Atilla Aytemur

Serbestiyet



Bookmark and Share

İktidar ülkeyi nereye sürüklüyor?


10.10.2020 - Bu Yazı 3199 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 15 Temmuz 2016 darbe girişimini geride bırakalı beş yıla yakın bir zaman oldu.

Bu vahim olay, can kayıpları ve yaralılar pahasına bertaraf edildi ama bugün ülkenin adım adım sürüklendiği yerden endişe duymamak artık mümkün değil.

O gün, demokratik yollardan seçilmiş bir hükümete karşı yapılmak istenen kanlı darbeye, TBMM’de partiler ve milletvekilleri; sokakta, meydanlarda ve köprülerde halk direnmiş; demokrasiye ve kendi iradesine sahip çıkarak, darbecileri başarılı bir şekilde püskürtmüştü.

Bu, Türkiye’nin mevcut demokrasisini ve kurumlarını tasfiye etsin, güçler ayrılığını bir kenara itip, otoriter tek adam rejimi kursun diye, AK Parti iktidarına verilen “Allah’ın bir lütfu” değildi. 

Bu ibret verici olay ders çıkarmayı bilenler için, yıllardır açmazlarla boğuşan bu ülkede, ideolojik ve politik gerilimlerin bitmesi, ötekileştirme ve kutuplaşmanın son bulması, demokratik bir siyasal sistem inşa edebilmek üzere uzlaşmaya dayalı ve geniş katılımlı yeni bir anayasa yapılması için bir fırsattı.

Toplum nefes alamıyor

AK Parti iktidarı ve ortakları, gözlerini karartıp tam ters istikamette davrandılar ve ülkeyi nefes alınamaz hale getirdiler.

23 Temmuz 2020’de Serbestiyet’te yayımlanan “AK Parti’yle nereye kadar?” başlıklı yazımda iktidarın durumunu ele almış ve tehlikeli gördüğüm gidişatın önüne geçilmesi için, muhalefetin üzerine düşenlere işaret etmiştim.

Yine aynı yazıda, “AK Parti için dönüş mümkün mü” sorusu için de ” …iktidarın kimi demokrasi rötuşlarıyla rejimi toparlayıp ıslah etmesi ve yeniden geniş tabanlı bir toplumsal rıza üretmesi, mevcut verilere bakınca artık çok zor. Ayrıca, böyle bir planı ve çabası da yok” demiştim.

Ortakların tehlikeli uyumu

Mevsim sonbahara dönerken, AK Parti iktidarından ve Cumhur İttifakı partilerinden art arda gelen demokrasi ve hukuk aleyhtarı hamleler, maalesef bu karamsar beklentiyi pekiştirir nitelikte.

Öyle ki, TBMM açılırken üçüncü büyük partiye (HDP), politik amaçlı olduğu besbelli bir operasyon çekmekten, önce başkanını tutuklayıp arkasından Kars Belediyesi’ne el koymaktan hiç sakınılmadı. Bu partinin neredeyse kazandığı belediyesi kalmadı. Yedi milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırmak için mekanizma tıkır tıkır işliyor.

Ülkede denge ve denetleme adına kalmış ender kurumlardan olan yüksek yargıyı, Anayasa Mahkemesi’ni (AYM) hizaya getirip etkisiz kılma niyetini, hem MHP lideri Bahçeli, hem de iktidar partisi temsilcileri açıkça itiraf etti. AYM’nin yeni rejimin hukukuna ayak uyduramadığı gibi komik bir gerekçe ileri sürüldü.

Mesleki fonksiyon ve saygınlıkları yüksek olup, kendi alanlarında önemli bir denetleyicilik rolü oynayan geleneksel kurumlardan Baro’yu böldüler. Tabipler Birliği’ni ise toptan kapatmanın peşindeler. Kendilerine biat etmeyen bu kurumlara yapıştırdıkları hazır yafta ise “teröre destek.”

Doludizgin nereye?

Abartmış olmayı çok isterim amma, bütün olan bitenler, Türkiye’de rejimin istikrarlı bir şekilde, toplum çoğunluğunun asla kabullenemeyeceği bir yere doğru hızla evrildiğini gösteriyor.

Adı ister Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, ister Türk tipi başkanlık olsun, AK Parti İktidarı ve ortaklarının, 2018’den beri resmen de içinde yaşadığımız demokrasi dışı baskıcı rejimi en uç noktasına kadar götürmeye niyetli oldukları anlaşılıyor.

Varılacak uç noktanın da ne menem bir şey olduğunu anlamak için, doğrusu kütüphaneler dolusu kitap devirmeye, aylar yıllar sürecek bilimsel çalışmalara gömülmeye gerek olmadığı kanısındayım.

İktidar bu adımları hangi hesapla atarsa atsın ve hangi söylemle savunursa savunsun, sonunda karşılaşılacak olan şey başarısızlık, toplumsal çöküntü ve ülkede herkesin kaybettiği bir durum olacak.

Muhalefet partilerinin değerlendirmelerini bir yana bırakırsak, vicdan ve sorumluluk sahibi bazı yazarlar, akademisyenler ve düşünce insanları, uzunca bir süredir iktidarın böyle bir yola girdiği hususuna dikkat çekiyor ve rejimin adını koymaya çalışıyorlar. Ama iktidarın kulakları farklı seslere kapalı.

20. Yüzyılda dünyayı cehenneme çeviren böylesi rejimler ve ideolojiler iyi biliniyor. Ama yaşanan büyük insan kaybı ve yıkım nedeniyle, artık kimse Faşizmi ve Nazizmi göğsünü gere gere savunamıyor.  

Bugün, ABD ve Avrupa dahil, farklı gelişmişlik düzeylerine sahip ülkelerde gördüklerimiz ise daha değişik özellikler taşıyor. Ne yazık ki, Türkiye de bunlar arasında değerlendiriliyor.

Çoğunlukçuluk illetine yakalanınca…

Yaşanan büyük değişimler ve farklılaşmalar nedeniyle, günümüzde yaşanan demokrasiden köklü uzaklaşmaları, mülteci ve göçmen düşmanlığını, her türlü ötekileştirmeyi, kural tanımazlığı, baskıcı, despotik, otoriter tek adam rejimlerini, klasik diktatörlük örnekleri üzerinden tanımlamaya çalışmak yeterince açıklayıcı olamıyor.  

Özellikle, son birkaç yıldır Türkiye’de yaşamakta olduğumuz şeyleri, bu tarihsel deney kalıpları içinde yorumlamak yetersiz kalıyor ve yanlış değerlendirmelere götürüyor. Bu nedenle onları geçelim; daha farklı bir durumla yüz yüzeyiz.

Hatırlayalım: AK Parti ve MHP’nin dayattığı  16 Nisan 2017 tarihli başkanlık rejimine geçiş referandumunda aldıkları oy yüzde 51.41 idi. Yeni rejim için 24 Haziran 2018’de yapılan seçimde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aldığı oy ise %52.6 olmuştu.

Yani, AK Parti ve ortaklarının arkalarına aldıkları destek toplumun yarısından ibaretti. Toplumun diğer yarısı ise böyle bir rejim değişikliğine karşıydı.

Kuralsızlık ve kurumsuzluğun karşı konulmaz cazibesi

Ama iktidar ve ortakları, böyle kılpayı bir çoğunluğu arkalarına alıp, toplumun diğer yarısı yokmuş gibi davrandılar. Elde ettikleri çoğunluğu istedikleri her şeyi yapmak için yeterli gördüler.

“Yeni rejimin taşlarını oturtuyoruz”, “eski rejimin çapaklarını temizliyoruz” iddiasıyla, demokrasi ve hukuk adına geride kalan ilke, kural, değer, işleyiş, kurum artık ne varsa dümdüz üzerine gidiliyor.

Yalnızca güçler ayrılığı prensibi sonlandırılıp, bütün yetkiler tek kişide toplanmakla kalınmadı, kurumların fonksiyonları da uygulamada olağanüstü yetkilerle donanmış lidere kaydırılarak kurumsuzluk ve kuralsızlık olağanlaştırıldı.

Bir zamanlar rejim ve kurumları, askeri vesayetin tahakkümü altında iken, şimdi hemen her şey, hem devletin hem de partinin başı olan liderin kontrol ve yönlendirmesi altına girdi. Bu tek kişilik sistem varlığını, kuralsızlık ve kurumsuzluk zemininde, liderin olağan dışı bir güç temerküzüyle gösteriyor.

Doğru dürüst bir ideolojik omurgası olmayan, popülist ve dışlayıcı söylemlerle iktidara gelip, kısa sürede demokrasi dışına savrulan bu tür rejimler genel olarak otoriter popülist olarak niteleniyor. Kendi içinde çeşitleri de bulunuyor ama ortak özellikleri iktidara gelmek ve iktidarda kalmak uğruna her şeyi kullanmak.

Politik cephanelikte fazla bir şey kalmadı

Son yazılarımda üzerinde fazlaca durduğum bu sorunlarla sizi sıkmak istemem. Ama Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi uygulamalarıyla bu rejimin “normal”e dönme eşiğini geçtiğine bir kez daha dikkatinizi çekerim.

Yerli ve milli hamasetlerin istiap haddi sınırlı. Oradan buradan fışkırtılan saldırgan milliyetçi hezeyanların sirayet gücü artık eskisi gibi değil. Bekaydı, savaştı, terördü,  dış düşmandı, işbirlikçilerdi filan derken fazla bir şey kalmadı. Çıplak gerçek gün gibi ortaya çıktı.  

Yoksulluk, yolsuzluk, yalan dolan, süfli bir pragmatizm, ahlaki çürüme getiren ve esasen eşe dosta çalışan bu sistemin devamı için, Siyasi Partiler ve Seçim yasalarının değiştirilmesinin de çıkış filan olamayacağını kestirmek zor değil.

Şüphesiz muhalefetin bu şartlarda da demokrasinin ve kurumlarının kırıntısına sarılması gereklidir ve öyle de yapıyorlar. Ama bu yetmez. Türkiye’nin nereye sürüklendiğinin sürekli dile getirilmesi gerekir.

Demokrasiye sadakat ve toplumsal sorumluluk icabı Millet İttifakı, günlük gelişmelerin ötesinde, hem birlikte ve hem de ayrı ayrı AK Parti’yi ciddiyetle uyarmalıdır. İzlenen politikalar nedeniyle iktidarın hem kendini ve ülkeyi nereye sürüklediği, sonuç vermeyecek olsa bile, samimiyetle anlatmalıdır.  

Bu da demokrasi mücadelesinin önemli bir boyutudur.

Facebook Yorumları

reklam
26.10.2020
Seçim tartışması bu şartlarda biter mi?
10.10.2020
İktidar ülkeyi nereye sürüklüyor?
28.09.2020
Hukuku tuşa getiren HDP operasyonu
24.09.2020
“Samimi demokrasi” buysa…
16.09.2020
İçişleri Bakanı böyle davranamaz!
11.09.2020
Atlamayalım… Bahçeli bu defa idam istedi!
5.09.2020
Barış Atay’a saldırı geçiştirilemez!
29.08.2020
Müjde ve felaket: Karadeniz’in gazı ve seli
13.08.2020
‘Nepotizm’ dediğin böyle olur!
9.08.2020
Bugün CHP’den ayrılma ne anlama gelir?
23.07.2020
AK Parti’yle nereye kadar?
15.07.2020
Muteber iş adamı ve durmaksızın patlayan fabrikası
2.07.2020
AK Parti’nin ‘ince’ hesapları
22.06.2020
Türkiye Kürt sorununu kiminle çözecek?
14.06.2020
HDP’yi kapattırma sevdası
6.06.2020
Yine neler oluyor?
1.06.2020
Siyasette iki tıkanma
15.05.2020
Hayır, cüretleri cehaletlerinden değil!
7.05.2020
Kullanım süresi geçmiş suçlama
16.04.2020
Vebadan sonra Avrupa’da ne oldu?
3.04.2020
Salgınla mücadelenin üzerine düşen gölge
19.03.2020
Korona ve siyaset
4.03.2020
Ömer Faruk’tan Aşk ve Ereksiyon “Aşk”ı
21.02.2020
Vesayet ve darbe tehlikesi hortladı mı?
3.01.2020
Kanal İstanbul (1) Hakiki bir ihtiyaç mı? (*)
28.12.2019
Okuyucuya not: Kanal İstanbul ısrarı ve gerçekler
13.12.2019
Kamu yetkililerinin sorunlu zihniyeti
4.12.2019
Bunu da gördük: Üniversiteye haciz!
23.11.2019
Dipsiz Göl’ün ölümü
15.11.2019
Otizmli çocuklara ayrımcılık
9.11.2019
Zor denklem!
15.10.2019
Yargı ve adalet krizi
4.10.2019
Bütün anneler birleşin!
10.09.2019
Reşat Çalışlardan sosyal medya ve Gariplikler (*)
8.09.2019
İstanbul Belediyesi meğer kimleri finanse etmiş!
26.08.2019
Yine mi kayyım!
14.08.2019
Kaz Dağları’nda itiraz ve isyan!
5.08.2019
HDP’nin Diyarbakır mitinginin düşündürdükleri
24.07.2019
Hedefteki adalet!
11.07.2019
Başkanlık tartışmasının ardında dış güçler mi var?
11.07.2019
Başkanlık tartışmasının ardında dış güçler mi var?
29.06.2019
AK Parti’nin metamorfozu ve 23 Haziran seçimi
27.05.2019
Türkiye Gemisi
17.05.2019
#sanatçıyadokunma!
10.05.2019
İktidar, YSK kararı ve muhalefet
3.05.2019
Ortada kalan ittifak
30.04.2019
23 Nisan ve linç girişimi
21.4.2019
HDP seçimlerde ne yaptı?
14.4.2019
AK Parti ülkeyi nereye sürüklediğinin farkında mı?
6.4.2019
Adresini arayan uyarı!
3.4.2019
Sıradaki kriz: S-400’ler
22.3.2019
Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği (*)
9.3.2019
Zorlamayalım, “beka” seçimlere sığmaz!
5.3.2019
CHP manifestosu neler vaat ediyor?
19.2.2019
AK Parti manifestoda ne diyor, ne demiyor?
10.2.2019
Seçilmişlerin meşruiyeti ve Venezuela
29.1.2019
Trump’ın açtığı kapıdan giren mevzular
11.1.2019
Parti kapattırma sevdası
3.1.2019
“Alışamadık”
21.12.2018
Böyle gider mi?
14.12.2018
Oslo toplantısı AK Parti’nin oyunu mu?
30.11.2018
Seçimler ve iktidar koalisyonunun menüsü
27.11.2018
Osman Kavala’dan gizli örgüt lideri çıkmaz!
8.11.2018
Cumhur İttifakı çöker mi?
18.9.2018
Tekrar AB yoluna giriyor muyuz?
30.8.2018
Biraz vicdan…biraz adalet…hepsi bu!
23.8.2018
Kanal (3) Risk bombası!
17.8.2018
Kanal (2) Türkiye, ücretli geçişe zorlayabilir mi?
8.8.2018
Kanal İstanbul hakiki bir ihtiyaç mı?
29.7.2018
N’olacak bu CHP’nin hali!
21.7.2018
Gitti OHAL, geldi “bu hal”!
6.7.2018
Seçimler ve başkanlık sistemi
7.6.2018
Aldatılmalara doyamıyoruz!
1.6.2018
Ahmet Maranki vakası
24.5.2018
HDP’nin konumu ve Millet İttifakı
28.4.2018
CHP’nin hamlesi
16.4.2018
“Siyasi ayak” Erdoğan iddiası...
26.3.2018
Boykot muhalefete yaramaz!
22.3.2018
Ötesini görmek
5.3.2018
İttifak yasasını anlama rehberi/ Sandık devletin “güvenli” kolları arasında
23.2.2018
HDP’de yeni dönem
12.2.2018
Olaylar, partiler ve yaklaşan seçimler
29.1.2018
Canan Kaftancıoğlu
3.1.2018
Ne zulüm ne merhamet; yalnızca adalet!
22.12.2017
Trump, ne yaptın sen!..
12.12.2017
Yeni Suudi veliaht (3) ABD bu işin neresinde?
24.11.2017
Yeni Suudi veliaht ne yapmak istiyor? (1)
3.11.2017
Gezi olayları ve Kavala hakkında bir tanıklık
27.10.2017
HDP’den özeleştirel çıkışlar
16.10.2017
AK Parti geç mi kaldı?
2.10.2017
Sosyalistler Kürt referandumuna nasıl baktı?
27.9.2017
Hamas: Meşruiyet arayışında bir adım daha
18.9.2017
Siyasal nebbaşlara geçit vermeyelim!
11.9.2017
Referanduma itirazlar ve PKK’nın tavrı
31.8.2017
Bülent Uluer’i uğurlarken
14.8.2017
Şu halimize bakın!
8.8.2017
Diyanetin FETÖ raporu: Niçin geç kaldım!
1.8.2017
Cumhuriyet gazetesi dâvâsı ve metal yorgunluğu
25.7.2017
Meclis’teki içtüzük bombası
18.7.2017
Kaçan fırsat
14.7.2017
Bazen bir yürüyüş, bir yürüyüşten fazlası olabilir
22.6.2017
Muhalefetinizi nasıl istersiniz?
17.6.2017
Dindarlar ve laikler arasındaki ilişkiler
11.6.2017
“Yan yana ve birarada olanlar”ın çağrısı
1.6.2017
İki kongre
26.5.2017
Hamas’ın meşruiyet arayışı
23.5.2017
CHP’de neler oluyor?
30.4.2017
Bu sonuçlar huzur verir mi?
10.4.2017
Son hafta için özet ve birkaç soru
29.3.2017
Referanduma giderken “Hak ve Adalet”
18.3.2017
Sorunları uhulet ve suhuletle çözmek
12.3.2017
Kılıçdaroğlu’nun “gafı” ve Alaattin’in Lambası
6.3.2017
28 Şubat’ın 20. yılında mağduriyet ve muktedirlik
26.2.2017
“Gırgır” dergisi kapanırken
19.2.2017
“Evet” nasıl anlatılıyor?
12.2.2017
Alt tarafı hükümet sistemi, deyip geçmeyelim (2)
5.2.2017
Alt tarafı hükümet sistemi, deyip geçmeyelim!
29.1.2017
Müfredat değişikliğine Atatürk’ten başlamak
17.1.2017
Tunus başardı; ya Türkiye?
11.1.2017
Reina katliamı ve hayat tarzı tartışmaları
3.1.2017
Umutlandıran üç olay
28.12.2016
Kaos günlerinde referandum
22.12.2016
Ne günlerden geçiyoruz!
3.12.2016
AB’nin yolu kendisinden önemli
22.11.2016
Başkanlık sistemi ve düello
15.11.2016
CHP bildirisi ve iki cephe
7.11.2016
Kışanak ve Anlı’yı hapsetmekle ne kazanılacak? (2)
2.11.2016
Kışanak ve Anlı’yı hapsetmekle ne kazanılacak (1)
24.10.2016
Bahçeli bunu hep yapıyor
17.10.2016
CHP sempozyumu ve Ankara katliamı
9.10.2016
JİTEM’ci albay ve Cumartesi Anneleri
2.10.2016
Atışma değil tartışma ve reformun tam zamanı
25.9.2016
Tartışma ihtiyacı
18.9.2016
Hatâlı uygulamalar havayı iyice bozuyo
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive