Atilla Aytemur

Serbestiyet



Bookmark and Share

Türkiye Kürt sorununu kiminle çözecek?


22.06.2020 - Bu Yazı 1209 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Seçim ve ittifaklar gündeme gelince, HDP’nin konumu ve dayandığı seçmen gücü siyasi platformlarda değişik tartışmalara konu oluyor. İktidar onun buharlaşmasını isterken, muhalefet iktidarın önünün kesilmesine yardımcı olsun ama ortalıkta görünmesin diye düşünüyor.

Kuruluşundan itibaren faaliyetlerini yakından izlediğim, kimi zaman destek verip kimi zaman eleştirmeye çalıştığım bu partiye dair bazı değerlendirmelerimi paylaşmak istiyorum.

Öncellikle herkesin gördüğü gerçeğin altını bir kez daha çizmekte yarar var: HDP’nin sık sık gündemin ana maddelerinden biri olmasının nedeni, müesses nizamın kabullenmekte zorlandığı Kürt sorununun sözcülüğünü yapan bir parti oluşudur. Ama son dönemde daha baskın olan, 7 Haziran 2015 genel seçimlerinden itibaren, özellikle de başkanlık rejimine geçildikten sonra, siyasetin dengelerini belirleyen bir güç ve kilit aktör haline gelmesidir.

AK Parti ve Cumhur İttifakı onun bu konumunu geleceklerindeki en ciddi risk olarak gördükleri için, denklem dışı bırakmak üzere her türlü hukuk dışı uygulamayı ve demagojik propagandayı hızlandırmış durumda. HDP yok sayılarak ve demokratik siyaset platformunun dışına itilerek, konumunun karşılığı olan etkinliği göstermesi her yoldan engellenmek isteniyor. 

Mithat Sancar’ın eş başkanlığa gelişi

Öğretim üyesi ve insan hakları savunucusu Prof. Dr. Mithat Sancar, bu politikaların zirveye çıktığı dönemde partinin eş genel başkanı seçildi. Sancar’ın, tutarlı aydın kimliği, birikimi ve vizyonuyla, AK Parti’nin ve ihtiraslarını dizginleyemeyen küçük ortaklarının işini zorlaştıracağı, muhalefet çevrelerinde genel kabul görüyor.

Kongre hazırlıkları sırasında adı geçmeyip birkaç gün kala aday gösterilse de, Sancar’ın ilk günden itibaren bu partinin siyasetine derinlik ve güç kazandıracağı, Cumhur İttifakı’nın HDP’yi şeytanlaştırıcı girişimlerini boşa çıkarma yönünde yoğun çaba göstereceği şimdiden belli olmaya başladı.

TBMM’nin 100. kuruluş yıldönümünde kürsüden yaptığı, “aynı topraklar üzerinde demokratik, katılımcı ve çoğulcu birlikte yaşam inşa etme” çağrısı hayli etkili oldu.

Partinin eski milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile İyi Parti yöneticileri arasında yaşanan ve Millet İttifakı’nı riske sokan tartışmanın olumsuz etkilerini, sürdürdüğü gösterişsiz ve dikkatli arka kapı diplomasisiyle bertaraf etmesi, o çevrelerin kulislerinde üzerinde durulan bir konu.

Cumhur İttifakı’nın kimseye haber vermeden torbadan çıkardığı milletvekili düşürme operasyonu, HDP camiasında adalet ve hukuk adına güçlü bir itiraza neden olmasına karşın, ırkçı ve lümpen milliyetçiliğe pek koz vermedi. Pervin Buldan’la birlikte Sancar, teşkilatlardan ve seçmenlerden yükselen haklı tepkiyi, iktidardan gelen yoğun yasaklama ve engellemelere rağmen, sembolizmi yüksek bir “Hakkâri, ve Edirne’den Ankara’ya” yürüyüşüyle yansıtmaya çalıştı.  

Türkiye’de Kürt partisi olmak                                                                                          

Herkesin bildiği bir gerçeği ifade etmek gerekirse, uzun ve kanlı bir geçmişi olan Kürt sorununun çözümü HDP’nin temel önceliği olup, hemen her meseleye bu pencereden bakıyor.

Çağdaş ve demokratik sistemlerin ölçüleri içinde yaklaşırsak, HDP’nin “Kürt partisi” görüntüsü vermesinde, bu kimliğin taleplerine sözcü olmasında, faaliyetlerini esasen bu alanda yoğunlaştırmasında… yadırganacak ve kınanacak bir durum yoktur.

Çerçevesini Anayasa’nın 3., 68. ve 69. maddeleri ile Siyasi Partiler Yasası’nın çizdiği, demokratik olmayan bir siyasal sistem ortadayken, HDP’nin bu sorunun hakkını veren bir mücadele sergilemesinin hiç de kolay olmadığını kabul etmek hakkaniyet icabıdır. Hele yasama, yürütme ve yargı erklerinin tek elde toplandığı, parlamentonun işlevsiz hale geldiği başkanlık rejiminde bu daha da zordur.  

HDP’nin öncülü partilerin akıbetlerine bakınca da bu gerçek bütün çıplaklığıyla görülmektedir.

HDP, öncüllerinden farklı

Bununla beraber HDP, önceki Kürt partilerinden bazı yapısal bazı farklar barındırıyor. Halkların Demokratik Kongre’sinden yola çıkılarak kurulurken, bünyesinde muhtelif sol-sosyalist parti ve çevreler yer aldı. Program ve tüzüğü birlikte hazırladılar. Batı il ve ilçelerindeki örgütleri bu çeşitliliği gözeterek oluşturdular.

Partinin Türkiye coğrafyasına yayılan bir teşkilâtlanmaya sahip olmasında biraz da bunun rolü oldu.

Bu farklılık ister istemez siyaset diline ve eylemlerine de yansıdı. Kürt sorununu anlama ve sahiplenme eğilimi, hem gruplar üzerinden, hem de onların bir varlığını olduğu il ve ilçelerde, kısmî bir gelişme gösterdi.

Madalyonun diğer yüzünde, sol grupların geleneksel radikalizminin ve sekterliğinin bazen partinin iç hayatına, bazen de eylem ve söylemlerine yansıdığı gözleniyor.

“Bileşen hukuku”

HDP adına kamuoyuna yansıyan sert söylem ve sloganları, tartışmalı durumları ve kimi olumsuz olayları sol gruplara ve onlarla Kürtler arasında var olduğu ileri sürülen “bileşen hukuku”na bağlama eğilimine çok sık rastlanıyor. Bu hukuka gizemli bir fonksiyon atfediliyor.

Bundan yola çıkarak, HDP’nin siyasetteki yerini tâyin eden temel ve kritik politikaların sol gruplar tarafından belirlendiği; kötülüklerin kaynağının onlar olduğu; bu arada, hak ettiklerinden fazla da milletvekili aldıkları gibi değerlendirmelere rastlanıyor. Yakından bakınca bu değerlendirme, sorunun kaynağını alâkasız yerde arayan afakî bir yaklaşım niteliği taşıyor.

Aslında Kürtlerle sol gruplar arasında aktedilmiş ve yazıya geçirilmiş böyle bir ortak hukuk belgesi yok. Eğer birlikte yürümenin bir tür diplomasisine işaret edilmek isteniyorsa, bu diplomasi nasıl işlerse işlesin, Kürt dinamiğinin gücünü ve tâyin edici rolünü unutturmayan bir diplomasi olduğunu hatırlatmak bile gereksiz.

Bu ilişkinin hemen bütün boyutları partinin tüzük ve programına yansıtılmış durumda. Ayrıca, 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Kürtlerin ve solun kurduğu partilerin, kadın, gençlik, inançlar, etnik kimlikler, emek güçleri, LGBTİ, engelliler, çoğulcu demokrasi ve katılım, rotasyon, kota ve pozitif ayrımcılık, ekoloji ve çevre gibi alanlarda geliştirilen anlayış ve ilkelerden hayli yararlandığı anlaşılıyor. Bu haliyle HDP klasik partilerden de ayrışmış görünüyor. 

HDP seçim barajını anlamsızlaştırdı                                                                         

Partide eş genel başkanlardan biri mutlaka Kürt olurken, diğerinin farklı kimlikten olmasına dikkat ediliyor. Bu dikkat, topluma çoğulculuk mesajı verilmek istenmesiyle ilgili. Eş başkan adaylarından biri parti içinde az çok ortak yaklaşımla belirlenirken, Kürt kimlikli olanın partinin Kürt tarafınca belirlenmesi ise bugünkü realite içinde anlayışla karşılanıyor. Merkez organlar ve batıdaki örgütler elbette partideki renkliliğe göre şekilleniyor.

Her gruptan en az bir kişinin meclise gönderilmesi ve barajın devre dışı bırakılması özellikle ilginç. Gerek HDP’yi bir arada tutma hedefi, gerekse de kamuoyuna partinin modeli ve gelecek tasavvuru hakkında verdiği fikir bakımından, bu iki boyut veya uygulama dikkat çekiyor. Parlamenter alanın yıllar boyu sol gruplara kapatıldığı hesaba katılırsa, bunun belirli bir toplum kesiminde olumlu karşılandığına şüphe yok.

HDP’nin inşasında soldan yetişmiş birçok kadro etkin rol oynadı. HDP’nin güçlü bir seçmen tabanına sahip olması ve parlamenter zeminde imkânlar sunması nedeniyle, bu kadrolar arasında siyasal kariyerini tamamen HDP’de sürdürme eğiliminin doğduğu gözleniyor. Bu çerçevede değerlendirilebilecek bir başka husus ise, parti içi gruplardan bağımsızlaşan bir HDP’lilik kimliğinin giderek benimsenmesidir.

İki kıskaç arasında yolunu arayan parti

HDP’nin asıl sorununa gelecek olursak; parti olağanüstü zor şartlar altında, doğrusu bu benzetme tam oturur mu bilemem ama iki kıskaç arasında yolunu arıyor.

Hatırlayalım, Cumhurbaşkanı Erdoğan, HDP’nin 80 milletvekili çıkardığı 2015 seçimleri öncesinde partinin seçime bağımsız adaylarla girmesini istemiş; şayet AK Parti 400 milletvekili çıkarırsa, Kürt sorununun çözümü için bütün yasal değişiklikleri rahatça yapabileceği vaadinde bulunmuştu.

Tabii ki olmadı. HDP, tartışılması bile abes olan demokratik ve anayasal hakkını kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zorlamasıyla 1 Kasım’da seçim yenilendiğinde, desteğinin kısmen azalsa da sürdüğü ve yeniden güçlü bir grup çıkardığı bir kez daha görüldü.  Ama bu, aynı zamanda iktidarın sınır tanımayan baskılarının da başlangıcıydı. Bunu “Siyasette iki tıkanma” başlıklı yazımda etraflıca yazmıştım.

HDP o dönemden itibaren bir de PKK politikalarının basıncına maruz kaldı. İktidarın PKK’ya dönük her hamlesi, PKK’nın Türkiye’ye dönük her eylemi ve söylemi, sonuçları itibariyle HDP’nin demokratik siyasetinin, eylem ve söyleminin baskı altına alınmasını beraberinde getiriyor. Bu iki yönlü kıskaç, iki yönlü basınç, partiyi çoğu zaman kötürüm ve dilsiz duruma soktu.

PKK, eleştiri ve gelecek

Ortadoğu çapında bir strateji uygulayan PKK’nın, Suriye İç Savaşı’nda izlediği politikalar Türkiye’ye “özyönetim” ilanları, “devrimci halk savaşı” ve “hendek savaşları” şeklinde yansıyınca, HDP demokratik siyasete sadakatini ve meşruiyetini kamuoyuna anlatmakta çok ciddi zorluğa düştü. Üstelik o sıralarda, barış girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının bütün negatif etkileri de siyasette kendini gösteriyordu.

PKK’nın silâhlı güçleriyle muhtelif yerlerde uyguladığı terör eylemleri karşısında, HDP kendi özgün sözünü oluşturamadı ve itirazını yükseltemedi. PKK’nın bu kendini tekrar eden ve bölge halkının aleyhine gelişen eylemleri karşısında parti, yasal zemininin ve demokratik siyaset vizyonunun belirlediği mücadele alanlarına kıskançlıkla sahip çıktığına dair bir toplumsal algı yaratmakta başarılı olamadı. Toplumdan yükselen haklı temeldeki eleştirilere tatmin edici cevap bulamadı. Parti içinde bu durumu kapsamlı şekilde değerlendiren bir süreç yaşandığına dair güçlü işaretler de görülmedi. Partinin bu konulara dair hangi sonuçları çıkardığı halen pek bilinmiyor.

HDP bünyesinde bulunan sol-sosyalist parti ve çevrelerin, bu hususta yapıcı, partinin önünü açan bir rol oynadığına dair herhangi bir bilgi ise henüz kamuoyuna yansımış değil.

HDP anayasal demokratik düzenin vazgeçilmezidir!

Çok çalkantılı geçen ikili kıskaç dönemi halen sürüyor. PKK’nın neden olduğu ölümler devam ediyor. İktidar dışarıda,  Irak’ta büyük bir operasyon yaparken, içeride HDP’nin demokratik ve yasal ölçüler içinde planlanmış olan Ankara yürüyüşünü her yola baş vurarak kısıtlamaya çalışıyor. Yetmezmiş gibi, tam da bu aşamada Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasası’yla oynayarak HDP’nin seçimlerdeki muhtemel kilit rolünü yok etmeyi hedefliyor.

Kürt sorunu demokratik ve eşitliklikçi yollardan çözüme kavuşmadıkça toplumumuzun barış ve huzur içinde yaşayamayacağını artık biliyoruz. Hakkındaki eleştirilerde önemli haklılık payları olsa bile, yasal demokratik platformda kalmakta ısrarlı olan HDP, Türkiye için bir imkân olarak görülmelidir.

Pervin Buldan ve Mithat Sancar, bu dönemde yayınladıkları “HDP’nin Strateji Belgesi”yle nasıl bir mücadele hattı sürdüreceklerini geçtiğimiz günlerde açıkladılar. Türkiye’nin can alıcı meselelerine doğrudan dokunan bu politikaların gerçekleşmesi için bütün gücüyle demokratik bir rol almaya çalışan partiyi siyaset zemininden atmaya çalışmak yerine onu ortak geleceğe kazanmak, hepimizin lehine olacak.

HDP demokratik siyasette kendi özgün alanını güçlendirdikçe, Türkiye barışa ve çözüme daha fazla yaklaşacak. 

Facebook Yorumları

reklam
2.07.2020
AK Parti’nin ‘ince’ hesapları
22.06.2020
Türkiye Kürt sorununu kiminle çözecek?
14.06.2020
HDP’yi kapattırma sevdası
6.06.2020
Yine neler oluyor?
1.06.2020
Siyasette iki tıkanma
15.05.2020
Hayır, cüretleri cehaletlerinden değil!
7.05.2020
Kullanım süresi geçmiş suçlama
16.04.2020
Vebadan sonra Avrupa’da ne oldu?
3.04.2020
Salgınla mücadelenin üzerine düşen gölge
19.03.2020
Korona ve siyaset
4.03.2020
Ömer Faruk’tan Aşk ve Ereksiyon “Aşk”ı
21.02.2020
Vesayet ve darbe tehlikesi hortladı mı?
3.01.2020
Kanal İstanbul (1) Hakiki bir ihtiyaç mı? (*)
28.12.2019
Okuyucuya not: Kanal İstanbul ısrarı ve gerçekler
13.12.2019
Kamu yetkililerinin sorunlu zihniyeti
4.12.2019
Bunu da gördük: Üniversiteye haciz!
23.11.2019
Dipsiz Göl’ün ölümü
15.11.2019
Otizmli çocuklara ayrımcılık
9.11.2019
Zor denklem!
15.10.2019
Yargı ve adalet krizi
4.10.2019
Bütün anneler birleşin!
10.09.2019
Reşat Çalışlardan sosyal medya ve Gariplikler (*)
8.09.2019
İstanbul Belediyesi meğer kimleri finanse etmiş!
26.08.2019
Yine mi kayyım!
14.08.2019
Kaz Dağları’nda itiraz ve isyan!
5.08.2019
HDP’nin Diyarbakır mitinginin düşündürdükleri
24.07.2019
Hedefteki adalet!
11.07.2019
Başkanlık tartışmasının ardında dış güçler mi var?
11.07.2019
Başkanlık tartışmasının ardında dış güçler mi var?
29.06.2019
AK Parti’nin metamorfozu ve 23 Haziran seçimi
27.05.2019
Türkiye Gemisi
17.05.2019
#sanatçıyadokunma!
10.05.2019
İktidar, YSK kararı ve muhalefet
3.05.2019
Ortada kalan ittifak
30.04.2019
23 Nisan ve linç girişimi
21.4.2019
HDP seçimlerde ne yaptı?
14.4.2019
AK Parti ülkeyi nereye sürüklediğinin farkında mı?
6.4.2019
Adresini arayan uyarı!
3.4.2019
Sıradaki kriz: S-400’ler
22.3.2019
Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği (*)
9.3.2019
Zorlamayalım, “beka” seçimlere sığmaz!
5.3.2019
CHP manifestosu neler vaat ediyor?
19.2.2019
AK Parti manifestoda ne diyor, ne demiyor?
10.2.2019
Seçilmişlerin meşruiyeti ve Venezuela
29.1.2019
Trump’ın açtığı kapıdan giren mevzular
11.1.2019
Parti kapattırma sevdası
3.1.2019
“Alışamadık”
21.12.2018
Böyle gider mi?
14.12.2018
Oslo toplantısı AK Parti’nin oyunu mu?
30.11.2018
Seçimler ve iktidar koalisyonunun menüsü
27.11.2018
Osman Kavala’dan gizli örgüt lideri çıkmaz!
8.11.2018
Cumhur İttifakı çöker mi?
18.9.2018
Tekrar AB yoluna giriyor muyuz?
30.8.2018
Biraz vicdan…biraz adalet…hepsi bu!
23.8.2018
Kanal (3) Risk bombası!
17.8.2018
Kanal (2) Türkiye, ücretli geçişe zorlayabilir mi?
8.8.2018
Kanal İstanbul hakiki bir ihtiyaç mı?
29.7.2018
N’olacak bu CHP’nin hali!
21.7.2018
Gitti OHAL, geldi “bu hal”!
6.7.2018
Seçimler ve başkanlık sistemi
7.6.2018
Aldatılmalara doyamıyoruz!
1.6.2018
Ahmet Maranki vakası
24.5.2018
HDP’nin konumu ve Millet İttifakı
28.4.2018
CHP’nin hamlesi
16.4.2018
“Siyasi ayak” Erdoğan iddiası...
26.3.2018
Boykot muhalefete yaramaz!
22.3.2018
Ötesini görmek
5.3.2018
İttifak yasasını anlama rehberi/ Sandık devletin “güvenli” kolları arasında
23.2.2018
HDP’de yeni dönem
12.2.2018
Olaylar, partiler ve yaklaşan seçimler
29.1.2018
Canan Kaftancıoğlu
3.1.2018
Ne zulüm ne merhamet; yalnızca adalet!
22.12.2017
Trump, ne yaptın sen!..
12.12.2017
Yeni Suudi veliaht (3) ABD bu işin neresinde?
24.11.2017
Yeni Suudi veliaht ne yapmak istiyor? (1)
3.11.2017
Gezi olayları ve Kavala hakkında bir tanıklık
27.10.2017
HDP’den özeleştirel çıkışlar
16.10.2017
AK Parti geç mi kaldı?
2.10.2017
Sosyalistler Kürt referandumuna nasıl baktı?
27.9.2017
Hamas: Meşruiyet arayışında bir adım daha
18.9.2017
Siyasal nebbaşlara geçit vermeyelim!
11.9.2017
Referanduma itirazlar ve PKK’nın tavrı
31.8.2017
Bülent Uluer’i uğurlarken
14.8.2017
Şu halimize bakın!
8.8.2017
Diyanetin FETÖ raporu: Niçin geç kaldım!
1.8.2017
Cumhuriyet gazetesi dâvâsı ve metal yorgunluğu
25.7.2017
Meclis’teki içtüzük bombası
18.7.2017
Kaçan fırsat
14.7.2017
Bazen bir yürüyüş, bir yürüyüşten fazlası olabilir
22.6.2017
Muhalefetinizi nasıl istersiniz?
17.6.2017
Dindarlar ve laikler arasındaki ilişkiler
11.6.2017
“Yan yana ve birarada olanlar”ın çağrısı
1.6.2017
İki kongre
26.5.2017
Hamas’ın meşruiyet arayışı
23.5.2017
CHP’de neler oluyor?
30.4.2017
Bu sonuçlar huzur verir mi?
10.4.2017
Son hafta için özet ve birkaç soru
29.3.2017
Referanduma giderken “Hak ve Adalet”
18.3.2017
Sorunları uhulet ve suhuletle çözmek
12.3.2017
Kılıçdaroğlu’nun “gafı” ve Alaattin’in Lambası
6.3.2017
28 Şubat’ın 20. yılında mağduriyet ve muktedirlik
26.2.2017
“Gırgır” dergisi kapanırken
19.2.2017
“Evet” nasıl anlatılıyor?
12.2.2017
Alt tarafı hükümet sistemi, deyip geçmeyelim (2)
5.2.2017
Alt tarafı hükümet sistemi, deyip geçmeyelim!
29.1.2017
Müfredat değişikliğine Atatürk’ten başlamak
17.1.2017
Tunus başardı; ya Türkiye?
11.1.2017
Reina katliamı ve hayat tarzı tartışmaları
3.1.2017
Umutlandıran üç olay
28.12.2016
Kaos günlerinde referandum
22.12.2016
Ne günlerden geçiyoruz!
3.12.2016
AB’nin yolu kendisinden önemli
22.11.2016
Başkanlık sistemi ve düello
15.11.2016
CHP bildirisi ve iki cephe
7.11.2016
Kışanak ve Anlı’yı hapsetmekle ne kazanılacak? (2)
2.11.2016
Kışanak ve Anlı’yı hapsetmekle ne kazanılacak (1)
24.10.2016
Bahçeli bunu hep yapıyor
17.10.2016
CHP sempozyumu ve Ankara katliamı
9.10.2016
JİTEM’ci albay ve Cumartesi Anneleri
2.10.2016
Atışma değil tartışma ve reformun tam zamanı
25.9.2016
Tartışma ihtiyacı
18.9.2016
Hatâlı uygulamalar havayı iyice bozuyo
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive