Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal koşullar nedeniyle artık ülkeyi yönetemez duruma gelen iktidar, kendi çocuklarını kurban veriyor.

Dikkat edilirse son üç gündür Kürşat Ayvatoğlu’yla yatıp kalkıyoruz.

Kaç tane lüks arabası varmış, bu kadar parayı nasıl kazanmış, içtiği uyuşturucu mu yoksa pudra şekerini mi burnuna çekiyormuş?

Aslında tüm bunlar buzdağının görünen yanı.

Kürşat, ülkemizde binlercesi bulunan bir zavallı Anadolu çocuğu.

Ülke yönetimine hakim olan yolsuzluk, rüşvet çarkının kazara bir yerlerine tutunarak “köşe dönmece” oynamış.

Birazda şansı yardım edince yaşının gereği tüm çılgınlıkları yaşamaya başlamış.

Sanırsınız ki bu olay Türkiye de ilk kez yaşanıyor.

Konuyu farklı boyutlarıyla ele almak gerekiyor.

Birincisi dünyanın en önemli uyuşturucu trafiğinin yaşandığı ülkemizde verilen sıkı mücadeleye rağmen uyuşturucu nasıl bu kadar kolay temin edilebiliyor?

Bu konuda bir zafiyet ya da yasal yetersizlik mi var?

İkincisi, Kürşat’ın asıl suçu akçeli konularda.

Kastamonu’dan başlayarak hangi kanalları kullanarak haksız kazanç elde etti?

Bu yolsuzluk ve rüşvet olaylarını kimlerle birlikte gerçekleştirdi?

Polis ve savcılık bu konularda geniş çaplı bir soruşturma yapmış mıdır?

Açıkçası geçmişten bu yana yaşananları düşününce ben yapıldığını sanmıyorum.

Zindaşti olayında kimlerin devreye girdiğini, uluslararası uyuşturucu ticaretinin Türkiye ayağında kimlerin hangi güç odaklarıyla iş birliği yaptığını hep birlikte gördük.

Durum böyle olunca Kürşat ve Kürşat gibilerinin sıradan olaylarıyla kamuoyunu meşgul edip asıl yolsuzluk, ihale vurgunu, yandaş sermaye oluşturma gayretleri örtbas edilmeye çalışılıyor.

Bu tamamen bir sistem sorunudur. Ahlaksızlığın siyaseti, partisi olmaz.

Aynı tür olaylar geçmişte başka partilerde de oldu.

Tepede kurulan tezgahlara elbet Kürşat gibiler yaklaşamaz bile ama aşağılarda, özellikle de belediyelerde benzer uygulamalara hep rastlamışızdır.

Spor kulübüne yardım adı altında iş insanlarından para talep eden ilçe başkanları da gördük.

Bir ülkede ihale yasası 190 kez değiştiriliyor, tüm finans kaynaklarının akıtıldığı beton sanayinde işler yalnızca 5 şirkete aktarılıyor, şartnameler onların istediği şekilde hazırlanıyorsa, asıl sorgulanması gereken bu yönetim sistemi olmalıdır.

Birilerinin çocuklarının gemilerinin, yurtdışındaki şirketler aracılığıyla yaptıkları işlerden sağladıkları haksız kazançların, vakıf yönetimlerindeki kimi çocukların! edindikleri servetin yanında Kürşat’ın ki devede kulak kalır.

Ne var ki Kürşat hala o köylü kültüründen kurtulamadığı için parayı nerede harcayacağını, nerede saklayacağını bilemiyor, gençliğin verdiği gözü karalık ve heyecanla çok çabuk kendini ele veriyor.

Daha yakın zamanda Kıbrıs’ta kumarhanede yakalanan çocuğa! Ne oldu?

Tosuncuk’dan hiç haber yok!

Rıza Zarrab, faiziyle birlikte kendisine iade edilen paralarla Amerika’da keyif sürmeye devam ediyor.

Kendi çocuklarını askere göndermeyip, şehit askerler üzerinden siyaset yapanların, iktidarda kalabilmek uğruna her yolu meşru görenlerin, kendi içlerinden çıktıkları halkı küçümseyen, onların sırtından zenginleşenlerin kurban verdikleri çocuklardan bir tanesidir Kürşat!

Peki şimdi ne olacak?

Üç gün sonra bu konuda unutulacak.

Nasıl ekonomi reformu, hukuk reformu, insan hakları eylem planı, demokrasi reformu ve şimdi de yeni anayasa çalışması diyerek gündemi elinde tutan iktidarın en büyük korkusu, buzdağının ardına geçilmesi.

Ne yargıya, ne devletin kurumlarına güvenin kalmadığı şu günlerde kontrolü hepten elinden kaçıran iktidar, bundan sonra da her yolu deneyecek, ara sıra da kamuoyu meşgul olsun diye Kürşat gibilerini ortaya atacaktır.

Yeter ki; kendi çocuklarının mal varlıkları, yapılan ihale yolsuzlukları, haksız kazançlar ortaya dökülmesin.Yeter ki; muhalefet derlenip toparlanmasın.

Yeter ki; ekonomi konuşulmasın, işsizlikten, açlıktan, yokluk ve yolsuzluktan söz edilmesin.

Yok pahasına satılan kamu kaynakları, sayıları on milyonları aşan işsizler, evine ekmek götüremediği için canına kıyan babalar, her gün artarak devam eden kadına ve çocuklara yönelik şiddet, baskı ve tacizler konuşulmasın.

Lebaleb yapılan parti kongrelerinden tüm yurda yayılan virüs yoğunluğuna karşın hala temin edilemeyen aşılar, kendi canları pahasına ölümüne mücadele veren sağlık emekçilerinin gasp edilen hakları gündeme gelmesin yeter ki!

Daha kurban verilecek çok Kürşat’lar bulunur.