Erdoğan'ın diplomasi oyunu


14.11.2018 - Bu Yazı 72 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Ankara’nın amacı Kaşıkçı cinayetinde yalnız kalmayıp, bağcıyı dövmek yerine üzümü yemeği öncelemekse, ki Erdoğan’ın tavrı bu yönü gösteriyor, Le Drian’ı yerden yere vurmanın anlamı yok. Bu bakımdan Kaşıkçı olayında Erdoğan’ın, Le Drian’ın belirttiği üzere diplomasi oyununu, kendi baş hariciyecisinden daha etkin oynadığına kuşku yok.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kaşıkçı’nın öldürülmesi olayının ses kayıtlarının ABD, Almanya, Fransa ve Britanya’nın yanı sıra Suudi Arabistan yetkilileriyle de paylaşıldığını açıkladı. Bilahare “paylaşılmadan” kastedilenin, zabıtların resmen iletilmesi değil, Ankara’da kayıtların dinletilmesi olduğu da tavzihen ifade edildi.

Benim görebildiğim kadarıyla iki ülkeden ses geldi. Biri Kanada: Başbakan Trudeau, ülkesinin istihbarat görevlilerinin söz konusu kayıtları dinlediklerini doğruladı. Diğeri Fransa: Dışişleri Bakanı Le Drian, katıldığı bir televizyon programında, kayıtlardan haberdar olmadığını dile getirdi ve “Erdoğan’ın yalan mı söylediği” sorusuna da “onun bu koşullarda oynayacağı bir siyasi oyun var” yanıtını verdi.

Bunun üzerine, AKP’nin “tam saha pres” yahut “onu öyle bırakmam” diye tanımlanabilecek diplomasisi derhal devreye girdi. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Le Drian’a, terbiyesizlik, haddini aşma, bir cumhurbaşkanıyla nasıl konuşacağını bilmeme, kendi lideriyle Erdoğan’ı karıştırma, yalancılık ithamlarında bulundu.

Çavuşoğlu böylece halkla ilişkilerin diplomasi yerine konulmasının yeni bir örneğini sunmuş oldu. Bu aslında kamu diplomasisi değil. Diplomasinin iç tüketime yönelik harcanması da değil. Belagatin şehveti filan hiç değil. Bu aslında yukarıya “bizi de gör” demek bence.

Le Drian önceki Hollande hükümetinde beş yıl savunma bakanıydı. Liyakatinden ötürü Macron onu dışişleri bakanı yaparak kabinede tuttu. Yaşı 71. Bir diğer deyişle Çavuşoğlu’ndan yirmi yaştan fazla büyük. Bir dönemin şamaroğlanı Avusturya Başbakanı Kurz gibi 32 yaşında değil yani.

Zaten Erdoğan’ın kendi, Paris dönüşü seçmece gazetecilerle sohbetinde, Le Drian’ın adını telaffuz dahi etmiyor. Mezkur ses kayıtlarını talepleri üzerine dinleyen ülkeler hakkında “siyasetçiler ne yapılacağının, ne yapacaklarının cevabını anında vermezler” demekle yetiniyor.

Esasen Le Drian’ın aldığı tutum, istihbarat ile diplomasi arasına çizgi çekmekten, yani Fransa’nın Suudi Arabistan’la ikili ilişkilerinde diplomatik manevra alanını muhafaza etmekten ve üzerine bir yuvarlak kişisel yorum eklemekten ibaret. İstihbarat teşkilatları bunun için varlar. Nitekim diğer ülkeler hiç ses vermedi.

Ankara’nın amacı Kaşıkçı cinayetinde yalnız kalmayıp, bağcıyı dövmek yerine üzümü yemeği öncelemekse, ki Erdoğan’ın tavrı bu yönü gösteriyor, Le Drian’ı yerden yere vurmanın anlamı yok. Bu bakımdan Kaşıkçı olayında Erdoğan’ın, Le Drian’ın belirttiği üzere diplomasi oyununu, kendi baş hariciyecisinden daha etkin oynadığına kuşku yok.

Benzer bir çelişki İçişleri Bakanı Soylu açısından da geçerli. Erdoğan, Paris’i ABD Başkanı Trump ile yan yana oturup, sıcak fotoğraflar vermek için de değerlendirdi. Dönüş yolundaki keza mutad zevatla hasbıhalde, Trump’ın Halkbank konusundaki olumlu yaklaşımından hoşnutluğunu aktarıyor. Paris’te yüz yüze geldiği ABD Başkanı ile saatlerin 11 Temmuz NATO Zirvesi Brüksel’ine geri alındığı görülüyor.

Oysa Soylu eşanlı olarak, PKK’nın üç tepe yöneticisine ödül koymasına dair “ABD demek istiyor ki ‘senin bakanınla terörist arasında bir fark söz konusu değil’ biz de bunu yiyeceğiz” diyor. Ardından ABD’yi Suriye ve Irak’ta PKK ile petrol pazarlığı yapmakla suçlayarak, ikiyüzlülük ve samimiyetsizlikle itham ediyor. O da kendini yukarıya ve içeriye böyle göstermiş oluyor.

Oturduğumuz masa başından Türkiye’nin Fransa’yla Suriye konusunda, belki ta Hatay’ın ilhakından beri, görülmedik denli yoğun işbirliği içinde olduğunu belirtebiliriz. ABD ile de terörle mücadele, istihbarat paylaşımı gibi ulusal güvenliği ilgilendiren alanlarda olmazsa olmaz ittifak ilişkisinin sürdüğünü biliyoruz. Öyleyse “ne bu şiddet, bu celal” diye herhalde sorabiliriz.

Paris’teki törende Erdoğan’ın bir ara uyuklar gözükmesini de eleştirenler oldu. Yukarıdaki diplomasi bağlamında eklemek gerekirse, hiç katılmadığımı belirtmek isterim. En ön sırada, baş köşede Fas Kralı neredeyse tüm tören boyunca fosur fosur uyudu. Ama bu ona oturduğu yer itibarıyla verilen önemi yadsımıyor. Erdoğan’ın da uyuklamasının bana göre hiçbir diplomatik kıymet-i harbiyesi yok. Bizatihi orada bulunmasının ise var.

Ona bakılırsa Fransa’da Trump çam üzerine çam devirdi. Yağmuru bahane ederek ABD askerlerinin mezarlığına gitmemesi, özellikle ondan sonra tören alanına gelen Putin’i güleç yüzle karşılaması, daha uçağı piste teker koymadan havada attığı tüvitle Macron’u ABD’ye hakaret etmekle suçlaması yerden yere vuruldu. Bu işler böyle, bir numaraların kendilerine göre ayrıcalıkları var.

Son olarak liderler arasında karşılıklı kurulan güvenin, uluslararası ilişkilerde ikincil önemi haiz olduğu belirtilmeli. Örnekse sizce Başkan Trump muhataplarına çok mu güven telkin ediyor? Siz olsanız emlakçı başkan Trump’dan ev yahut ikinci el araba alır mısınız? Ancak küresel güç ABD’nin dikine giderek, ABD olmaksızın, özellikle güvenlik alanında oyun kurmak olanaksız.

İşte mesele Kaşıkçı cinayeti, İran’ı çevreleme, Suriye, mülteci sorunu, radikal İslamcılık, Kürtler, enerji kaynakları olunca da bölgesel güç Türkiye resmin içinde olmadan yol almak belki olanaksız değil ama güç. Tüm oyuncular maliyetleri hesaplıyor, deyim yerindeyse yatırımlarını hangi vadede geri alabileceklerini sorguluyor, kısıtlı kaynakları en etkin biçimde kullanmaya çabalıyor.

Özellikle ideolog Davutoğlu’nu mezun ettikten sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da diplomasi oyununu bu parametreler çerçevesinde oynadığı görülüyor. Yeri geldiğinde dirsek kullanarak, ama çoğu zaman gözleri açık biçimde. Filmdeki yardımcı oyuncuların ise performanslarının, öykündükleri bir numaralarınınkinden çok geride kaldığını söyleyebiliriz. Bu da tek adamlığın çelişkisidir belki.

Facebook Yorumları

reklam
14.11.2018
Erdoğan'ın diplomasi oyunu
12.11.2018
Suriye'de müdahalenin takvimi ve bağlamı
7.11.2018
Barış değil kış geliyor
5.11.2018
Türkiye, Kürtler, Suriye
31.10.2018
Yetmez ama evet
29.10.2018
Kaşıkçı öldü, takkeler düştü
25.10.2018
Dış politikada hafıza
22.10.2018
İstanbul'da ölüm
17.10.2018
Kutupsuz dünyanın kuralsızlığı
15.10.2018
Papaz kaçtı, Osman kaldı
10.10.2018
Kürtler, terörle mücadele, isyan bastırma
7.10.2018
Türkiye-ABD ilişkileri zorda
4.10.2018
Bakalım neymiş şu Irak Kürdistanı?
30.9.2018
Erdoğanland
26.9.2018
Erdoğan'ın Çin modeli
23.9.2018
Idlip'te Türk-Rus mutabakatı
19.9.2018
Irak'ta ABD-İran mücadelesi
16.9.2018
Idlip, saha ve masa
12.9.2018
Tahran vodvili ve sonrası
10.9.2018
Idlip'in galat-ı meşhuru
6.9.2018
Idlip'in isimsiz şehidi
3.9.2018
Al Idlip'i ver Tel Rifat'ı
29.8.2018
Irak Türkmenleri dosyası
27.8.2018
Memleketin birinde Kürtler yaşarmış
22.8.2018
Diplomata çelebilik yaraşır
19.8.2018
Dışişleri işini yapabilmeli
15.8.2018
Akbaş'ın sol bacağı ve diplomasi
12.8.2018
Hülooğğ devrinin sonu
8.8.2018
İran yaptırımlarının anlamı
5.8.2018
Ver bankeri, al papazı
1.8.2018
Putin'le geleni Putin yolcular
29.7.2018
Brunson, İdlip ve köşeden çıkmak
25.7.2018
Trump ile Putin arasında
22.7.2018
Muhalefetten beklenen
18.7.2018
Fransa harmanı ve Hırvatistan butiği
15.7.2018
Butik Hırvatistan ile büyük Türkiye
11.7.2018
İyi geceler Türkiye'm
9.7.2018
İkinci Cumhuriyet
4.7.2018
Susun, deli konuşacak
1.7.2018
Yerel seçimler: Dün değil şimdi
27.6.2018
Başkanistana hoşgeldiniz
24.6.2018
Yasaklara uygun yazı
20.6.2018
Çıldırtmaksa maksadın
18.6.2018
Gerçek seçim, fason demokrasi
13.6.2018
Dışişlerinde reformu düşünmek
10.6.2018
Kandil, Demirtaş, seçimler
6.6.2018
Münbiç yol haritası
3.6.2018
Çavuşoğlu'nun Vaşington seferi
30.5.2018
İslamcılığın tıkanışı ve tükenişi
27.5.2018
Biraz da kalkınmasak?
23.5.2018
Irak 2003-Irak 2018
21.5.2018
Seçim kampanyaları üzerine
18.5.2018
Filistin milli dava
16.5.2018
Malezya, Ermenistan, 24 Haziran filan
14.5.2018
Kürt meselesi: Sıkıldık
9.5.2018
(250+250) + 100 = 'IRAK'?
6.5.2018
Sizi cumhurbaşkanı yaptım
2.5.2018
Seçim sürecinde yine Suriye
29.4.2018
Yok baraj-Çok aday
25.4.2018
Son düzlük için Gül-Tekin kuponu
23.4.2018
Baskın seçim ve dış politika riskleri
18.4.2018
Mariano'nun sol ayağı
15.4.2018
Facebook ve bizim seçimler
11.4.2018
Açık ve yakın tehlike
8.4.2018
Çare fotoğraf diplomasisi
5.4.2018
Paketleyen, dövüşken devlet
2.4.2018
Macron, Trump, Erdoğan
28.3.2018
Avrupa: Olmadı yar...
26.3.2018
Kürtlerle hangi ortak yarınlar?
20.3.2018
Afrin'den Diyarbakır'a
19.3.2018
Alman koalisyonu, sosyal demokrasi, geleceğimiz
16.3.2018
Giden Tillerson, gelen Pompeo
14.3.2018
Lefkoşa'da bir nefes özgürlük
12.3.2018
Bir heyula dolaşıyor
8.3.2018
Irak Kürdistanı diye bir yerde
5.3.2018
Yaşasın ölüm, kahrolsun zeka*
1.3.2018
Ateşkes ve Afrin'in fethi
26.2.2018
Kürt meselesinin dışı, içi
22.2.2018
Suriye, Türkiye, ABD
19.2.2018
Suriye: Asker, sivil, savaş
15.2.2018
Savaş karşıtlığı aymazlıktır
12.2.2018
Büyükelçinin ölümü*
9.2.2018
Suriye'de resim belirginleşiyor
8.2.2018
Suriye oyun planımız
5.2.2018
Suriye: Veriler ve öngörüler
1.2.2018
Afrin, niyet ve akıbet
23.1.2018
Afrin ve sonrası
22.1.2018
Savaşa alternatif Suriye stratejisi
18.1.2018
Afrin'e müdahale yerine etkin diplomasi
14.1.2018
Demokratik cumhuriyet, halkın başkanı
10.1.2018
Ortadoğu'da sürdürülemez çelişkiler
8.1.2018
Trump, radikal İslamcılık, bölgemiz ve biz
3.1.2018
2018-Olası yangın yerleri
27.12.2017
Cumhuriyetimizin sonu
24.12.2017
Irak Kürtleri ayaklandı
22.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası - II
20.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası
18.12.2017
Uçurumun kıyısında
13.12.2017
Suriye'den çekilmek zamanı
10.12.2017
Kudüs ve Lozan
7.12.2017
Ortadoğu'da kartlar yeniden...
3.12.2017
Gemiyi bırak, tersaneye gel
29.11.2017
Suriye ve Kürtler
22.11.2017
Suriye'de son durum
19.11.2017
Barış çölü, akademik çöl
15.11.2017
'Slimfit' devlet
12.11.2017
Atatürk, Kürtler, Erdoğan
8.11.2017
Riyad, Tahran, Ankara
5.11.2017
Laik, çoğulcu, katılımcı cumhuriyet
1.11.2017
Mesut Barzani'den sonra
29.10.2017
Devletin fazlası, kuralın azlığı
25.10.2017
Irak Kürdistanı'nın sonu mu?
22.10.2017
Kürtler ve Türkiye
18.10.2017
Kerkük
15.10.2017
Sorun ABD vizesinden derin
11.10.2017
Idlip: 'İyi, Kötü ve Çirkin'
8.10.2017
Mam Celal'in ardından
4.10.2017
Katalunya dersleri
1.10.2017
Ovaköy/Körava ve 'İslamcı Kemalizm'
27.9.2017
Referandumdan sonra
24.9.2017
MGK bildirisi üzerine
20.9.2017
Şok, seferberlik, savaş
13.9.2017
Cumhuriyet'in tosladığı mahkeme duvarı
6.9.2017
Menzil, Kürtler, Selefilik
3.9.2017
Irak Kürdistanı’nda referandum
30.8.2017
Mezbaha 694
28.8.2017
Diplomaside büyücü yamaklığı*
23.8.2017
Dış politikamız değişiyor mu?
20.8.2017
İki Türkiye boğazlaşır mı?
16.8.2017
Komşu Kürtlerin bağımsızlığı
13.8.2017
Gülümseyin, yarın artık yakın
8.8.2017
İkinci yeni Türkiye
6.8.2017
Muhabiriniz Yoğurtçu Parkı’ndan bildiriyor
2.8.2017
Dış politikada gelecekten geçmişe
30.7.2017
Cumhuriyet Davası izlenimleri
26.7.2017
Almanya'yla krizden Cumhuriyet'e
23.7.2017
Başkanlık yarışı nasıl kazanılır?
19.7.2017
Başkanlık yarışı kazanılabilir
9.7.2017
Büyükada casuslar yuvası
5.7.2017
Adalet Yürüyüşü
26.6.2017
Suriye/Irak: IŞİD'den sonrası
21.6.2017
Irak/Suriye: Maç sonu kavgası
18.6.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı
14.6.2017
Macron, TINA, OHAL - Vay vay vay...
11.6.2017
İran, Katar, SA: Kalıcı sakatlığa yol açabilecek pozisyonlar
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.