmanlı’ya gelişi

Tütünün Osmanlı coğrafyasına girişi ise 1570’lerde olmuştu. 1580 yılında III. Murat’ın Polonya Kralı’na gönderdiği hediyeler arasında ‘şifa verici’ olduğu düşünülen bu bitkinin kurutulmuş yapraklarının da olduğu, hatta Polonya’nın tütünü bu hediye ile tanıdığını belirten kaynaklar var. İlk tütün tarımının ise Muğla’ya bağlı Milas kazasında 1583 yılında başladığı sanılıyor. 1598 yılından itibaren Avrupalı tüccarlar, özellikle İngiliz, Fransız ve Hollandalılar, Amerikan tütününü başta İstanbul olmak üzere imparatorluğun büyük şehirlere getirmeye başlamışlar, bu da tütünde çeşitlenmeye ve modaya neden olmuştu.

Osmanlı toplumunda tütün, lüle veya nargile yardımıyla yakıp içilerek, toz halinde (enfiye) burundan çekilerek ve ağızda çiğnenerek tüketilirdi. Macar asıllı Osmanlı tarihçisi Peçevî, 1600’lü yılların ilk yarısına dair gözlemlerini içeren tarih kitabında “tütüne insanlar o kadar rağbet etmişti ki, ayak takımından bazı insanların tütünü çok içmelerinden dolayı kahvehanelerde insanların birbirini görmeleri güçleşmişti” der. Peçevî’ye göre sokaklarda ve pazarlarda insanlar lüleleri elde gezer, birbirinin gözüne “puf puf ederek” sokakları ve mahalleleri kokuturlar ve tütün üzerine birtakım manzumeler yazarak münasebetsiz bir şekilde okurlardı. Bu yüzden insanlar arasında pek çok kavgalar çıkıyordu. Tütünün kokusu insanların elbiselerine, evlerine siniyor, külleri etrafa kirletiyor, izmaritlerden yangınlar çıkıyordu. İşte bu sevimsiz sonuçları yüzünden, Avrupa’dakine paralel olarak Osmanlı ülkesinde de tütüne yasak konulacaktı. 

Yasaklar başlıyor

I. Ahmed’in tütünü yasaklayan 1609 tarihli fermanında, bir iki yıldan beri İngiltere’de ‘tabaga’ adı verilen bir yaprağı lülelere konup içilen bir nebatın devlet görevlilerinin, esnaf ve zanaatkârların işlerinden geri kalmalarına neden olduğu, bu nedenle bu nebatın Osmanlı ülkesinde ekilmesinin, ticaretinin ve içilmesinin yasaklandığı belirtiliyordu. Tütün içenlerin burnuna lüle denilen içme çubukları sokularak sokaklarda teşhir edileceklerdi. Bu yasaklamanın arkasındaki esas neden o yıllarda, sarayın ihtiyacı olan balmumunun tütün ilaçlamasında kullanılması yüzünden, balmumu fiyatının aşırı şekilde artmasıydı. Ancak, balmumun fiyatını arttıran tütün ilaçlamasında kullanılması değil, Avrupalı tüccarların Anadolu’dan ucuza topladıkları balmumunu Avrupa’ya götürmeleriydi. Saray sorunu yanlış teşhis etmişti. Benzeri fermanlar, 1610, 1614, 1618-1619 yıllarında tekrarlandığına göre yasaklama pek işe yaramamıştı ancak, 1622 yılında Sultan II. Osman’ın bir Yeniçeri ayaklanması sonunda öldürülmesi ve ardından patlak veren Abaza Paşa İsyanı’nın bastırılmasından sonra devlet işi sıkı tuttu ve 1630 yılında, tütün yasağı daha sert olarak tekrar uygulanmaya başladı. 

IV. Murad’ın şedit politikaları

Tütüne karşı en sert yasaklar, tarihe içkiciliği, sefahat âlemleri, gaddarlığı ve kan dökücülüğü ile geçmiş IV. Murad döneminde oldu. Tütün içerken yakaladığı kişileri bizzat öldürdüğü de kaydedilen IV. Murad (ki döneminde 17 bin ila 20 bin arasında kişinin öldürüldüğü iddia edilir), altı kızdan sonra ilk erkek çocuğu doğduğu için yapılan eğlenceler sırasında 1 Ağustos 1633’te Cibali’de bir kadırgada çıkan ve karada 20 bine yakın evi yok eden büyük yangından sorumlu tuttuğu tütünü tamamen yasakladı. Esas neden tütünün zararlarından çok, bu şenliklerle yangın arasında bağlantı kurarak padişaha kızan halkın, tütünün en çok tüketildiği mekânlar olan kahvehanelerde Padişah aleyhine konuşmalara başlamasıydı. İddialara göre padişah öyle öfkelenmişti ki, tebdili kıyafet edip sokaklarda tütün kullananları elleriyle öldürmekle kalmamış, kahvehaneleri de yıktırmıştı.

Tütün yasağı, IV. Murad’ın 1640 yılında ölümüyle sona erdi. Hatta kendisi de sıkı bir tütün tiryakisi olan Avcı Mehmet (IV) döneminde, 1633’te tütün içtiği için Halep Kadılığı’ndan azledilerek Kıbrıs’a sürgün edilmiş olan Bahaî Efendi’nin 1649’da Şeyhülislam olmasından itibaren tütün iyice serbest oldu. Tütünle ilgili dini tartışmalar da bu tarihten sonra başladı. Tütünün İslam’a göre haram mı, mekruh mu yoksa mubah mı olduğu konusunda günler ve geceler boyunca tartışıldı. Her bir iddiaya ayetler ve hadisler delil gösterildi, hatta yepyeni hadisler üretildi. Ancak, bu tartışmalar tütünü yasaklamaya yetmediği gibi bu tarihten itibaren Yenice, Kavala ve İskeçe bölgesinden başta olmak üzere, Osmanlı ülkesinin dört bir yanında tütün ekimi, ticareti ve tüketimi yaygınlaşırken, tüm dünyada ‘Şark tütünü’ diye yeni bir tür meşhur oldu.


(IV. Murad’ın Revan Seferi’nden bir sahne)


Devletin başı sıkışınca

1683 tarihli Tahrir Defteri’ne göre, o yıl Osmanlı İmparatorluğu’nun toplam 41 kazasında tütün tarımı yapılıyor, 10 binden fazla aile geçimini tütünden sağlıyordu. Ancak, aynı yıl yaşanan II. Viyana bozgunundan sonra, devlet hazinesini düzenlemeyi aklına koyan Sadrazam Fazıl Mustafa Paşa, 1688’de, imparatorluğun gayrimüslim tebaasını devletten soğuttuğu gerekçesiyle alkollü içeceklerden alınan ‘hamr-ü arak’ vergisi kaldırarak, yerine tütün vergisi koydu. 1691 yılında verginin şekli değiştirildi ve çiftçinin ürettiği tütünün yarısını aynî (mal) olarak veya nakdî (para) olarak devlete vermesi zorunlu kılındı. Bu ağır vergiye çiftçilerin tepkisi tütün üretimini durdurmak, tütün tarlalarını eksik göstermek veya hiç göstermemek oldu. Bu dönemde tütün kaçakçılığı hızla arttı. Özellikle kıyı bölgelerinde kayıklarla ülkeye tütün sokulması pek sıradan bir olay oldu. Sonunda 1697 yılında devlet bu gaddar usulden vazgeçerek, yerine dönüm başına 2,75 kuruşluk maktu bir vergi koydu. Bu uygulama Tanzimat’ın ilanına kadar tam 143 sene kesintisiz uygulandı. Devletin tavrını yumuşatması üzerine tütün tarımı tüm ülkeye yayıldı. Öyle ki 19. yüzyılın ikinci yarısında tüm imparatorluktaki kazaların yüzde 40’ına tekabül eden 400 kadar kazada, 150 bin çiftçi hanesi, 1 milyon dönümü aşkın alanda tütün tarımı yapıyordu. 

Tütünün bir ihtiyaç maddesi değil de keyif verici bir madde olduğu, dolayısıyla tüketicinin fiyatı ne olursa olsun tütünden vazgeçmeyeceği fikri ilk olarak II. Mahmut döneminde (1808-1826) oluşmaya başladı. Bu tarihten sonra, özellikle askeri alanlarda yapılan reformlar yüzünden artan ordunun masraflarını ve savaş giderlerini karşılamak için paraya ihtiyaç duyulduğu her durumda ilk akla gelen tütün vergisi oldu.


(İstanbul’da bir kahvehanede tütün mamüllerini tüketenler, Sebah-Joaillier,1898. Orijinali siyah-beyaz.)

Rüsum-ı Sitte İdaresi

1853-1856 Kırım Savaşı’ndan itibaren artan devlet borçlarının ödenmesi için Kasım 1879 tarihinde çıkarılan bir kararname ile damga (pul), tütün, müskirat (içki) balık avı, tuz ve bazı yerlerin ipek vergilerinin 10 yıl süreyle Galata bankerlerine bırakılmasına karar verildi. Bunun için de Rüsum-ı Sitte (Altı Vergi) idaresi kuruldu ve başına Bank-ı Osmani-i Şahane adına Fransız Hamilton Long getirildi. İstanbul bankerlerine verilen bu imtiyaz, dış borçların sahiplerini de harekete geçirdi. Rüsum-i Sitte’den pay almak isteyen Fransa ve Britanya’nın baskıları sonucu II. Abdülhamit, tüm Osmanlı borçlarının tek merkezde hesap edilip oradan ödenmesini taahhüt eden 23 Ekim 1880 tarihli kararnameyi yayımlamak zorunda kaldı. Yabancılarla yapılan uzun pazarlıklar sonucu, 20 Aralık 1881’de çıkarılan tarihinde çıkarılan bir başka kararname ile borçların alacaklıların oluşturacağı bir meclis tarafından yönetilmesi kabul edildi. Rumi takvime göre 28 Muharrem 1299 günü yayımlandığı için tarihe Muharrem Kararnamesi olarak geçen bu kararnamenin 15. maddesi uyarınca, tahvil sahiplerini temsil etmek ve haklarını korumak için Düyun-u Umumiye İdaresi kuruldu. Bu tarihten itibaren tütün ve içki üretiminden ithaline kadar bütün işlemler Düyun-u Umumiye İdaresi’nin denetiminde gerçekleşti.1884’te tütün ekiminin yarı hissesi Fransız Reji Şirketi’ne devredildi. Reji, Cumhuriyet’e kadar Osmanlı tütün üreticisini sömürdü durdu. 1995’e kadar faaliyet gösteren Cibali Tütün Fabrikası da 1884’te kurulmuştu. (Bina 2002’den beri Kadir Has Üniversitesi.)

Cumhuriyet döneminde tütün, alkollü içkiler, tuz, barut ve patlayıcı maddelerin işletmesi 1932 yılında kurulan inhisarlar Umum Müdürlüğü’ne verildi. 1941’de adı Tekel Genel Müdürlüğü olan kurum, 2008’de, özelleştirme kapsamında British American Tobacco (BAT) şirketinin iştiraki olan Tabac Turc Nargile ve Pipo Tütün Sanayi ve Ticaret AŞ’ye devredildi. 2010 yılında aylarca direnen 12 bin Tekel işçisinin sorunları da o zaman başladı.

Sigara kaçakçılığında son durum

Cumhuriyet dönemi boyunca tütün ekimiyle ilgili yaşanan sorunları anlatmaya yerimiz yetmez. AKP’nin tütün politikaları ile bağlantılı olarak 2000 yılında 583.000 olan tütün üreticisi aile sayısı, 2008 yılına gelindigˆinde yaklas¸ık % 69 oranında azalarak 194.000 seviyelerine geriledi. 2014’te sadece 66 bin aile tütün ekiyordu. Bu yılki sayı muhtemelen daha da düşük olacak. Bu ailelerin tütün yerine ne ektiklerini, yeni ziraat tarzlarıyla aralarının nasıl olduğunu, geçinip geçinemediklerini ben bilmiyorum, umarım devletimiz biliyordur.

Tütün üretici sayısındaki düs¸üs¸e paralel olarak üretim miktarında da önemli düs¸üs¸ler gerçekles¸ti elbette. Ama sigara yasakları ne kadar sert uygulanırsa uygulansın tütün tüketimi bu kadar hızlı düşmedi. Talep ithalatla karşılanıyor. İthalatın da bir kısmı yasal bir kısmı kaçak.

Aslında bir tütün ülkesi olduğumuz halde Düyun-u Umumiye döneminde başlayan ve Cumhuriyet tarihi boyunca süren sigara kaçakçılığının en büyük sorunlarımızdan biri olduğunu bizim kuşak bilir de gençler bilmeyebilir. Osmanlı ve erken Cumhuriyet döneminde tütün kaçakçılarına ‘ayıngacı’ denirdi. Örneğin “Çökertmeden çıktım da Halilim aman başım selâmet/Bitez de yalısına varmadan Halilim aman koptu kıyamet/…” diye devam eden Bodrum türküsü ‘ayıngacı Halil’in kolcularla yani jandarmayla müsademesine dairdir. Günümüzde sigara kaçakçılarının özel bir adı var mı bilmiyorum ama kaçakçılığın neden önlenemediğini Okan Acaroğlu’nun 2013 yılında Polis Akademesi’nde kabul edilmiş doktora tezinden birazcık da olsa öğrendim. Hepsi de 2013 yılında (yani çok yeni) yakalanan kaçakçılarla yapılmış derinlemesine görüşmelerden bir kaç cümle ile size de fikir vermeye çalışayım:

“Dogˆu’da hiç kontrol yok. Kontrol az. Ama beni zaten ihbar ettiler öyle yakalandım. Kontrolden falan degˆil. Zaten dükkânımın kars¸ısında MOBESE vardı. Polis her s¸eyi görüyordu.”

“Kontrol uzun yolda sıkı degˆil öncüler gidiyor haber veriyorlar. Genelde ihbar falan yoksa yolda pek yakalanmaz. Genelde buraya indirdikten sonra depoda falan yakalanır. I·nsanlar birbirlerini çekemiyorlar. I·hbar ediyorlar. I·hbar olmasa 1 tane mal yakalayamazlar.”

“Sigara kontrolleri normal. Çok sıkı degˆil. Zaten köpekler sigaranın kokusunu alamıyorlar. Bir de polis bas¸ka s¸eyler arıyor. Sigaraları görüp devam et diyenleri bile gördüm.”

“Kontrol hiç yok. Kontrol dıs¸arıya var ama o hanlara is¸ merkezlerine kontrol yapılmıyor. Ben dilekçe vermeme göstermeme ragˆmen olmuyor. Sokaktakini aramak için karara gerek yokmus¸ ama dükkânlar için karar çıkartmaları gerekiyormus¸.”

“Kontrol hem var hem yok. Bir tır sigara Van’dan I·stanbul’a 20 ilden 100 ilçeden geçiyor belki de. Ama yakalanmıyor. Bu is¸te bir is¸ var. Bir de Van- Bas¸kale arası 100 km. Ankara Kırıkkale arası gibi aynı. Van-Bas¸kale arasında 7 ayrı kontrol noktası varken Ankara Kırıkkale arasında bir tane bile kontrol yok.”

“Yasaksa her yerde yasak olmalı. Gümrüklerden geçerken serbest. I·ç piyasaya girince yasak. Hiç kaçak sigara içiyor diye ceza alan duymadım. Yasaksa ona yasak degˆil mi? Talep var talebi sen devlet olarak engelleyemiyorsun. Arz eden mekanizmaları organizasyonları engellemiyorsun. Ee olan bizim gibi dara düs¸üp arada ekmek parasını çıkartmaya çalıs¸an garibana oluyor. Gücün yetiyorsa arzı ve talebi engelle. Mücadele ediliyormus¸ Hepsi hikâye, garibanın tepesine biniliyor.”

"Van'da mücadele genelde bu s¸ekilde aracı olanlara yöneliktir. Yani bir yerden toplu alıp o malı dagˆıtmaya çalıs¸an orta ölçekli çalıs¸anlara oluyor olan. Bu malı sınırdan getirten büyüklere genelde bir s¸ey olmaz. Tablacılara da burada dokunulmuyor. Orta ölçekli bu is¸i yapanlar da mutlaka tas¸ıyıcı olarak bas¸kalarını tutarlar benim gibi. Bu mal sahiplerine en fazla malı gider bas¸ka bir s¸ey olmaz. Bu sigara kaçakçılıgˆından en çok magˆdur olanlar s¸oförlerdir.”

“Benim sigara aldıgˆım toptancıyı almıyorlar. Onlar devletin asıl sahibi biz hiçiz. Onlar beyefendi olurlar o sigara parasıyla. Biz ise cezaevinde sürünürüz. Sigara kaçakçılıgˆını organize bir s¸ekilde yapanlara bir s¸ey olmuyor. Bu is¸i ferdi olarak yapan garibanlara olan oluyor.”

“Benim sigaraları aldıgˆım yerlere polis karıs¸mıyordu. Polisle anlas¸maları vardı. I·ki polis geldi at bakalım bir 200 dediler. Ben de 50 TL vardı. Verdim begˆenmediler. I·ki kis¸inin neresine yetecek dediler. I·s¸lem yaptılar.”

“Elazıgˆ’da polis kontrolleri çok sıkıydı. Tezgâha 3-4 kere gelirlerdi. Toptancılara operasyon yapıldıgˆını ben hiç görmedim. Polis yakaladıgˆı sigarayı tekrardan sattırıyor olabilir. Biz garibanız biz halka zarar mı veriyoruz? Faydalı bir s¸ey yapıyoruz. Sigara fiyatları artınca ne oldu bizim is¸lerimiz katlandı. Sigarayı içmeyi bırakmazlar.”

“4-5 senedir Güneydogˆuda sigara kaçakçılıgˆına bir yol verme var. Kontrol yok. Güneydogˆuda Tekel’den sigara alan bulamazsın yok. Bu is¸te gizli bir el var. Fiyatları arttırıyorsun, kaçakçılıkta patlama oluyor, kontrol etmiyorsun, mücadele etmiyorsun. I·s¸te bu apaçık tes¸viktir, yol vermedir.”


(28 Aralık 2011 günü, devletin uçakları tarafından atılan bombalarla katledilen 34 Roboskilinin en büyük suçu da kaçakçılıktı.)

Lafı uzatmayayım. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın koca koca profesörlerin sigarasıyla, içkisiyle uğraşmak yerine bu doktora çalışmasında belirtilen sorunları halletmeye çalışması (ve elbette Roboski Katliamı’nın sorumlularını ortaya çıkarması) daha mantıklı olacaktır diye düşünüyorum, ne dersiniz?…

Özet Kaynakça: Ehlikeyfin Kitabı, (Yay. Haz. Fatih Tığlı), Kitabevi Yayınları, 2004; Reşat Ekrem Koçu, Osmanlı Tarihinde Yasaklar, Tarih Dünyası Dergisi, Özel Sayı, 1950; Tütün Kitabı, Yayına Hazırlayan: Emine Gürsoy Naskali, Kitabevi Yayınları, 2003; Fehmi Yılmaz, “Osmanlı I·mparatorlugˆu’nda Tütün: Sosyal, Siyasi ve Ekonomik Tahlili (1600-1883), Marmara Üniversitesi Türkiyat Aras¸tırmaları Enstitüsü’nde 2005 yılında kabul edilmiş doktora tezi; Okan Acaroğlu, “Türkiye de sigara kaçakçılığı, karakteristikler, kullanılan yöntemler ve kaçakçı profili”, Polis Akademisi Başkanlığı, Güvenlik Bilimleri Enstitüsü’nde 2013 yılında kabul edilmiş doktora tezi.

Açıklama ve düzeltme: Geçen haftaki TBMM yazımla ilgili olarak okurumuz Murat Dursunoğlu’ndan bir mail aldım. Murat Bey, büyük bir nezaketle Kürt olmaktan hiç bir şekilde gocunmayacağını belirttikten sonra “bazıları Kürtlüklerini hiç açıklamadılar (örneğin Septioğlu ailesinin üyeleri), bazıları Türk milliyetçisi oldular (örneğin Erzurum Mebusu Cevat Dursunoğlu, Bitlis Senatörü Kamran İnan)” cümlemdeki iddiamın kaynağını sordu. Elbette kökenle ilgili iddiaları ispatlamak güç olduğu için kendisine inandırıcı bir kaynak sunamadım. Dahası, aksi ispat edilinceye kadar Murat Bey’in “ailemizin Kürt olduğuna dair hiçbir bilgi yok” demesine itibar ettim. Kendisi “hiç gerek yok” dedi ama bu yazışmayı sizlerle paylaşmayı borç bildim.

Facebook Yorumları

reklam
7.06.2019
Çağımızın Bir (Başka) Kahramanı: Topal Osman
26.12.2017
'Fahreddin Paşa' polemiği ve Erdoğan'ın 'dikkat dağıtma' stratejisi
21.3.2016
Sene 1871: 72 günlük 'muzaffer ve mağlup' Paris Komünü
13.3.2016
Harem: Efsaneler, gerçekler
6.3.2016
Tarihten Kara Fatma portreleri
28.2.2016
1938 Donanma Davası
22.2.2016
Bir asırlık dostlar: Türkiye-SSCB/Rusya
14.2.2016
Kalpsizler için 'intihar kasidesi'
8.2.2016
1919 Erzurum ve Sivas kongrelerinde Kürtler
1.2.2016
1919-1920 Sevr sürecinde Kürtler
25.1.2016
'Küçük Kara Balık' ve Leyla Zana
17.1.2016
Darülfünun, üniversite, Einstein, cadı kazanı
10.1.2016
Bediüzzaman efsanesi, Said-i Nursi gerçeği
4.1.2016
İslamcıların ve sağ muhafazakarların Hitler sevdası
28.12.2015
'Barbar Türk', 'idraksiz Türk', 'Müslüman Türk'
21.12.2015
Cumhuriyet'in kanlı 'Kürt bilançosu'
14.12.2015
Kızıl Elma nedir, neresidir?
6.12.2015
Canip Yıldırım ve Necip Fazıl'dan 1937 Karaköprü Faciası
29.11.2015
Rusya ders kitaplarındaki Osmanlı/Türk bilgisi
22.11.2015
ABD dış politikası ve 'Kürtlerin trajedisi'
16.11.2015
Şarkiyatçılık, Garbiyatçılık, İslamcılık, 'Yeşil Kuşak'
8.11.2015
5186 sayılı Atatürk'ü Koruma Kanunu
1.11.2015
Siyasi ve mali silah olarak idam ve müsadere
25.10.2015
Aktrollerin alamet-i farikası: Osmanlı Devlet Arması
12.10.2015
Yakın tarihimizden katliamlar ve itiraflar
5.10.2015
Bir örgüt: İTC... Bir gazeteci: Ahmed Samim... Bir tetikçi: Çerkes Ahmed...
28.9.2015
Yüzde 100 yerli: Karamanlılar ve Hay-ho(u)ro(u)mlar
20.9.2015
Hem yakın hem uzak: Bulgaristan Türkleri
13.9.2015
Özerklik açıklaması yapmak suç mudur?
6.9.2015
6-7 Eylül 1955 yağması ve 1964 sürgünleri
31.8.2015
Bonapartizm, Yeni Osmanlılar ve Paris Komünü
24.8.2015
Devletin karanlık yüzü: JİTEM
17.8.2015
Her daim itibarlı (!) meslek: Jurnalcilik
9.8.2015
Siyasi 'günah keçisi' olarak viski
3.8.2015
Resmi tarihin 'sözde' Kürt 'ayaklanmaları'
27.7.2015
'Kürt meselesi'nin 90 yıllık icmali: Tamam mı, devam mı?
20.7.2015
Beş asırlık hülya: Karadeniz-Marmara izdivacı
12.7.2015
Bir Macar icadı: Turancılık
5.7.2015
"Ah bir ataş ver, cigaramı yakayım!"
28.6.2015
TBMM, hiç 'çok renkli' oldu mu?
21.6.2015
Takiyüddin ve kuyruklu yıldızlı 1577 ramazanı
15.6.2015
Teşkilat'ın tetikçisi: Yakup Cemil
7.6.2015
Resmi tarihin yazmadığı 1916 Ankara Yangını
31.5.2015
'Nevzuhur' Fetih Bayramı
25.5.2015
27 Mayıs'ın ardından: Yassıada, intiharlar, idamlar
17.5.2015
Şems'le Mevlana, Atatürk'le Mevlevilik ve Bektaşilik
11.5.2015
1942 Varlık Vergisi Kanunu
3.5.2015
'Ya Taksim, ya ölüm'den 'Birleşik Kıbrıs'a
26.4.2015
'23 Nisan', '24 Nisan', '25 Nisan' yıldönümü muharebeleri
19.4.2015
1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı
12.4.2015
1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını
05.04.2015
Rıza Şah'ın, Musaddık'ın, Humeyni'nin İran'ı
29.03.2015
"Kitaplarda değil türkülerde ara Yemen'i" (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
22.03.2015
Söylence, bayram ve serhildan olarak Newroz
15.03.2015
Dağdaki Efes, Kirkidje, Kırkıca, Çirkince, Şirince
08.03.2015
Araksi Çetinyan'dan Keriman Halis'e Türkiye'nin ilk güzelleri
01.03.2015
73 yıldır kanayan yara: Struma Faciası
23.02.2015
26 Şubat 1992 günü Hocalı'da neler yaşandı?
16.02.2015
'Tanrı'nın devleti' mi, 'yeryüzü devleti' mi?
09.02.2015
Ezanın Türkçeleştirilmesi ve Bursa olayı
01.02.2015
Verba volant, scripta manent /Yazı kalır, söz uçar
25.01.2015
Atatürk'ün Suudi misafiri: Emir Faysal
18.01.2015
'Fail-i devlet': Sabahattin Ali, Musa Anter, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetleri
12.01.2015
Ay'ın karanlık yüzü: Kadın 'canlı bomba'lar
28.12.2014
Reisicumhur olabilirsiniz, fakat tiyatrocu olamazsınız!
22.12.2014
Henüz ağıtı yakılmamış 1978 Maraş Katliamı
14.12.2014
Göktürkçe, Lisan-ı Türkî Lisan-ı Osmanî ve Türkçe
07.12.2014
Yeniçerilik, zorunlu ve bedelli askerlik, vicdani ret
1.12.2014
Papalık-Bizans-Osmanlı-Türkiye ilişkileri
24.11.2014
1930'lar Türkiye'sinde Dersimli kimdir?
18.11.2014
Dersim hakkında 'kuyruklu' yalanlar
10.11.2014
Kudüs, Mescid-i Aksa ve zeytin
03.11.2014
Kerbela olayı: Gerçek mi mitoloji mi?
26.10.2014
Selahaddin Eyyubi'nin Çocukları: Suriye Kürtleri
19.10.2014
1916 Sykes-Picot Anlaşması 'suçlu' mu, 'günah keçisi' mi?
12.10.2014
Kafa kesmenin kısa tarihçesi
05.10.2014
Atatürk zamanında dini bayramlar nasıl kutlanırdı?
28.09.2014
Cumhuriyet'in 'kadın projesi'nde 'türban gediği'
22.09.2014
Erkek, savaş ve tecavüz: Ayrılmaz üçlü
15.09.2014
Amerika'nın keşfi insanlık için hayırlı mı oldu?
08.09.2014
6-7 Eylül yağmasının 59. yıldönümünde Cumhuriyet'in azınlık raporu
31.08.2014
Din eğitiminin 94 yıllık serencamı
24.08.2014
Süleyman Şah Türbesi hakkında yanlış bildiklerimiz
17.08.2014
Kasapyan Bağ Evi'nden Çankaya Köşkü'ne
10.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (2)
09.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (1)
03.08.2014
İstanbul'da 'aziz', Ankara'da 'mürteci', Mısır'da 'Hıristiyan': Mehmet Akif Ersoy
27.07.2014
Su içinde olup susuz kalmak
20.07.2014
Özgeci intihar': Şehitlik
13.07.2014
İsrail'i ve Filistin'i yakan ateş
07.07.2014
Mustafa Kemal'in 'altın vuruşu': Halifeliğin ilgası
29.06.2014
Kavel, Paşabahçe ve 15-16 Haziran direnişleri
22.06.2014
Bayrak, kırmızı, hilal ve yıldız
16.06.2014
Musul'u neden ve kaça sattık?
09.06.2014
İttihat Terakki'nin ve Kazım Karabekir'in çocuk askerleri
01.06.2014
561 yıldır fethetmeye doyamadığımız İstanbul
26.05.2014
'72 milletle barışık' Alevi - Kızılbaşlar
18.05.2014
150 yıllık Çerkes Sürgünü'nün 1920-1923 dönemi
12.05.2014
80 yıllık 'Misak-ı Dinî' davası
05.05.2014
'İstiklal Savaşı'nın iki casusu: Gavûr Mümin ve Mustafa Sagir
28.04.2014
İşçi sınıfının 63 yıllık Taksim ısrarı
21.04.2014
1915'e ad ver(eme)mek: Aghed, Medz Yeghern, Soykırım
13.04.2014
Yeşilçamcı mısınız, Sinematekçi mi?
06.04.2014
MEH, MAH, MİT
30.03.2014
Tek Parti Dönemi'nin ünlü şehreminleri
23.03.2014
II. Abdülhamit'in 'muzır'la savaşı
16.03.2014
İnsanoğlunun Leviathan'a karşı savaşı
09.03.2014
Mayan Hatun, Zarife Hanım ve Mina Hanım
02.03.2014
Erbakan, Milli Görüş, 28 Şubat
24.02.2014
Stalin, Naziler ve Kırım Tatarları
16.02.2014
Kardeş katli ve Fatih Kanunnamesi
09.02.2014
Semerkand'da Ölüm'le randevumuz mu var?
03.02.2014
Hem millici, hem beynelmilelci olmak kolay mı?
27.01.2014
Bank-ı Osmanî-i Şahane'den Merkez Bankası'na
20.01.2014
Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin çarpıtılmış tarihi
12.01.2014
İnsanoğlunun kadim hastalığı: 'Cadı avcılığı'
05.01.2014
Meğerse Suriye'de Türkmenler yaşarmış!
29.12.2013
Kâfir işi güzel icatlar: Noel ve Yılbaşı
22.12.2013
König, İmpeks, Denizbank, Satie, Refah olayları
15.12.2013
Mevlana hakkında yanlış bildiklerimiz
08.12.2013
Anayurdu kim demirağlarla ördü dört baştan?
01.12.2013
En uzun yüzyılımız: 'Asr-ı fişleme'
24.11.2013
Türklerin ve Kürtlerin 'Kürdistan'ı
17.11.2013
Seyit Rıza 'nın TBMM'ye ve MC'ye mektupları
10.11.2013
'Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua...'
03.11.2013
Medine Vesikası ve Ömer Paktı
27.10.2013
CHP'nin Yol Vergisi ve Milli Koruma Kanunu
20.10.2013
Teşkilat-ı Mahsusa'yı nasıl bilirsiniz?
13.10.2013
İslam tarihinin 'hürre' kadınları
06.10.2013
Arap elifbasından Türk alfabesine
29.09.2013
İnönü 1937'de başbakanlıktan neden uzaklaştırıldı?
22.09.2013
Öfkesiz Kürt: 'Ape' Musa Anter
15.09.2013
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Kürtler
08.09.2013
'Korkunç' İvan ve 'Muhteşem' Süleyman'dan bugüne
01.09.2013
Lysistratalar Spartalıları durdurabilir mi?
25.08.2013
Üstün ama düşman Batı
18.08.2013
Vahhabilik, Suudiler ve Mekke Şerifi
11.08.2013
Cumhuriyetin üvey evladı: Halk türküleri
05.08.2013
Kürd Federasyonu'ndan Mahabad Cumhuriyeti'ne
29.07.2013
İttihat ve Terakki'nin Kürd politikaları
22.07.2013
1915'te Kürtlerin rolü neydi?
15.07.2013
"Hele kurulsun Ermenistan, Kürtlerden tek kişi kalmaz!"
09.07.2013
Sene 1952: Kahire'de 'Kara Cumartesi'
01.07.2013
İttihatçı ve Kemalistlerin Alevi-Bektaşi politikaları
23.06.2013
Sokrates, Thoreau, Gandhi, Martin Luther King
16.06.2013
'Matbuat kâmilen meddah oldu!'
10.06.2013
Siyasi ve kültürel bir karnaval: 'Paris Mayıs 1968'
02.06.2013
Tarihin nakşedildiği anıt ağaçlar
27.05.2013
'Meyhaneye gel, kim ne riya var ne mürai...'
19.05.2013
21 Mayıs 1864: Çerkeslerin kara günü
13.05.2013
Mustafa Kemal'in İttihatçılığı ve 1915'e dair tavrı
06.05.2013
Dersim'i bombalayan Sabiha Gökçen mi, Hatun Sebilciyan mıydı?
28.04.2013
1915 Ermeni soykırımında kötüler ve iyiler
21.04.2013
Zındık muhtesipleri ve Mihna mahkemeleri
20.1.2013
1915'ten 2007'ye Ermeni yetimleri
14.04.2013
Dört halife döneminden bugüne 'İslam kardeşliği'
08.04.2013
Bir 'Kürt Devleti' Cumhurbaşkanlığı Forsu'na girebilir mi?
31.03.2013
Hem 'gâvur' hem 'güzel' İzmir!
24.03.2013
Misak-ı Milli nedir, ne değildir?
17.03.2013
Alevistan, Zazaistan ve Kürdistan
10.03.2013
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
03.03.2013
Baba İlyas'la Baba İshak neden isyan etti?
24.02.2013
Yedikule Zindanı, Bekir Ağa Bölüğü ve İmralı Cezaevi
17.02.2013
Tanrı Dağları kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman!
10.02.2013
Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Turancılar Davası
03.02.2013
Ne mutlu 'Türküm diyene' mi? Ne mutlu 'Türk olana' mı?
27.01.2013
'İdraksiz Türk'ten 'Türk Milleti'ne
23.01.2013
Kürtlere söz verildi mi?
20.01.2013
Bitarafhane'nin oluşturulması
13.01.2013
Türkiye yerine 'Anadolu Cumhuriyeti' olsaydı ne olurdu?
06.01.2013
Necip Fazıl Kısakürek'in 'öteki' portresi
30.12.2012
1930 Menemen Olayı bir Nakşibendi tertibi miydi?
23.12.2012
98 günlük 'güdümlü' muhalefet: Serbest Fırka
16.12.2012
Bir gün herkes 'özbeöz yerli' adaleti tadacaktır!
09.12.2012
Nisa taifesi ve Kadınlar Halk Fırkası
02.12.2012
FKÖ- HAMAS parantezindeki Filistin
27.11.2012
Sultan Süleyman'ı nasıl bilirsiniz?
25.11.2012
İsrail'in kuruluş, Filistin devletinin kurulamayış hikâyesi
18.11.2012
Seyit Rıza idamdan önce Atatürk'le görüştü mü?
11.11.2012
Kurtuluş Savaşı 'yedi düvel'e karşı mı verildi?
10.11.2012
Arız, Beşe, Etil, Tokuş mu yoksa Atatürk mü?
04.11.2012
Menderes ve Erdoğan'ın Jakoben belediyeciliği
28.10.2012
Cumhuriyetçiler ve Lâ Cumhuriyetçiler
21.10.2012
Lozan, Şark Islahat Planı ve Kürtçe
14.10.2012
Atatürk diplomasisinin başarı öyküsü: Hatay'ın ilhakı
07.10.2012
'Evveli Şam, ahiri Şam!'
30.09.2012
İdris-i Bitlisî:'Mevlana' mı 'iblis' mi?
23.09.2012
Parola: Halaskâr; İşaret: Fedailer; Hedef: Darbe!
16.09.2012
Haçlı seferlerinin açtığı yara mı?
09.09.2012
1922'de 'Gâvur İzmir'i kim yaktı?
02.09.2012
Anadolu'nun kapısını Türklerle Kürtler birlikte mi açtı?
27.08.2012
Malazgirt-Büyük Taarruz parantezi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive