Cezayir: İstikrarlı hayal hakikat olabilir


10.3.2019 - Bu Yazı 205 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Cezayir’den bir arayıcı fişek atıldı, karanlıkta aydınlık bir iz bıraktı. Tek aydınlatma fişeğiyle sabah olmaz, doğru. Eğer süreç barışçıl yürür, serbest seçimler yapılabilir, başta medeni kanun olmak üzere bir reform yapılabilirse Cezayir kanatlanabilir. Hem de Arap Baharı denilen kökten dönüşümün ikinci perdesini açmış olur.

Cezayir’de halk sokakta. Kırk milyonu aşkın nüfusun, yarıdan fazlası yirmi yedi yaşın altında. Beşinci kere peş peşe cumhurbaşkanlığına adaylığını koyan Bouteflika ise 83 yaşında. Halk, “artık yeter” dedi. Ama yalnızca Bouteflika’nın adaylığına değil, kara düzene “yeter” dedi.

Evet, halk ya. Üniversite öğrencileri, kadınlar, avukatlar, öğretmenler. On binler. Başkent Cezayir’in ana arterlerini dolduruyorlar, meydanlarına sığmıyorlar. 1962’den bu yana bir tür oligarşik yapıyla yönetilen, 1992-2002 arasında kanlı bir iç savaş yaşamış, “sokak kültürü” olmayan Cezayir’de.

Cezayir benim ilk göz ağrım, hariciyedeki “yamaklık aşkım”, 1995-97 yılları arasındaki ilk dış görev yerim. Değindiğim iç savaşın kanlı dönemiydi, on yılda iki yüz bin kişi hayatını kaybedecekti. İslamcılar silaha sarılacak, müesses nizam kendini koruyacaktı.

Cezayir’in Fransa’dan bağımsızlık mücadelesi de on yıl sürmüştü. Ancak 1962’de amaç hasıl olduğunda bir iç hesaplaşma da yaşanmıştı. Önce Ben Bella, Benkhedda’yı tepeledi ve bugünlerin yolunu açan ceberrut devletin yapı taşlarını döşedi. Kaderin cilvesi, o Benkhedda’nın hekim oğlu geçtiğimiz günlerde başkent Cezayir’de katıldığı bir yürüyüşün itiş-kakışında öldü.

Ben Bella’yı da Fransa’da beraber hapis yattığı ve kendi Savunma Bakanı yaptığı Boumédienne devirdi. O ilk ekipten Boudiaf, 28 yılını Fas’ta sürgünde geçirip, islamcı FIS’in seçim zaferi kazanmasının ardından ilan edilen sıkıyönetimde devlet başkanı olacak, ancak altı ay görevde kalabildikten sonra (canlı yayında) 1992’de katledilecekti.

Böylece iç savaş tüm dehşetiyle başlayacaktı. Sadece “Toufik” takma adıyla tanınan general Medienne çeyrek yüzyıl boyunca (1990-2015) kendi yarattığı güvenlik ve istihbarat aygıtının başında kaldı. Kamuoyuyla paylaşılmış, sadece tek, silik bir fotoğrafı vardı ve ülkeyi perde gerisinden onun yönettiği söylenirdi.

Şimdi aile üyeleriyle birlikte İsviçre’de bulunan Bouteflika o kuruluş döneminin yaşayan fosillerinden. Bir düzeni ayakta tutan, temel işi devletin bitkisel hayatını sürdürmek olan bir mumya. Değil bu yıl, beş yıl önce dahi, bırakın miting yapmayı, televizyona çıkmayı, fotoğrafı bile yayımlanmadı. Halen hayatta mı, o bile bilinmiyor artık.

Yıllardır hastaneleştirilmiş resmi ikametgahında kalıyordu. Yanına yalnızca kardeşi girebiliyordu, ülkeyi de esasen onun yönettiği, pastayı onun paylaştırdığı söyleniyordu. Cezayir, petrol ve gaz zengini bir ülke. Nüfusu artıyor, altyapı yatırımlarına gereksinim sürekli. Türkiye için de iyi bir pazar.

Sokaktakiler, tüm eylem deneyimsizliklerine rağmen, neredeyse hepsi gözlerini açtıklarında başlarında Bouteflika’yı gördükleri halde, barışçıl kalmaya özen gösteriyor. Çünkü, güleç yüzleriyle saha kenarından ellerini ovuşturan içten pazarlıklı İslamcıların “devrim hırsızlığında” uzman olduklarının bilincindeler.

Aynı zamanda, suyun başına oturmuş muktedir kadronun da Bouteflika’yı kenara çekip, yerine hem dışa hem içe şirin görünecek bir general yahut büyükelçi koyabileceğinin de farkındalar. Henüz kimse neyin nereye varacağını kestiremese de halk hareketinin ivmesi kökten bir dönüşüme yönelik.

Kolluk kuvveti şimdiye dek ılımlı davrandı. Ordu kışlasında bekledi. Sistemin kendi içinden de Bouteflika Klanı’na yönelik bir değişim iradesi olduğu seziliyor. Bunun anlamı, Fransa ve ABD’ye “ama terörle mücadele?” dedirtmek, sonucu mağribi bir Sisi’yle yola devam mı olacak?

Cezayir’in çok nitelikli bir yetişmiş insan nüfusu var. Geniş halk çevrelerince kabul görecek bir kıdemli bürokrat, ipleri elinde tutan güvenlik/istihbarat aygıtının kaygılarını da yatıştırarak, sadece sistemin göstermelik çözümü değil, eskiden yeniye geçişin güvencesi de olabilir. Ancak bu ara çözüm bana sokaktakileri pek tatmin edecek gibi gelmiyor.

Nitekim, Bouteflika adına İsviçre’den yapılan yazılı açıklamada, cumhurbaşkanının görev süresi dolmadan bu türden bir geçişi kendinin yönetmesi öneriliyordu, yeterli görülmedi. Ne Bouteflika, ne çevresindeki aile efradı Cezayir’e bir daha dönemeyecek gibi. Zulaları onlara ömür boyu yeter zaten.

Cezayirlilerin önünde duran esasen bir II. Cumhuriyet olanağı. Çökmeden, yeniden başlamayı becerebilecekler mi? Devleti yıkmadan, rejimi değiştirmenin dışarıdan dolaylı ya da doğrudan müdahaleyle mümkün olmadığını hem Irak’ta hem Suriye’de gördük. Cezayir bunu içeriden, aşağıdan yukarıya deneyecek.

Cumhurbaşkanı demek (tabii görev süresi boyunca) o ülkenin cisimleşmiş hali demek. Bouteflika’nın sağlığının belirsizliği gibi kimi devletler hayatta mı ölü mü belli değil. Bu yaşayan ölü ülkeler, kendi cesedini sırtında taşıyan, enkaz devletler, kleptokrat oligarşilerin elinde ahbap çavuş kapitalizminin müzelik numuneleri.

Osmanlı bizsek, biz üç yüzyıl kalmışız Cezayir’de, Fransa 130 yıl. Bizden geriye bir Keçava Camii kalmış, bir de ünlü Casbah mahallesi. Fransızlar ise başta Fransızca, neredeyse her şeyi bırakmış. Ancak bugün “laiklik” derseniz, Cezayir’de “Fransacılık” anlaşılıyor ve hiç hoş karşılanmıyor. Buna karşılık 1962’de çeperlerden gelenlerin tüm baskılarına rağmen Fransızca temel bir avantaj olarak kalmış.

Velhasıl, Cezayir’den bir arayıcı fişek atıldı, karanlıkta aydınlık bir iz bıraktı. Tek aydınlatma fişeğiyle sabah olmaz, doğru. Eğer süreç barışçıl yürür, serbest seçimler yapılabilir, başta medeni kanun olmak üzere bir reform yapılabilirse Cezayir kanatlanabilir. Hem de Arap Baharı denilen kökten dönüşümün ikinci perdesini açmış olur.

“Bize ne Cezayir’den, bizim derdimiz bize yeter” demeyin lütfen. Kendinize heyecanlanma izni verin. Dört mevsim masmavi gökyüzü, Akdeniz’e bakan yamaçlarda çam ağaçları, eski evlerin pencerelerinden hevenk hevenk sarkan yaseminleri, insanın kanını kaynatan sanki Küba esintili “rai” müziği, zengin denizleri, modernist tarzda binaları, güzel, mizah duygusu güçlü insanlarıyla Cezayir kuş uçuşu Paris’le aynı mesafede İstanbul’a.

Özgün ve bence güzel klibiyle değerli Gaye Su Akyol’un yeni parçasında söylediği gibi: (belki) “İstikrarlı hayal hakikattir”, kim bilir? Ya da, başlamak yolun yarısıdır. Dayanışmayla kalın, hayalleriniz tasarılarınız olsun.

Facebook Yorumları

reklam
15.05.2019
Öcalan'ın çağrısı: Onurlu barış
12.05.2019
Karadeliğin olay ufkunda Türkiye
8.05.2019
Her şey çok güzel olacak
5.05.2019
İçeride, dışarıda, ekonomide karar mevsimi
1.05.2019
Bıkkınlık veren Irak ve Kürt ezberlerimiz
28.04.2019
Devlet bunalımda, diplomasi çıkmazda
24.4.2019
Notre Dame'dan Çubuk'a
21.4.2019
Kaftancıoğlu savundu, İmamoğlu kazandı
14.4.2019
Belediyeyi kazanıp cumhuriyeti yitirmemek
10.4.2019
Mazbata'dan öteye, gidelum yali yali...
7.4.2019
Dış politika laubalilik kaldırmıyor
2.4.2019
İmamoğlu'nun nefesi, Demirtaş'ın hatırı
31.3.2019
Çokboyutlu bir Kürt çözümü önerisi*
27.3.2019
Pazar günü oy verelim
25.3.2019
Newroz piroz be?
20.3.2019
Yeni Zelanda: Din, şiddet, siyaset
17.3.2019
Yeni Zelanda, eski cehennem
10.3.2019
Cezayir: İstikrarlı hayal hakikat olabilir
6.3.2019
Dış politika ve savunma açmazları
3.3.2019
Özgürlüğün tadı
1.3.2019
Karga tulumba diplomasiyle Suriye
24.2.2019
Senin ben yapacağın dış politika analizini...
20.2.2019
Yerkürede Türkiye, Soçi, Münih ve ıslahat
17.2.2019
Suriye'den bıkanların diplomasisi
14.2.2019
İflastan konuşsak mı canım?
10.2.2019
ABD'nin Kürt siyaseti ve Türkiye
6.2.2019
Suriye'yi banttan görmek
3.2.2019
Doğan görünümlü Şahin diplomasi
30.1.2019
İşgal, mevcudiyet, meşruiyet
28.1.2019
Fırat'ın doğusunda Kuzey Irak
23.1.2019
Komşuda yeni sahneler, eski oyunlar
21.1.2019
Şol muhalafatın halları
16.1.2019
Suriye'de alacalı çözüme doğru
13.1.2019
ABD çekilir, Rusya kalır, Türkiye ne yapar?
10.1.2019
Tek kusurunuz Suriyeliler kaldı
6.1.2019
Anti-Kürt vizyon
2.1.2019
Suriye'de bir gaz, bir fren...
30.12.2018
Status quo ante bellum
26.12.2018
Suriye mi değerli, Zeki-Metin mi?
23.12.2018
Trump'tan hepimize bay bay...
20.12.2018
İrem, Ceren, Bertrand, Murat ve bizim büyük çaresizliğimiz
17.12.2018
Fırat'ın doğusuna harekat
13.12.2018
Siyasetin sonu
29.11.2018
Kaotik dış politika
26.11.2018
Fındık, Boğazkere, soğan, Erdoğan
22.11.2018
Buralarda bitmeyen I. Dünya Savaşı
20.11.2018
Ebedi çatışma hali
17.11.2018
Arkadaşım Betül Tanbay
14.11.2018
Erdoğan'ın diplomasi oyunu
12.11.2018
Suriye'de müdahalenin takvimi ve bağlamı
7.11.2018
Barış değil kış geliyor
5.11.2018
Türkiye, Kürtler, Suriye
31.10.2018
Yetmez ama evet
29.10.2018
Kaşıkçı öldü, takkeler düştü
25.10.2018
Dış politikada hafıza
22.10.2018
İstanbul'da ölüm
17.10.2018
Kutupsuz dünyanın kuralsızlığı
15.10.2018
Papaz kaçtı, Osman kaldı
10.10.2018
Kürtler, terörle mücadele, isyan bastırma
7.10.2018
Türkiye-ABD ilişkileri zorda
4.10.2018
Bakalım neymiş şu Irak Kürdistanı?
30.9.2018
Erdoğanland
26.9.2018
Erdoğan'ın Çin modeli
23.9.2018
Idlip'te Türk-Rus mutabakatı
19.9.2018
Irak'ta ABD-İran mücadelesi
16.9.2018
Idlip, saha ve masa
12.9.2018
Tahran vodvili ve sonrası
10.9.2018
Idlip'in galat-ı meşhuru
6.9.2018
Idlip'in isimsiz şehidi
3.9.2018
Al Idlip'i ver Tel Rifat'ı
29.8.2018
Irak Türkmenleri dosyası
27.8.2018
Memleketin birinde Kürtler yaşarmış
22.8.2018
Diplomata çelebilik yaraşır
19.8.2018
Dışişleri işini yapabilmeli
15.8.2018
Akbaş'ın sol bacağı ve diplomasi
12.8.2018
Hülooğğ devrinin sonu
8.8.2018
İran yaptırımlarının anlamı
5.8.2018
Ver bankeri, al papazı
1.8.2018
Putin'le geleni Putin yolcular
29.7.2018
Brunson, İdlip ve köşeden çıkmak
25.7.2018
Trump ile Putin arasında
22.7.2018
Muhalefetten beklenen
18.7.2018
Fransa harmanı ve Hırvatistan butiği
15.7.2018
Butik Hırvatistan ile büyük Türkiye
11.7.2018
İyi geceler Türkiye'm
9.7.2018
İkinci Cumhuriyet
4.7.2018
Susun, deli konuşacak
1.7.2018
Yerel seçimler: Dün değil şimdi
27.6.2018
Başkanistana hoşgeldiniz
24.6.2018
Yasaklara uygun yazı
20.6.2018
Çıldırtmaksa maksadın
18.6.2018
Gerçek seçim, fason demokrasi
13.6.2018
Dışişlerinde reformu düşünmek
10.6.2018
Kandil, Demirtaş, seçimler
6.6.2018
Münbiç yol haritası
3.6.2018
Çavuşoğlu'nun Vaşington seferi
30.5.2018
İslamcılığın tıkanışı ve tükenişi
27.5.2018
Biraz da kalkınmasak?
23.5.2018
Irak 2003-Irak 2018
21.5.2018
Seçim kampanyaları üzerine
18.5.2018
Filistin milli dava
16.5.2018
Malezya, Ermenistan, 24 Haziran filan
14.5.2018
Kürt meselesi: Sıkıldık
9.5.2018
(250+250) + 100 = 'IRAK'?
6.5.2018
Sizi cumhurbaşkanı yaptım
2.5.2018
Seçim sürecinde yine Suriye
29.4.2018
Yok baraj-Çok aday
25.4.2018
Son düzlük için Gül-Tekin kuponu
23.4.2018
Baskın seçim ve dış politika riskleri
18.4.2018
Mariano'nun sol ayağı
15.4.2018
Facebook ve bizim seçimler
11.4.2018
Açık ve yakın tehlike
8.4.2018
Çare fotoğraf diplomasisi
5.4.2018
Paketleyen, dövüşken devlet
2.4.2018
Macron, Trump, Erdoğan
28.3.2018
Avrupa: Olmadı yar...
26.3.2018
Kürtlerle hangi ortak yarınlar?
20.3.2018
Afrin'den Diyarbakır'a
19.3.2018
Alman koalisyonu, sosyal demokrasi, geleceğimiz
16.3.2018
Giden Tillerson, gelen Pompeo
14.3.2018
Lefkoşa'da bir nefes özgürlük
12.3.2018
Bir heyula dolaşıyor
8.3.2018
Irak Kürdistanı diye bir yerde
5.3.2018
Yaşasın ölüm, kahrolsun zeka*
1.3.2018
Ateşkes ve Afrin'in fethi
26.2.2018
Kürt meselesinin dışı, içi
22.2.2018
Suriye, Türkiye, ABD
19.2.2018
Suriye: Asker, sivil, savaş
15.2.2018
Savaş karşıtlığı aymazlıktır
12.2.2018
Büyükelçinin ölümü*
9.2.2018
Suriye'de resim belirginleşiyor
8.2.2018
Suriye oyun planımız
5.2.2018
Suriye: Veriler ve öngörüler
1.2.2018
Afrin, niyet ve akıbet
23.1.2018
Afrin ve sonrası
22.1.2018
Savaşa alternatif Suriye stratejisi
18.1.2018
Afrin'e müdahale yerine etkin diplomasi
14.1.2018
Demokratik cumhuriyet, halkın başkanı
10.1.2018
Ortadoğu'da sürdürülemez çelişkiler
8.1.2018
Trump, radikal İslamcılık, bölgemiz ve biz
3.1.2018
2018-Olası yangın yerleri
27.12.2017
Cumhuriyetimizin sonu
24.12.2017
Irak Kürtleri ayaklandı
22.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası - II
20.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası
18.12.2017
Uçurumun kıyısında
13.12.2017
Suriye'den çekilmek zamanı
10.12.2017
Kudüs ve Lozan
7.12.2017
Ortadoğu'da kartlar yeniden...
3.12.2017
Gemiyi bırak, tersaneye gel
29.11.2017
Suriye ve Kürtler
22.11.2017
Suriye'de son durum
19.11.2017
Barış çölü, akademik çöl
15.11.2017
'Slimfit' devlet
12.11.2017
Atatürk, Kürtler, Erdoğan
8.11.2017
Riyad, Tahran, Ankara
5.11.2017
Laik, çoğulcu, katılımcı cumhuriyet
1.11.2017
Mesut Barzani'den sonra
29.10.2017
Devletin fazlası, kuralın azlığı
25.10.2017
Irak Kürdistanı'nın sonu mu?
22.10.2017
Kürtler ve Türkiye
18.10.2017
Kerkük
15.10.2017
Sorun ABD vizesinden derin
11.10.2017
Idlip: 'İyi, Kötü ve Çirkin'
8.10.2017
Mam Celal'in ardından
4.10.2017
Katalunya dersleri
1.10.2017
Ovaköy/Körava ve 'İslamcı Kemalizm'
27.9.2017
Referandumdan sonra
24.9.2017
MGK bildirisi üzerine
20.9.2017
Şok, seferberlik, savaş
13.9.2017
Cumhuriyet'in tosladığı mahkeme duvarı
6.9.2017
Menzil, Kürtler, Selefilik
3.9.2017
Irak Kürdistanı’nda referandum
30.8.2017
Mezbaha 694
28.8.2017
Diplomaside büyücü yamaklığı*
23.8.2017
Dış politikamız değişiyor mu?
20.8.2017
İki Türkiye boğazlaşır mı?
16.8.2017
Komşu Kürtlerin bağımsızlığı
13.8.2017
Gülümseyin, yarın artık yakın
8.8.2017
İkinci yeni Türkiye
6.8.2017
Muhabiriniz Yoğurtçu Parkı’ndan bildiriyor
2.8.2017
Dış politikada gelecekten geçmişe
30.7.2017
Cumhuriyet Davası izlenimleri
26.7.2017
Almanya'yla krizden Cumhuriyet'e
23.7.2017
Başkanlık yarışı nasıl kazanılır?
19.7.2017
Başkanlık yarışı kazanılabilir
9.7.2017
Büyükada casuslar yuvası
5.7.2017
Adalet Yürüyüşü
26.6.2017
Suriye/Irak: IŞİD'den sonrası
21.6.2017
Irak/Suriye: Maç sonu kavgası
18.6.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı
14.6.2017
Macron, TINA, OHAL - Vay vay vay...
11.6.2017
İran, Katar, SA: Kalıcı sakatlığa yol açabilecek pozisyonlar
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Düzce Satılık ve Kiralık Emlaklar Emlak8.net